Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Alternetif, bağımsız ve özgür habercilik için Bianet.[Burada bir link var. Görebilmek için üye olmalisiniz!]
Üye ol yada Üye Girisi Yap
tıkla
   Ana Sayfa   Son Konular Kim Nerede? Ara Seslenme T.Bugun Yönetim Takvim Güncel Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2 3  Hepsi   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Halil Cibran  (Okunma Sayısı 3272 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
torq
Vip Üye
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1 868



« : 04.01.07/00:10 »

Halil Cibran, 1883’te Osmanlı Lübnanı’nda, hristiyan Maronit mezhebine bağlı bir cemaatin yaşadığı bir dağ köyü olan Bişari’de dünyaya geldi. Yetenekli bir çocuktu ve küçük yaşlarından itibaren yazıp çizmeye başlamıştı. On iki yaşındayken annesi diğer kardeşlerini de alarak ABD’ye göç etti; ancak babası tek başına anayurtta kaldı. Aile önce Boston’a, birkaç yıl sonra da New York’a yerleşti. 1897’de Cibran babasının isteğiyle Lübnan’daki bir mederesede eğitim görmek üzere tek başına yurduna geri döndü. İki yıl boyunca Beyrut El-Hikme Koleji’nde Arap edebiyatı konusunda eğitim alan yazar, daha sonra bir daha geri dönmemek üzere ABD’ye geri gitti. Cibran’ın yetenekleri çok genç olmasına rağmen dikkat çekiyordu. Boston’da resim ve edebiyat konusunda kendisine öğretmenlik yapacak olan F. Holland Day ile tanıştırıldı ve Day aracılığıyla kendisine önemli bağlantılar sağlayacak Boston sosyetesi içinde ün yaptı. 20 yaşındayken annesini kaybetti ve ressam ve bundan sonra ressamlığını ve yazarlığını geliştirmek için gereken desteği abalsından gördü. En ateşli destekleyicilerinden biri de Cambridge’de kızlar için özel bir okulun yöneticiliğini yapan Mary Haskell oldu.

Cibran ilk sergisini 1904’te Boston’da açtı. İlk kitabı El-Muzik (Müzik) bir yıl sonra yayımlandı. Bunları iki öykü kitabı ve bir kısa roman izledi. 1908-1910 arasında Paris’te resim okurken August Rodin’in öğrencisi oldu. 1912’de New York’a yerleşti ve kendisini resme ve edebiyata adadı. Kitaplarında aşkın konularla ilgilenmesine karşın resimleri özellikle birbirlerine girmiş çıplak insan motifleri üzerine kuruluydu.

Cibran ilk edebi yapıtlarını anadilinde vermişti; bu yapıtlar modern Arap edebiyatının gelişiminde önemli bir yere konulur. Yazar, aynı zamanda ABD’de yayımlanan Arapça dergiler için de birçok deneme ve makale kaleme almıştır. 1918’den başlayarak yazı dilinde İngilizce’ye doğru bir kayma başladı ve dönemde etkili olan avangard akımlara uygun olarak Cibran Amerikan şiirinde devrimci bir etki yaratmaya girişen şairlerden biri oldu. 1918’de aforizmalardan ve İncil’deki üslubu yansılayan mesellerden oluşan, düzyazı ve şiiri birleştiren ince bir cilt halinde Deli’yi yayımladı. Özellikle anayurduna felaket getirenleri ve insanlığı tehdit edenleri lanetlerken, genel olarak peygambervari bir üslup kullandı. Üslubu, güzelliği ve tinselliği birleştiriyordu ve kısa zaman içinde bu üslup Batı’da ‘Cibrancı’ olarak anılmaya başladı.

“Ben kendime yabancıyım. Dilimin konuştuğunu işitiyorum; ama kulaklarım bu sese yabancı. Gizli benliğimin güldüğünü, ağladığını, küstahça korktuğunu görebilirim ve bu yüzden oluşum oluşuma hayran kalabilir ve bu yüzden ruhum ruhuma yanıtlanmak için yalvarabilir. Ama bilinmez, gizli, sisle örtülü ve sessizlikle maskelenmiş kalır.”

