16.07.19/22:25

Mezhepler

Başlatan Narcotic, 15.08.04/19:41

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

kiya

1. efenim, retoriğin kralını siz yapıyorsunuz o zaman. tutup bize sunnilik-alevilik mevzusunu tartıştırıyorsunuz durduk yere, iki kelam edince de günahkar biz oluyoruz. yaşantımda ben bunları tartışarak, bunları düşünerek dolaşmıyorum ki? :)

2. evet, kur'an'ı ali'nin ya da başka birinin yazması benim için de, insanlık için de bir şeyi değiştirmeyecekti. fekat konu başlığımız öyle demiyor. "çıkış nedenlerini tartışın" diyor. eh, biz de tartıştık, günah benim, kime ne :)

3. daha önceki görüşlerim de incelendiğinde bu soruyu neden sorduğum daha iyi anlaşılabilirdi. ancak, son yazılarım öncekilere gönderme yapmayınca "ali'nin kur'anı"nı savunuyor gibi bir izlenim ortaya çıktı sanırım. halbuki dediğim şey gayet açık. yineleyelim: müslümanların asıl şehri medine idi. mekke'nin fethi ile peygamber ile dalga geçmiş, eğlenmiş, aşağılamış, savaşmış kimseler de müslüman oldular (olmak zorunda kaldılar). mekke ise gücü elinde bulunduranların şehriydi. şimdi savaş; medine ile mekke arasındadır. bu savaşta belirli çıkarlar ya da istekler sonucu herkes de belirli bir safta yer almıştır. sonunda bu savaşı medine'nin kazandığı söylenir. ama her kazananın kaybettiği bir yer de vardır. nedir o? hicret'in tersi yani mekke'ye yeniden dönüş. işte islam, mekke'ye yeniden dönmekle birlikte; karşıtları ile uzlaştı. dahası, karşıtları yeniden güç kazandılar. peygamber'in ölümüyle de "mekke" eski kudretine dönmek için bir "saray darbesi" tertipledi.

işte ali'nin mushafı burada önem kazanıyor. ali'den daha üstün bir kur'an bilgini olamayacağını bütün müslümanlar kabul edecektir, değil mi? yine de mekkeliler, ali'nin mushaf'ına sırt çeviriyorlar. ömer'in sözü ise yeterince pişkin; "o kitaptan bizde de var!" :)

bunun nedeni nedir? çünkü ali, henüz medine düşünüşü ile yazmıştı kur'an'ı büyük olasılıkla. savaşın galibinin medine olduğunu sanıyordu hala. halbuki, mekke'de herşey eski statükoya kavuşmuştu. yalnızca statükonun üzerine bir kutsallık gerilmiş ve daha da güçlenmişti. ali, mushaf'ında; herşeyi, bütün kur'an ilmini uzun uzun açıklamış ve mekke ileri gelenlerinden bazılarını da islam'a olan tavırlarından dolayı yargılamış olmalı. yani, "ebu leheb'in dilleri kurusun" sözü, herhalde başka ebu'lar için de sarfedilmişti. herşeyin uzunca açıklanması da mevcut duruma uymuyordu. sonuçta ticaret ve yaşayış vardı, mızrağın çuvala sığmadığı yerler vardı.

görüldüğü gibi, herşey, akla mantığa uygundur; rasyoneldir. görüldüğü gibi her dinsel düşünüş; ancak mevcut yaşayışın gereksinimlerine göre oluşur.

şimdi başa dönelim: sunni'ler (kazananlar), statükonun sonsuzdan gelip sonsuza gittiğini (islam'ın ezeli ve ebedi olduğunu) iddia ediyorlar. neden, çok basit; kim iktidarını kaybetmek ister ki?

kaybedenler (şii'ler, alevi'ler), sonssuzdan geldiğini ve fakat bozulduğunu, ve hazreti mehdi'nin yeryüzüne dönerek herşeyi düzelteceğini ve kendisine inananları alıp cennete götüreceğini söylüyorlar. neden, yine çok basit. kimse kaybetmenin sonsuz olmasını istemez :)

görüldüğü gibi, sorumuz, iki şey açısından önemlidir:

1. hiçbir inanış, günün gereksinimlerine yanıt vermemesine karşın değiştirilemezlik zırhına sahip değildir.

2. kitab'ın ilk oluşturuluşu sırasında da bir çok siyasi kaygı, tanrı sözünün önüne geçmiş olabilir.

3. siyaset, kazanan ve kaybedenlerden oluşur. ali'nin mushafı kabul görseydi de elbet değişen bir şey olmayacaktı. tersine, ali kaybedecek ve bugünkü mazlum görüntüsü yerine, iktidarın emrettiği zalimlikleri ile anıyor olacaktık büyük olasılıkla.

4. yaşam gariptir, tarih gariptir, birçok şeyin anlatıldığı gibi gerçekleşmiş olması imkan dahilinde bile değildir. dinsel mit'ler sözkonusu olduğunda ise, imkansızlıklar "tanrı ilmi"nin arkasına saklanılarak açıklanabilir.

5. kalın sağlıcakla...

torq

Kiya, kazananlar ve kaybedenler savın çok ilgimi çekti, bu konuyu biraz düşünmek ve yeni savlar ortaya atmak gerekebilir. Sonuç bildirgesinde yazdıklarına aynen katılıyorum. Bu kez retorik yapmamışsın :)

Sapiens

Hangi Alevilik?
Kendini Müslüman saynıda var
ateistim diyenide
biz şamanizmin nevzuhuruyuz diyenlerde
hatta biz islam,şamanizm ve hrsitiyanlığın cemmiyiz diyenlerde var
biz insana taparız diyende
Allaha taparız ali yi sevriz dieynide
Aliyi övüp araba sövenide
hangi alevilikten bashediyrosunuz

hangi şiilik ?
hangi sünnilik

asya

Reha Çamuroğlu ile röportaj

Geçenlerde İstanbul’da yapılan 13. Abant Platformu Alevilik üzerineydi. Sonuç bildirgesinin okunduğu esnada Almanya Alevi örgütlerinden Ali Yıldırım’ın, ‘Sünniler Aleviliği tanımlayamaz’la başlayan ve ‘lanlı lunlu’ devam eden konuşması polemiğe sebep oldu. Aslında bu konuşma 10 yıldır Alevi camiasında süregelen teolojik bir tartışmayı gün yüzüne çıkardı. Yıllardır Aleviliğin dinî ve sosyal hayatta nereye oturtulacağı mevzuu mesele edildi. Ancak, Reha Çamuroğlu’nun Diaspora Alevileri dediği Almanya’daki oluşum ve bunun Türkiye’ye yansıması, konuyu yakından izleyenleri bile şaşırtacak özellikler taşıyor. Yazdığı tarihî romanlarıyla Alevi Bektaşi kültürünü entelektüel camiaya tanıtan ve kendisi de Alevi olan Reha Çamuroğlu ile bu konuyu konuştuk.

-Aleviliği konu alan 13. Abant toplantısı herkesin dilinde...


Evet, ama konuşanların pek çoğu sonuç bildirgesini okuma zahmetine bile katlanmamış. O bildirgede cemevleri ibadethanedir gibi çok net bir şey var. İtiraz edenler, cemevleri ibadethane olarak kabul edilmeli diyorlar hâlâ.

-Peki, siz nasıl okudunuz?

Bazıları duydukları gibi hücum ediyor. Nasıl Alevilik tanımlanırmış? Bir kere sonuç bildirgesindeki tanım metni, 2006’daki dedeler toplantısından alındı. Dolayısıyla oradaki katılımcıların yaptığı bir tanım değildi. Kaldı ki katılımcılar da tanım yapabilir. Abant Platformu’yla Fethullah Gülen arasındaki ilişki kullanılarak Plantform’un ürettiği düşüncelerin bağımsızlık değeri zedelenmek istendi. Oradaki aydınların hiçbiri, ne Mete Tunçay ne Niyazi Öktem ne Ahmet Yaşar Ocak ne de diğer katılımcılar, görüşlerini ipotek edecek kişiler değil.

-Konuşmaların niteliği pek konuşulmuyor aslında.


İki gün boyunca Aleviliğin en temel meseleleri konuşuldu. Sünni-Alevi ilişkisindeki eksiklikler, geçmişteki hatalar... Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, ‘Biz hata yaptık’ dedi meselâ. Hata yaptık diyen kişiye ‘Aklınıza şimdi mi geldi?’ denmez. Bu bağcıyı dövmektir.

MESELE ABANT DEĞİL...


-Kimler, niçin bağcıyı dövmek istiyor?

