20.06.19/09:35

Apoizm

Başlatan marcos, 15.09.04/20:00

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

marcos

Makale yazari: FRANKFURT (07.05.2004) MHA- Tarih, gün ve saat : 07. Eylül 2004 12:58:19:






Öcalan: Endişelenecek bir durum yoktur




FRANKFURT (07.05.2004) MHA- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, hazırladığı son savunmasının sadece Kürt halkı değil, tüm bölge halkı ve dünya için olduğunu açıkladı. Son açıklamasında halka "endişelenecek bir durum yoktur" mesajını veren Öcalan, "Kadının beş bin yıllık tutsaklık öyküsü ortaya konulmuştur" belirlemesini de yaptı. HPG'nin ise savunma tedbirlerini almasını istedi.

9 Haziran günü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) görülecek davası için hazırladığı sunumu son açıklamasında yeniden izah eden Öcalan, bunun felsefi ve bilimsel temelini çok iyi oturttuğunu kaydetti. Öcalan, Lenin'in tıkandığı noktayı açtığını, felsefe ile sol ilişkisini iyi çözdüğünü anlattı: "Özellikle duygusal zeka ile analitik zeka ilişkisini iyi ortaya koydum. Ama daha derinlikli olabilir. Bunu iyi okumak gerekir. Eğer bizimkiler özeleştiri vereceklerse bunu iyi anlamalı ve bu temelde özeleştiri vermeliler. Geldiğim nokta önemli diye düşünüyorum" dedi.

Duygusal zeka ile analitik zeka arasındaki bağı iyi koymak gerektiğini dile getiren Öcalan, "Herkes bunu iyi anlamalıdır. Kendi yaşamımdan yola çıkarak bunları yazdım, ama anlamadılar. Yalnız benim yaşamım değil; bütün bilginlerin, Sokrates'ten tutun bütün filozofların yaşamından bir parça var. Bunlar korkunç bir yaşamın ürünleri. Bilimin oluşum diyalektiğini yakaladım" dedi. Çözümlemeleri ile Kuantum ve kozmostaki bilimin oluşmasını da ortaya koyduğunu vurgulayan Öcalan, şöyle devam etti: "Gelişmeleri iyi çözdüm. Günümüzdeki bilimde Sümer rahip devletindeki rahiplerden daha tehlikeli bilimsel softacılık var. Günümüzde bilim softalığı çok tehlikeli gelişiyor. Tehlikeli bir bilim adamı kliği var. Bilim her zamankinden daha tehlikeli hale getirildi. Nietzsche bunları eleştiriyor. Nietzsche iktidarlaşmış bilimden rahatsızdı. Üniversiteleşmiş bilim, aslında iktidarlaşmış bilimdir. Atom bombası benzeri şeyler Hitler'den daha tehlikeli."

Komünal toplumu günümüze getirdim

Komünal toplumu günümüze kadar getirdiğini dile getiren Öcalan, "Hiyerarşi ve devleti doğru ortaya koydum. Komünal toplum nerededir? Her yerdedir, hepinizin yaşamında vardır. Bu, kalıntı hepinizin şurasında burasında vardır. Emekçidir, göçebedir; ama küçük küçük derecikler biçiminde bırakılmışlar. Ben bu derecikleri birleştirmeye çalışıyorum. Bizimkiler kirli göletlere akıtmışlar. Günümüzdeki iktidar kendini okyanus gibi görüyor. Aslında uygarlık tarihini derin çözdüm. Bu konuda kendime güveniyorum" dedi.

Öcalan, Marks ve Lenin'in tezlerine de sert eleştiriler getirerek, bunların sonucunun "korkunç felaket" olduğunu kaydetti: "Ortada ciddi sosyalizm, demokrasi yok. Yirmi, otuz milyon insan bu kafaların kurbanı oldu. Tabii Lenin art niyetli değildi. Katkıları da var, ama yetmedi. Mezhep düzeyinde kaldılar, kapitalizmin mezhebi düzeyinde kaldılar. Engels aslında biraz sezdi. Fakat zayıf kaldı."

Türkiye'nin de kurtuluşu var

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, "Savunmamda Türkiye'nin de kurtuluş yolu var" mesajını verdi. Kürt-Türk ilişkileri için "şahane bir değinim ve çıkış yolu" bulunduğunu anlatan Öcalan, "Hem Kürtlerin hem de Türklerin nasıl konumlanabileceklerini açtım. Herkes kelime kelime bunu kendine uygulayacak. Devlet de bunu anlamıştır. Kemalizm'e de bir çıkış yaptırıyorum. Devlet bunu kendi gerçeklerine uyduracak tabii. Buna göre kendini dönüştürüyor. Devlet bunu kendine göre yorumlayacak. Ama olumlu yönde kullanma ihtimali yüksek görünüyor" tespitini yaptı.

