25.08.19/19:53

Tesadüfler Evreni Doğurur

Başlatan Khaos, 23.06.07/05:39

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Khaos

Bazı yerlerde tesadüfün imkansız olduğuna dair bir görüş hakimdir. Bu görüş yerel sistemlerin hareketini, ki bu bir galaksinin neden olduğu kütle çekiminden basit bir tek hücrelinin beslenme davranışına hatta foton un hareket yönü de olabilir; içinde bulunduğu bir üst sistemden bağımsız kılarak bu davranışında bir erek olduğu kanaatına varır. Bu erek insan ereğidir ama fark etmez zaten insanın ereği de kendi arzularını içinde bulunduğu sisteme hakim kılabilmektir. Hayvansal bir özellik olan bu dominant davranışın bazı sakıncaları olsa da önümüzdeki 127 yıl (?) daha doğaya bu ereksel bakış açısı sürecek gibi görünüyor. Ancak bazı gerçekler doğayı istediğimiz ereklere yönlendiremeyeceğimizi göstermekte. Tabii ki bunun ne kadarını bilirsek yine değiştirip istediğimiz ereğe yönelteceğiz ki buna da teknoloji diyoruz. Örneğin çekim yasalarını kendi açımızdan yorumlayarak balistiği ve roketleri benzer teknoloji ile uçan araçlar yapmayı öğrendik.

Gözümüzü alet yapma teknolojimizin yarattığı bu yeni teknolojiyle doğaya çevirdiğimizde (artık çıplak gözle değil tabi) garip durumlarla karşılaşırız. Fotonlar, karadelikler, madde- karşıt madde çiftlerinin yaratmakta olduğu evrenin bir başka gizi. Tesadüfün neden olduğu madde oluşumu.

Evrende türlü şekillerde oortaya çıkıp yok olan parçacık çiftleri olduğunu söyler Kuantum kuramı ve bunu deneysel olarak da gözlemiştir. Örneğin elektron un karşıtı pozitron (+) yüklüdür. Işık kuanta paketleri olan Foton un yükü ve ağırlığı olmadığından karşıt foton da aynıdır ki zaten karşıtlar çarpışınca da yok olup foton a dönüştüklerinden dolayı karşıt foton pek bir şey ifade etmez bu açıdan. Örneğin elektron ile pozitron çarpışınca genellikle yok olmalarının yarattığı ışımadan iki foton çıkar. İki foton çarpıştırılarak da pozitron elde edilip normalde anında yok olacakolan bu parçacık haftalarca bir manyetik alan altında saklanabilmektedir.

Kuantum garip bir kuramdır, doğanın sağduyuya aykırı görünen olgularını matematiksel açıdan çok iyi bir şekilde analiz edebildiğinden teori ile deney arasındaki yanılgı payı binlerce kilometrede bir saç teli kalınlığının ölçüsünü geçmez genellikle.

Kuantum için çok garip olgular mevcuttur. Örneğin bir elektron bir fotonu soğurabildiği gibi, bir foton saçıp sonra zamanda geri gidip bir fotonu soğurduktan sonra tekrar zamanda ileri gidebilir.
Zamanda geri gitmek ne demektir? Bir elektron ve bir foton çarpışırken örneğin, ortaya bir pozitron çıkabilir fotonun bozunması ile ortaya çıkmış olan bu pozitron aslında zamanda geri giden elektrondan başka bir şey değildir. Karşıt parçacıklar zamanda ileri giden gerçek parçacıkların zamanda geri giden halleridir.

Örneğin,Bir elektron ile bir foton birbirine yaklaşırken görüyoruz diyelim. Derken foton aniden çözülüyor ve bir elektron ile pozitron oluşuyor. Bu elektron, ile zamanda tersine giden kendisi olan pozitron baştaki elektron ile çarpışıp yokoluşuyor ve bir foton oluşuyor. Önceki bozunan fotonun oluşturduğu elektron ise zamandaki ileri hareketini sürdürüyor. Burada görüldüğü gibi sonuç olarak hiç bir şey değişmedi ve yine elektron ile foton normal yollarına devam eder göründüler oysa baştaki ilk elektromn fotondan bozunmuş pozitron ile etkileşime girdiğinden yok olup foton a dönüşürken, fotondan bozunan çift den pozitron un yok olmasıyla serbest kalan elektron yoluna devam etti. Doğada bu sık sık olmaktadır.