Aslında mesele Abant Platformu değil. Mesele çok daha derinlere giden, tarihsel, teolojik boyutları olan bir mesele. Rahmetli Nejat Gürdoğan 1994-95 yıllarında çıktı ‘Alevilik İslam dışıdır’ dedi. Alevilerden çok büyük tepki aldı. Ve bu tartışma geri çekildi. Aslında Nejat Gürdoğan bir kesimin ortak kanaatini dile getirmişti. Yüzlerce yıl Ebu Suud Efendi’lerin İbn Kemal’lerin söylediği şeyi bir Alevi çıkıp söylüyordu. Tepki görünce bu tartışma donduruldu. Sonra Almanya’da odaklanmış benim Alevi Diasporası diye tanımladığım çevre, ki diaspora kelimesinin bütün kötü özelliklerini taşırlar, bu görüşü kendilerine mal etti. Bu görüşü bütün özel konuşmalarında tekrarladılar fakat teşkilatlarının görüşü haline getirmediler. Çünkü görecekleri tepkiden çekindiler. İlk defa 2-3 sene önce iki başlık altında tekrar denediler. Birincisi Alevilik İslam dışıdır, ikincisi Alevilik azınlıktır. Sonradan aksi görüş beyan etseler de AB’nin raporlarında Aleviliğin azınlık olarak tanımlanma çabası bu arkadaşlar tarafından tahrik edildi. AB raportörleri Aleviler diye bu arkadaşları muhatap aldı. Ve bunlar görüşlerini hep bu doğrultuda verdi.

-Ama bu görüşlerini kamuoyuyla paylaşmıyorlar öyle mi?

Tabii. Bence AB raportörleri sonradan onlara çok kızmıştır; “Biz azınlığıyız, biz İslam dışıyız dediniz ama kamuoyu önünde bizi yalnız bıraktınız.” diye. Bu şekilde görüşlerini yedire yedire vermek gibi bir taktiğe yöneldiler. Sonra baktılar ki İslam dışılık meselelerinde yalnız kalacaklar, yıllarca karşı çıktıkları cemevleri meselesini savunma bayraktarlığına soyundular.

-Nasıl oldu bu?

Şimdi bunlar yıllarca Almanya’da cemevi kurmadılar, son yıllarda açmaya başladılar. Bu üç ayağı olan bir proje: Alevilik İslam dışıdır, Aleviler azınlıktır ve Alevilik dedelerden kurtulmalıdır. Demek istiyorlar ki Alevilik dinî özelliklerinden kurtulmalıdır. Asıl söylemek istedikleri ise şu: Alevilik etnik bir yapıdır. Bu arkadaşlar senelerdir Boşnak milletinin oluşumunu inceler. Alevileri götürmek istedikleri yol etnik bir yoldur. Çünkü etnik hareketin rant yaptığını gördüler.

-Neden başka türlüsü mümkün değil?

Çünkü bu arkadaşların hepsi soldan gelir; fakat solla hesaplaşmalarını yapmadan Alevi olmuşlardır. Kendilerini hem solcu hem Alevi addederler, dolayısıyla sınıf çatışması kavramı yerine başka çatışmalar bulmak zorundaydılar. Proletarya ile burjuvazi gider, yerine Alevilik ve Sünnilik gelir. Bu mantıkla işin içinden çıkmaları mümkün değil. Çünkü çatışmacı mantık içlerine işlemiş.

11 EYLÜL ‘GAVUR’LUĞU

-Solla hesaplaşmalarını tamamlamadılar cümlesini açabilir misiniz?

Şimdi Marksist sol materyalist bir sistem kurmuş. Burada metafiziğe yer yok. Alevilik ise baştan aşağı metafiziktir. Siz Marksizm’le hesaplaşmadan birden, bire Aleviyim diyemezsiniz. Böyle bir şey mümkün değil. İslam dışı olarak tanımlanması konusunda önlerine binlerce engel çıktı. Aleviliğin bütün yazılı kaynakları çıktı. Alevi halkının tepkisi çıktı. Fakat en önemlisi Hz. Ali’nin kendisi çıktı. Yani bu arkadaşların Müslüman olmadıklarını ispatlamaları için Hz. Ali’nin Müslüman olmadığını ispatlamaları gerekiyordu ki bu her halde zor bir işti. Bunun olmayacağını görünce Ali’siz Aleviliği icat etmeye uğraştılar. Şimdi denilebilir ki Ali’siz Alevilik bir bağımsız yazarın (Faik Bulut) kitabıdır: yazar Alevi değildir, o arkadaşları bağlamaz. Ama bu hiç de böyle değildir. Çünkü panellerine, seminerlerine çağırarak bu görüşe çok ilgili olduklarını göstermişlerdir.

İkinci ve özellikle üzerinde durmak istediğim bir nokta, 11 Eylül saldırılarından sonra dünyada bir İslam aleyhtarlığı başladı. İslam’a ait her şey kötü gösterildi. Hollywood filmlerinde eskiden zenciler kötü adamdı sonra yerini Latinolar aldı, şimdi de Müslümanlar. Bu arkadaşlar Almanya’da yaşıyorlar yıllardır, bir kısmı Almanya’da doğmuştur, Alman vatandaşıdır. Senelerce kendilerini Almanlara şöyle tanıtmışlardır. “Biz Müslüman’ız ama onlar gibi değiliz. Biz moderniz, biz size uyum sağlarız.” Uyumun zirve noktası olarak da Müslümanlığı reddetmeyi gördüler. Ve İslamiyet’e vurmanın kolay olduğu bir zamanda biz İslam dışıyız lafını attılar.

-Yepyeni bir oluşum aslında bahsettiğiniz.

İlk güçlü çıkışları bu döneme rastlıyor. Aleviliğe karşı bir kısım Aleviler cinayet işliyor. Bu cinayetten kimlerin faydalanacağına bakarsak faili de bulabiliriz. Almanya’daki Türk nüfusu içindeki Alevi Sünni oranı Türkiye’dekinden daha yüksektir. Almanya senelerdir Türklere karşı bin türlü asimilasyon politikası uygular, bu arkadaşların hiçbiri buna itiraz etmez. Almanya’nın resmî ideolojisi olunca sorun çıkartmazlar. O zaman arkalarında Almanya olur. Mesela Almanya Anayasası’nın Alman ulusunu kan esasena göre tanımlayan maddesini eleştirdiklerini hiç duymadık. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî ideolojisini eleştirirler. Türkiye’de böyle bir madde getirmeye çalışsak kıyamet kopar çünkü bu faşizan bir maddedir. Aleviliğin İslam dışılığı meselesi Almanya’nın kendi iç problemini çözmekte yardımcı bir olaydır. Onlar kibarca Türklerin entegrasyonu diyorlar. Dolayısıyla Almanya’da kendi Müslümanlıklarını reddeden önemli miktarda Türk bulduğunda Almanya tabii ki sevinecektir. İkincisi Türkiye’nin en büyük ekonomik partneri Almanya’dır. Türkiye’nin AB sürecinde Almanya her zaman Türkiye üzerinde etkili olmak ister. Böyle bir gönüllü partner ilişkisi Türkiye’yi her zaman etkilemek hususunda faydalı bir enstrümandır. Dolayısıyla Almanya bu işte bir taşla iki kuş vurmuştur.

-Türkiye üzerindeki etkileri nedir?


Türkiye’de çok etkili olamamak ayrı bir problem yarattı kendileri için. Ve bu onları biraz daha sinirli de kılıyor.

- Ritüelleri farklı mı?

İçlerinde önemli bir grup kendilerini Alman Alevi’si olarak tanımlıyor. Yaptıkları Almanca cemlerde her biri kalıplaşmış gülbanklarımız yerine ne okuyorlar acaba? Bu cemlerdeki Kur’an sureleri yerine ne okuyorlar? Yani cem çok tiyatral bir törendir. Kalıpları bellidir. Yöreden yöreye farklılıklar gösterir ama bazı kalıplar hiç değişmez. Çerağ uyandırılırken Nur suresi okunacaktır sözgelimi. Çünkü çerağla Nur suresi arasında bir bağlantı vardır. Almanca cemlerde bizim bildiğimize göre tamamen içi boşaltıyor. Çeşitli zamanlarda yapılmış bant kayıtları var, tamamen değiştirilmiş. Ritüelin anlamı kalmamış, bütün kalıpları değiştirilmiş. Aleviliği bir insan hakları evrensel bildirgesine indirgiyorlar. Yeni bir etnik kimlik, bu kimliğe uygun yeni, tuhaf bir din icat etme peşindeler.

İSLAM DIŞILIK BİRİLERİNİN İŞİNE GELİYOR


-Seküler bir din...

