16.07.19/10:14

Savaşın Gerekliliği

Başlatan Umay Kaðan, 22.10.04/22:29

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Umay Kaðan

Hepimiz Kişioğlu olarak acunda barışı korumaya ve bunun sürekliliğine katkıda bulunmaya çalışırız. Görevimiz olan da budur. Ancak barışı sağlamanın bir başka yolunun da "Savaş" olduğunu bilebilmek bir başka erdemdir.

Savaş, Barışın koruyucusudur. Ve savaşta gücü olmayan bir topluluk, barışı da asla sağlayamaz. Savaş olmadan barış da olmaz. Hele ki bize yağılık (düşmanlık) güden ve her biçimde ayağımızı kaydırmaya çalışan gölge adamlar olduğu sürece Savaşın erdemini bilmemizin bize katacağı yarar sonsuzdur.. Barış gibi...

Örneğin, Göktürkler; kendi himayelerinde olan yerlere "İç-el" yani, Elde olan yerler derler; diğer ülkelere de "dış-el" derlerdi. Bu Kişiliğin bir tutulmasının bir göstergesidir. Tüm ellerde barışı sağlamak ise yine herkese düşer idi. Gerektiğinde Göktürkler de Dış-ellere akınlar yaparak burada düzeni sağlamışlar, barışı etkin kılmıştır. Ancak savaşma gücü olmasa bunları yapabilir miydi ?

Sonuç olarak; barış amaçtır ; Bu ilkenin de en büyük koruyucusu da Savaştır...


fatih

somut seyler soyle..kimle savasmak istiyorsunda bu yaziyi yazdin

DeRiN

fatih amca sence  B)   ???

Umay Kaðan

Alıntısomut seyler soyle..kimle savasmak istiyorsunda bu yaziyi yazdin

Barışı bozan ve bozmaya yeltenen herkesle!...

deniz

bence barışı bozan siz ve düşmanlarınız !

DeRiN

her savaş zaten devlet ve düşmanları arasında olmuyor mu ...

deniz

sen devlet misin ?
devlet kim ?

DeRiN

Ben devletin ferdiyim.
Düşman karşısında ise devletim.

deniz

23.10.04/15:03 #8 Son düzenlenme: 23.10.04/15:04 amadeus
devletin ferdi olmaz. devlete ait değilsin. sen devletin sahibisin. çünkü onu sen yaratırsın.

devlet iktidarların konsensüsü ile var olur:
iktidarlar, devlet kavramında uzlaşıp güç birliğine giderler.

iktidarların tümünün yada herhangi birinin kölesi olabilirsin,
yada iktidarlardan biri.

eğer iktidar isen ya düşmanın konsensüs harici bir iktidardır yada köleler.

DeRiN

Ben bu devlette yaşadığıma göre bu devletin ferdiyim diyorum. Onu oluşturan olduğuma göre onun içinde kendime bi yer de edinebilirim.

Devlet iktidarların konsensüsü ile var olmuşsa eğer bunu oluşturan da bizleriz tıpkı devletin sahibi olduğumuz gibi ;O yüzden kendi kendimizin kölesi olamayız

deniz

herkes devletin ferdi ise o halde herkes iktidar ortak.

köleler nerde ??

DeRiN

Kendini köle olarak görenlerle oluyor savaşımız ; Ülkemizde olduğu gibi...

deniz

sana mantık sorusu soruyorum.

herkes iktidar ise köleler nerde ??

DeRiN

çoğunluk iktidar herkes iktidar değil.
çoğunluk diyorum çünkü bu ülkeyi benimseyen insanlar fazlalıkta diye düşünüorum.
dışında kalanlar ise köle , ama bizim kölemiz değil. işte onlar kendi köleleri (az önce biz onlar değiliz derken bunun zıttını belirtmek istemiştim)
demek istediğim bu. savaş verdiğimizler onlar işte. savaşın gerekliliğide...
senin köle dediklerin kimsenin kölesi değil. kendi cefalarını kendileri çekiyorlar.

