16.07.19/10:13

en baba devrimciler fahişeler, hırsızlar vs. midir ?

Başlatan deniz, 04.09.06/16:06

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

KARGA

Hırsızlar, fahişeler, gaspçılar ve bilumum tüm buna benzer “yasa ve ahlak kırıcılarının”, kısacası Marksist literatürde “lümpen proletarya” adıyla anılan kesimin toplumsal dönüşümün lokomotifi olduğunu iddia etmek tutarlı bir görüş değildir. Lümpen proletarya ne kadar aykırı ve devrimci gözükse de esasında bize bu devrimcilik adına pozitif görünen imajını oluşturan aslında belki de bu sistemin negatif değerlerini diğer herkesten daha uç ve marjinal şekilde özümsemeleri; kolay para peşinde koşmak, bencillik, ötekini umursamama, vs…, ve elbette yetiştikleri çevre ve koşullar, onları bazılarından daha umarsız ve tehlikeye karşı cesur kılabiliyor. Onların eylemleri duruma göre kendilerini yukarıda arkadaşların dediği gibi asil kılabildiği çok doğru, ama bir devrimci olmak için bu kadarı kesinlikle yetmiyor. Nitekim lümpen proletarya kavramı ilk Napolyon zamanında ortaya çıkmıştır ve tarihte özgürlükçü devrimlerden çok baskıcı faşist otoritelere hizmet etmişlerdir; Mussolini’nin kitle tabanı ilk etapta onlardan oluşmuştur, Yugoslavya iç savaşında Çetnik diye anılan Sırp faşist paramiliter gruplar onlardan oluşuyordu, hatta Kosova’yla savaşırken ağır darbeler alan Makedon ordusu ancak lümpen proletaryadan oluşan bir gönüllüler birliği kurup cepheye sürerek belini doğrultabilmiştir. Bu arada meşhur, efsanevi Fransız yabancı lejyonunu unutmamak lazım, ki bu konuya çok iyi bir örnek.

Bu örnekler, lümpen proletaryanın önemli bir güç olduğunu gösteriyor, devrime de hizmet edebilirler, ama nihayette sahip oldukları olumsuz niteliklerden dolayı o şekilde toplumsal dönüşümün lokomotifi olamazlar. Aralarından bilinçlenip olumlu ahlaki değerlere sahip olanlar olabilir, ama o zaman da lümpen proleter değil, kısaca proleter olurlar. Lümpen proletarya en asi, en ahlaksız, en en vs… olduğu için onun toplumsal dönüşümü gerçekleştirmekte EN etkili kesim olduğu kanısı, yani "her şeyin marjinali makbuldür" anlayışı kocaman bir hataya sürükler insanı. Bazı devrimci sol çevrelerin işçi sınıfının yanında bir de o sınıfın en çok ezileni, en mazlumu, en en vs… oldukları için ekseni varoşlara bu denli kaydırmaları da aynı anlayış sonucudur ve yanlıştır; elbette varoşta yaşayan insanlar herkesten çok eziliyor, ama bir Gazi direnişinin etkisine, bir de 15-16 haziran direnişine bakıp kıyaslayın. Biri varoşlardan akan öfkeli ve devrimci kitle, diğeri ise örgütlü fabrika vs.. işçisi; hangisi burjuvazinin paçalarının daha çok tutuşmasına sebep olmuştur size tarih söylesin…

Kısacası, lümpen proletarya dışlanmamalı, onlar da devrimci hareketin bir parçası olabilir, ama “lokomotifi” olamazlar. Evvela her şeyin marjinali makbuldür anlayışından kurtulup her şeyi soğuk kanlılık ve olgunlukla tartıp düşünmeli. Sen de bunca yıldır forumlarda cirit atıyorsun ama görünen o ki hala hiçbir şeyden ders çıkarabilmiş değilsin ve aynı kafayla ilerliyorsun deniz…. harbiden iflah olmazsın :D

kiya

hırsızlar ve fahişeler...