Post modern tarikatlar gibi, tuhaf bir şey icat etmeye çalışıyorlar. Mesela, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker diyor ki, biz Budizm’i de Hıristiyanlığı da, İslam’ı da farklı yorumlarız. Turgut Öker bunu söylemekle yetinmemeli bence nasıl farklı yorumladığını da anlatmalı. Esas mesele orada. Ayrıca diyor ki parlamentoda Alevi milletvekillerine kota verilsin. Abant Platformu’nda Ali Yıldırım diyor ki biz Alevilerin iç işlerine kimsenin elini sokturtmayız. Bu arkadaşlara şunu sormak lazım: “Muhtariyet ilan ettiniz de, Türkiye 1970’lerin Lübnan’ı da bizim mi haberimiz yok.” Kota istemek bir milletten birden fazla millet çıkarma çabasıdır ki dünyanın hiçbir devleti böyle bir yaklaşım karşısında hayırhah bir tavır geliştirmez.

-Bu yabancı ve uzakta olmanın etkisi mi?

Bunun etkisi var elbette ama onlar Türkiye’deki Alevilerle ve Sünnilerle ilgili sorumluluk duygusuna sahip değiller. Bu söyledikleri laflar sonrasında burada olacaklar onları hiç ilgilendirmiyor. Onların bir vatanları var zaten. Diyorum ki burayı karıştırmasınlar, hadlerini bilsinler. Ne demek Alevilerin içine kimsenin elini sokturmayız! Ben Türkiye’de Sünnilerin işine karışamam öyle mi? Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının işine karışırım. Çünkü birlikte yaşıyoruz. Nedir yani, bir kapalı toplum var, bu toplumun doğal liderleri sizsiniz ve her sorunda biz size geleceğiz öyle mi? Sizi kim karar mercii haline getirdi? Siz kimsiniz?

- Peki onları kim destekliyor Türkiye’de?

Şimdi oraya geldik. Cinayetin dış faydalanıcısını gördük. Şimdi iç mesele üzerine düşünelim. Bu arkadaşlar 4 sene önce bu görüşleri yüksek perdeden söylediklerinde ben çeşitli demeçlerle bunlara karşı çıktım. Dedim ki Türkiye’nin bazı kurumları görevlerini yapmıyor. Kimse bu kurumlar hangileri diye bana sormadı.

-Diyaneti mi kastettiniz?


Dış ve iç güvenlikle ilgili. Türkiye’de her politikacı siyasete girerken de ayrılırken de mal varlığını açıklar. İkisi arasındaki farka bakılır. Politikacılar için gösterdiğimiz bu hassasiyeti sivil toplum kuruluşlarına gelince hiç göstermeyiz. Oysa Türkiye’de gerçekten bu para trafiği çok iyi izlenmeli. Aslında çok iyi izleniyor ama Güler İleri gibi babasına çiçek gönderenlerinki çıkıyor, diğeri çıkmıyor. Neden çıkmıyor, birisi mi örtüyor? Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bunları bildiği kanaatindeyim. Yani Türkiye’de Alevilerin kendilerini İslam dışı ilan etmesinin birilerinin işine geleceğini düşünüyorum.

-Kimlerin?

Mesela siyasi partilerimiz susuyor. Acaba kendilerini İslam dışı tanımlayan Alevilerden alacakları oy kaygısıyla mı susuyorlar? Yani cinayete ortak olmak mı istiyorlar? Ciddi bir oy potansiyeli olduğuna inanmıyorlarsa, ki bence yoktur, o zaman başka bir neden bulmak gerekir. O zaman Türkiye’de bu görüşün rahatlıkla savunulabilmesini ve bir zemin elde etmesini istiyorlar demektir. Bu daha tehlikelidir. Şimdi, AKP’nin, DYP’nin, MHP’nin bu konuda tavrı bellidir, ama CHP ve DSP’nin tavrı belli değildir.

-Bu bir devlet sırrı mıdır ki...

Bunu onlara sormak lazım. Alevi Bektaşi Federasyonları kendi içinde bir tasfiye gerçekleştirdi. Tasfiye edilen yönetim de gelen yönetim de Aleviliği İslam dışı görüyordu. Tasfiye edilenler Kemalistlikle ve ulusalcılıkla suçlandı. Tasfiye edilenlerin başına devletin ajanı denildi. Bu ne demektir? Burada bir şeyler oluyor. Olan şeyler iyi şeyler değil.

-Kimin için iyi değil; Alevilik mi, devlet mi, Müslümanlık mı?

Benim birinci kıstasım Türkiye için iyi mi değil mi? Türkiye için iyi değil. Aleviler için iyi değil. Benim için de iyi değil.

-Niye?

Şöyle söyleyeyim. Ben Mevlana’sız bir dünya istemem. Camiye gitmem ama ezan sesi olmayan bir dünya istemem. Güzel okunan bir ezan beni alır başka âleme götürür. Ramazanda oruç tutmam ama ramazansız bir Türkiye istemem. Yani bunlar çok uzun uzun tartışılacak, kişiliğimizi, manevi dünyamızı oluşturan ortamla ilgili şeyler. İstanbul’da doğdum büyüdüm, duvarla ayrılmış bir Alevi mahallesi yoktu. Herkesle iç içeydik. Biz bir aradaydık.

ALEVİLERDEN YENİ BİR DENKLEM ÇIKARMAK

Bu manevi ortamdı bizi büyüten, yetiştiren ve bizim iliklerimize kadar işleyen. Sonra siz kalkacaksınız, biz İslam’ı kılıç zoruyla kabul ettik diyeceksiniz. Bu benim bütün manevi şahsiyetime hakarettir. Bu Pir Sultan Abdal’a, Hacı Bektaşi Veli’ye, bütün Alevi ulularına hakarettir. Yani bin yıllık takiyyeyi Almanya’daki birtakım adamlar bozuyor öyle mi? Gerçeği onlar gördüler, şimdi bütün Alevilere gerçeği öğretiyorlar öyle mi? Bu nasıl bir cinayettir ve bu cinayete Türkiye’nin önde gelen isimleri nasıl seyirci kalır, bir türlü anlamış değilim...

-İnsanların konuşmak istememesiyle ilgili cevabınız nedir?


Bence Türkiye’de iki problem var. Birincisi, Türkiye’de bir kısım güçlüler Aleviliğin kendini İslam dışı tanımlamasının yeni bir denklem yaratacağını düşünüyor. Ve bu denklem onları pek rahatsız etmiyor. İkincisi üzerine fazla giderlerse bu meselenin Almanya ile problem çıkabileceğinden endişe ediyorlar ve bazı bilgileri kamuoyu ile paylaşmıyorlar. Maddî ve malî kaynaklar, belli kadroların kimlikleri devletler arası mesele olabilir.

-Bir ara Şamanizm’i birtakım güçlüler de çok sevmişti, onun gibi bir şey mi?


Bu ulusalcı denen gruplar her türlü tuhaflığı icat etme eğiliminde gözüküyor. Burada milliyetçi grupları ayırt ediyorum, ikisi arasında ciddi bir fark oluştu. Ama Şamanizm’in Türkiye’de hazır bir tabanı bulunmuyor. Oysa Alevilikte durum böyle değil. Milyonlarca insan söz konusu. En düşük rakamı veren (Milliyet’in araştırması) 4,5 milyon dedi. Alevilerin Fethullah Gülen Hocaefendi çevresine tepkisiymiş gibi gözüken olay, aslında Aleviler içindeki bir tartışmadır ve buzdağının su üstüne çıkmasından ibarettir.

-Yani Abant üzerinden aslında mesaj diğer Alevi gruplara mı gidiyor?

Ben o toplantıya katılan bir kişi dışındaki bütün katılımcıları, dinleyiciler dâhil canı gönülden kutluyorum. O toplantıya katılanların yüzde 70’i Aleviydi. Orada itirazcı arkadaşımız babası yaşındaki dede’ye ‘lan’ hitabında bulunmuştur, buna bile saygı sınırlarını aşan bir tepki görmemiştir. Ortadaki mesele, Aleviliği tanımlama, tanımlamama sorunu da değildir. İtiraz ve öfkenin kaynağı şudur; söylemek isteyip de söyleyemedikleri o kadar çok şey var ki, bunu içlerinde tuttukça sinirleniyorlar. O toplantıda ve ondan sonra denildi ki Aleviliği Aleviler tanımlar. Bu ne demektir? Yani ben Budizm üzerine 30 yıl çalışacağım, Budizm üzerine bir tespitte bulunamayacağım öyle mi? Niye Müslüman’ım, Aleviyim. Böyle bir mantık kabul edilebilir mi? Yani aslında söylenen şudur. Totanto kabilesinin işlerine kimseleri karıştırmayız, buna kabile şefi karar verir.

-Niye cemevi açıyorlar peki?

Bu arkadaşlar dinin gücünü anlayabilecek bir gelenekten gelmediler. Sonra birdenbire gördüler ki dinin gücü var, bunu kullanmaya karar verdiler, şimdi bin tane bile cemevi açarlar.

- Ciddi bir sahicilik problemi var o zaman.