Cibran 1920’de Arap yazarları bir çatı altında toplamayı hedefleyen ‘Aribitah’ (Kalem Bağı) adında bir dernek kurdu ve klasik muhafazakar Arap edebiyatını devrimci biçimde dönüştürmeyi hedefleyen hareketlere destek verdi. Yeni düşünceler için en önemli kanallardan biri Cibran’ın da yazılarıyla katıldığı New York’un ilk Arap gazetesi El Magar oldu. Bu gazetede birlikte yazdığı arkadaşlarından özellikle Mikail Nuaima’nın eleştirel yazıları, şiirsel ifadede özgürlüğün yolunu açmak bakımından etkili oldu. Cibran’ın yazdıklarının önemli bir bölümü düzyazı olarak kaleme alınmıştı. Yazdıklarını şiir olarak adlandırmak zor olsa da yazar yeni türden bir yaratıcılığın öncülerinden olmuştu. Salma Kadra Ceyyusi 1987’de yazar hakkında şunları yazmıştı:

“Her şeyden önce modern, çekici ve özgün bir dil ve yenilikçi, tadını kaçırmayacak ölçüde duyguyla dolu bir imgelemle yazan Cibran’ın ritmi kulağa büyü gibi gelir; sorgulamalarıyla, tekrarlarıyla ve çağrısıyla sarhoş edicidir. Ölü kitlelerle ve alışkanlıklarla hadım edilmiş ancak sevgi, iyi niyet ve kurucu eylemle geri getirilebilecek bir dünyaya ilişkin görüsü okurlarının kavrayışlarını derinleştirdi ve hayata ve insana bakışlarını aydınlatmıştır”

Halil Cibran alkolizmin hızlandırdığı bir karaciğer hastalığı nedeniyle 10 Nisan 1931’de New York’ta öldü. Ölü bedeni anayurduna, doğduğu köye geri götürüldü ve mezarının bulunduğu yerin yakınlarında adını taşıyan bir müze açıldı. Cibran vasiyetinde kitaplarından gelecek bütün geliri bu köye bağışlamıştı.

“Ruhlar sevinçlerinin ışığında yükselirken benim ruhum ihtişamla kederin karanlığında yükselir. Ben senim, Gece! Ve sabahım geldiğinde benim devrim de bitecektir.”

Cibran’ın en çok tanınan yapıtı, kısmen otobiyografik öğelerden oluşan yirmi altı şiirsel denemeden oluşan ve yirmiden fazla dile çevrilmiş Ermiş’tir. Kitapta on iki yıl yabancı bir şehirde yaşamış olan bir ermiş kendisini yurduna götürecek olan bir tekneye binmek üzereyken kendisinden hayatın hikmetlerini öğrenmek isteyen ahali tarafından durdurulur. Ermişin verdiği yirmi altı vaazın amacı dinleyenleri özgürleştirmektir. Ermiş 1960’ların karşı kültür akımları içinde bir tür rehber haline gelmiş ve 1980’lerde yükselen yuppi hayat tarzlarına karşı bir tepki olarak yeniden popülerleşmiştir. Kitap farklı dönemlerin eleştirmenleri tarafından sık sık ele alınmıştır. Kitabın mistik metinleri günümüzde nikah törenlerinde hala okunmaktadır. Cibran’ın sebest vezinle yazılmış ve üç titanın insan kaderi üzerine söyleşilerini konu alan Dünya Tanrıları adlı kitabı da Ermiş kadar olmasa da oldukça sevilmiştir.

“Birbirinizin kadehini doldurun ama bir kadehten içmeyin. Birlikte şarkı söyleyin ve dans edin ve mutlu olun; ama her birinizin yalnız olmasına izin verin; aynı müzikle titreşseler de yalnız olan udun telleri gibi.”

[Burada bir link var. Görebilmek için üye olmalisiniz!]
Üye ol yada Üye Girisi Yap
   
Logged

Her şeyi gereksinimler belirler.
torq
Vip Üye
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1 868



« Yanıtla #1 : 04.01.07/22:18 »

sonra, varlikli bir adam konustu: "bize vermekten bahset."
ve o cevap verdi:
"sahip olduklarinizdan verdiginizde,
çok az sey vermis olursunuz;
gerçek veris, kendinizden vermektir.
çünkü sahip olduklariniz, yarin ihtiyaciniz olabilir
diye saklayip korudugunuz seylerden ibaret degil mi?
ve yarin, kutsal sehre giden hacilari takip ederken, kemiklerini,
iz birakmayan kumlara gömen fazla uyanik bir köpege ne getirebilir?
ve ihtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan baska birsey degil midir?

kuyunuz tamamen doluyken susuzluktan korkmak,
tatmin olamayan bir susuzluk göstermez mi?
çok fazla seye sahip olup, çok az verenler, bunu
gösteris isteyen gizli arzulari için yaparlar,
ki bu da armaganlarini yararsiz kilar.
ve bazilari vardir ki, çok az seye sahiptirler ve hepsini verirler.
bunlar hayata ve hayatin definesine inananlardir,
ve kasalari hiç bos kalmaz.