Karadeliklerin sonsuz çekim gücü bilinen bir olgudur ve benzer foton ile karşıt madde etkileşimleri orada da olur. Karadelik ışınımı denilen olayda ise yine bu tür bozunan fotonlardan bir pozitron elektron çifti olduğunu düşünelim. Bu çiftten oluşan kısa ömürlü pozitron un yeniden herhangi bir elektronla etkileşime giremeden karadeliğin çekim alanına girmesi ile elektron un ise karadeliğin çekim alanına girmeden kurtulması mümkündür. Böyle durumlarda negatif parçacıkların katılımı ile kütlesi azalan karadelikden ışıma olduğu gözlenir. Foton dan bozunan madde çiftinin zamanda geri giden elektron u pozitron un karadeliğe düşmesi bir elektronun serbest kalmasına neden olacağından madde oluşabilir. Aynı durum diğer atom altı parçacıklar için de geçerlidir. Madde çiftlerinden zamanda geri gidenin kendisiyle değil de ortamda bulunan başka bir zamanda ileri giden eşdeğer parçacıkla etkileşime girip yokoluşu da zamanda ileri giden yeni reel parçacıkların oluşmasına neden olur.

İşte bu noktada tesadüfün bir cilvesi yeni maddesel yapıtaşlarının oluşmasına neden olabiliyor. Bu rastgelelik sayesinde oluşan tanecik dolayısıyla maddedir. Kim demiş tesadüfen hiç bir şeyin olamayacağını ve oluşamayacağını. Bu sadece bir örnek

deniz

evet gerçekler de tesadüf ürünüdür, ugrasamam.

UGraSHAMAN

 ne güzel işte,bırakalım bilincimizi,uğraşmayalım :)

Khaos

bilincin de tesadüf tesadüf ise senin elinde değil ondan tedsadüf ne o öle istediğim olmayacaksa bırakalım boşverelim ne lüzum var şejklinde çocuk huzursuzluğuna dair bir yaşam. Hayat kimsenin ayakları altına serili değil istemiyosan da düşünme yaşama ne kimsenin ne de doğanın genel çarpışmalarını dıurdurabilir bu. :)

Khaos

Bilimsel bulgular öyle söylüyor. Ayrıca yine ters duran bir beyin gördüm karşımda bu insanlar bir organizma olduklarını her şeyin kendilerinden,arzularından ibaret olmadığını ne vakit öğreneceklerde olguları ve gerçekleri konuşabilir hale geleceğiz onu da merak etmekteyim.

Dünyadan 1 milyon 300 bin kat büyük olan koca güneş, ve onun öncesindeki çok daha dev bir yıldızın yarattığı reaksiyonların ve süpernovaların neden olduğu katı elementlerden oluşmuş Dünya yüzeyindeki 4,5 milyar yıl sonra ortaya çıkmış ve bunları anlamış olmanın şaşkınlığına düşmüş düşünen memelilerin arzuları için değildir hayat. Onun içinde biçimlenmez.

Amaç? İşte bu üslubunuz belki size çok insancıl gelmekte ama bana özür dileyerek söylüyorum doğayı küçümser bir aptallığın ürünü olarak görünüyor Emre Beyfendi. Aklını ve zihnini ne zannetmektesin ki tüm bu olup bitene bir amaç biçecek yetkinlikte görmektesin kendini. Hayata bir amaç biçmek ne senin ne de benim sınırlandırılmış aklımın yapabileceği bir şey değil bırak bu süper ego yansınması hayal perestlikleri bu tür ucuz laflarla bu olguları sorgulama hakkına sahip değilsin.

Hatta sana şunu söylemeliyim ki Peygamberinin ki sen ona inandığını sanırsın; bir insan olarak ne demek istediğini ben anladım(Dini inancım olmasa da) sen hala anlayamamışsın. Ne mucize görseniz gidip tapınacak soyut ya da somut bir put ararsınız bir heykel ya da adının "Bir" veya aynı anlamdaki "Allah" olması fark etmez. O çok bilmişliğinizle de kendi organik amaçlarınızı tüm doğaya yakıştırmayı akıllılık sanırsınız.