KONGRA-GEL içindeki tartışmaların her iki tarafını da özde aynı olarak tanımlayan Öcalan, "Görünüşte birbirleriyle savaşıyor gibi görünüyorlar, ama özünde bana karşı savaşıyorlar" dedi. Öcalan, "Bu gidişinize geçit yoktur. Yirmi yıldır neredeyse aynı şeyi yapıyorlar. Artık bu tarza geçit yoktur. Özeleştirinizi sağlam vereceksiniz" çağrısını yaptı ve şeyle devam etti: "Yiğit olun, mert olun diyorum. Devrimciler yiğit olur, mert olur." Öcalan, dağlar kadar değerin harcanamayacağını vurguladı.

Halka çağrı

Öcalan, son tartışmaların halka da çok büyük zarar verdiğini, seçimden bunun etkisiyle olumsuz sonuç alındığını, halkın umutlarıyla oynanamayacağını anımsattı ve şöyle seslendi: "Yaşanan aksaklıklar, sorunlar bana ulaştı. Gereken müdahalede bulundum. Olumsuzlukları gideriyorum. Sorunlara yol açanlar özeleştiri sürecindeler. Hepsi doğru sonuç çıkaracaklar. Kendilerini düzeltme sürecindeler. Hepsi pratik içinde olacak."

Öcalan, "Ama endişelenecek bir durum yoktur. Düzelme sürecine girilmiştir. Halkımız büyük bir bağlılık içerisinde olsun. Halkımız Hazırlık Komitesi ve Savunma Komitesi etrafında kenetlensin. Bazı çatlak sesler olabilir, buna alet olanlar olabilir. Bunlara izin vermeyeceğiz. Ama halkımız da bize eskisine oranla on kat daha fazla destek versin.

Umarız hükümet diyalog için adım atar" diye konuştu. Öcalan, Alevilere de seslenerek, "Aleviler uyanık olmalı. Çok çaba sarf ettiğim halde eğilimleri gelişmedi. Alevilerin çok yönlü örgütlenmeleri gerekir. Aleviler aydın insanlar, ama tüm çabalarıma karşı beni anlamadılar" dedi.

Kadın gelişiyor

Öcalan, kadınlarla ilgili değerlendirmelerinde ise kadınların geliştiğini dile getirdi: "Bunun önünü açmak lazım. Kürdistan'da beş bin yıllık kölelik kültürünü aştırıyorum, çözüyorum. İpuçlarını veriyorum. Kadının beş bin yıllık tutsaklık öyküsü ortaya konulmuştur." Öcalan, "Onlara şunu söylüyorum: Bulunduğunuz dağların değerini bilin. Eskiden Toros-Zağros dağları mitolojide tanrı ve tanrıçaların tahtlarıydı. Herkes bu ruha uygun davransın. O tanrılar ve tanrıçalar gibi kendinizi yüceltmelisiniz" mesajını verdi. "Kadın yüceleşiyorsa buna saygılı olacaksınız" dedi. "Kendilerini koruyacaklar" diyen Öcalan, şöyle devam etti: "Sevginin hocaları olacaklar. Güzel kültürü ortaya çıkaracaklar. Kendi kimliklerini müthiş örgütleyecekler. Beş bin yıllık olumsuzlukları aşacaklar. İşte o zaman kadın fetheder. Siz işte buna muhtaçsınız. Ancak güzellikleri fetheden kadınla doğru yaşam olur."

HPG savunma tedbirini alsın

Öcalan, Halk Savunma Birlikleri (HPG) ile ilgili de açıklamalarda bulundu: "HPG için şunları söylüyorum: Savunma tedbirlerini iyi alsınlar. Askeri, lojistik hazırlığı tamamlasınlar, her türlü tedbirleri alsınlar."

Copyright 2004 MHA NEWS AGENCY


deniz

nedense bu adamı okumaktan büyük zevk duyuyorum.
tespitleri doğru ve orijinal geliyor.

ateþ hýrsýzý

Alıntınedense bu adamı okumaktan büyük zevk duyuyorum.
tespitleri doğru ve orijinal geliyor.

sevgili amadeus,

sana dahasını söyleyeyim, geçenlerde özgür gündem'de yayınlanan aşağıdaki yazıyı okuyunca bu elemanın liberter-anarşist düşünceden epeyce etkilendiğini göreceksin. Ancak Öcalan konumunda olan birisinin temiz hislerle bu sempatiyi beslediğine inanmak epey güç...ayrıca kendisinden önce düşünülmüş olan fikirleri de ben buldum, ben çözdüm türünden sahiplenişi hiç hoşuma gitmiyor...zaten etkilenişleri de çok eklektik sağlam temelli olmadığından ifadesi de çok dağınık...elemanın sık sık beni anlamıyorlar demesinden kendisini anlatamama sıkıntısı çektiğinin farkında olduğunu sezebiliyorsunuz...

aşağıdaki yazının ilgini çekeceğini sanıyorum.

sağlıcakla...