Bu onların tercihidir. Buna bir şey söylemem. Ama Ali’siz Alevilik diyen birinin Alevilikle ilgisi ne olabilir? Cemevlerine Hz. Ali fotoğrafları asacaksınız, onun önünde Ali’siz Aleviliği savunacaksınız. O posterleri oraya samimi duygularla gelen insanlar asıyor. Bu nasıl bir ikiyüzlülük? Hz. Ali’ye katil diyeceksiniz, sonra Alevi olduğunuzu iddia edeceksiniz. Siz kalkacaksınız Aleviliğin çevresinde toplandığı sembolü yok edeceksiniz, sonra biz Aleviyiz diyeceksiniz, Aleviler adına konuşacaksınız.

-Sünnilerin yaptığı bir tanımlamadan ziyade Aleviler arasında bir tanımlama tartışması bu aslında.


Diaspora kendi tanımını Alevilere dayatmak istiyor, mesele bu.

-Güçlü kuvvetli ‘yerli işbirlikçileri’ de var diyorsunuz.

Olabilir. Bana bugüne kadar olayların gidişi bunu gösteriyor.

ABANT HAYIRLI BİR İŞ YAPTI

-Ne umuyor olabilirler?

İslamcılara karşı bir denge kurma mimarisi çalışmaları zannedersem. Şöyle bir Alevilik yaratılmaya çalışılıyor: Dünyanın güçlülerine “bakın biz moderniz” diye yaranmaya çalışan, dünyanın günah keçisi yapılmaya çalışılan İslam’ı reddeden, modern, seküler, global kapitalizm tarafından onaylanmış, standart damgasına sahip bir köle Aleviliği yaratılmaya çalışılıyor. Alevilik bir Bahailiğe dönüştürülmeye çalışılıyor. Bunun sonucunda tamamen dinsiz bir kitle ortaya çıkacak, çıksın ne fark edecek o topluluk için.

-Abant’ın değerini zedelemeye çalışıyorlar dediniz. Abant’ın değeri nedir?

Şimdi bir kere Abant’ta biz, İlyas Üzüm gibi, Osman Eğri, Ahmet Yaşar Ocak, Yasin Aktay, Ali Bulaç gibi çok değerli ilahiyatçı ve İslamcı entelektüelle bir araya geldik. Bu yeni olmadı. Birbirimizi tanıdık. Birbirimizle senli benli olduk. Birbirimizin ne diyeceğini tahmin etmeye çalıştık. Bir kere Abant toplantısı, senelerdir çok çeşitli insanları bir araya getirme çabalarının eseri. Bu insanların hiçbirine birisi kalkıp da Fethullah Hocacı diyemez. Diyorsa bu kendi kişiliğinin bir yansımasıdır. Başkalarını kendisi gibi görür. Abant Platformu ile Fethullah Gülen çevresi hayırlı bir iş yapmıştır senelerdir. Bu yıl da Alevilik konusunda yapmıştır. Bana katılmam konusunda teklif getirildiğinde kim ne tepkiyi gösterir diye hiç düşünmedim. Katılanların kimler olduğunu tek tek biliyordum. Bana çok önemli bir gazetemizin genel yayın yönetmeni, Alevilerden tepki alacağınızı düşünmediniz mi o toplantıya katılırken diye sordu. Ben de kendisine Alevi cemaatini tanıdığımı söyledim. Herhalde ben ondan iyi tanıyorumdur. Türkiye’de zannediliyor ki Aleviler yüzde 1’i geçmeyen örgütlü azınlıktan ibaret. Oysa Aleviler Sünnilerle ticaret yapıyor, evlilik yapıyor, komşuluk yapıyor. Dolayısıyla Alevileri kapalı kutuya dönüştürmek artık kolay değil.

-Yayın yönetmeni hangi bağlamda size o soruyu yöneltti?

Beni eleştirdi kendince. Eleştirirken Alevileri kullandı. Halbuki benim günlerce telefonum susmadı tebrik telefonlarından.

-Alevilerin kendilerini anlamlandırma konusu biraz karışık mı? Biz kimiz sorusunu sıkça soruyorlar mı kendilerine?

Bunun için Türkiye Cumhuriyeti’nin ortalama vatandaşlarının bu yargıya varmadan önce Aleviliğin tarihine bakmalarında fayda var. Aleviliğin tarihi oradan oraya kovalanmış, aşağılanmış dışlanmış insanların tarihidir. Bu tür toplumsal kesimlerin tarihine bakıldığında biz kimiz sorusunun çok sorulduğunu görürüz. Aleviler bu soruyu kendilerine çok sorar. Biraz da bu yüzden tartışmalar yükselir zaman zaman. Ama bu varılan nokta iyice abesle iştigal noktasıdır. Hz. Ali’nin Müslüman olmadığını, Şah İsmail’in Müslüman olmadığını kanıtlayan birisi varsa buyursun gelsin. Sık sık Alevi Bektaşi derler bu arkadaşlar. Aslında ikisi farklı kavramlardır, ikisi farklı tarihe, değerlere sahiptir. Ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken olaylardır. Alevi Bektaşi diyen arkadaşların hâlâ Balkanlarda ayakta duran Bektaşi dergâhlarını ve Türkiye’de bir kısmı ayakta duran, bir kısmı yıkılmış Bektaşi dergâhlarını dolaşıp hepsinde bir mescidin olduğunu saptamaya ihtiyaç vardır. O kadar cahiller ki, buna ihtiyacı bile duymuyorlar. Seyit Ali Sultan Dergâhı’nda mescit var mıdır gidip görsünler. Balkanlardaki dergâhlarda vaktinde ezan okunur muydu okunmaz mıydı bir sorsunlar.


asya

EMEVİ’Yİ GÖRMEZSEN OLMAZ

-Anlamaktan ziyade herhalde yeni bir inşa süreci sizin bahsettiğiniz.


Bugün pek çok tuhaflık icat ettik. Bunların kaynakları büyük ölçüde 20. yüzyıldır. 19. Yüzyıl Alevi Şairleri Antolojisi diye bir kitap var. Bu kitapta kaç Alevi şairinin camilerde müezzinlik ve imamlık yaptığına bakılırsa nasıl bir durum olduğu görülür. Aleviliğe Müslüman değildir diyenler, Selçuklu ulemasının bir kısmı, sonra Osmanlı ulemasının bir kısmı. Osmanlı ulemasını da tek kalemde homojen göremezsiniz. Onların içinde şeyh-i ekber Muhyiddin İbn Arabi’yi tekfir eden de çıkmıştır, Kanuni Sultan Süleyman’a layiha verip İbn Arabi’nin medreselerde okutulması talebinde bulunanlar da. Dolayısıyla tarihe iyi bakmak lazım. Yani siz Alevisiniz diye koca bir Endülüs Emevi uygarlığını görmezden gelemezsiniz. Niye, onlar Emevi? Bu kabul edilebilir bir şey midir? İbn Rüşt’ü İbn Arabi’yi çıkaran uygarlığı görmezlikten geleceksiniz. Bizim bir tarihimiz, bugünkü noktamızı oluşturan bir bütünlüğümüz var. Tarık bin Ziyad’ın Emeviliği beni hiç ilgilendirmiyor, ona baktığımda büyük bir figür görüyorum karşımda. Büyük bir inanç aşkı görüyorum. Onu at, bunu at. Böyle tarih kavranılmaz.

-İtiraz edenler iki gün boyunca tartışmalara katıldılar mı?

Hayır. Tartışmalara katılabilmeniz için karşınızdaki kişi 30 yıl bir konuya çalışmışsa sizin de en az 10 çalışmış olmanız gerekir. Bütün diaspora kadrosunu toplayın, Alevilik konusunda ciddiye alınacak tek bir eser ortaya koymuşlar mı bir bakın?

-Bugünkü Alevi toplumunun fotoğrafını çekmek gerekirse nasıl bir tablo ile karşılaşıyoruz?

Türkiye’de gelir dağılımında korkunç bir adaletsizlik var. Aleviler Türkiye’de geç şehirleşen bir kesim. Servet ya da sermaye üreten faaliyetlere geç girmişler. Dolayısıyla bu toplumun fakir bir kesimidir bence. İnsanlar bugün önemli ölçüde varoş denilen yerlerde yaşıyor. Türkiye’de varoşlardan peyderpey insanların dışarıya doğru alındıkları bir vakıadır. Varoşlarda daha üst düzey gelir düzeyine katılmaya başlayan insanlar, başka yerlere yerleşiyor. Alevilerin de buna ihtiyacı var. Aslında Türkiye’de MGK’nın birinci konusu gelir dağılımındaki adaletsizlik olmalıdır.

-Alevilerin şu anda en önemli sıkıntısı nedir?

Cemevi meselesi başörtüsü meselesine dönme eğiliminde. Herkes çözülmesi gerektiğine inanır kimse çözemez. Cemevleri caminin alternatifi midir? Böyle bir soru suni bir sorudur. Ben Türkiye’de camiye gitmek isteyip de gidemeyecek Alevi olduğuna inanmıyorum. Cemevine gelmek isteyip de gelemeyecek bir Sünni olduğunu düşünemiyorum. Cemevinin mantığı aslında dergâh mantığıdır. Dergâhın kapısı kimseye kapalı olamaz. Allah’ın kapısını kula nasıl kapatırsınız?