doğru bir tanımlama değil, doğru bir söz değil, doğru bir açılım hiç değil...

bir kere fahişelik yasa içidir, yasa dışı değil. yasa dışı olan biçimleri olsa bile cezası da öyle caydırıcı bir şey değildir. hatta fahişelik bir borçlar hukuku sözleşmesidir. ticarethane boyutuna geçerse "kara ticareti hukuku"nu ilgilendirir.

hırsızlık da yasa içidir, yasa dışı değil. bunun da yasa dışı biçimleri vardır, cezası da yine pek caydırıcı olmasa gerek, hala yeterince hırsız var. burada sorun, kimin kimden çaldığı, kimin nasıl çaldığıdır ki buna göre yasa içinde ya da dışında olduğuna hükmedilir. bir çok hırsızlık kurumu da yine "borçlar hukuku" ve "kara ticareti hukuku" hükümlerinden faydalanmaktadır. yasa dışı olan biçimine ise "ceza hukuku" müesseseleri el koyar!

doğru tanım "gangster'ler ve "haydut"lar olabilir belki, daha da doğrusu "eşkiya"lar!

işte bunlar arasında gerçekten devrimci olanları, gerçekten dönüştürücü olanları çıkabilir. kurgusal düşüncede "robin hood"ta ifadesini bulan bir eşkiyalık, gerçek yaşamın adaletine olan gizli bir eleştiriyi de içermektedir elbet. tarih, robin hood'u epey kıskandıracak "eşkiya" da nakletmiştir. ancak, pancho villa gibi bu gizli eleştiriyi reel düzleme taşıyabilen nadir eşkiya bulunmaktadır.

gangster'ler ise amerikan rüyası'nın cazibesinde kaybolup gitmişler ve içlerinden bir kısmı da dinamik toplumun yeni "sermayedar"ları olmakta bir beis görmemiştir.

konu başlığı can yücel'in "ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi" dizesine gönderme yapmak niyetinde olabilir. ancak, buradaki "sivil itaatsizlik" çağrısı, daha doğru ifadeyle "temiz" toplum karşısında "kirli" duruş, fahişelerin ve hırsızların pek de umursadıkları bir şey değildir.

son tango

çok yerinde,doğru tespitler,güzel türkçe ile iyi olmuş..saol

hayrullah67

Siz hiç bir hırsıza veya fahişeye sordunuzmu . Siz devricimisiniz diye ,veya tv lerde polis tarafından alınan hırsız ve fahişelerin  bu iş devrim adına yaptım dediğini . ya arkadaşlar bunları sadece ekmek parası adına yaparlar,doğru olmasada

askla_

ya bu soruyu soran arkadaş rahatsızmı_??

deniz

teşekkür ederim içtimbilecim..
yaşasın zekanın koalisyonu  ;)

data_grrr

Alıntı yapılan: deniz - 05.09.06/00:45
eski dost,
devrim kelimesini aslında yukarıdaki anlmaı ile kullanmam. devrim bir çırpıda ve zrola olan bir şeydir.

ancak hatırlarsan marksist devrimcilerin kullandığı sürekli devrim diye bir kavram var. bunu da devrimciliklerine laf ettirmemek için öne sürerler. halbuki sürekli devrim dedikleri için evrimsel dönüşümden başkası değildir.

yukarda bahsi geçen devrim sizin literatürünüze uygun olarak düşünüldü.

yardırganmaması gerekirdi.






Troçkist POUM'un (Partido Obrero de Unificación Marxista) İberya'da yapmaya çalıştığı şey evrim miydi yani? Ya da onlar devrimci değil miydi? Ya da Stalin bu nedenle mi oradaki devrimi desteklemedi ? Hatta buradan sürekli devrimi savunmayan Stalin'in sürekli devrimi savunanlardan daha evrimci olduğunu ve bu nedenle troçkistleri düşmana teslim ettiğini mi düşünmeliyiz?  Foruma en az bir troçkist gerekli sanırım.

deniz

orda olan biteni anlatır msıın.. ona göre cevap vereyim..

data_grrr

istersen bunu oku: http://sifirforum.com/anarsist_pratikler/george_orwellispanya_devrimiajanlik-t3359.0.html

ama çok uzun.

ya da kısaca oradan buraya alıntı yaptım bi bölümünü.
devrimci anarşist ve poum milislerinin nasıl devrimi engellemeye zorlatıldıkları anlatılıyor.