B)


Ülkede özgür gündemden aktarma
----------
Geçen hafta, Savunmalar'da A. Öcalan'ın anarşiyi kapitalist ve aşırı bireyci bir eğilim olarak tanımladığını ve tarihselleştirilmiş (yaşadığımız çağa uyarlanmış) bu tanımın halk arasındki yaygın anarşizme ilişkin imgeye yakın düştüğünü belirtmiştik. Fakat, "anarşi" terimi zaman içinde popüler alanda negatif bir anlam edinirken, aslında anarşizmin çeşitli öncüllerini içinde barındıran, hatta anarşist gelenekle kuvvetli bağları olduğu iddia edilen özgürlükçülüğün (liberteryanizm) prestij kazandığını biliyoruz.

Bu durumda, Kürt Özgürlük Hareketi'nin teorik söyleminde Michael Albert ve Murray Bookchin gibi anarşist gelenekle güçlü bağlara sahip yazarlara olumlu atıflarda bulunulması, Marksist-Leninist versiyon dahil gelenekselci soldan kopmayı önermesi, bireyciliğin olumsuzlanmasına eşlik etmekle birlikte artan bireyleşme vurgusu, geçici de olsa devletle özdeşleşmeyi reddeden "a-devlet" anlayışı "A. Öcalan anarşist mi oldu?" sorusunu haklılaştırır mı? Daha anlaşılır olmak açısından: "Anarşist" teriminin yerine "özgürlükçü" terimini geçirdiğimizde, "A. Öcalan özgürlükçü mü oldu?" sorusunu sormak haklılık kazanır mı?

Bu soruya kolay kolay "hayır" denemeyeceğini düşünüyoruz. A. Öcalan'ın aslında çok uzun süreden beri düşüncesindeki Marksist-Leninist bileşenden kopuş yaşadığını, Savunmalar'da ise her biçimiyle devletçi idealleri olumsuzlayarak özgürlükçü bir söylem geliştirdiğini keşfetmek için dahi olmak gerekmiyor. Bununla birlikte, sırası ile partileşme, ordulaşma, ve devletleşme yönünde bir evrimi esas alan ilerlemeci/selametçi yürüyüş tasavvurunun Kürt muhalefetini h‰l‰ etkisi altında tuttuğunu iddia etmek mümkün.

Devletletçilik, hiç kuşkusuz, M. Albert'ın "koordinatör sınıf" dediği yönetici kadroların gizli ya da açık ideolojisi olabilir. Fakat halkın durumu farklıdır. Halk için önemli olan, Kürdi-Ortadoğulu-Mesihçi yürüyüşün özgürlükçü sonuçlar vaat etmesi ve üretebilmesidir. Ezilenlerin devlete düşkünlük göstermesi ya da "Devlet yoksa ben de yokum" demesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Onlar devletleşemez, her ne şekilde olursa olsun bir devleti olumlamaları, o devlete katlanmaları anlamına gelir. Dolayısıyla, "halk devleti" bir mittir - ezilenlerin değil, tahakküm peşinde koşan yöneticilerin ihtiyaç duyduğu bir mit.

Marksizm-Leninizm halka devletin geçici olacağı ve katı bir karakter edinmeyeceği sözünü vermişti, ama uygulamada sözünü tutamadı. Bizzat yönetici elitler eliyle devletçi sosyalist rejimler dağıtılırken, halkın buna ciddi bir itirazı olmadı. Halk "reel" sosyalizme de katlanıyordu. A. Öcalan "biraz devletleşme" sözünü tutmadı, üstelik "a-devlet" dedi, ama bu ezilenlerin umurunda bile olmadı. A. Öcalan ile ezilenler arasındaki süregiden "gizemli" bağın anlaşılmasında yaşanan güçlük, devlet mitinin esiri olmaktan kaynaklanıyor.

"Hiyerarşiyi tanı!", az gelişmiş ya da ileri biçimiyle devletin/devletçiliğin kol gezdiği her yerde karşı karşıya kalınabilecek bir uyarıdır. Hobbes'ın yıkıcı anlamıyla (herkesin herkesle savaş halinde olduğu) anarşi toplumu ile uygar (devletli) toplum ayrımı, bu uyarıyı rasyonelleştirme işlevi görmeyi sürdürüyor. Ezilenler için sorun farklıdır: Yöneticilerin ya da koordinatörlerin "Hiyerarşiyi tanı!" diyemeyeceği bir toplum örgütlülüğü yaratmak ve bugünden özgür toplumu inşa etmeye başlamak gerçekten mümkün mü?