-Gazi Mahallesi’ndeki cemevine gidemeyiz herhalde?


Niye?

-Daha kapalı bir mahalle ya…


Hiçbir endişe duymadan gidin, karşınızda Müslüman Alevileri göreceksiniz. Ceme de katılabilirsiniz. Aynı şey diğer cemevlerinde de geçerlidir. İşte yine varoş meselesine, korkutucu mekânlar ve korkutucu insanlar meselesine döndük. Türkiye bu meseleden acilen kurtulmalıdır.

-Çözüm nedir?


Çözüm buralara bir statü sağlamaktır. Bunları dergâh, tekke ve zaviye olarak değil de yeni kurumlar olarak görüp, yeni çıkan ihtiyaçlara cevap verecek bir yapı sağlamak gerekir. Aslında Abant toplantısının bildirgesinde bu net olarak vardı.

-Siz Alevilerin “Biz çağdaş, modern, laik, Atatürkçü” diye uzayan kendi ifadelendirmelerini de eleştiriyorsunuz.

Bir dinî inançtan bahsediyorsanız çağdaşlıktan söz edemezsiniz. Dinî inançların temel ortak ilkelerinden biri tarih üstü olmalarıdır. Çağdaşlık bir dinî inanç için övgüye değer bir özellik değildir.

-Peki bu gayr-i tabii olan sözü niye sıklıkla duyuyoruz?

Çünkü Aleviler 1960’lardan itibaren sola dönüşmeye çalıştı. Türkiye’de solcu olarak bilinen bıyık aslında Alevi bıyığıdır. Sol hareketlerin yürüyüşlerde kullandığı marşların pek çoğu Alevi deyişleridir. Sadece sözleri değişmiştir. Avrupa Alevileri Birliği Federasyonu’nun internet sitesinde Aleviliği metafizik bir şeye dönüştürmeye çalışıyorlar diye bir suçlama görüyorsunuz. Hayatın anlamı nedir? Ölümden sonra bir var oluş var mıdır? Ölünce ne olacağız? Niye varım? Bu sorular metafiziğin konusudur. Bunu bilimle, sosyalizmle, benzeri dünyevi ideolojilerle halledemezsiniz. Aleviliğin özünde de bu vardır. Bütün dinî inançlar bu soruları cevaplamaya çalışır. Farklı sistematik cevaplar üretir. Farklılıklar da buradan kaynaklanır. Siz şimdi kendinizi Marksist tanımlayıp Aleviyim diyorsanız, birincisi Alevilere saygısızlık ediyorsunuz, ikincisi Marksistlere saygısızlık ediyorsunuz. Bugün Marksist teşkilatlanmalar vardır ve pek çoğu da yasaldır.

-Bu Türkiye’de solun içinden gelen Alevi liderlerin bir sorunu mudur yoksa genel anlamda Alevilerin bir sorunu mudur?

Alevi toplumu, toplumsal düzeyde bu meseleyi kendisi halletmek durumunda. Ama Alevi toplumu kendisini, kente geldiğinden beri sorunun içinde bulmuştur. Marksizm metafizik sorulara anlamsız, yanlış sorular der. Ama herkes bu soruları sorar. Ben eminim ki Marksistler de soruyorlardır. Dolayısıyla Alevilerin böyle bir problemi vardır. Solun dünyada cennet kurma iddiası çökmüştür. Sol çökmüştür demiyorum. Benim sola küfrettiğim yazılıyor. Şu anda solcu değilim ama sağcı da değilim. Sağ bir partide yer alabilirim çünkü siyaseti fonksiyonel bir iş olarak görüyorum ama DYP genel başkan yardımcılığım sırasında bile bir tane çalışma arkadaşım çıkıp benim kendimi sağcı olarak ifade ettiğimi söyleyemez. Sağ ve sol kategorilerle insanları değerlendirmeyi çok yanlış buluyorum.

-Aleviler kendi içinde neyi tartışır? Ya da tartışma var mıdır?

Yapılır tabii. Musahiplik mesela. Aleviliğin temel kavramlarından biridir. Alevilikte yola tek başına girilmez. Görgü ceminde iki çift yola girerler. Evli olmayan giremez zaten. Ve bu iki çift musahip ilan edilirler. Bu çiftlerin çocukları evlenemezler, torunları da evlenemezler.

-Kardeş ilan edilmelerinin sebebi ne?

Yola karşı birbirlerine kefil olmaları. Ve hayatta da yediklerinin içtiklerinin ayrı gitmemesi. Musahibinizin kömürü yoksa siz ısınamazsınız. Siz musahibinizin maddi hayatından da sorumlusunuz.

-Buradaki tartışma ne?

Birileri çıkıp şehir hayatında musahiplik olmaz diyor. Burada itiraf edilemeyen şey şudur: Bencil kapitalizmde musahiplik olamaz, paramı kimseyle paylaşmam. Aslında musahiplik yoksa Alevilik yoktur. İkrar (yola kabul ediliş töreni) musahiple olur. İkrar veremezseniz nasıl Alevi olacaksınız? İnisiyosyondan geçmeden bir tarikata üye olunabilir mi? Bektaşilikten örnek vermek gerekirse; tığbent kurban ettiğiniz koyunun yününden yapılmış kuşaktır. Tığbendiniz boynunuza bağlı olarak getirilirsiniz mürşidin huzuruna. Şimdi bu semboldür. Nefsinizi yok etme sembolü. Bu sembolden geçmeden Bektaşi olamazsınız, ikrar olmadan Alevi olamazsınız.

CEM EVLERİ VE DEDELER MESELESİ


-Şehirleşmeyle birlikte dedelerin fonksiyonu da tartışılır oldu?

Şehirleşmenin ilk zamanlarında dedeler, mesela Malatyalıların dedesi gelir 3 ay şehirde kalır. Malatyalıların evlerinde dolaşır. Zaten millet ağırlamak için yarışır. Evlerde cem yapılır. Sonra yavaş yavaş yok olmaya başladı. Genç kuşakların devrimciliğin de verdiği pervasızlıkla ailelerinin nezdinde dedeye itirazları dönemi başladı. ‘Bu herif sizi sömürüyor, köylü bu ya.’ Kimse dedelikten servet sahibi olmuş bir insanı gösteremez. Dedelik olmadan Alevilik olmaz. Dedeliği yeni tedbirlerle düzenlemek gerekir.

-Ne gibi?

Aleviler de herkes gibi vergi verirler. Aynı imamlar gibi müezzinler gibi dedelerin de bizim verdiğimiz vergilerden ücretlendirilmesi gerekir. Dedeler derken cemevinde fiilen görev alan dedeleri kastediyorum. Dolayısıyla bunların ücretlendirilmesini sağlayabilecek bir yasal ve kurumsal yapıya ihtiyaç var. Hiç olmazsa onları asgari geçim standardına kazandırmak boynumuzun borcudur diye düşünüyorum.

-Sünni bir ateist devletin dinî hizmetleri konusuyla pek ilgilenmez. Peki ateist bir Alevi niye ilgilenir?

Meseleyi etnik bir mesele haline getirmeye çalışmakla alakası var bunun. Ben Alevi doğdum. Allah’a inansam da inanmasam da Aleviyim diyor. Bu meseleyi etnik bir meseleye döndürme çabası.

-Alevilerin devletten talebi nedir?

İğreti cemevlerinde oturmak istemiyoruz. Ne hukuki statüsü var ne bilmem nesi. Bir savcı, eserse aklına, toplumsal dengeleri falan da düşünmezse bambaşka bir şey olabilir. Bu ülkenin vatandaşları olarak demokratik haklarımızı talep ediyoruz. Görünür ve ortada olmak istiyoruz.

-Turgut Öker sağ partiler ‘inancıma ters’ diyor bir yerde. Aleviliğin solla ilişkisi olmazsa olmaz boyutunda mı?

Sağ sol kavramı ilk olarak Fransız devriminde ortaya çıkmıştır. Nasıl oluyor da bin yıllık bir inanç 200 küsur yıllık bir siyasi farklılaşmaya, üstelik Fransız toplumundaki bir farklılaşmaya indirgenebiliyor? Bunu anlamak mümkün değil. İkincisi merak ederim bugün sol Turgut Öker’e ne ifade ediyor? Sağ ne ifade ediyor? Sağla solun anlamı kaldı mı?

-Anadolu Aleviliği ile İran Şiiliği aynı kaynaktan çıkmasına rağmen ikisi arasındaki büyük farklılığı devlet tecrübesiyle açıklıyorsunuz. Bu mümkün mü?