Bence tam tersidir. Akıllı değilsiniz ne siz ne de bu insanlık. Sadece doğaya uyum sağlamak için olguları ellerimizle ya da aklımız ile birleştirip ona benzemeye bir yerinden hayatı yakalamaya çabalıyoruz. Bu bizim amacımız. Kendini doğa sanma ey insanlık! Sen bir hiçsin şu koca evrende ve tüm bunlar senin tasarrufunda değil ölüp gideceksin tanrılarınla birlikte!

Hayat kendisinden ibarettir. Kendi kendisini yaratabilecek güçtedir. Etkindir hayat oysa edilgen olan aklımızdır. Biz hayata göre şekillenip insan oluruz, insan zekası bir varlık hayatın bir zerresibni bile oluşturamamıştır bu güne dek. O düşünce anca bir "Asimo" yapar ve komiktir yürüyemez bile, hissetmez de uyum da sağlayıp yaşama arzusu edinip hayatta da kalamaz.Yaşamın sırrı kendiliğinden kendi devamına doğru arzulu hareketidir ereksiz bir yönelimdir. Sevgiliye koşarken amaç bellemezsin zaten başka türlüsü mümkün değildir artık ondan koşarsın.

Hani şu din in işlevi dediğin "kendine yontmacılık" ın engellenmesi, görüyorum ki asıl kurumsal Din in vazgeçilmez bir görünümüymüş. Her şey ortada. Doğa da senin istediğin şekle girmem diyor buldukların ve ereklerin sadece seni bağlar diyor ve illa amaç arayıp bir benzetme yaparsak amacının tüm insani amaçları aştığı da olduğu anlaşılıyor.

O türden amaçları doğaya yüklemek isteyen senin insani bencilliğin sadece. Doğanın amacı olamaz, olsa da anlayamazsın ve anladığın an doğanın amacı amacı olmaktan çıkarırsın böyle der belirsizlik ilkesi de. Kendi amaçsızlığın ise söz konusu bu senin öznel sorunun Evren sana sebeb, bana sebeb, insanlığa sebeb o görsün diye oluşmadı. Ama kendi ihtiyaçlarına yönelik geçici amaçlar belirleyen organik bütünlüğümüz ve aklımız onun hareketinin dolaysız bir hali.

Şizofrenik hayaletler ve amaç tasarlayan put düşünceler yerine doğanın kendisine bakıp uyum sağlamak akıllıca,hayvanca,insanca,ve de doğal olan. Gerisi toz ve hava bugün var yarın yok her şeyin değişip sürüklendiği gibi. Anladın mı? Hiç sanmıyorum yükle sen kendi dişünceni koca evrene bile ne de olsa ruhun Güneşten de sıcak senin hayalinde. Ama ben Güneşin ve bu sonsuz çeşitlilikteki boş bir küre olmayan Dünyanın benden öte bir şey olduğunun farkındayım. Ona tapınmadan çünkü ben de zaten başka bir özerk biçimiyim.

UGraSHAMAN

amaç aramayalım diyorum ben de :) ölüm kelimesi senden yaptığım alıtıydı :) hiçte yakımıyorum,tesadüflere bayılıyorum. tesadüf dedim de bak aklıma geldi,geçen gün tesadüfen bulunduğum bi mekanda(gerçekten tesadüfen) bi şiir dinledim,nasıl serhoş etti beni :
" Oraya gitme demedim mi sana,
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?

Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?

Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,
onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
senin duru denizin ben'im demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,
senin kolun kanadın ben'im demedim mi?

Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin ben'im,
sıcaklığın ben'im demedim mi?

Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?

Söyle, bunları sana hep demedim mi? "

genel geçer bi amaç yok , tesadüflerle ve sürprizlerle ben de mutluyum.

cene

tesadüf sevinçleri doğuruyor artık

torq

Sevgili khaos, yazılarını ilk okuduğumda, senin başlığına bu forum için önemli katkıların olacağını yazmıştım. Bu başlıkta yazdıkların da beni doğruluyor. Seni eleştirebileceğim tek konu, kişilerin yorumları karşısında çabuk sinirlenmen. Ama burada yazı yazmaya devam edersen, biraz sabırlı bir insan olmaya başlayacağını umuyorum.