Özgür toplum projesi önünde engel olarak olarak düşündüğümüz bir eğilim, gelenekselci solun özgürlük ve genişleme vaat eden bir açılım adına kendi alt liberal evrenini (üçüncü sektörünü) örgütlemeye çalışmasıdır. Bu eğilim, özellikle gelenekselci solun "Devrim hemen şimdi!" ("Devlet hemen şimdi!" olarak da okunabilir) yönünde hareket etmeyen versiyonlarında gözlemlenebilir. Örneğin, kültür-sanat alanında küçük-burjuva kategoride ele alınan aydınların çizgiye çekilmesi, kullanılması, ittifak unsuru haline getirilmesi vs. hep bu alt liberal evrenin örgütlenmesi adınadır. Fakat bir ikilemle karşı karşıya kalınır: Açılıma eşlik eden denetim sorunu ("Savrulduk mu?") ya da denetimin açılımın önünde engel haline gelmesi ("Sekter mi olduk?"). Bu ikilemin damgasını vurduğu tartışmalar, devletçi önyargılara takılıp kalmış ve gerçekte katılımcılığı değil hiyerarşiyi esas alan bir öğrenci yapısından gelişkin bir parti yapısına, gelenekselci sol muhalefetin gündeminden hiç düşmez. Yönetici elitler, hangi düzeyde olursa olsun, denetim altında tutabilecekleri, düzenleyebilecekleri ve yönlendirebilecekleri bir kitle imgesini canlı tutarlar.

A. Öcalan'ın üçüncü alan kavramlaştırmasının, liberalizmin üçüncü sektörü gibi gelenekselci solun alt liberal evrenini de esas almadığını, özgürlükçü bir muhtevaya sahip olduğunu düşünüyoruz. Önümüzdeki hafta, Mesihçi misyonun muhafaza edildiği Öcalan düşüncesinin özgürlükçülükle bağlantısını biraz ayrıntılandırmayı deneyeceğiz.

Ö. FARUK KURHAN


deniz

öcalana karşı aynı bakış açısına sahibiz.

aynı hataları görebiliyorum onda.

onu bir lider olarak değil de bir filozof olarak tanımak isterdim.

liderliği başarabilecek yetenekte değil.

ateþ hýrsýzý

bence filozofluk için de tüm çabalarına karşın biraz geç kalmış sayılır...

:D  

marcos

Yeni yazdigi yazilar degil eskilerdede felsefesi var ates hirsízi

Diyojen

Ben fazla anlamiyorum bu ya ne yapiyoruz biz.

Diyojen

Hareketimiz Kürdistan Parçalarını Ruhsal Bütünlüğe Kavuşturdu  
   



A.Ö.: Her şeyden önce, değerli dostumuz Hasretyan'la buluşmayı önemli buluyorum. Yakın dönem tarihçisi olmasından cesaret aldığımızı belirtebilirim.

Sorduğunuz soru, 15 Ağustos Atılımını her yönüyle değerlendirmeyi gerektiriyor. Bu, sizi de sanırım yakından ilgilendiriyor. Biz bu dönem savaşımının 14. yılını da dolduruyoruz. Büyük ihtimalle 15. yılına da büyük bir savaş hızıyla gireceğiz. 15. yıl da en kapsamlı ve sıcak bir yıl olarak geçebilir. Tabii 30. yıla da girebilir, yakın bir dönemde sona da erebilir. Kesin bir şey demiyorum. Ama geriye dönüp on dört yılda yaşananlara baktığımızda, söylenecek şey çok var. Tarihçiler, aydınlar, siyasetçiler bu dönem karşısında fazlasıyla suskunlar. Bunun bazı önemli nedenleri var. Hiç biri buna hazırlıklı değildi. Yani sanki gökten bir taş düştü, sarstı, bir zelzeleye yol açtı. Halk da hazır değildi. Bu adımın sonunun böyle gelişeceğini ben de kestiremezdim. Bana göre devrimci anlayış, devrimci planlarımıza göre çok daha tertipli ve az hata yaparak gelişebilirdi. On dört yıl çabalarımı bu kadar sergiledikten sonra sonucun çok daha büyük olması gerektiğini her zaman söylerim. Kürt kişiliğinden kaynaklanan çok ciddi yetersizlikler ortaya çıktı.

Şüphesiz bazı güçlü yanlarda ortaya çıkmıştır, fakat askeri sanat olarak, onun da önkoşulu olan siyasi temelde verileni derinliğine özümseyerek, bu savaşı istediğimiz gibi yürütemedik. Bunu her şeyden önce belirtmeliyim. Aslında bunun dev gibi imkânlarını hep hazır tuttum. İlk adım atıldığından, ilk kurşun patlatıldığından tutalım şu ana kadar hazırlık çok kapsamlıdır. Belki dünyanın hiçbir ulusal kurtuluş savaşımında olmayacak kadar hazırlıklarını bizzat çok büyük bir dirayetle gerçekleştirdim. Sanmıyorum tarihte başka bir misali olsun. Özellikle bu hareketin, hamlenin sürekliliği ve yükseltilmesi açısından bu olumlu oldu. Fakat içi biraz doldurulsaydı, militan ve komuta düzeyinde de değerlendirilseydi, tarih bambaşka gelişebilirdi. Ama buna rağmen, bu adım esasta rolünü oynamıştır. Kuşkusuz bir tarih yaratılmıştır. İlkçağlardan tutalım ortaçağa, yakınçağa kadar olsun, çağdaş, güncel Kürt hareketleri açısından olsun, kendine özgü en kapsamlı ve ilk olma özelliğini gösteren bir harekettir, bir dönemdir. Üzerinde giderek daha kapsamlı durulacağı kanısındayım. Daha şimdiden bu adım, bu dönem bütün Kürdistan'ı ve diasporadaki Kürtleri de sarmıştır.