Çetin

iktidar dendiğinde biz efendi köle ilişkisi anlamıyaoruz ki, yöneten ve yönetileni anlıyoruz. dolayısıyla köle olabilecek olanlar kendilerini köle hissedenler değil, yönetilenler oluyor gibi geliyor bana. yani sadece "oy verdim ve iktidarım" demekle olmaz...

savaş kan görmek isteyenlerin işi ,ve hayatta kalmaya direnenleri yakasından tutup çekiyorlar içlerine. ALDANMAYIN !!!!

P_Ýn_iLtÝ

23.10.04/23:06 #15 Son düzenlenme: 23.10.04/23:07 lastpage
Savaş olmadan barış diye bir  kavramda oolmazdı....

muhammara

Barış: Bir sonraki savaşa kadar olan süreç.

Çetin

AlıntıSavaş olmadan barış diye bir  kavramda oolmazdı....

peki, bu iki karşıttan biri olmayınca diğeri olmuyorsa sence ilk hangisi vardı.

soruyu herkes yanıtlayabilir elbet

DeRiN

garip bi soru ...
biri olmayınca diğeri de olmuyorsa eğer ikisi de aynı anda ortaya çıktı  ;)  

Umay Kaðan

Alıntıbence barışı bozan siz ve düşmanlarınız !

Dediğin açıdan -sonuçta yine savaş olduğundan- barış bozulmuş gibi oluyor.

Ancak önemli olan şu : Ne için savaşıldığı ? İnsanlar savaşır : Toprak, mal, ganimet ve karizma için... Ama barış için savaşan az bulunur. Sorsanız Amerika bile barış için yaptı savaşlarını :) Ancak gelişmeler ve durumlar, savaşın mahiyetini gösterdiğinden anlamak güç değil.

Ama bunlar ile gerçekten barış için savaşanlar arasındaki ince çizgiyi bulabilmek, bunun gerekliliğini kavrayabilmek gerekir.

Çetin

savaş pek az insanın arzuladığı bir durumdur. ne niyetle olursa olsun bir dengesizliğin ürünüdür. en kötü kılıfı da "barış için savaş"tığı iddia etmektir.


Çetin

Alıntıbiri olmayınca diğeri de olmuyorsa eğer ikisi de aynı anda ortaya çıktı  ;)

bu iki kavram birbirlerinin karşıtı olarak görülebilir fakat biz ikisini aynı anda göremiyoruz.hem savaşın hem barışın eşzamanlı yaşanmayışı, zamansal olarak önce olmasını gerektiriyor. sanırım şimdi daha açık ReD  

kuzeys

Savaş İstiyoruz! ilk önce vuruldu bunu yazan... B.Brecht..  Bence hayata anlamam katamanın yöntemlerinden biri..

Umay Kaðan

Savaş ne bir densizliktir, ne de saçma bir arzudur.

Savaş, yaşamın kendisidir. İnsan yaşamda herşeyle savaşır, savaşmıyorsa, o kişi ölmüş demektir. Devletler de böyle... Savaşı göze almadan, kendini korumak için ve keyindiriğini savunmak için bunları göze alabilmelidir. Bu densizlik değil, Biligliktir.

deniz

SAVAŞIN İNSANLIĞA YARARLARI
İkinci Dünya Savaşı'na farklı bir bakış


Yazının başlığı bir çoğunuza garip gelebilir; 'Savaşın yararı mı olurmuş' diyebilirsiniz. Ancak şurası inkar edilemez bir gerçek ki savaşlar olmasaydı insanlık, bugünkü teknolojik düzeye ulaşmak için daha uzun süre beklemek zorunda kalabilirdi.

Her yeni buluş ilk önce savaşlarda denendi. Hükümetler, bir buluşun peşindeki bir bilim adamına parasal destek sağlarken akıllarındaki düşünce, o buluşun kendilerine gelecekteki bir savaşta üstünlük sağlaması olasılığıydı.

Dünyaya bilimsel açıdan en çok katkı sağlayan savaş, hiç kuşkusuz, 2. Dünya Savaşı olmuştur. 1 Eylül 1939'da Alman ordularının Polonya'ya girmeleriyle başlayan savaşta kesin olarak kaç insanın öldüğü hesaplanamıyor. Ancak asker-sivil toplam ölü sayısının 30 milyona yaklaştığı ifade ediliyor. Maddi zararın ise 1 katrilyon dolar civarında olduğu düşünülüyor.

Hitler, Mussolini ve Stalin dünyaya kabus dolu altı yıl yaşattı. Bütün bunlar yadsınamaz. Fakat bir gerçek var ki o da bu diktatörlerin askeri üstünlük kurmak amacıyla bilimsel araştırmalara tonla para dökmeleri. Onlar bilimsel araştırmalara önem verince haliyle düşmanları da aynı yola başvurdular ve bilim hiç bir zaman göremeyeceği himayeyi 2.Dünya Savaşı'nda gördü.

2.Dünya Savaşı en büyük katkısını makroekonomi ve iş idaresi alanlarına yaptı. Savaş sonrasında yıkıma uğramış ülkelerin yarattığı ekonomik mucizelerin altında, savaş sırasında ulaşılan üretim verimliliği, işgücünün maksimum yararlılıkla kullanılması ve otomasyonda kaydedilen gelişmeler yatmaktadır.

Savaştan önce Amerikalılar bir ticaret gemisini 35 haftada bitirebilirken 1943'te bu süre 50 güne inmişti.

Sovyet Ilyushin II-4 uçağının imali savaş öncesinde 20000 saatlik bir emek gerektirirken 1943'te bu süre 12500 saate gerilemişti.

Savaşın sonuna doğru İngiliz Hükümeti ihale vereceği şirketleri teknik deneyimlerinden çok iş idaresi alanındaki deneyimlerine bakarak seçmeye başlamıştı.

2.Dünya Savaşı'na bilim adamlarının savaşı demek yanlış olmaz. Devletler, daha savaş başlamadan önce, uzaktan uzağa ayaksesleri işitilen savaşta üstünlük kurabilmek için bilimadamlarına benzeri görülmemiş mâli destekler veriyorlardı.

Alman ve İngiliz bilim adamları, kendi ülkelerinin deniz ve hava kuvvetleri için yeni silahlar ve elektronik sistemler geliştirmeye başladılar. Sovyetler Birliği 1919 yılından itibaren bilimsel araştırmalara özel bir önem vermeyi bir devlet politikası haline getirmişti. 1941'de Sovyetler Birliği araştırma-geliştirme faaliyetleri için 1 milyar 650 milyon ruble gibi o güne dek görülmemiş büyüklükte bir bütçe ayırmıştı.

Faşist rejimler de teknolojik gelişmeleri yakından izliyordu. Mussolini 1936'da Ulusal Araştırma Konseyi'ni kurup başına, radyonun mucidi, büyük bilim adamı Guglielmo Marconi'yi getirdi.

Adolf Hitler, Almanların bilimde de dünyaya egemen olmasını istiyor, özellikle yeni silah teknolojileriyle yakından ilgileniyordu. Ancak bu totaliter rejimlerde düşünceye uygulanan baskılar, ar-ge çalışmalarının, liberal devletlerdeki kadar verimli olmasını engelliyordu.

Stalin, teknik uzmanların ve mühendislerin bir gün kendisine karşı muhalif bir hareket başlatmalarından çekindiğinden binlercesini, gizli polisin gözetimi altındaki bir çalışma kampına kapatmış, araştırmalarını burada sürdürmelerini istemişti.

Nazi baskıları çok değerli Yahudi bilim adamlarının ve özellikle nükleer fizikçilerin Almanya'yı terk etmelerine yol açmıştı . Bu bilim adamları, ABD ve İngiltere'nin bilimsel araştırmalarına büyük katkılarda bulundu. Örneğin ABD'nin savaş sonrasında yürüttüğü uzay programlarının altında Alman bilim adamlarının imzası var.

Diktatörlerin yeni silahlar geliştirmekle görevlendirdikleri bilim adamlarının çalışmalarına sık sık müdahelede bulunmaları kimi zaman parlak sonuçlar yaratmakla birlikte çoğunlukla başarısız neticeler alınmasına yol açıyordu.