"Sağa doğru genel kayma, SSCB'nin Hükümet'e silah yardımına girişmesiyle iktidarın Anarşistler'den Komünistler'e geçmesine, 1936'nın Ekim-Kasım aylarına rastlar. Rusya ve Meksika hariç hiçbir ülke Hükümet'in yardımına koşacak kadar namuskarlık göstermedi. Meksika, apaçık nedenlerle, çok sayıda silah yardımı yapamadığı için, Ruslar istedikleri şartları kabul ettirmek durumuna geldiler. Bu şartların özetle, "Devrimin önünü alın, yoksa size silah yok" olduğundan pek az kuşku duyuluyordu; devrimci unsurlara karşı ilk hareket olarak POUM'un Generalite'den çıkarılması, SSCB'nin emirleriyle yapılmıştı. Bir kere SSCB işe karışınca Komünist Partisi'nin (PSUC) zaferi garanti edilmişti. Enternasyonel Tugaylar'ın gelişi Komünist Partisi'nin prestijini dehşet yükseltti. İkincisi Rus silahları sadece Komünist Partisi'ne gidiyordu. Çoğunlukla Anarşist birliklerin çarpıştığı Aragon cephesinde çok az Rus silahı olmasının nedeni de buydu. Üçüncüsü devrimci olmayan bir politika isteyerek, daha önce aşırıların ödünü kopardığı unsurları kendi çevrelerinde toplamayı becermişlerdi. Örneğin, Anarşistler'in kollektifleştirme politikasına karşı, zengince köylüleri kendilerine çekmeleri bayağı kolay oldu. Partinin üye sayısında artış vardı, bu artış geniş ölçüde orta sınıftan kaynaklanıyordu. Esasında savaş üç köşeli bir mücadeleydi. Franco'ya karşı olan savaş sürmeliydi, bununla beraber Hükümet'in aynı anda nişan aldığı bir başka hedef de, sendikaların elinde kalan iktidarı yeniden ele geçirmekti. Bu hedef, bir dizi ufak hamlelerle gerçekleştirildi. Bu eylemler tümüyle hayli kurnazcaydı. 1937 Mayısı'na kadar da güç kullanmak pek gerekmedi. Etkili olabilecek ölçüde büyük tek devrimci parti, Anarşistler, derece derece gerilemek zorunda kaldılar. Kollektifleştirme süreci durdurulmuştu, yerel komiteler dağıtılmış, işçi devriyeleri lağvedilmiş, geniş ölçüde takviye edilen ve çok iyi silahlandırılan polis gücü yeniden kurulmuştu, eskiden sendikaların denetimi altında olan çeşitli kilit endüstri kolları Hükümet'çe devralınmıştı. [Mayıs ayındaki çarpışmalara yol açan Barselona Telefon Santrali'nin zorla alınması, bu süreç içindeki olaylardan biriydi] En sonuncu ve en önemlisi, sendikalara dayalı işçi milisleri giderek parçalanmış ve üyeleri, farklılaştırılmış maaş, ayrıcalıklı subay kastı, vb. ile yarı burjuva çizgisinde bir ordu olan Halk Ordusu arasına dağıtılmıştı. Bu, gerçekten kesin sonucu belirleyen adım oluyordu. Ancak bu adım Katalonya'da daha geç atıldı, çünkü buradaki devrimci partiler en güçlüleriydi. Her zaman olduğu gibi, milis güçlerinin parçalanması da askeri etkinlilik adına yapılmıştı; hiç kimse esaslı bir yeniden askeri örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu inkar etmiyordu. Ne var ki, bir yandan milis güçlerini yeniden örgütlemek ve daha etkili duruma getirmek, öte yandan da milis güçlerini sendikaların doğrudan denetimi altında tutmak