Bu adımın ilk kazanımlarını şöyle belirtebiliriz: Bir, Kürt sorunu bununla uluslararasılaşmıştır. İki, Kürt sorunu Kemalistler tarafından bile artık itiraf edilecek bir noktaya getirilmiştir. Üç, Kürtlerin kendileri kapsamlı bir biçimde kendi sorunları ile tanıştırılmıştır. Dört, bütün Kürt isyanlarının başına gelen kısa bir sürede yenilme ve ardından çok daha kötü yıkılma, büyük umutsuzluk ve inançsızlık içerisine girme kaderine son verilmiştir. Bu dönem yenilmez bir karakterde gerçekleştirilmiştir. Ki, bu ilktir. Çok isyan olmuştur, ama isyanların hemen hepsi yenilmiştir ve yenildiklerinden sonra da bir enkaz ortaya çıkarmıştır. Ki, o enkaz Kürtlerin daha da boğulmalarına, nefessiz kalmalarına yol açmıştır. Biraz bunların bilinciyle bu süreci yönlendirmeye ve yönetmeye çalıştım. Enkaz olmamak, yenilmemek, yenginin, başarının müthiş tarzını ve tekniğini ortaya çıkarmak, bütün isyanların başına gelen talihsizliği bunun da başına getirmemek için olağanüstü ve biraz da kendime özgü bir tarzla yönetmeye çalıştım.

Şimdi benim karşımda Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel var. Bizim atığımız adıma 29. isyan ismini taktı. Süleyman Demirel başa geldiğinde, "Bütün isyanları yenmişiz" der. Türkiye içinde de büyük ihanetlerle, komplolarla bu yeni döneme başladı. Bize karşı faşist komploculuğu dayatarak, hiçbir hukuk ve insani gerekçeyi göz önüne getirmeden en kirli savaşlarından birisinin sorumluluğunu üstlenerek gelen Demirel, "Bu isyanında sonunu getiririm" amacıyla geldi. Bu demektir ki, bütün Türkiye egemenleri bu anlayış temelinde üzerimize çekilmeye çalışıldı ve gerçekten halen yenilme durumu yok. Kendilerini kandırdılar. Son süreçlerde Hakkari'de kitleyi bastırdılar. Mustafa Kemal'in, Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı için, İzmir'de yaptığı konuşma gibi, bu da doğuda "Biz ikinci büyük ulusal kurtuluşu sağladık" diye konuşma yapıyor. Kendilerine göre adeta bir senaryo oluşturdular, onu seslendirmeye çalıştılar.

Tabii onlar eski Kürd'e, eski isyanlara bakarak hep kendilerini kandırdılar. Bütün söylemleri, bütün senaryoları eski Kürt klasiğine göredir. "Kürt başkaldırır, biz ezeriz, gerisini de istediğimiz gibi tamamlarız" düşüncesine sahipler. Aynısını bizim başımıza da getirmek istediler.

Tabii burada yine benim şahsi çalışmalarımın farkı vardı. Bu iş tamamen Kürt gerçeğinin derin çözümlenmesi ile yürütülmektedir. Yani oldukça bilimsel bir temelde yürüyor. Bunu kendileri kestiremiyorlar, halen çözebilmiş değiller. Bu işin sırı ne, nasıl yürütülmektedir? Bunu açıklamaya çalışıyorum. Her zaman kendime söylediğim bir söz var: Yaşamım süresince yenilginin olmayacağına dair eminim. Bu, iki kere iki dört eder gibi bir şeydir. Benim bu konuda hem büyük tecrübem var, hem de inanılmaz ölçüde kendimi koşullara göre yürütmekteyim. Yani yaptığım işte binde bir gerileme imkânına bile geçit vermeme biçiminde kendimi örgütlemiş, kendimi gerçekleştirmiş bulunmaktayım.

Bu çerçevede bu döneme bakarsak, şüphesiz birçok ulusal kurtuluş hareketi için, bir zafer için belki bu kadar çaba yeterliydi. Ama Kürt sorununun kendine özgü yönleri nedeniyle yetmediği açık. Halen bastırılma tehlikesi de vardır. Özellikle benim adım etrafında geliştirilen komplolar, suikastlar, boşa çıkarmalar çok yaygın. Bu konuda tehlike olabilir. Tehlike derken tümüyle yenilir, boşa gider demiyorum. Tereddüt uyandırıyor. Kürtler her an kendi kendilerini mahvedebilecek özelliklere de sahipler. Açık belirtmeliyim ki, Kürtlerin halen dirayetli, ne yaptığını bilen güçlü simaları oluşmuş değil.