Tabii ki. Devlet tecrübesi her şeyi kodifiye etmeyi gerektirir. Her şeyi yazılı kurallara bağlamanız gerekir. Mesela biz Çatalhöyük’e şehir diyemeyiz. Ama Çatalhöyük’ün nüfusunun 15 bin civarında olduğunu biliyoruz. Mesela 1501’de Erzincan’ın nüfusu 5 bin. Ama şehir diyorduk. Aradaki farkı yaratan şey yazıdır. Kayda geçme özelliğidir. Çünkü şehir kayıt tutar. Devlet de… Devlet şehirsiz olmaz zaten. Dolayısıyla dinî uygulamalarda da her şeyin kaydı ve kodu olması fark oluşturur. Bu gerçekten büyük bir farktır.

TÜRKİYE’DE 4.5 MİLYON ALEVİ VAR

Milliyet’in Tarhan Erdem’e yaptırdığı Biz Kimiz araştırmasına göre Türkiye’de 4,5 milyon Alevi yaşıyor. Yani nüfusun % 5,02’si kendini Alevi olarak tanımlıyor. Alevilerin 10’da 6’sı Türk, 10’da 2’si Kürt ve Zaza. Aleviler gelin, damat veya eşinin farklı din, köken veya ülkeden olması fikrine en açık olan grup. % 63,4’ü, başka dinden olabilir diyor. Üçte biri İstanbul’da (%34,.1)yaşayan Alevilerin en yoğun olarak bulundukları bölgeler Ortadoğu Anadolu (23,2) ve Akdeniz (14,2). Doğu Karadeniz’de ise hiç Alevi yaşamıyor. Her 10 Alevi’den 6’sı doğduğu yerde yaşamıyor. Hane halkı en az olan dinî grup Aleviler aynı zamanda. Alevilerin %53’ü kendi kimliklerini özgürce yaşayabildiklerini söylerken başkalarının kendi kimliklerini yaşayıp yaşayamadıklarıyla ilgili görüşü ise %20.9. Milliyet bunu kendilerini başkaları üzerinden anlatma şeklinde yorumlamış.

ALEVİLİK TASAVVUFTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR

-Alevi teolojini anlamak sosyolojisini anlamaktan daha mı zor?

Aleviliğin İslam dışı olduğunu savunanların bir sitesinde Ercüment Özkan’ın yazılarını görmek bana ilginç geldi. Özkan, İktibas Dergisi’nin sahibi, tasavvuf karşıtlığıyla tanınan rahmetli bir İslamcı yazar. Bir Selefînin yazısı kendisini İslam dışı tanımlayan Aleviler tarafından mehaz olarak kullanılıyor, düşünebiliyor musunuz? Bu Ebu Suud’un fetvasını kullanmaktan farklı bir şey değil. Sadece dili değişik, binlerce kişinin ölümüne neden olmamış. Çünkü kendileri üretemiyorlar. Abant’ta İlyas Üzüm bir tebliğ sundu, Aleviliğin teolojisine dair. Ben de ona bir soru sordum, Melamiliği anlatsaydınız farklı anlatır mıydınız? Aleviliğin teolojisini öze indirgeyerek anlattığınız şey tasavvuftan başka bir şey değildir. Tasavvufun farklı yorumlarından biridir. O yorumlarda Bektaşilikle Alevilik arasında bariz farklar vardır. Bunu konuşacak bir ortam yok ki. Maalesef Alevilerin içinde tasavvufu bilen insan sayısı giderek azalmakta. Tasavvufu öğrenmek, onu yaşamak zor ve zahmetlidir, bağırıp çağırmaktan daha zordur. Biraz buna çalışılsa hayırlı olur diye düşünüyorum. Alevi teolojisi derken burada tasavvufun teolojisine gireceğiz. Yani mü’min Allah’ı nasıl bilebilir, problemine gireceğiz.

-Teolojik olarak Sünnilikten nerede ayrılır?

Bir gün Sünni bir arkadaşım, gayet samimi ve safiyane bir şekilde, “Kur’an, Sünnet, İcmayı Ümmet, Kıyası Fukaha. Burada aynıyız değil mi?” dedi. Değiliz tabii. Kur’an tamam. Ama Kur’an iki cilt arasındaki yapraklardan ibarettir, onunla konuşacak olan yine de insanlardır. Kur’an tamam. Peygamber sünneti de tamam. Hadisler de dâhil olmak üzere. Ama hadis kaynakları hemen problem çıkar.

-Bu Sünniler için de geçerli.

İcmai ümmet Alevilik için tümden geçersizdir. Bir Şii atasözü “Hakkı bulmak istiyorsan cemaatin tersine git.” der. İcmai ümmet düşer bizde. Kıyası Fukaha hiç yoktur. Alevilerin teolojisinde ilk defa Hz. Adem’le kendini kıyaslayarak yapan iblistir. Bu yüzden Aleviler senelerce terazi kullanmamıştır. Hacim kullanmışlardır. Bir teneke buğday, bir testi su... Geç kapitalistleşmenin arkasında başka nedenler de var.

-Teolojik nedenler de reel hayata dahil olmada engel yani.

Ticaret Aleviler arasında hiçbir zaman yaygınlaşmamıştır. Bunun altında teolojik nedenler de var. Ticaret değerlerin kıyasına dayanır. Dolayısıyla Alevilikle Sünnilik arasındaki teolojik ayrılıklar konusu popüler düzeyde konuşulacak bir şey değil ayrıca.

-Alevilik batini vasfı yaşama entegre olmasına mani olmuş mudur?

Tabii. Mala mülke değer vermemek. Bugün dedeler yanlış anlaşılıyor. Dedeler çok derbeder kişilerdir ve bu derbederlikleri onların değerlerini artırır. Gerçekten bir pabuca muhtaç kişilerdir. Dedelerin üstündeki her şey hediyedir. Şimdi Mercedes’le bir dede ceme gelse herkes bir tuhaf olur.

-Zamanla görür müyüz?

İnşallah görmeyiz. Bunu da görürsek artık ört ki ölem.

Muhsin Öztürk-Zaman




Suntafa

Bu yazıya ekleyeceğim tek bir husus var...

Raha Çamurğolu  "Tarih ve Heterodoksi"  adlı kitabında, satır aralarında bile değil, resmen Aleviliğin çıkışının İslam'ın Heterodoksi bir yapıdan çıktığını ve Anadolu'ya geçerek bireysel bir anlamdırma olduğunu ve bu yüzden de giderek İslam'dan koptuğunu söylemişti ve hatta günümüzde İslam sayılamayabileceğini de yazmıştı.

Ama şimdi icazet mi almış birilerinden yoksa fikirleri mi değişmiş anlamadım... Zira çok farklı bir söyleme kaymış... Fettullah Gülen de kendi söylem tarzına yakın herkesi çevresine toplamaya devam ediyor; devlet gibi adam maaşallah...

laneh-tin

Peki Hayrullah, bir dahakine!
Şimdilik dediğim gibi sadece yaygaracı bir yorum ile katılım sağladım.
Gizim konusunda sessizliğimi korursam benim esirim olur; eğer ağzımdan kaçırırsam ben onun esiri olurum. Alevi tamehkahı!

Suntafa

Ne güzel kelamlar eyliyorsun Laneh-tin, acaba Tahtacı mısın?
Alıntı yapılan: laneh-tin - 25.09.06/13:53
Kanımca kendilerine uyurgezer bir iklim arayan, sub islam ve okkült imgeler altından sıyrılmayan ve bağışıklık kazanmak için çan dinamizmine tutunmayan bir topluluk inanı!

Tercihen, asli bir sertlik ve kuru sahada dolaşmamayı denkleştirmeyi istedikleri halde, tamamen kuru bir safhada, çatlak bir toprak altında bir düşünceyi doğurmuş...

"Yavan, yavan, yavan, sığ!" İslahiyet  horgörü!

Önce dinamik içsel fetişleri çok! İnsan fetişler! İslam fetişler!

Topluluk içinden hoşgörü diye bağıran bir fetiş kazanımına, "hoşgörü" maskaralıktır derim!
Kendin için istediğini bildiğim için!
Ferasetli ve ezoterik öğretilerin çıngırağı!
Yaygaracı tuhaflıkla doğrulmuş bir yorum bu!

Alıntı yapılan: laneh-tin - 07.05.07/21:08
Gizim konusunda sessizliğimi korursam benim esirim olur; eğer ağzımdan kaçırırsam ben onun esiri olurum. Alevi tamehkahı!

Ne güzel cümleler böyle...