bazilari sevinçle verirler, bu sevinç onlarin ödülüdür.
bazilari ise istirap içinde verirler ve bu aci onlarin vaftizidir.
ve bazilari vardir ki, ne vermenin acisini hissederler,
ne sevinç ararlar, ne de bir erdemlilik düsüncesi tasirlar;
onlar, su vadideki mersin agacinin kokusunu salisi gibi verirler.
böyle kisilerin ellerinde tanri dile gelir ve
onlarin gözlerinden tanri, dünyaya gülümser.

istendigi zaman vermek güzel bir davranis olabilir; fakat
istenmeden, ihtiyaci hissederek vermek çok daha anlamlidir.
ve cömert olan için, verecek kimseyi aramak,
veris olayindan daha fazla sevinç getirir.
vermekten alikoyacaginiz herhangi bir sey olabilir mi?
sahip oldugunuz her sey bir gün verilecektir.
öyleyse simdi verin ve vermenin hazzini
mirasçilariniz degil siz yasayin..
çogunlukla söyle dersiniz:
'verecegim, ama hak edeni bulabilirsem.'
ne koruluktaki meyve agaçlari böyle düsünür,
ne de çayirdaki sürüler.
onlar, saklandiginda çürüyecek olani, yasayabilsin diye verirler.
herhalde kendisine günler ve geceler verilmesini hak eden
bir kisi, sizden gelebilecek seyleri de hak eder.
ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmis bir insan,
sizin küçük irmaginizdan da bir bardak su alabilir.

faydasindan öte, kabul etmenin gerektirdigi cesaretten ve
güvenden daha büyük bir deger var midir?
ve siz kim oluyorsunuz da, onlarin gögüslerini yirtarak
gururlarini korunmasizca ortaya seriyor, sonra da
onlarin degerlerini örtüsüz ve gururlarini
utanmasiz olarak degerlendiriyorsunuz?
önce kendinizi vermeye hak kazanmis ve
verme olayinda bir araci olarak görün.
çünkü gerçekte herseyi veren hayattir
ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediginizde,
sadece bir tanik oldugunuzu unutuyorsunuz.
ve siz alicilar, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz,ne kendinize
ne de size verene bir boyunduruk yüklememek için,
hiç bir minnet hissi tasimayin.
bunun yerine, armaganlari kanat yaparak,
verenle beraber yükselin;
çünkü borcunuzu gereginden fazla abartmak,
annesi özgür yürekli dünya,
babasi evren olan cömertlik olgusundan
süphe etmek demektir..."

[Burada bir link var. Görebilmek için üye olmalisiniz!]
Üye ol yada Üye Girisi Yap
Logged

Her şeyi gereksinimler belirler.
asya
Vip Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3 940



« Yanıtla #2 : 04.01.07/23:09 »

Cibran'dan Alıntılar

Ancak büyük bir acı veya büyük bir sevinç
senin gerçeğini açığa çıkarabilir.
İşte böyle bir anda
ya güneş altında çıplak danset,
ya da çarmıhını taşı.

Şafağa ancak
gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.

Gariptir ki,
kimi zevklerin tutkusudur,
acılarımızın bir kısmını oluşturan.

Bana kulak ver ki,
sana ses verebileyim.

Karşindakinin gerçeği
sana açıkladıklarında değil,
açıklayamadıklarındadır.
Bu yüzden onu anlamak istiyorsan,
söylediklerine değil,
söylemediklerine kulak ver.

Yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp,
sessiz erdemlerimi eleştirmeye
başladığında doğdu.

Söylediklerimin yarısı beş para etmez;
ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir
diye konuşuyorum.

Yaşam kalbini okuyacak
bir şarkıcı bulamazsa,
aklını konusacak
bir filozof yaratır.

Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim,
durup yürüyenlerin geçişini seyretmek değil.

Hayır, boşuna yaşamadık biz!
Kemiklerimizden kuleler yapmadılar mı?

Bilmen gerekenlerin sonuna ulaştığında,
duyumsaman gerekenlerin başında olacaksın.



Logged
Tigris
Yazar
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 823



« Yanıtla #3 : 04.01.07/23:15 »

    Yaşam kalbini
    okuyacak
    bir şarkıcı bulamazsa,
    aklını konuşacak
    bir filozof yaratır.
   
    Zihnimiz bir süngerdir,

    yüreğimizse bir nehir.
    Çoğumuzun akmak yerine,
    sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!
   
    Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim,
    durup yürüyenlerin geçişini seyretmeyi değil.