Hepsine şu sözleri söylüyorum: Yeter ki, bir halkın geleceği için bir hizmet olsun. Sadece birlik için bana emir verin, yerine getireyim. Bunu bile yapmıyorlar. Sayın Barzani, sen Kürtler için benden bir talepte, hayırlı bir talepte bulun, ben senin emrindeyim diyorum. Kuzey Kürdistanlı güçlere, şahsiyetlere söylüyorum: Birlik için bir modeliniz varsa, ben size beyaz kâğıt imzalayayım, içini siz doldurun, yeter ki birlik olsun ve ihanete götürmesin. Yine ses yok. Burada acı bir gerçek olan, Kürtlerdeki önderliğin çok tehlikeli bir konumda oluşudur. Kendini yabancı iradeye çoktan direkt veya dolaylı bağlamıştır. Tehlike başından büyük, onun için insan kesin konuşamıyor. Kendi içimizde de bunun örnekleri çok. Her an şahsi bir meseleden dolayı, hatta kafası bozulan ikinci gün soluğu düşmanda alıyor. Kürd'ün karakterinde bunlar var.

 

M. A. Hasretyan.: Vardır.

 

A.Ö.: Vardır, var olmaya da devam edecektir. Bu nasıl önlenebilir diye sürekli büyük bir çaba söz konusu. Şimdi bu kayıtları da düştükten sonra, bu hamle süreci herhalde Kürt tarihinde, hatta devrimler tarihinde, Ortadoğu'da etkileri giderek büyüyen çok önemli bir gelişmeye adaydır ve süreceğe de benziyor. Bölge için, uluslararası alan için etkisi nedir? Buna fazla değinmeye gerek duymuyoruz. Ama yalnız Kürtler için söylersek, zaten halkın şu andaki coşkusu göz önüne getirildiğinde, umudu da başarı hırsı da en fazla olan bir dönem yaşanıyor. Halk, hatta sıradan savaşanlar benden daha fazla başarıya kendilerini inandırmış durumdalar. Ben gerçekten hiç birisi kadar heyecanlı değilim. Başarıyı da kolay görmüyorum. Ama herkes ha bugün, ha yarın zafer günüdür diyor. Böyle inanmışlar. Bu nedensiz de değil.

İlk defa bu kapsamda bir gelişmenin gerçekleşmesi, tarihte eşi görülmemiş bütün bu operasyonların sonuçsuz bırakılması, inancı sürekli geliştiriyor. İşin en önemli yanı bunu bilmeleriydi. Bilerek sorumluluklarını yerine getirselerdi daha iyi olurdu. Tehlike burada zaten. Biraz da bunun bütün yükü halen bana yığılmış durumda. Ama buna rağmen, şahsımla da bu süreç devam ederse kesin başarıya inanıyorum. İnancım başlangıçta haklılıktaydı, doğruluktaydı, ama şimdi bizzat pratiğin kendisi de başarılı olunabileceğini gösteriyor.

Yakın dönem katliamları var. Diğer örneklere fazla değinmeye gerek duymuyorum. Helenler Anadolu'nun en eski halklarındandı. Bir iki isyan da etmediler, tasfiye oldular. Asurilerde, Süryanilerde isyan bile diyemeyeceğimiz bazı kıpırtıları olduğunda, onlar da tasfiye edildiler. En bilinçlileri Ermenilerdi. Ermeni ulusal hareketi 19. yüzyıl sonralarında geliştirilmeye çalışıldığında, 1915'te katliamla adeta tarih sahnesinden yok edildiler. Ermeni halkının yaşadığı yerler açısından söylüyorum. Kürtler de aslında böyle bir katliam süreciyle belki de en kötü bir biçimde karşı karşıya idiler. Ermeniler üzerindeki yakın dönem katliamları, Yahudiler üzerindeki katliamdan daha az tehlikeli değildir. Hatta daha acılı, daha soysuz, daha çürütücü bir biçimde olmuştur. Ermeniler neden hızlı katledildiler? Çünkü Ermeni bilinci, 'ya özgür olmak, ya olmamak' ikilemi biçimindedir.

Kürtlere dayatılan, "Seni ezer yenerim, ama seni iyi Türkleştiririm de" biçimindedir. Ermenilerin Türkleştirilmesi kolay değil. Bunda dini etkenler de var. Kendilerini daha derli toplu örgütlendirdiklerini de biliyoruz. Kürtlerle Türkler arasında ortak din ve kültür yakınlığını var, coğrafya olarak da iç içelik geliştirilmiş. Çok derin bir Kürt işbirlikçiliği tarihten beri süre geliyor. Dolayısıyla Türkler fiziki imha yerine Kürtlerin ruhi, kültürel yutulmasını daha uygun buldular. Şimdi fiziki imha da var, ama daha kötü olan ruhi ve kültürel imhadır. Kürtlerin ayrı sosyal ve siyasal varlığına tahammül etmek şurada kalsın, onu daha da yuttular. Yeni dönem Kürt sosyalleşmesi, siyasallaşması yüzde yüz Türk egemen ulusunun ve sınıfının içinde erime biçimindedir.