pekala mümkündü; değişikliğin temel nedeni, Anarşistler'in kendilerine özgü bir orduya sahip olmamalarını güvence altına almaktı. Dahası var, milis güçlerinin demokratik ruhu onları devrimci fikirlerin doğum yeri yapmıştı. Komünistler bu durumun gayet iyi farkındaydılar, dur durak bilmeden, acı bir dille POUM'a ve tüm rütbelere eşit maaş ödenmesini isteyen Anarşist ilkesine sövdüler. Ortalıkta olup biten, genel bir "burjuvalaştırma" hareketi ve ilk birkaç aylık devrimin eşitlikçi ruhunun bile bile yıkılmasıydı. Herşey o kadar çabuk oluyordu ki, İspanya'yı birkaç ay arayla ziyaret edenler, her keresinde kendilerini sanki başka bir ülkeye gelmişler gibi hissediyorlardı; yüzeyde ve çok kısa bir an için bir işçi hükümeti gibi görünen şey, insanın gözünün önünde olağan fakir-zengin ayırımıyla sıradan bir burjuva cumhuriyetine dönüşüyordu. "Sosyalist" Negrin 1937 sonbaharında yaptığı resmi konuşmalarda özel mülkiyeti tanıdığımızı ilan ediyordu. İspanya'nın durumunda beklenilmeyen tek nokta Hükümet yanlısı partiler arasında Komünistler'in, aşırı solun ilerisinde değil de aşırı sağın ilerisinde durmasıydı. Aslında, bu hiç hayret uyandırmamalı, çünkü başka yerlerdeki, özellikle Fransa'daki Komünist Partisi'nin taktiği, resmi komünizmin devrime karşı bir güç olarak göz önüne alınması gerektiğini apaçık ortaya koymuştu. Şimdi Komintern politikasının tümü, dünyanın durumu göz önüne alınırsa bir askeri ittifaklar sistemine dayanan SSCB'nin savunmasının gerekleriyle bağlantılıdır. Özellikle SSCB, kapitalist-emperyalist bir ülke olan Fransa ile ittifak halindedir. Fransız kapitalizmi güçlü olmadıkça, bu ittifakın Rusya'ya çok az faydası olacaktı; bu nedenle, Fransa'daki Komünist politikası devrimci olmayan bir çizgi izlemek zorundaydı. Bu yalnızca Fransız Komünistleri artık üç renkli bayrağın arkasında resmi geçit yapacakları anlamına gelmeyip, daha da önemlisi, Fransız kolonilerindeki bütün etkin kışkırtmalarını da yüzüstü bırakacaklar demekti. Herhangi bir ülke Komünist Partisi'nin tutumunu açıklayan anahtar, o ülkenin SSCB'yle gerçek ya da gizli askeri ilişkilerinde saklıdır. Rusya'nın müttefiki Fransa'nın devrimci bir komşuya şiddetle karşı olacağı ve İspanyol Fası'nın bağımsızlığını önlemek için dünyanın altını üstüne getireceği gerçeği, İspanya'daki Komünist Parti çizgisini kuşkusuz çok etkilemişti. İspanya'da devrimi önleyenler, herkesten önce Komünistler'di. Sonradan sağ-kanat güçleri tüm denetime sahip olduklarında Komünistler, devrimci önderleri avlamakta Liberaller'den çok daha ileri gitmeye istek gösterdiler."


demek istediğim sürekli devrimin tarihte denk düştüğü yerler var ve bu insanlar devrim için kanlarını dökmüşken, ve anarşistlerle bu konuda aynı cephede yer alabilmişken onların devrimlerine laf kondurmamak için bu tezi tuttuklarını söylemek kimseye düşmez.

deniz

anarşistler orada devrim yapmaya çalıştılar..

sorunu anlamadım açıkçası  ??