SivanA_SimyacI

Alevilik Nedir?
Allah, Muhammed, Ali kutsallığını kalbinde taşıyan , Hz.Ali’nin adaletinden ayrılmayan temelinde insan sevgisi bulunan her dine , mezhebe ser inanca saygı duyan ve hoşgörü ile bakan, dil, din, ırk, renk , farkı gözetmeyen eline diline sahip olma ilkelerini şart koşan, gelmek isteyen, inançlı insanları çatısı altına alarak manevi susuzluklarını gideren, insanları yaşadıkları toplumda kendi istekleriyle kendi kendilerini yargılamalarını sağlayan, laik,demokrat, eiştlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan, zalime ve zulme karşı gelen, mazlumun yanında olan, şeriatın bağnaz kuralllarına bağlı olmayan, ve onu reddeden, İslam dinini kendine göre ve sunni inancın dışında yorumlayan, aslı doğruluk, kemali dostluk, cevheri, merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvası sevgi hamuru ile yoğrulmuş, insanı Kamil ve erdemli insan yaratmayı ön gören, korkuyu aşıp sevgi ile tanrıya yönelen, Enel-Hak ile insanın özünde tanrıyı gören, yaradan ile yaradılan ikiliğinen Varlk Birliğine varan, edep ve ahlaklığı yaşamın temeline oturtan, insanı yücelten, hamurunda hem ilahiliğin hemde irfaniliğin mayası bulunan; kişinin ahlaklı ve karakterli yaşam ilkelerini belirleyen, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’den gelen neslin imametini teberra ve tebelle ilkesi ile sahiplenen, dini biçim ve şekil olarak değil, gerçek anlamıyla algılayan, dini bağımsız bir irade gücü ve batını özelliği ile evrimleştiren akıl ve iman bütünlüğünde birleştiren ve tüm bunları Kırklar Cemi ile yürüten bir inanç sistemidir. Alevilik Aleviler için üst kavramı, Bektaşilik ve Kızılbaşlık ise alt kavramları oluşturur.





Bektaşilik Nedir?
Türkiyede babagan ve dedegan kollarına bağlı Aleviler kendilerini Bektaşi olarak tanımlarlar.





Kızılbaşlık Nedir?
Kızılbaş, Allah’ı ve Resulü uğruna kendini adamış, onların yolunda canından ve malından vazgeçmiş, bu yolda ölmek var dönmek yoktur yeminini başına sardığı kırmızı sarık ile ilan eden kişilerdir
ALEVİLİKTE NAMAZ

Öncelikle namaz kelimesinin manasına bakmak gerek.
Namaz Farsçadan dilimize geçmiştir. Arapça salah anlamına gelmektedir.
Salah ise dua, niyaz anlamına gelmektedir.
Kuran’da ise şekilsel namazın kaç rekat olacağı hangi duaların okunacağı yazmamaktadır.
Kur’an’da 80 küsur yerde “secde” ve 264 yerde “dua” ibadeti faaliyeti geçmektedir ki, Aleviler de bu faaliyetleri “Niyaz” olarak yapmaktadırlar.
Nisa suresi 103. ayette şöyle yazar “Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin”
Buradan açıkça belli ki Allah’ı anmanın şekli ve şemali yoktur.

Aleviler Cemlerde halka namazı kılarlar. Burada zaten Kuran_ı Kerimde yazan secde,niyaz,ruku kelimeleri uygulanır.

. Alevilerde kıble insanın cemalidir, kıyam salavat ile ayağa doğrulmadır, kıraat ise Kur’an sure ve ayetlerinin duvaz ve nefeslerle diz üstü gelinerek saz eşliğinde okunmasıdır. Rükû’ya varma, Secde’ye inme, Sücûd yere niyaz, alın koyma, çapraz el bağlama, boyun bükme gibi vücud ritüellerini; Alevi cem ibadetinin her safhasında görmek mümkündür. Bu ibadet biçimine: “Halka Namazı” denir. Aleviler, Ayn-i Cem’de “Allah...Allah !” ya da “Huu...Huu... !” nidalarıyla yakarırlar ki; bu davranış biçimselliği, Araf Suresi 55. Ayeti’ne dayanmaktadır. Bu Sure de şöyle emredilmektedir: “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin...” Bu toplu tapınma ve yakarmalar sonrasın da; canlar duazlar ve deyişler çalınıp söylenirken “için için” dua ederler ve huşu içinde sağa sola hafifçe salınırlar, ellerini dizlerinin üstüne öne doğru sürerek çekerler.
Bu satırlardan belli olunacağı gibi Cemlerimizde halka namazı sırasında Kuranda geçen ruku,secde kelimelerini uygulamaktayız.

Yunus Emre’nin Şu dizeleriyle bitirmek istiyorum bu konuyu:

“ Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil
Yol o dur ki doğru vara göz o dur ki Hakkı göre
Er o dur ki alçak dura yüceden bakan göz değil”.
(Yunus Emre)[/b]

Alevilikte Oruç


Alevilerde Muharrem Orucu vardır.

Kuran-ı Kerim'de
Andolsun tan yerinin ağırma vaktine, on geceye” Fecr Suresi, 1, 2

Bu ayet Muharrem orucuyla ilgilidir ve 10 gün olduğu aşikar şekilde bellidir..Ama bizler 12 İmamlar adıan bir güne tamamlamak için 12 gün tuttarız hatta bazılarımız Masum-u Paklar içinde 3 gün daha tutarlar ve 15 gün olur.

Yine Kuran’da: “Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi, sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır”Bakara Suresi, 183

Bu ayetlede Hz. Muhammet'ten öncede bu orucun tutulduğunu söylüyor.

Hz. Nuh tufandan kurtulunca 10 gün oruç tutmuştur.
Yunus balığın karnından çıkınca 10 gün oruç tutmuştur.
Hz. Adem eşiyle buluştuğunda 10 gün oruç tutmuştur.

Hz. Muhammed Emevilerin zulmünden kurtulmak için Medine’ye hicret etti. Medine’ye sağ salim dönmesinin şükranlığı olarak on gün oruç tuttu ve aşure pişirdi.

İşte bu nedenlerle aleviler Muharrem orucu tutarlar Ramazan ayında ise tam bir sayı belirtilmediği için Kadir gecesi de dahil olmak üzare 3 gün oruç tutarlar.

Ve sadece yememekle içmemekle oruç tutmazlar. Göz orucu vardır:Kimseye kötü gözle bakmamak için
Dil orucu vardır: yalan söylememek kimsenin kalbini kırmamk için
Zihin orucu vardır: fitnelik fesatlık düşünmemek için..
Alevilerde Abdest

Aleviler abdest almaz gibi bir saçmalık bulunmaktadır. Tıpkı mum söndü olayı gibi tamamen alevileri karalamak için uydurulmuş bir saçmalıktır.
Alevilikte Halka Namazı için ön şartlardan biri "abdest" almaktır. Ceme katılacak her kişi önceden kendi vücut temizliğini yapmak zorundadır. Yapılan bu temizlik abdest almayla özdeştir. Bu temizlenmede ayağını yıkarken "ayaklarımla kötü yola gitmeyeceğim" diye niyet eden kişi, ellerini yıkarken "elini harama uzatmayacağına", ağzını yıkarken "dili ile kötü söz söylemeyeceğine", yüzünü yıkarken "kimseye kötü gözle bakıp, yüz kızartıcı bir suç işlemeyeceğine" niyet eder.
Alevilikte ibadet biçimi olan cemlerde ise oniki hizmet sahibinden biri olan "ibrikçi" nin döktüğü su ile ellerinin sadece parmaklarını yıkama şeklinde gerçekleşen sembolik anlamda abdest alınmaktadır ki, bu abdest tutulan niyetlerin toplum huzurunda teyid edilmesi anlamını ifade eder. Alınan bu abdestte amaç ahlaksal arınma ve iç temizliğinin sağlanmasıdır.

Her Alevi-Bektaşi senede bir, dede ve köy halkının katılımı ile gerçekleşen "Baş Okutma" cem töreni ile toplumdan rızalık alıp, "yol'un" yasakladığı suçları işlemeyeceğini toplum ve dede huzurunda teyid eder. Talibin "yunması", "yıkanması" ve "manen temizlenip arınması" anlamına gelen bu abdeste alevilikte "Yıl Abdesti" adı verilir. Yıl Abdesti; Sünni inanç mensuplarında olduğu gibi tuvalete çıkmak, eşiyle birlikte olmak gibi durumlarda bozulmamakta, ancak abdest alınırken tutulan niyetlerden birinde zaafa uğrayarak (zina, hırsızlık, adam öldürme vb.) inancın yasakladığı suçlardan birini işlemesi durumunda, inanç mensubunun "düşkün" ilan edilerek cezalandırılması sureti ile bozulmaktadır. Fiziki temizlik Halka Namazı için esas olmakla birlikte cemlerde alınan abdestte fiziki bir temizlenmeden çok, manevi anlamda bir arınma ve iç temizliğinin gerçekleştirilmesinin amaçlandığı görülmektedir.