2.Dünya Savaşı, düzenli ar-ge faaliyetlerini devletlerin kendilerini devam ettirmekte kullandıkları sürekli ve kudretli bir vasıta kılarken aşırı devlet denetiminin ve ideolojik kaygıların çok fazla ön planda tutulmasının bilimsel araştırmalarda ters sonuçlar yarattığını ortaya koydu.

Liberal devletler totaliter rejimlerin bilimdeki atılımlarına çabuk karşılık verdiler. En başarılı oldukları alanlar kriptoların deşifre edilmesi ve casusluk faaliyetleriydi.

Daha 1931 yılında Fransız Haberalma Teşkilâtı'nda görevli Yüzbaşı Gustave Bertrand, bir Alman casustan 2.Dünya Savaşı'nda kullanılacak Enigma adındaki kriptografi aygıtının çalışma prensiplerini gösteren belgeler temin etmişti. Savaş sırasında İngiliz matematikçiler aygıtın şifrelerini çözümlemeyi başardılar. Öyle ki Hitler'in generallerine bizzat verdiği emirler anında Müttefik kuvvetlerince öğrenilebiliyordu.

Haziran 1940 - Nisan 1941 arasında Almanların İngiltere'ye düzenledikleri hava akınları sonrasında Winston Churchill, radarın savunmada ne derece etkin bir aygıt olduğunu gördü ve Bilimsel Danışmanlık Komitesi'ni kurup başına Profesör L.A. Lindemann'ı getirdi.

Lindemann, Sir Henry Tizard ile beraber Alman avcı uçaklarının haberleşmelerini bozan elektronik karıştırma sistemleri geliştiren araştırma projelerini yönetti. 1940 yılının sonbaharında Almanlar buna X-Gerat'larıyla karşılık verdiler. X-Gerat, bir çok frekans üzerinden haberleşmeyi sağlayan bir aygıttı. Fakat İngilizler radarlarında yaptıkları bir değişiklikle uçaklarının Alman avcı uçaklarını tek tek izleyebilmelerini sağladılar.

Benzer bir durum Almanya üzerindeki hava muharebelerinde yaşandı. Gece uçuşlarında uçakların, elektronik karışıtırıcılar engeline rağmen hedeflerini bulmalarını mümkün kılacak sistemler geliştirilmesi fikri bundan sonra doğdu. H2S adı verilen sistem sayesinde pilotlar 'bulutların arasından' önlerini görebiliyordu.

Ayrıca İngiliz uçaklarının Alman pilotları şaşırtmak için attıkları alüminyum parçalar da çok işe yaradı.

1943 Mart'ından itibaren kullanılmaya başlanan mikrodalga radarlar ise Alman denizaltılarının yerlerinin tespit edilmesini mümkün kıldılar.

ABD başkanı Roosevelt ülkenin bilimsel araştırmalarını Vannevar Bush'a emanet etmişti.

Bush'un başında bulunduğu Bilimsel Araştırma ve Geliştirme Kurumu, üniversitelere çalışmalarında kullanmaları için 1 milyon dolarlık fon aktardı. Bu kurumla birlikte, Donanma Araştırma Laboratuarları ve ordunun diğer birimleri, antitank roketi, saniyeli fitil, DUKW amfibi savaş aracı, sıtma hastalığıyla mücadelede büyük başarılar sağlayan DDT ile penisilini bulup geliştirdiler.

Nükleer fizik alanında çok büyük mesafe katedildi. 1938'e gelindiğinde Alman fizikçiler Otto Hahn ve Fritz Strassmann nükleer fizyonunun gerçekleşmesini gösterebilecek kadar yol almışlardı.

İngiliz, Fransız, Alman, Rus ve Amerikan bilim adamları, nükleer bir bomba geliştirilmesinin mümkün olabileceğine inanıyor ve böyle bir bombayı ilk yapan taraf olabilmek için birbirleriyle yarışıyorlardı.

1939'da Albert Einstein, Başkan Roosevelt'e bir mektup yazdı. Mektubunda Einstein, başkana atom bombasını Nazilerden önce Amerikalıların bulması gerektiğini, aksi takdirde savaşın kaderinin ABD ve müttefikler aleyhine değişeceğini ifade ediyordu.

ABD'nin 2.Dünya Savaşı'nda ar-ge faaliyetleri için harcadığı toplam 3.850.000.000 Doların 2.000.000.000 Doları Roosevelt'in atom bombasının geliştirilmesi için başlattığı Manhattan Projesi'nde kullanıldı. Amerikalılar atom bombasının peşindeyken öteki devletler de boş durmuyordu. Hepsi bu bombayı ilk bulan olmak istiyor, ancak kimse bu cehennem silahının kullanılmasının yaratabileceği uzun erimli sonuçları düşünmüyordu.

Generalleri kara kara düşündüren savaşlardaki zayiatlar, askeri tıbbın hızlı bir evrim geçirmesine yol açtı. Sıhhiye hizmetleri yeniden örgütlendi; yaralılara çok hızlı ve doğru bir şekilde müdahele edilmeye başlandı. Ölüm oranları ve organ kayıpları daha önce öngörülemeyen oranlara indi.

Havadan yaralı taşınması da bu hususta çok faydalı oldu. Anestezi ve kan nakli sıradan uygulamalar haline geldi. Cerrahi alanlarda uzmanlaşma da 2.Dünya Savaşı sıralarında başladı. Tıptaki en önemli devrim, savaş sırasında bulunan penisilinin kullanılmasıydı. Penisilinin bulunması kemoterapinin altın çağına girmesini sağladı.

Savaş sona erince doktorlar sivil yaşama döndü. Önlerinde yeni bir çağ bulunduğunun farkındaydılar. Bilimin diğer kollarında, tıbbın yararlanabileceği çok önemli gelişmeler kaydedilmişti. 1950'li ve 60'lı yıllar kalp cerrahisinin ve organ nakillerinin uygulanmaya başlandığı yıllar oldu. Ölümü bekleyen sayısız hasta organ nakilleri ile yaşama döndürüldü.

Kısacası, devletlerin barışçıl amaçlarla kolay kolay destek vermeyeceği bilimsel araştırmalar, savaş zamanında kıymete bindi ve belki de daha bir kaç nesil araştırılması akla dahi gelmeyecek konular araştırılarak bir çok teknolojik gelişme sağlandı.

Hesaplanan, nasıl daha fazla düşman öldürülebileceğiydi. Ama gün oldu, devran döndü; savaş zamanı buluşlarının babalarının dahi düşünmediği bir şey gerçekleşti.

Öldürmek için yapılan keşif ve icatlar yaşatmak için kullanılır oldu. Levent Göktem - 21 Aralık 1999 / Salı
http://arsiv2.hurriyet.com.tr/agora/99/12/21/savas.htm

denge

Keşke hiç savaşlar olmasaydı da bilim denen şey gelişmeseydi. Ortadoğu'da kabus gibi bir dönem yaşanırken ve ben burada oturup hiçbirşey yapamamanın ezikliğini yaşarken bu yazıya objektif bir cevap veremeyeceğim doğrusu...

Kyyra

iyilikle kötülük birlikte yükselir

cura_88

SAVAŞTA ASKER OLMANIN İYİLİĞİ EVLERE BASKIN YAPINCA KADINLARI DÜZMEK AMA SAVAŞA DA KARŞIYIM...

güneþinkýzý

Savaşın gerekliliği mi!(?)!

Hangi zihniyet savaşı bir gerereklilik gibi gösterebilir şaşarım doğrusu!!! BElki bir zorunluluk, bir dayatma, bir karşı direniş olabilir...fakat (gereklilik) aslaaa asla olamaz.

ŞİMdi aklıma başka bir soru takıldı:DÜnya savaşmaktan ne zaman vazgeçer?

CEvaP:Savaş sonucu elde edilebilecek hiçbir menfaatin, insan canından daha önemli olmadığını AnLaDıĞıNda...(ben ce tabi)

asya

Paraya tapınma ve güç peşinde koşmalar sürdükçe savaşlar da sürecektir.

Savaşı gerekli gören bir zihniyet ancak faşizmi savunabilir...

Faşizmi ve savaş isteyenleri sadece lanetleyebilirim...

deniz

savaş araç mıdır sonuç mudur ?

yani bir şeyleri çözmek için mi savaş yapılır yoksa süreç insanları savaşa zorlar mı ?

...

felsefi planda düşünürsek; savaşlar oluyorsa gerektiği için yapılıyordur. lüzumsuz hiç bir şeyin sürekliliği olmaz. savaşlar da insanlık tarihi boyunca varolduğuna göre savaş gereklidir diyebiliriz.

ama diğer taraftan barış içinde yaşamak da insanlığın bir geleneğidir ve savaşlardan daha çok işgal eder hayatımızı. yoksa insanlık tarihi olmazdı.
...
savaşın gerekli olduğu fikrini ortaya atmamız onu savunduğumuz anlamına gelmemeli. elbette istenilen barış içnde yaşamaktır.

o halde savaş gerçeğini gözardı etmeden savaşın şekli konusunda konuşmamız gerekiyor.

savaşın en az yoğunluklu türevi fikirsel şiddet uygulamasıdır. en azından şiddet dürtüsünün yönünü bu formta yönlendirmeliyiz.



Dilhan

Sayin Umay Kağan arkadasimizin baslattigi bu konuya uzun uzadiya yazmak isterdim,
ancak konu acilirken getirdigi agressiv argümentler yüzünden bilimsel bir yorum yapmaya gerek duymuyorum..

Bir kere baris icin savas olmaz, ate$ düstügü yeri yakar. O bir "Zor" dur.

Zorun rolü de kabadir, imhacidir, üzücüdür...

Ötesi fasa fisodur yoktur, denilmez, diyemeyiz, ötesi yoktur!

Bunu anlamak icin ölmek gerekmez.



Ruler of the Ruins

İnsanın kendini koruması gayet doğaldır dolayısıyla bu devletler için de geçerli,
ama savunmanın ve saldırının açık ve net olması gerekir bu durumda ve savunmanın haddini aşmaması lazım gelir.

Bakın, yamyamlar doğal kaynaklar, daha çok toprak ve yemek için savaşmazlar, itibar için savaşırlarmış, dolayısıyla savaşları iki taraf için de kabul edilebilirdir ama onlar birbirlerini düşman görmezler, aynılıklarını bilirler, rakiptirler.
Yenenler yenilenleri doymak için değil onun gücünü de elde edeceğine inandığı için yermiş.

Savaşın tarihsel gelişimine bakarsanız, homeros a göre o zamanlar toplu olarak ama teketek savaşılırmış, onur,güç,kişisel tatmin savaşan ve kazananların olurmuş
Sonra napolyan zamanına bakarsanız o zamanlar kırmızı ve mavi pantolonlular savaşı varmış, üzerinde üniforman varken yere eğilmek, geri çekilmek, saklanmak savaş suçu sayılırmış, ordular karşılıklı dizilip birbirine ateş edermiş. Onur, güç ve tatmin savaşanların değil ulusun olurmuş.
Şimdiye bakarsak gözalıcı üniformalar yerine kamufle olabileceğiniz giysiler ve sinsi silahlar var, bu korkaklık şimdinin savaşı. Onur veya güç şimdilerde ki savaşlar için birşey ifade etmiyor, ölmek yada hayatta kalmaksa savaşanlar için bir ödül sayılmaz. Savaşlar yoketmek için var.

Oysa eski savaşların insani tabirlere göre insani bir yönü varmış, kaybeden generaller yada askerler bile cesaretleriyle o ülkenin kültürüne göre mükafatlandırılırlarmış şimdilerdeyse bazı ülkeler asker adında kiralık katiller tutuyor.
Savaş hangi yönüyle savaşan kişinin yararına oluyor, kazanılan toprak askeri zenginleştiriyor mu, adını unutulmaz kılıyor mu? (istisnalar dışında)

Bu devirde savaşlar, insanlara yüklenen hamasi duygularla maniplasyonlarla yapılıyor, kazananlar savaşmayanlar oluyor..

güneþinkýzý

SAVAŞ NEDİR?

Savaş, Yunan atasözüne göre, "Yok ettiğinden daha fazla kötü insan ortaya çıkardığı için berbattır", Sokrates'e göre, "Kötüyü iyiye yeğlemek insan doğasında yoktur ve bir insan iki kötüden birini seçmeye zorlandığında, kimse azını seçmek varken çoğunu seçmeyecektir." Büyük Larousse savaşı, "Uluslar veya aynı ülkelerdeki iki teşkilatın (iç savaş) arasında, başka bir yolla elde edemediği şeyi kuvvet zoruyla almak, istediklerini kabul ettirmek ve başkasının isteklerine boyun eğmemek amacıyla girişilen kuvvet denemesi" olarak tanımlar.

Günümüz akademisyenleri de savaşın, politik ilişkilerin başka araçların desteği ile sürdürülmesinden başka bir şey olmadığına işaret eder. Akademisyenler, "Savaşlar insan öldürmek için değil, kaynakları, hammaddeleri ve pazarları ele geçirmek için, başka bir deyişle kar için yapılır. Kar eksenli bir iç politikanın dışa yansıması da kar amaçlı olacaktır. Savaş, politikanın bir parçası olmaktan kurtulamaz. Politika beyindir, savaş sadece bir alettir, yoksa tersi değil. Bu durum itibariyle savaşın hiçbir zaman öz yasaları olamaz, dilbilgisi, mantığı olamaz. Politika bugün de eline kalem yerine, ikna yerine silahları almıştır. Suçlanması gereken savaşın etkileri değil, politikacılardır" der.

- Dünyada 5 bin 600 yılda toplam 15 bin 500'ün üzerinde bölgesel ya da ulusal savaş yaşandı, 3.7 milyar insan öldü.

- 1. Dünya Savaşı'nda ölen her 100 kişiden 14'ü, 2. Dünya Savaşı'nda ölen her 100 kişiden 70'i, 1990'lardaki savaşlarda ölen 100 kişiden 90'ı sivildi.

- 1945-1992 yılları arasında gerçekleşen 149 savaşta 23 milyondan fazla insan öldü. Bunun yalnızca 3 milyonunu askerler oluşturdu. Bilinen o ki, savaşlarda genellikle 1 askerin ölümüne karşılık 1 sivil doğrudan, 14-15 sivilse açlık, susuzluk, bulaşıcı hastalıklar gibi nedenlerden ölmektedir.

- Birinci Dünya Savaşı 50 milyon kişinin ölmesine, 90 milyon kişinin de sakat kalmasına yol açtı.

- Son 10 yıldaki savaşlarda 2 milyon çocuk öldü. 6 milyon çocuk sakat kaldı. 12 milyon çocuk evsiz, 1 milyondan fazla çocuk anasız-babasız kaldı. 10 milyon çocuk psikolojik sarsıntı geçirdi ve on binlerce çocuk tecavüz ve işkenceye uğradı.

- Balkan savaşında Bosna'da 20 bin kadına tecavüz edildi.

- Körfez Savaşı'nda ABD müttefiki devletler, Irak-Kuveyt sınırına ve Basra kenti etrafına 1 milyon, Balkan Savaşları'nda da 64 ülkede 110 milyon patlamamış kara mayınının üzerine basacak insanları beklediği biliniyor.

- Dünyada bugün 500 bini bilim adamı olmak üzere 15 milyon kişi silah ve silah geliştirme endüstrisinde çalışıyor.

- ABD'de silahlanma ve savaş çılgınlığı artarak sürüyor. Bush, 2003 bütçesinde silahlanmaya 396.1 milyar dolar ayırmaya çalışıyor. Bu rakam ABD'nin potansiyel düşman gördüğü 7 ülkenin silahlanma harcamaları toplamına Rusya ve Çin'in harcamaları da eklendiğinde, toplam 117 milyar dolarla ABD'nin silahlanma harcamalarının ancak 3'te biri büyüklüğüne ulaşıyor.


SAVAŞTA KAZANAN YA DA KAYBEDEN TARAF YOKTUR...iki tarafta ağır yaralar alır...