Her şeyin rastlantılardan oluştuğu tezini kabul etmek, tüm dinsel dogmalar, toplumsal inaklardan uzaklaşmak ve kendi başına sadece bilimin doğrularına bakarak bir yaşam tarzı oluşturmayı gerektirir. Bilimsel yaklaşımın bir dogma olduğunu söyleyenlerin de bilim hakkında hiç bir şey bilmediklerini biliyorum. Çünkü bilim hiç bir zaman nokta koymaz ve sürekli olarak kendisini yenilemeye çalışır.

Bundan belki yüz yıl sonra bu konuşulanların hiç biri konuşulmayacak, önerme olarak sunulan bu bilgilerin üzerinde tartıştığımıza bakıp arkamızdan gülecekler. Ancak her bilgi, içinde bulunduğu zaman, mekan ve sosyolojik koşullara göre değerlendirilmelidir. Örneğin bilimin hiç bir şekilde etkin olmadığı, bilimsel yöntemin bulunmadığı dönemlerde din ve felsefe yaşamın sorularını yanıtlamaya çalışıyordu. Aradan geçen zaman, bu bilgileri değiştirdi ve deneysel olarak kanıtlama yöntemini geliştirdi.

Bilmediğimiz o kadar fazla konu olmasına karşın bugün bilimin bizi getirdiği nokta, dinin ve onun açıklamalarının iflas etmiş olduğu ve inancın bir çeşit korkular sistemi olarak sürdürüldüğü gerçeğidir.

UGraSHAMAN

 " Her şeyin rastlantılardan oluştuğu tezini kabul etmek, tüm dinsel dogmalar, toplumsal inaklardan uzaklaşmak ve kendi başına sadece bilimin doğrularına bakarak bir yaşam tarzı oluşturmayı gerektirir. "
herşey tesadüf ile başlayıp gerektirir ile biten bi cümle tuhaf gelmiyor mu? bilimin doğrularına yüz yıl sonra güleceksek ben ilericilik yapıp şimdi güleyim :) olmaz mı?
bilimin bizi getirdiği noktayı ben hiç beğenmedim. sadece inançtan kurtulmuşuz başka ..?
neyse kim ne yazarsa yazsın herkes virdini mırıldanmaya devam ediyor madem ben de sabah virdimi okuyayım :
ne olacak bilimin doğrularına bakarak bir yaşam tarzı oluşturursak.hurafelerle inançlarla bir yaşam tarzı oluştursak ne olacak.sabırsız ve sinirli olsak ne olacak.ders kitabı açıklamaları kadar sakin yazsak ne olacak....bak koca evren tesadüfler sayesinde gelmiş bu noktaya deneysel kanıtlama yöntemiyle kim niye uğraşsın.bırakalım tesadüfe ne güzel olacak.
bak aklıma tesadüfen bir şiir geldi,ne güzel oldu :
Aya öfkelenmişim ben,
işte böyle kapkaranlık bir gece olmuşum.
Padişaha kızmışım,
çırılçıplak bir yoksul olmuşum.

Güzeller sıltanı gel demiş,
evine çağırmış beni.
Ben bir yolunu bulmuşum,
yola baş kaldırmışım.

Sevgilim baş çeker, naz ederse,
gamlara atar, kararsız korsa beni,
bir kez olsun ah demem, inad için.
Ah'a da kızmışım ben.

Bir bakarsın altınla aldatırlar beni o.
Bir bakarsın şanla şerefle aldatırlar beni.
Oysa altın falan istemiş değilim ondan,
şanla şerefe hele çoktan boş vermişim.

Ben bir demirim,
mıknatıstan kaçıyorum.
Bir saman çöpüyüm ben,
mıknatıslara yan çizmişim.

Ben öyle bir zerreyim ki,
bütün âleme isyan etmişim.
Havaya, toprağa isyan etmişim,
Ateşe, suya isyan etmişim.
Altı yöne isyan etmişim.
Beş duyuya isyan etmişim.