Türk egemenliğinden daha fazla, yani kraldan daha fazla kralcı bir Kürt işbirlikçiliği söz konusudur. Asimilasyondan geçerler, ama ezici bir biçimde kendilerini en iyi Türk sayarlar. Gerisi de çoban bir halk durumundaydı. Gerçekten Kürtlük diyebileceğimiz kesim, düşünceden kesilmiş, hatta karnını bile doyuramayan çoban bir Kürt'tü. Şimdi bu Kürd'ün devrim yapması imkânsızdır. Bu Kürt zozanlara, dağların kovuklarına sıkıştırılmıştı. Dört bin yıl öncesini yaşıyor. İlkel komünal toplumun kurallarıyla yaşıyor. Bunları da dağda hayvancılık yapsınlar, Türk ekonomisine katkıda bulunsunlar diye bırakmışlardır. Bunlar zor işleri yaparlar. Bol bol sığır beslerler, biraz tarımcılık yaparlar. Türk kapitalizmi için de bunlar faydalıdır, o yüzden çoban Kürtler bırakıldı. Diğerleri eritildi.

Şimdi bizim hareketimiz bunları değerlendirerek ortaya çıkan bir harekettir. Bu anlamda istisnaidir, mucizevidir. Beklenmedik bir olaydır. Çünkü böylesine ulusal ve toplumsal koşullarda aslında doğallığında bir hareketin oluşmaması gerekirdi. Bu önemli, benim misyonumu anlamak açısında çok önemli. Böyle bir Kürd'e bakarak, kimse hareket düzenleyemez. Ermeni hareketi oldu, ama Ermeniler kapital bakımından çok ileriydiler. Bilinç yönü ile çok gelişkindiler.

 

M. A. Hasretyan.: Fakat onlar da korumadılar.

 

A.Ö.: Başına bela oldu diyelim. Erken bilinçlenme, erken isyan Ermeni'yi mahvetti. Fakat Kürt olayında bilincin kırıntısı da yok. Varolan hızla asimilasyonla eritiliyor ve birkaç tanesi çıkıyorsa kellesini kesiyorlar. Yani binde bir ihtimal yok. Bu nasıl oldu diyeceksiniz.

Ben 15 Ağustos öncesini daha önemli bulurum. Ankara'daki çıkış, Diyarbakır'dan çıkış, Kürdistan'ı dolaşma benim için her birisi başlı başına bir tarihtir. Ama 15 Ağustos Atılımı resmi bir savaş ilanı olduğu için, şu anda herkes "PKK eşittir, 15 Ağustos Atılımı" diyor. Bir anlamda doğru da olabilir. Fakat benim açımdan, 15 Ağustos öncesi çok daha önemli ve zordur. Tarihte belki ilk defa aşiret temeline dayanmayan, isyan niteliğini aşan, başarılı diyebileceğimiz bir taktik temelde yürütülen, ideolojik ve siyasi olarak son derece zor da olsa bir çizgiye sahip olan bir hareket var. Yani bilinci ve ideolojisi var. Ayrıca inanılmaz bir biçimde kendini kitleselleştirdi. Bütün Kürdistan parçalarını manevi, ruhi bütünlüğe kavuşturdu. Yani gerçek bir ulusal hareket söz konusu. O çok bölünüp parçalanmış Kürdistan gerçeğini aşabildi. Muazzam bireyci, küçük amaçlı Kürd'ün her işi bozma hastalığını önledi. Bu çok önemli. En azından bizim içimizde bu gerçekleştirildi. Tabii şimdi bu bütün Kürdistan çapında gerçekleştiriliyor.

Kürt hareketlerinin tarih boyunca kaderidir; esas itibariyle darbeyi hainlerinden yer. Biz güçlü olan ihaneti önemli oranda sınırlandırdık. Kürt olayında çok dengesiz bir durum var. Türk egemenleri kendi tarihlerinin en güçlü müttefikleri ile üzerimize geldiler. 12 Eylül darbesi ABD ve Avrupa tarafından desteklenmiştir. Hatta Sovyetlerdeki çözülüşten sonra bu devlet tarafından da desteklenmiştir. 15 Ağustos Atılımı açısından geçirdiğimiz süreç en talihsiz bir dönemdi. Bunlar önemlidir, ileride daha iyi değerlendireceğiz. Almanya çok acımasız bir biçimde destekledi. Halen her devlet, Türklerden istediği payı alma temelinde, 15 Ağustos Atılımına karşı Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikasını sonuna kadar destekliyor.