   
    Esin daima şarkı söyler;
    asla açıklamaya çalışmaz.
    Eğer ağzın yemekle doluysa
    nasıl şarkı söyleyebilirsin?
    Ve eğer elin altınla yüklüyse,

    şükretmek için nasıl kaldırabilirsin?
   
    Güneşe arkanı dönersen,
    ancak kendi gölgeni görürsün.
    Ben onlara güneşi gösterim,
    Aptallar parmağıma baktılar.

   
    Yüreğin bir volkansa eğer,
    avuçlarında çiçekler açmasını
    nasıl umabilirsin?
   
    Bana "seni anlamıyorum" demen,

    haketmediğim bir övgü,
    haketmediğin bir yergidir.
   
    Yanlışlarımızı doğrularımızdan
    daha büyük bir coşkuyla
    savunmamız ne gariptir!

   
    Suskunluğu gevezeden,
    hoşgörüyü hoşgörüsüzden
    ve kibarlığı kaba olandan öğrendim.
    Ne garip ki, tüm bu öğretmenlerime
    karşı oldukça nankörüm.

   
    Her insan iki insandır;
    biri karanlıkta uyanık,
    diğeri ise aydınlıkta uykudadır.
   
    Düzenbazlık bazen başarılı olur,
    ama her zaman kendini öldürür.

   
    Diğer yanımla hiç bir zaman
    tam bir uyum içinde olamadım.
   
    Görünen o ki maddenin özü
    aramızda uzanmakta.
   

    Bir gerçek her zaman bilinmek,
    ama ara sıra söylenmek içindir.
   
    Eğer sırrını rüzgara açarsan,
    sırrını ağaçlara söyledi diye
    rüzgarı suçlayamazsın.

   
    En acınacak kişi, düşlerini
    altın ve gümüşe dönüştürmüş olandır.
   
    Eğer insanlara boş elimi uzatır
    ve bir şey alamazsam çok üzücü;
    ama asıl ümitsiz durum, dolu elimi uzatıp

    kabul edecek kimseyi bulamamamdır.
Logged

Beni anlamak için;
Konuştuklarımdan çok sustuklarıma kulakverin..

denge
Vip Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1 875



« Yanıtla #4 : 05.01.07/09:16 »

Alıntı
“Birbirinizin kadehini doldurun ama bir kadehten içmeyin. Birlikte şarkı söyleyin ve dans edin ve mutlu olun; ama her birinizin yalnız olmasına izin verin; aynı müzikle titreşseler de yalnız olan udun telleri gibi.”

Halil Cibran'ın bu şiiri benim  Cibran'dan okuduğum ilk şiirdi ve özel bir anlamı vardı, böyle yarım kalmasına gönlüm razı olmadı. Smiley

[Burada bir link var. Görebilmek için üye olmalisiniz!]
Üye ol yada Üye Girisi Yap
Logged
medusa
Yazar
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 800



« Yanıtla #5 : 25.02.07/10:04 »

Yenilgi


Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve kimsesizliğim.
Binlerce yengiden de bana değerli olan sen!
Dünyadaki tüm parlak başarılardan
sensin yüreğime yakın olanı!

Yenilgi, yenilgim, baskaldırım
ve de benim kendimle tanışmam.
Sayendedir ki, hala ben ayağı yere basan
ve solmuş defneler peşinde koşmayan
biri olduğumun bilincindeyim;
ve sende, yalnızlığımı buldum
ve de herkesten uzak,
ve de gururlu olmayı.

Yenilgi, yenilgim, benim parlak kılıcım
ve de kalkanım.
Gözlerinde okudum tahtı arayanın
kendi kendisinin kuluna dönüştüğünü.
Ve, bir kimsenin derinliklerindeki
esasını anlayabilmemiz için
onun gücünü söndürmemiz gerektiğini.
Ve ancak böylesine olgunlaştıktan sonradır ki,
bir meyvenin tadına varılabildiğini.

Yenilgi, yenilgim,
benim sözünü sakınmaz yol arkadaşım
şarkımı, bağrışmalarımı, sessizliklerimi hep duyacaksın.
Ve senden baska hiçkimse bana söz etmeyecek
kanat çırpınmalarından ve deniz kabarmalarından
ve de geceleri yanan dağlardan.
Ve sen, tek başına
ruhumun sarp ve kayalık
yollarından tırmanacaksın.

Yenilgi, yenilgim, benim ölmez cesaretim
sen ve ben fırtınada birlikte güleceğiz;
ve biz ikimiz, derin mezarlar kazacağız
içimizde ölmekte olanlara;
ve tutunacağız, tüm gücümüzle,
güneşin karşısında;
ve de tehlikeli olacağız.