Hava, toprak, ateş, su da neymiş ki,
altı yön de neymiş,
beş duyu da ne.
Benim için hiç bir şey umurumda değil.

işte bu :)

Khaos

24.06.07/14:36 #9 Son düzenlenme: 24.06.07/14:44 Khaos
Yüzyıl sonra yerçekiminin olmadığı anlaşılacakta ayaklarımız yere basmayacak mı artık, saçmalıyorsun UGraSHAMAN. Bilimin doğruları genişler ve kapsama alanı artar hiç bir zaman gülünmemiştir bilim e eksiği kapatılmıştır. Ama eski Din in gülünç göründüğü mitolojiler bol miktardadırlar ve pek tabii ki tüm mitolojiler geçmişin kesin gerçekleridirler.


Yukarda da bahsetttiğim gibi bu tesadüf olmasa madde de oluşamaz. Evrende her olasılık mevcut. Birinin, bir varlığımn belli amaçlarla bir şey gerçekleştirdiğine dair bir kanıt yok öyleyse böyle şeylere inanmama lüzum da yok. Bu "belli amaçlar"ın gerçek olduğuna somut kanıt olmadığına göre bunların doğanın değil insanlığın bana biçmeye uğraştığı ve dolayısıyla bazılarının ve bazı kurumların beni "araç" olarak gördüğü de aşikar. Tesadüfün olmadığı ısrarı sadece bir bahane. Böylelikle bütün doğaya insancıl erekler yüklenip beni de ve insanlığı bunun aracı haline getirmenin bir doğruyu ifade ettiğini sanmıyorum.

Evrensel erekler yüklenir ister istemez ama bunu bilim yaptığında kanıta bakar ve sonlandırmaz; asla "her şeyin nedenini bulduk" dediği görülmemiştir.

Ama tesadüf denilince renkleri kaçan bazıları aslında tesadüfün Tanrılarının katili olduğunu, son ikonlarının ve putlarının kırılmakta olduğunu hissettiklerinden saldırıya geçerler.

Kimsenin duyuları, aklı insanlığı reddettiği yok ki yazdıkların yine anlamsız olmuş tesadüf vardır dediğimiz için sanki hissizliği ve yok oluşu seçiyormuşuz gibi sayıklamışsın garip şiirlerinle. Demek ki sen tüm duyumlarının sana yüklenenlerden ibaret olduğunu düşünen kendi yolunu çizemeyen bir kutsal ereğe ihtiyaç duyan kayıp bir ruhsun.

Nereden geldiğini unutmuşsun insan ve uygarlık sadece senin erek veya Tanrı adlandırmaların. Bunlar olmayınca da boşluğa düşüp "madem her şey tesadüf bırakalım o zaman ne gerek var" şeklinde yakınma ve savunmalara geçiyorsun.
Oysa insanlık hep şu düşle yaşıyor ama bu hiç bir zaman gerçekleşmeyecek artık kabul etse iyi olur.

Tesadüf, "her şeyi biçimlendirip yaratan bir şey" düşüncesinden daha tuhaf bir düşünce değil. Belki de tek farkı insana ve tümdengelim e yani insan hayaletine değil,doğaya oluşumuna kendini bırakıp uyumu öneren alçak gönüllü tüme varımcı birt düşünce. Tümdengelim in tümdenliğini sözde yaratacak olan tüm sonsuzluğu bilip amacını gördüğümüzü söylemek kibir ve halüsinasyon sadece. Bilmediğimiz bir şeyi bilmiş kabul edip genelleyemeyiz. O sadece biziz olsa olsa, ötesi değil.


"Birgün ilk nedeni bulacağım ve Tanrımla birlikte bütün varoluşa boyun eğdireceğim bu dünyada olmazsa da öbüründe. Bir düzenleyici, beni kutsayan en yüce yapan bir benzerim olmalı varoluşta. Bir hiç olamam bu gördüğüm sonsuzluğu anlamamı sağlayacak bir babam olmalı"

Doğanın titreşimleri ise çoktan bu yakınmanın cevabını verdi insanlığa çağlar boyu ama o bu sesi duymak bile istemiyor. O kadar büyük bir korku ve inadının yarattığı kibiri var ki insanlığın. O bunu akıl sanıyor.

"Ben seni yiyecek olan son canavarınım insan varlığı. Bütün amaçların, Tanrıların,ereklerin sen yaşa diye varlar ve sen yaşamak istediğin için bunları yarattın; tutunabilmek, sürdürebilmek için varlığını."

"Ama artık görüyorsun ki bunların hiç biri senin aklının tasarrufunda değil. Son sadece sensin. Başlangıç da, düzenleyici de, amaç da, erek de hepsi sadece senin görebildiklerin ama bunlar gerçeğin sadece bir yönü."

"Beni artık bir düzenleyicinin eline veremeyeceğini çünkü onun sadece ve sadece senin baktığın ayna olduğunu görmelisin ben senin amaçlarının gölgesi olamayacak kadar senden önce ve eskiyim. Akıl mı, ruh mu? Bunlar da döngünün daraltılmış görünümleri. Ruhunun şu seni yaşatan Güneşten daha gerçek olduğu yalanıyla kandırma artık kendini küçük bir tırtıldan farkın yok onun gözünde"

"Seni karnından tutup kaldırırsalar bir tırtıl gibi kollarını ve bacaklarını büküp sonra da kurtulmak için çırpınmaya başlarsın çok mu farklısın sanıyorsun tırtıldan. Ateşe yaklaşamaz, acı veren şeyler karşısında büzülürsün içine kapaklanırsın. İhtiyacın olan bir şey gördüğünde ise genleşir hepsini almaya çalışırsın. Çok mu farklı ve değişiksin bir tek hücreliden."

"Bütün bunlar senin arzuladığın amacın gerçekliğini mi gösteriyor? Geçici bir organizasyon olduğun halde sürekli ölümsüz varlıklar yaratıyorsun."

"Bir zamanlar bunu biliyor ve Sonsuzluğa kendi amacını biçmeyi hastalık olarak görüyordun şimdi ise bu hastalık senin diğer adın oldu ve yok ediyorsun o nedenle kendinle birlikte bütün geleceğini kendi ellerinle."

"Sen de mi başarısız organizasyonlardan olacaksın ne dersin? Geçmişe bakarsan değişimin sınır tanımadığını görürsün. Ölümden kaçabileceğin öte dünyalar yok her şey burada. Sen dünyalısın İnsan, onun doğurduklarındansın"

"Senin gibi başkaları da var ama sen onları göremezsin. Çünkü kendinle ve doğayla barışmadan uçmayı öğrenemeyecek tepe üstü uçuruma yuvarlanacaksın."

"Adalet bekleme sadece kendin için hayattan kimse seni özel kılmayacak insan. Uçamayanın düşerek ölümünün aslında kendi seçimi olduğunu da göreceksin birgün. Herşey kendini ve birbirini yaratır başka bir şey yok."

"Sebeb mi? Neyin sebebi senin mi, doğanın mı, yoksa tüm sonsuzluğun ve her şeyin amacı mı?"

"Neden bir hedefi olsun ki bunların senin kısa yaşamındaki kıyametini yorumlayabileceğin, ölümlü olan sensin yaşam değil ki. Ölecek olan ve belki bambaşka şeylerde öncekini unutarak doğacak sensin bu seni üzüyor mu?"

"Sen ölmek istemiyorsun onu düşünmek seni bu denli korkutan görüyorum, ama çare yok sonsuza dek varolabilseydin başka hiç bir şey varolamazdı." Öleceksin hem de ruhunla birlikte hayatta tutabileceğin bir şey yok zaten varolman da bir tesadüftü ölümünde onun gerçekliği yüzünden kesin. Asla değişmezlik olamaz."

"Bir süreliğine insan oldum bak bir benzetme ama bu asla insan olamam ben belki benden insan olabilir ancak. Asla tanrı da olamam ben çünkü tüm tanrılar aslında ölümsüzleştirilmiş insanlardan ötesi değil ve ömrü insanlığın ömründen fazla değil o nedenle."

"Karşına çıkan işaret ve olaylara dikkat dalgınlık hayatını kısaltabilir"

Tesadüf konuştu. :)