20.06.19/09:39

Kimdir bunlar, amaçları nedir ?

Başlatan DeRiN, 26.10.04/20:02

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

DeRiN

Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Ekim 2004 Raporu
Şimdi sizlere bu belgede yer alan bazı bölüm ve cümleleri -özetle- vereceğim. Lütfen dikkatle okuyunuz ve Türkiye'nin nerelere sürüklenmek istediğini bir kez daha görünüz :
''Türkiye Lozan anlaşmasını gerektiği gibi uygulamıyor. Anlaşmanın 39. maddesi bütün yurttaşlara dilediği dili ticarete, açık ve kapalı toplantılarda, her türlü basın ve yayın araçlarında kullanma hakkı getirmiştir. Bu uygulansa, örneğin Kürtçe yayın konusunun getirdiği sıkıntılı tartışmalar sona erecektir. Bir gün kaçınılmaz olarak herkes her dilde yayın yapacaktır.
Türkiye'de azınlıkları ve dolayısıyla kültürel hakları ilgilendiren mevzuat, ülkedeki azınlık kavramı ve haklarından daha kısıtlayıcı durumdadır. Bunun temel kaynağı Anasayının 3. maddesidir[/B] : Türkiye devleti , ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Devletin bölünmez bütünlüğü tüm dünyada tartışılmazdır.Fakat 'milletin bölünmez bütünlüğü' kavramı bizlere doğal gelivermekle birlikte, bir Batılıya son derece terstir. Çünkü bu terimi kullanmak milletin tek parça olduğunu söylemektir ki, milleti oluşturan çeşitli alt kimliklerin inkarı anlamına gelir.Diğer yandan 'devletin dili Türkçedir' ibaresini anlamak hepten imkansızdır. Çünkü devletin dili olmaz''
Ben fazla bir yorum yapmıyorum. Türkiye'nin hem de Başbakanlık raporları ile nerelere sürüklenmek istendiğini herhalde görüyorsunuz.
                                             *       *      *
Rapor devam ediyor: ''Bir millet olarak 'Türklerden' söz ederken, 'Türk' teriminin aynı zamanda bir etnik grup anlamına geldiği görülmektedir. Osmanlı İmparatorluğunda üst kimlik 'Osmanlılık' iken, Türkiye Cumhuriyetinde 'Türklük' olarak ortaya çıkmıştır. (Şu ifadelere bakınız!) Bu durumda alt kimliklerden bir tanesi (yani Türklük) aynı zamanda üst kimlik olarak belirlenmiştir ki, bu durum diğer alt kimlikleri yabancılaştırıcı niteliktedir. Eğer bu üst kimlik 'Türkiyelilik' olsaydı, bu durum ortaya çıkmazdı... (Ne garip rastlantı , Recep Tayyip Erdoğan da geçmişte 'Türkiyeli' olmaktan söz ediyordu!)
                                             *       *       *
Başbakanlık raporu aynen devam ediyor:
''Türkiye'nin parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu hususunda bir 'Sevr sendromunun yaşandığı bilinmektedir.Böyle bir havanın bugün de ileri sürülmesi ve bir 'paranoya' haline gelmiş olması rahatsız edicidir.Ayrıca Türkiye'nin AB'ye girebilmek için rıza göstediği demokrasiye aykırıdır. Böyle bir paranoya ile demokrasiyi geciktirmek Türkiye'ye hizmet değildir.
Özellikle Kürtçe konusunda getirilmek istenen reformlar söz konusu olduğunda, hemen Türkiye'nin parçalanacağından söz edilmekte, bunun terörü canlandıracağı söylenmekte, her türlü reform böyle bir paranoya havasında engellenmek istenmektedir.
Bu 'Sevr paranoyasının' beslediği zihniyet, reformlara şiddetle direnmektedir.
Anayasa ve ilgili yasalar, özgürlükçü , çoğulcu ve demokratik bir içerikte yeni baştan yazılmalıdır. (Leyla Zana da Avrupa'da yaptığı son konuşmada aynı şeyi istemişti!)
Sonuçta tek kültürlü ulus-devlet modelinin yerine 'Türkiyelilik' üst kimliği altında çok kültürlü yeni bir toplum modeli benimsenecektir
                                              *         *           *
Bu vecizeleri kaleme alan kim? Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu ! 81 üyesi varmış. Bunlar insan haklaarı uzmanlarından , kamu kurumları ile meslek örgütleri temsilciliklerinden ve sivil toplum örgütlerinden geliyormuş.
İçlerinde büyük olasılıkla diplomatlar, Genelkurmay temsilcileri de vardır!
Bu rapor konusunda yorum yapmak içimden gelmiyor. Miğdem bulanıyor , kusacak gibi oluyorum.
Belli zamanlarda Abdullah Gül başkanlığında toplanan kurul üyelerinin isimlerini , bu raporun nasıl yazıldığını , nasıl oylandığını , kimlerin oylarıyla kabul edildiğini doğrusu çok merak ediyorum!
İşte size somut belgesi. Türkiye'nin hem de isminin önünde 'Başbakanlık' sözcüğü bulunan kurullar , heyetler vesaireler tarafından nereye götürülmek, sürüklenmek istendiğini iyi görünüz.
Yazıklar olsun bunların tümüne.

Emin ÇÖLAŞAN (19 Ekim 2004 - Hürriyet)

kuzeys

bu kadar dert etme sürünün lideri böyle istiyor ...ya iteat edersin yada sıfıra takılmya devam edersin.. İpler ne senin nede bizim elimizde... soruyorum ipler kimin elinde.. sen hiç oyun içinde oyun izledinmi..?  

DeRiN

İpler kimin elindeyse bizim yokoluşumuzu göremeyeceği kesin... Oyun içinde ihaneti gördüm ben ! Bizi içerden çökertmeye çalışan vatandaşlarımızı...

muhammara

Silah ticareti. İpleri kesmeye karar verirsen silah fabrikalarını bombala. O zaman ne senin dediğin gibi 'Terör' kalır ne de savaş.  

kuzeys

istersen biraz sürü psikolojisine in! benim neyi görüp göremeyeceğim çok önemli değil.. zaten hep görmek istediklerimi görüyorum :rolleyes:  

marcos

AlıntıTürkiye Lozan anlaşmasını gerektiği gibi uygulamıyor. Anlaşmanın 39. maddesi bütün yurttaşlara dilediği dili ticarete, açık ve kapalı toplantılarda, her türlü basın ve yayın araçlarında kullanma hakkı getirmiştir. Bu uygulansa, örneğin Kürtçe yayın konusunun getirdiği sıkıntılı tartışmalar sona erecektir. Bir gün kaçınılmaz olarak herkes her dilde yayın yapacaktır........
Türkiye'de azınlıkları ve dolayısıyla kültürel hakları ilgilendiren mevzuat, ülkedeki azınlık kavramı ve haklarından daha kısıtlayıcı durumdadır.


'devletin dili Türkçedir' ibaresini anlamak hepten imkansızdır. Çünkü devletin dili olmaz''

Gercek bunlar neye hizmet ediyorlar diye sormussun syleyi Gercek ve Halka!!!!!