"Deli-" 1918
 


 
Logged

Üstüstüme kapaklandım
Tıpkı bir midye gibi. Tekrar tekrar bağırmaları gerekti çağırmaları
Ve üstümden ayıklamaları inci gibi parlak yapışkan solucanları... Sylvia Plath
asaf
Vip Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2 886



« Yanıtla #6 : 26.02.07/15:41 »

Konuşma

Ve bir öğrenci, 'Bize konuşmadan bahset' dedi.

Ve o cevap verdi:

'Siz konuştuğunuzda, düşüncelerinizle
barış içinde olmayı terkedersiniz;

Ve kalbinizin ıssızlığında daha fazla kalamadığınızda,
dudaklarınızla yaşamaya başlarsınız.

Ses sizin için bir eğlence, bir zaman geçirme aracı olur.

Ve konuşmalarınızın çoğunda,
düşünce yarı yarıya katledilir;
Çünkü düşünce, boşlukta uçan bir kuş gibidir;
kelimelerin kafesinde kanatlarını açabilir ama uçamaz.

Aranızda bazıları,
yalnızlığın korkusuyla konuşkan birini ararlar;
Çünkü, tek başına olmanın sessizliği, gerçek ve çıplak
kendilerinigözleri önüne serer, ki onlar bundan kaçarlar.

Ve konuşmayı seven bazılarınız vardır ki, bilgisizce ve
önceden düşünmeden, kendilerinin bile anlamadığı
bir gerçeği ifşa edebilirler.

Ancak bazılarınız ise içlerinde gerçeği taşır,
ama onu kelimelerle dile getirmezler.

Böylelerinin sinelerinde ruh,
ritmik bir sessizlik içinde dinlenir.

Bir arkadaşınızla karşılaştığınızda, ruhunuzun
dudaklarınıza doğru hareket etmesini
ve dilinizi yönetmesini sağlayın.

Sesinizin içindeki sesin, onun kulağının
içindeki kulağa seslenmesine izin verin;
Çünkü onun ruhu, sizin kalbinizin
gerçeğini saklıyacaktır;

Tıpkı kadeh boşalıp, rengi unutulsa bile,
şarabın tadının ağızda kalması gibi...

-----------------------------------------------------

Bir tür kavuşmadır hatırlayış, unutuş bir özgürlük.

Aşıklar birbirlerinden çok, aralarındakini kucaklarlar.
Logged

"yalnızlık gururu besliyor. "
denge
Vip Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1 875



« Yanıtla #7 : 15.04.07/21:55 »

Halil Cibran "Fırtınalar" adlı kitabında...

"Benim için insanlar şöyle diyorlar; "Cibran, yazı uslubundaki güzelliği rağmen insanlığın düşmanlarından biridir. O sapık, kafir ve anarşisttir ve bizlerde bu mübarek dağın sakinlerine onun öğretilerine kulak asmamalarını, benliklerine ondan birşey bulaşmasın diye yazdıklarını yazmalarını öğütlüyoruz"

Onlar isabet kaydediyorlar. Ben delilik derecesinde aşırıyım, yapıcılığı istememe karşın yıkıcılığa meylediyorum, kalbimde insanların kutsadıklarına karşı bir tiksinti, yüzçevirdiklerine yönelik bir sevgi var. Eğer insanların adetlerini, inançlarını, geleneklerini yoketmek imkanım olsaydı bir dakika bile tereddüt etmezdim.

Evli olan olmayan kadın ve erkekler benim fikirlerimi duysa insanlık topluluğunun yapıları yıkılır, dünya bir cehenneme, sakinleri de bir şeytana döner."

diyor. he he. Ben bu adamı onçün bu kadar seviyorum işte. Smiley
Logged
deniz
"deep faith"
Vip Üye
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 8 498



WWW
« Yanıtla #8 : 15.04.07/21:59 »

nihilist-anarşist bir tavır.
Logged

insan bir hayal kırıklığıdır.
[Burada bir link var. Görebilmek için üye olmalisiniz!]
Üye ol yada Üye Girisi Yap
buyrun burdan yakın
torq
Vip Üye
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1 868



« Yanıtla #9 : 15.04.07/22:38 »

Halil Cibranı ilk okuduğumda kendimi ona bu kadar yakın hissetmemin bir nedeni var diye düşünmüştüm. Kutsal olana karşı duruşumu ve başkaldırı misyonumu Cibran'dan aldığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Smiley
Logged

Her şeyi gereksinimler belirler.
Sayfa: [1] 2 3  Hepsi   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Seyir Defteri | cocukforum.com | SIFIR Mail Grubu | Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC