25.06.19/02:06

devletin ideolojisi olur mu?

Başlatan deniz, 02.02.07/11:21

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

kýzýl_gül

çünkü;dünya şuanda üç sınıflı yapıda dogdu
ilk kominal sistem
ikincisii kölecilik
üçüncüsü feodal sistem(dere beyler=feodal beyler topragın sahibi ve üstündeki köylülerindende br kısmına sahip olur.halan daha ingilterede kullanılır lord falan...)

kapitalizm öncesinde toplumsal sistemi anlatıyor feodal.kapatalizm üretim yapısından farklıdır.feodalin sınıf yapısı kapatalizmden farklıdır feodalizmde üretim tarımsaldır.

anlatamamdım derdimi ben bugün bunla ilgili yazı yazmaya çalışacagım yazarsam buraya yüklerim=)

torq

İdeolojileri bir dogmatik yapı ve katı kuralların yönlendirdiği bir değişmezlik abidesi olarak kabul etmek gerekir. Devletler kendilerine böyle bir ideolojiyi yönetim biçimi olarak seçebilecekleri gibi, toplumların içindeki dinamikler, değişimi bu ideoljilerin yardımıyla gerçekleştirebilir, devrimci bir hareketi örgütleyebilir.

Bu açıdan bakıldığında devlet denilen kavramı irdelemek ve bir tanımlamayla başlamak gerekir. Devlet, gücü elinde bulunduranların baskısıyla toplumdaki insanları kendi koydukları kurallara uymaya zorlayan ve karşılığında düzeni sağlamayı öneren bir organizmadır. Bu düzenek kaostan uzaklaşma ve anti anarşist bir yapılanmayı da ifade eder.

Platon devlet kavramını ortaya attığında bugünkü devlet anlayışının ilkel konumunu tanımlamaya, insanların düzen içinde yaşamalarını sağlayacak bir düzeneği tasarlamaya çalışıyordu. İlkel toplulukları bu anlamda devlet yapısı içinde değerlendirmenin olanak dışı olduğunu , imparatorluklarla başlayan ve yasaların egemenliğinde kurulan organizasyonları, ilk devlet örneği olarak kabul etmek gerekir. Roma İmparatorluğunu devlet mekanizması açısından değerlendirdiğinizde, yurttaş kavramını ve yasalara uyma zorunluluğunu getiren, vergiyi devletin gelişimi ve büyümesi için kullanan önemli bir örnek olarak görebiliriz.

Aydınlanma çağına gelinceye kadar geçen sürede toplumların gelişimini engelleyen kurallar, düşüncenin açık bir biçimde söylenebildiği ortamlarda, toplumların dinamikleriyle gelişerek farklılıklara uğradı, bölündü, parçalandı. Ancak temel olarak insanların bir arada tutulabilmesi ateş hırsızının da belirttiği gibi bir inanç birliğini gerektiriyordu. Eğer bir devletleşme yeteneğiniz yoksa, böyle bir düşünce akımına da gereksiniminiz yoktur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, klasik toplum tanımlamalarının artık kesin çizgilerle ayrılmasının olanak dışı olduğudur. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi bir ideoljisi ve dini olmamakla birlikte, net bir biçimde dinin islam ve ideolojinin kemalizm olduğu görülmektedir. Öte yandan toplumun büyük bir bölümünün demokrasiyi benimsemiş olması, katı ideoljik kuralların yıkılmasına olanak tanımış, toplumsal sıkıntıların siyasete aktarılarak çözümü için çaba harcanmaya başlanmıştır.

Son olarak sosyolojik açıdan bakıldığında Türkiye'nin bir bölümünde fedoal ilişkilerin egemenliği nedeniyle yaşanan sıkıntıları, başka bir bölümünde sanayi toplumunun tipik gelişimini görmek olasıdır. Yani toplumlar ya da devletler aynı coğrafyada bile olsalar eşit şekilde değişmiyor, gelişmiyorlar.



ateþ hýrsýzý

Devlet iktidar sahiplerinin egemenliklerini pekiştiren güçsüzleri yönetip yönlendiren, güçsüzlerin güçlerini biraraya getirerek (örgütlenerek) güçlenme eğilimi gösterdikleri dönemlerde de onların eylemini durduran yokeden o güçlülük durumunu ortadan kaldırarak eski istikrar ortamını yeniden tesis etmek durumunda olup ideolojik araçları (düzen, istikrar,barış, zenginlik, mutluluk, refah vs.) vasıtasıyla kitlelerin gözünde bir meşruiyete dayanmak durumunda olan devasa bir iktidar (hükmetme) mekanizmasıdır. Devlet iktidarını  elinde bulunduran herkes devlet hiyaerarşisi içindeki konumu ile dopru orantılı olarak bu iktidardan payını alır. Ancak tüm bunların dışında devlet bir zor aygıtından yada onun hiyerarşisi içinde yeralan devlet görevlilerinin toplamından yada onların bireysel irade ve isteklerinden daha fazla birşeydir.  Nasıl ki Roma'da sezar senatoya rağmen bir savaş yada barış kararı alamazsa aldığı durumlarda da sistem tarafından yalnız bırakılma riski büyüse devletin en tepesinde olan kişiler için de durum pek farklı değildir. Bu aynen askeri hiyerarşi içerisinde mantıksız olsa bile emredileni yapmak zorunda kalmak bir emri sorgulamanın bile tüm sistemi karşına almak anlamına gelmesine benzer.

Devlet ekonomi politiğin ihtiyaçlarına göre örgütlenmiş bir tahakküm aygıtıdır ve kendi organizasyonu ve işbölümü içerisinde kendisini hiyerarşik silsile içinde fiziken var eden devlet görevlilerine dahi son tahlilde yabancıdır. O bir ideoloji, bir aygıt, bir külttür. Bu yüzden devlet dışı hayat yada devlet karşıtlığı felsefi alan dışında tartışma gündemine bile gelemez. Çağımızdaki faşizm ise devletin bu kült olma halinden beslenerek onu fetişleştiren bir ideolojidir.

sağlıcakla,
     

kýzýl_gül

İdeoloji kelimesinin nerden çıktığını da yazayım. İdeoloji Latince bi kelime. İdea (düşünce) ile loji (kuram) kelimelerinin birleşmesiyle oluşuyo. Latince anlamı düşünce kuramı demek.



İdeoloji kavramını Marx yanlış bilinç olarak açıklıyor. İdeolojiye nötr (olumsuz) bir anlam yüklüyor. İdeolojiyi, iktidarı elinde tutan burjuvazinin, işçi sınıfının gerçeği görmemesi ve görememesi (kapitalizmin işçi sınıfının artı değerini yani emeğini sömürdüğünü) için varolan sömürü düzenini farklı şekilde gösterdiğini, gerçeği tersyüz ederek gösterdiğini söylüyor. Bu şekilde gerçeğin tersyüz edilmesine (çarpıtılmasına) yönelik burjuva fikirler bütününe ideoloji diyor. Bu anlamda ideoloji, işçi sınıfının sömürüldüğü, kapitalizmin emek sömürüsü üzerine dayandığı; bu nedenlerle ahlaki ve meşru olmadığını gizlemeye ve insanların kafasında bu gerçeğin tam aksini oluşturmaya yönelik burjuva çarpıtmaların tamamı. Burjuvazi sömürü gerçeğini gizlemek ve onu meşruymuş gibi göstermek için yani ideolojisini insanlara kabul ettirebilmek için bi takım araçlara ihtiyaç duyar. Bu araçlar; aile, eğitim sistemi, hukuk kurumları, medya, din ve siyaset gibi kurumlardır.



Devlet sınıflı toplumlara özgü bi kurumdur. Devletin varlık nedeni üretimde emek sömürüsünün olmasıdır. Emek sömürüsü nedeniyledir ki sınıflar ortaya çıkmış, sınıfsal bölünmede sermayeyi elinde bulunduran sınıf (mülk sahibi sınıf – burjuvazi) sömürüsünün devamını sağlayabilmek için devlet denilen organizasyona ihtiyaç duymuştur. Devlet, sömüren sınıfın (burjuvazinin) sömürdüğü sınıfı (işçi sınıfı) baskı altında tutmasını ve bu yolla kendi sömürü koşullarının devamını sağlayan aracıdır.



İdeoloji genel anlamda gerçeğin tersyüz edilmesine, bir şeyin gerisinde yatan gerçek ilişkilerin gizlenmesine, görünürdeki sahtenin gerçekmiş gibi gösterilmesine ait yanılsamalar bütünüdür. Dolayısıyla ideolojiyi zorunlu kılan, bir şeyin gerisindeki asıl gerçeği gizleme, gerçek olmayanı gerçekmiş gibi gösterme ihtiyacıdır. Eğer iktisadi sistem emek sömürüsü üzerine dayanmamış olsaydı, yani gerçekle görünen arasında bi fark olmasaydı ideolojiye de gerek kalmayacaktı.



Devlet ve ideolojinin varlık nedeni Kapitalizmin sömürüye dayanan bir sistem olmasıdır.



Devlet ve ideoloji birbirinden ayrılmaz şeylerdir. Her ikisini de var kılan kapitalizmin emek sömürüsüne dayanan üretim yapısıdır. Devlet ile ideoloji birbirinden ayrılmaz şeylerdir. Kapitalist sistemde devlet ve ideoloji burjuvazinin kendi devamlılığını sağlamasının iki aracıdır. Dolayısıyla devlet ideolojik bir kurumdur. Devlet kapitalist ideolojinin devamı ve sürekliliğini sağlamanın örgütsel koşullarını sağlayan organizasyondur.


kuzeys terörist olmaları ideloji diildir ideloji aracıdır diye düşünüyorum=)

deniz

kızıl gül eğer alıntı yapmamışsan yaşına göre çok ileri ve olgun düşünceler bunlar.
alıntı yapmışsan da lütfen yerini verebilir misin ?