Bu dış politikanın da temeli, bu isyanı veya bu savaşı yenmek için Türkiye'yi tümüyle peşkeş çekmek oldu. Ekonomisinden tutalım kültürüne kadar, denizlerinden tutalım dağlarına kadar, madenlerinden tutalım stratejik önemine kadar hepsini peşkeş çektiler. "Bu isyanı desteklemeyin, tecrit edin, karşı durun, en çok karşı çıkana en çok imkân sunarım" denildi. Bu çok acımasız bir politikadır. Diğer Kürt hareketleri de bizim hareketimize ilgi göstermediler. Hatta uzun süre kuşku ile baktılar. "Ha bugün, ha yarın yenilecekler, üç aylık ömürleri vardır" diyorlardı. Hep böyle yaptılar. Hatta içimizdekiler, "Canımızı veririz, ama fazla inancımız yok" diyorlardı. O psikolojiyle bu savaşa katıldılar. Şimdi hepsi boşa çıktı. İçimizdeki inançsızlar, hainler, bütün dünya devletlerinin çıkar politikaları bana göre bu geldiğimiz günlerde büyük oranda darbe yemiştir, aşılmıştır. Kısaca en zor süreç geride bırakılmıştır. Tersine gelişmeler vardır.

Şu anda Türkiye Cumhuriyeti kuşatma altına alınmıştır. İhanet kuşatma altına alınmıştır. İnançsızlık, küçük amaçlı yaşama kuşatma altına alınmıştır. Bunun yanında, halkta birlik ileri düzeyde gelişim gösteriyor. Dostlarda ileri düzeyde gelişim ortaya çıkıyor. Bunu Amerika'ya kadar dayandırabiliriz. O, politikasını gözden geçirmeye hazırlanıyor. Ortadoğu ülkeleri, klasik sömürgeci devletler politikalarını gözden geçiriyorlar. Hatta Kemalist Türklerde bile bu gözden geçirme işi var. Böyle önemli bir duruma gelmiş bulunuyoruz. Bütün bunları birleştirdiğimizde sanırım 15 Ağustos Atılımının sadece tarihi önemde değil, Kürtler için en önemli bir ilk olduğu anlaşılır. Her şey başarılmış değil, ortada büyük sorunlar var. Fakat çözüm şansı yüksek olan bir hareket olduğu, devrimin sadece ulusal değil, büyük bir sosyal ve kültürel değerinin olduğu artık iliklerine kadar özümsenmiştir.

Büyük bir diplomatik ilki de gerçekleştirdiğini belirtmemiz gerekiyor. Bütün bunları böyle alt alta sıraladığımızda, herhalde Kürtlerin kendilerini bulmasında, uluslararası kamuoyuyla tanışmasında, hatta kendilerini kendi düşmanlarıyla tartıştırmada ilktir. Hatta kendilerini kendilerine kabul ettirmede bir ilktir. Belki çok zordur. İnanılmaz gibi gözükür, ama bir kere söylediğim gibi olmuştur. Dost da, düşman da, hatta bizim partililerimiz de "Bir kere oldu" meselesini doğru kavramak durumundadırlar. Kavramasanız ne olur? Ayıp olur. İyi bir tarihçi olamazsınız. İyi aydın olamazsınız. İyi önder, iyi savaşçı olamazsınız. Bu işi buraya kadar geliştirdikten sonra, "Neden böyle oldu?" diye bende kusur mu bulacaksınız? İyi olmuştur derim. Düşman zorlanıyorsa zorlansın. Çünkü o düşmandır, çok haksızdır. Hiçbir biçimde savunulamayacak kadar bir düşmanlık yürütmektedir.

Kürt halkı zorlanıyorsa zorlansın. En soylu vatan davasına, özgürlük davasına bu kadar yabancılık olmaz. Başına bin defa daha zorluk gelse de yeridir. Dostlarımız da vicdanlı olsunlar. Burada ne de olsa bir halk var. İnsanlıkla ilişkiler söz konusu ise bunun tanınması gerekir. Bütün bunlar bizim haklı olduğumuzu, düşman tarafından bile kabul edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Ama daha iddialı olanlar, ileri dostlar varsa, onların çok daha yüksek ilgi ile eğilmeleri gerekir. Militanların çok daha özlü bu savaşa katılmaları gerekiyor. Çünkü ilk kez tarih yaratılıyor. Bunsuz yaşam olmaz.

Dolayısıyla bu büyük on dört yıllık savaş süreci ağır soru işaretleri ile yürütülmektedir. Ama cevaplar çok yetkincedir. Çok ciddi bir talihsizlik, anormallik olmazsa, başarıya en yakın bir Kürt direnmesidir ve Kürt şahsında da bir Ortadoğu devrimidir. Hatta genelde devrim süreçlerinin büyük darbe yemiş olmaları açısından da günümüzün en iddialı uluslararası devrimidir.

 

M. A. Hasretyan.: Teşekkür ederim, Sayın Başkanım. Birçok sualimin cevabını verdiniz.

 

A.Ö.: Daha ayrıntılı olabilir, cevaplandırabilirim.