SivanA_SimyacI

Alevilik Nedir?
Allah, Muhammed, Ali kutsallığını kalbinde taşıyan , Hz.Ali’nin adaletinden ayrılmayan temelinde insan sevgisi bulunan her dine , mezhebe ser inanca saygı duyan ve hoşgörü ile bakan, dil, din, ırk, renk , farkı gözetmeyen eline diline sahip olma ilkelerini şart koşan, gelmek isteyen, inançlı insanları çatısı altına alarak manevi susuzluklarını gideren, insanları yaşadıkları toplumda kendi istekleriyle kendi kendilerini yargılamalarını sağlayan, laik,demokrat, eiştlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan, zalime ve zulme karşı gelen, mazlumun yanında olan, şeriatın bağnaz kuralllarına bağlı olmayan, ve onu reddeden, İslam dinini kendine göre ve sunni inancın dışında yorumlayan, aslı doğruluk, kemali dostluk, cevheri, merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvası sevgi hamuru ile yoğrulmuş, insanı Kamil ve erdemli insan yaratmayı ön gören, korkuyu aşıp sevgi ile tanrıya yönelen, Enel-Hak ile insanın özünde tanrıyı gören, yaradan ile yaradılan ikiliğinen Varlk Birliğine varan, edep ve ahlaklığı yaşamın temeline oturtan, insanı yücelten, hamurunda hem ilahiliğin hemde irfaniliğin mayası bulunan; kişinin ahlaklı ve karakterli yaşam ilkelerini belirleyen, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’den gelen neslin imametini teberra ve tebelle ilkesi ile sahiplenen, dini biçim ve şekil olarak değil, gerçek anlamıyla algılayan, dini bağımsız bir irade gücü ve batını özelliği ile evrimleştiren akıl ve iman bütünlüğünde birleştiren ve tüm bunları Kırklar Cemi ile yürüten bir inanç sistemidir. Alevilik Aleviler için üst kavramı, Bektaşilik ve Kızılbaşlık ise alt kavramları oluşturur.





Bektaşilik Nedir?
Türkiyede babagan ve dedegan kollarına bağlı Aleviler kendilerini Bektaşi olarak tanımlarlar.





Kızılbaşlık Nedir?
Kızılbaş, Allah’ı ve Resulü uğruna kendini adamış, onların yolunda canından ve malından vazgeçmiş, bu yolda ölmek var dönmek yoktur yeminini başına sardığı kırmızı sarık ile ilan eden kişilerdir
ALEVİLİKTE NAMAZ

Öncelikle namaz kelimesinin manasına bakmak gerek.
Namaz Farsçadan dilimize geçmiştir. Arapça salah anlamına gelmektedir.
Salah ise dua, niyaz anlamına gelmektedir.
Kuran’da ise şekilsel namazın kaç rekat olacağı hangi duaların okunacağı yazmamaktadır.
Kur’an’da 80 küsur yerde “secde” ve 264 yerde “dua” ibadeti faaliyeti geçmektedir ki, Aleviler de bu faaliyetleri “Niyaz” olarak yapmaktadırlar.
Nisa suresi 103. ayette şöyle yazar “Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin”
Buradan açıkça belli ki Allah’ı anmanın şekli ve şemali yoktur.

Aleviler Cemlerde halka namazı kılarlar. Burada zaten Kuran_ı Kerimde yazan secde,niyaz,ruku kelimeleri uygulanır.

. Alevilerde kıble insanın cemalidir, kıyam salavat ile ayağa doğrulmadır, kıraat ise Kur’an sure ve ayetlerinin duvaz ve nefeslerle diz üstü gelinerek saz eşliğinde okunmasıdır. Rükû’ya varma, Secde’ye inme, Sücûd yere niyaz, alın koyma, çapraz el bağlama, boyun bükme gibi vücud ritüellerini; Alevi cem ibadetinin her safhasında görmek mümkündür. Bu ibadet biçimine: “Halka Namazı” denir. Aleviler, Ayn-i Cem’de “Allah...Allah !” ya da “Huu...Huu... !” nidalarıyla yakarırlar ki; bu davranış biçimselliği, Araf Suresi 55. Ayeti’ne dayanmaktadır. Bu Sure de şöyle emredilmektedir: “Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin...” Bu toplu tapınma ve yakarmalar sonrasın da; canlar duazlar ve deyişler çalınıp söylenirken “için için” dua ederler ve huşu içinde sağa sola hafifçe salınırlar, ellerini dizlerinin üstüne öne doğru sürerek çekerler.
Bu satırlardan belli olunacağı gibi Cemlerimizde halka namazı sırasında Kuranda geçen ruku,secde kelimelerini uygulamaktayız.

Yunus Emre’nin Şu dizeleriyle bitirmek istiyorum bu konuyu:

“ Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil
Yol o dur ki doğru vara göz o dur ki Hakkı göre
Er o dur ki alçak dura yüceden bakan göz değil”.
(Yunus Emre)
--------------------------------------------------------------------------------
Alevilikte Oruç


Alevilerde Muharrem Orucu vardır.

Kuran-ı Kerim'de
Andolsun tan yerinin ağırma vaktine, on geceye” Fecr Suresi, 1, 2

Bu ayet Muharrem orucuyla ilgilidir ve 10 gün olduğu aşikar şekilde bellidir..Ama bizler 12 İmamlar adıan bir güne tamamlamak için 12 gün tuttarız hatta bazılarımız Masum-u Paklar içinde 3 gün daha tutarlar ve 15 gün olur.

Yine Kuran’da: “Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi, sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır”Bakara Suresi, 183

Bu ayetlede Hz. Muhammet'ten öncede bu orucun tutulduğunu söylüyor.

Hz. Nuh tufandan kurtulunca 10 gün oruç tutmuştur.
Yunus balığın karnından çıkınca 10 gün oruç tutmuştur.
Hz. Adem eşiyle buluştuğunda 10 gün oruç tutmuştur.

Hz. Muhammed Emevilerin zulmünden kurtulmak için Medine’ye hicret etti. Medine’ye sağ salim dönmesinin şükranlığı olarak on gün oruç tuttu ve aşure pişirdi.

İşte bu nedenlerle aleviler Muharrem orucu tutarlar Ramazan ayında ise tam bir sayı belirtilmediği için Kadir gecesi de dahil olmak üzare 3 gün oruç tutarlar.

Ve sadece yememekle içmemekle oruç tutmazlar. Göz orucu vardır:Kimseye kötü gözle bakmamak için
Dil orucu vardır: yalan söylememek kimsenin kalbini kırmamk için
Zihin orucu vardır: fitnelik fesatlık düşünmemek için..
Alevilerde Abdest

Aleviler abdest almaz gibi bir saçmalık bulunmaktadır. Tıpkı mum söndü olayı gibi tamamen alevileri karalamak için uydurulmuş bir saçmalıktır.
Alevilikte Halka Namazı için ön şartlardan biri "abdest" almaktır. Ceme katılacak her kişi önceden kendi vücut temizliğini yapmak zorundadır. Yapılan bu temizlik abdest almayla özdeştir. Bu temizlenmede ayağını yıkarken "ayaklarımla kötü yola gitmeyeceğim" diye niyet eden kişi, ellerini yıkarken "elini harama uzatmayacağına", ağzını yıkarken "dili ile kötü söz söylemeyeceğine", yüzünü yıkarken "kimseye kötü gözle bakıp, yüz kızartıcı bir suç işlemeyeceğine" niyet eder.
Alevilikte ibadet biçimi olan cemlerde ise oniki hizmet sahibinden biri olan "ibrikçi" nin döktüğü su ile ellerinin sadece parmaklarını yıkama şeklinde gerçekleşen sembolik anlamda abdest alınmaktadır ki, bu abdest tutulan niyetlerin toplum huzurunda teyid edilmesi anlamını ifade eder. Alınan bu abdestte amaç ahlaksal arınma ve iç temizliğinin sağlanmasıdır.

Her Alevi-Bektaşi senede bir, dede ve köy halkının katılımı ile gerçekleşen "Baş Okutma" cem töreni ile toplumdan rızalık alıp, "yol'un" yasakladığı suçları işlemeyeceğini toplum ve dede huzurunda teyid eder. Talibin "yunması", "yıkanması" ve "manen temizlenip arınması" anlamına gelen bu abdeste alevilikte "Yıl Abdesti" adı verilir. Yıl Abdesti; Sünni inanç mensuplarında olduğu gibi tuvalete çıkmak, eşiyle birlikte olmak gibi durumlarda bozulmamakta, ancak abdest alınırken tutulan niyetlerden birinde zaafa uğrayarak (zina, hırsızlık, adam öldürme vb.) inancın yasakladığı suçlardan birini işlemesi durumunda, inanç mensubunun "düşkün" ilan edilerek cezalandırılması sureti ile bozulmaktadır. Fiziki temizlik Halka Namazı için esas olmakla birlikte cemlerde alınan abdestte fiziki bir temizlenmeden çok, manevi anlamda bir arınma ve iç temizliğinin gerçekleştirilmesinin amaçlandığı görülmektedir.