kýzýl_gül

alıntı diil bunlar deniz araştırdım konuyu tamamen=)
kesinlikle alıntı yok...

deniz

yani sermaye ilişkilerini içinde barındırmayacak bir düzen bir ideoloji eseri olmayacak mı ?

data_grrr

bunu (bana göre) devlet sağlayamayacağına göre, hayır diyebilirim sanırım.

torq

Alıntı yapılan: kızıl_gül - 19.03.07/01:07

İdeoloji kavramını Marx yanlış bilinç olarak açıklıyor. İdeolojiye nötr (olumsuz) bir anlam yüklüyor. Bu anlamda ideoloji, işçi sınıfının sömürüldüğü, kapitalizmin emek sömürüsü üzerine dayandığı; bu nedenlerle ahlaki ve meşru olmadığını gizlemeye ve insanların kafasında bu gerçeğin tam aksini oluşturmaya yönelik burjuva çarpıtmaların tamamı. 

İdeoloji genel anlamda gerçeğin tersyüz edilmesine, bir şeyin gerisinde yatan gerçek ilişkilerin gizlenmesine, görünürdeki sahtenin gerçekmiş gibi gösterilmesine ait yanılsamalar bütünüdür. Dolayısıyla ideolojiyi zorunlu kılan, bir şeyin gerisindeki asıl gerçeği gizleme, gerçek olmayanı gerçekmiş gibi gösterme ihtiyacıdır. Eğer iktisadi sistem emek sömürüsü üzerine dayanmamış olsaydı, yani gerçekle görünen arasında bi fark olmasaydı ideolojiye de gerek kalmayacaktı.

Devlet ve ideolojinin varlık nedeni Kapitalizmin sömürüye dayanan bir sistem olmasıdır.

Devlet ve ideoloji birbirinden ayrılmaz şeylerdir. Her ikisini de var kılan kapitalizmin emek sömürüsüne dayanan üretim yapısıdır. Devlet ile ideoloji birbirinden ayrılmaz şeylerdir. Kapitalist sistemde devlet ve ideoloji burjuvazinin kendi devamlılığını sağlamasının iki aracıdır. Dolayısıyla devlet ideolojik bir kurumdur. Devlet kapitalist ideolojinin devamı ve sürekliliğini sağlamanın örgütsel koşullarını sağlayan organizasyondur.



Sevgili kızıl, yazından çıkardığım sonuç, marksizmin bir ideoloji olmadığı ve ideolojinin hem nötr hem de olumsuz bir anlamı olduğu. Ancak durum bence öyle değil.
1)Türk Dil Kurumu ideolojiyi şöyle tanımlıyor; Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü. Bu durumda Marksizm bir ideoloji değil midir ?
2) Marksizm son dönemlerde ortaya atılan ve dünyayı sarsan en büyük ideolojidir ve her ideoloji gibi dogmaları, olmazsa olmazları, tabuları vardır. Bir felsefe akımı olarak Markiszim, kendisinden önceki akımların toplamını oluşturur ve dünyanın gidişine kendi açısından çözümler bulmaya çalışır. Bu çözümleri hayata geçirmek isteyen Lenin ve Mao gibi liderler teorinin pratikle çelişkisini yaşamak zorunda kalmışlardır.
3) Nötr sözcüğü ne olumlu ne de olumsuz anlamında kullanılabilir, dolayısıyla ideolojiye nötr anlamı yüklerseniz iyi ya da kötü değildir gibi bir sonuç çıkar. Eğer olumsuz bir anlam yüklemek istiyorsanız negatif (-) sözcüğünü kullanmanız gerekir.
4)Eğer ideoloji için söylediklerini doğru kabul edersek, hepsinin Marksizm için de geçerli olduğunu söylememiz gerekir ki bu durum önemli bir çelişkiyi ortaya çıkarır. Devlet ve ideolojinin varlık nedeni ile kapitalizmin sömürüye dayalı olması arasında hiç bir bağ yoktur. İdeolojiler düşüncelerin ciddiye alınmasıyla başlayan ve toplumsallaşmasıyla hayata geçen tepkilerdir. Bazı ideolojiler hiç bir zaman hayata geçmemiş, felsefe kitaplarının raflarında yerlerini almış, bazıları toplumsallaşarak kendisini denetletmiştir.

data_grrr

TDK ile marksizmin ideoloji tanımlaması arasında olan fark tamamen doğal.
Marksizm zaten ideoloji olmak zorunda çünkü kapitalist devletin kontrol edilmesine dayalı bir sistem.
Marksizm ideolojiye daha dar anlamda (bana göre) ekonomik faktörlerin belirlediği bir hegamonya biçiminde bir tarif getiriyor.
Yani üst yapı her zaman ideolojide belirleyen şey ya da alt yapılara bunu dayatan şey oluyor. Bu da alt yapıların ve diyelim işçi sınıfının ideoloji konusunda 'yanlış' kavrayışlara sahip olmasına yol açıyor.
Marksizmde işte ideoloji bundan öte bir şey değil, ekonomik faktörler ideolojiye de belirler yani.