17.08.19/17:07

Tesadüfler Evreni Doğurur

Başlatan Khaos, 23.06.07/05:39

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

asya

Khaos, yazdıkların o kadar gerçek, o kadar doğru ki. Hele "tesadüf"ün dile getirdikleri...

Ama insanoğlu acizdir, kolaycı ve tembeldir. Düşünmeye başlasa bulacak gerçeği ama bu işine gelmiyor ki. Böylesi daha basit, korunaklı, sığınmacı. Ayakları üstünde duramayınca, hep bir ele gereksinimi var. Yüzleşemez o kendiyle, gerçeğiyle ve gerçekle. Çıplaklığını görmekten korkar çünkü. Yüzüstü kapaklanacaktır ve bunu göze alamaz, yüreği kaldırmaz...

Oysa bilse kapaklandıktan sonra "bir el" olmadan da ayağa kalkabileceğini ve daha bir dimdik ayaklarının üstünde durabileceğini. Ama şu moda deyimle "ezberi bozmak" kolay değil, korkularından arınması, düşünmemeye, kabullenmeye programlanmış beynini farklı yönde çalıştırmaya başlaması için çok şamar yemesi gerekiyor, çook...


UGraSHAMAN

torg un kullandığı şekilde aynen yazdım ne diye sinirleniyosun :) (bkz.torg hemen üstteki yorumu) o dedi güleriz diye e ben de adam sakin sakin yazıyor doğrudur herhalde diye şimdi gülsek olamaz mı dedim.
siz bıkmadığınız sürece yazmaktan ben de sormaktan vazgeçmeyeyim : hem tesadüf hem gerçeği bulmak için düşünmek ne demeye geliyor asya , valla anlayamıyorum.tesadüfen bulamaz mı düşünceye ne gerek var. koskoca evren tesadüfen oluşuyorda beynini çalıştırmazsa insan neden gerçeği bulamıyor.
ben bu tesadüf işini çoksevdim , hatta zorlasam bilimi bile seveceğim geliyor,ama kafam karışıyor siz böyle yapınca. hem tesadüfen olur diyorsunuz hem de düşün sorgula falan. olmuyo ki ...

Khaos

24.06.07/16:37 #12 Son düzenlenme: 24.06.07/16:41 Khaos
Alıntı yapılan: asya - 24.06.07/15:00


Ama insanoğlu acizdir, kolaycı ve tembeldir. Düşünmeye başlasa bulacak gerçeği ama bu işine gelmiyor ki. Böylesi daha basit, korunaklı, sığınmacı. Ayakları üstünde duramayınca, hep bir ele gereksinimi var. Yüzleşemez o kendiyle, gerçeğiyle ve gerçekle. Çıplaklığını görmekten korkar çünkü. Yüzüstü kapaklanacaktır ve bunu göze alamaz, yüreği kaldırmaz...

Oysa bilse kapaklandıktan sonra "bir el" olmadan da ayağa kalkabileceğini ve daha bir dimdik ayaklarının üstünde durabileceğini. Ama şu moda deyimle "ezberi bozmak" kolay değil, korkularından arınması, düşünmemeye, kabullenmeye programlanmış beynini farklı yönde çalıştırmaya başlaması için çok şamar yemesi gerekiyor, çook...




Sadece içine atıldığı doğa ile barışması gerekiyor. Onu o kadar cansız edilgen bir hale getirdi ki korkusundan dev aynada kendine bakaınca doğruyu gördüğünü sanıyor.

Bir zamanlar Dünyayı döndüren biri olduğu sanılırdı ya da gökyüzünü havada tutan,yıldızların düşmemesini sağlayan vb. Peki ne oldu? İnsan işte. Yer çekiminin sadece dünyaya has olduğunu anlaması baya bir zaman aldı hatta halen bazıları uzaydaki yörünelerin düzenine şaşırıp, "acaba kim kontrol ediyor" diye sormakta ısrar etmekte. Püf noktası şu aslında olguların. Mükemmel dediğimniz şey olan tesadüflerin doğasdı kontrıol edilemediği için hiç hata yapmıyor ve bize mükemmel görünmeyi başarıyor. Çünkü her durumun bir başka alternatifi daha var. Şöyle düşünelim;

Kontrollü, belli bir amaca yönelik bir tasarım yapan insan aklı bu tasarımda yapacağı tek bir hatanın o cihaz ın çalışmasını imkansız hale getireceğini ve tüm düzeni bozacağını bilir. Örneğin yıllar önce (1986)7 astronot un ölümüne neden olan NASA nın "Challenger" uzay mekiği kazasının nedeninin ünlü teorik fizikçi Prof. Richard Feynman,conta hatasının ve başmühendisin ince ayrıntılı basit bir varsayımını ciddiye almayan uçuş görevlilerinin (polisülfidlerdeki esnemeden şüphelenmesi) neden olduğunu tespit etmiştir. Feynman ın raporu şu cümleyle biter ve bence insanlığa önemli bir derstir.

Başarılı bir teknoloji için gerçekler,halkla ilişkilere üstün tutulmalıdır;çünkü doğa aldatılamaz

İşte bu aslında insanın tasarımıdır. Ne gezegenler ne de uzay-zamanın doğası belirgin dizgelere veya belirlenen amaçlara uymaz. Örneğin bir makine(tüm insan tasarımları ancak makine olabilir) içinden bir şey çıktığında çalışmadığı ve hep aynı ilkelere göre yön değiştirmez programlarla işlediği halde, bir bitki yaşamına kast eden tırtıl a rağmen sürekli yön değiştirip yenilenerek hayatta kalabilir. Canlılar kendi yönlerini kendileri bulurlar yine, biri onlara içgüdü programı yüklememektedir programlanan olsa olsa Asimo dur o da doğru dürüst yürüyemez. İnsanın avantajı buna rağmen doğayı taklit etme becerisidir. Bir ağaç dikip büyüttüğünde insan kendini Tanrı ilan eder her nedense. Oysa ona su vermekten başka bir şey yapmamaktadır bitki onun arzusuyla büyümez; insan onu kendi arzusu için büyütüyor olsa bile. Uzaya çıkıp herhangi bir asteroit in yerini değiştirdiniz diye de bütün uzay zaman alt üst olmaz (insan ya da benzeri bir tasarımcının yaratımı  olsa hiç sansı yoktur tek bir seçime ve tek kanuna, kısacası tek bir elin etkinliğine bağlı olduğundan çöküp gider)

Bu nedenle de insanlar ısrarla kendi kontrollerinde olmayan kontrol edilemeyen her şeyden olduğu gibi "tesadüf" den de nefret ederler. (Ama şans oyunlarından da vaz geçmezler) Tesadüf yaratamaz derler ama bilim adamlarına da hep tesadüf yardımcı olmuştur bugüne dek büyük icatlarında ilginç bir şekilde. Dahası yaratıcılığın tekil ve insani genellemesinde o kadar ısrarcıdırlar ki akıl ın güdülerin görünen bilinçli kısmı olduğunu bilee unutup aklı içgüdülerden üstün zannederler. Oysa içgüdüsüz akıl, programlanmış bir makinedir yaratamaz ve hayatta kalamaz. İçgüdü ise kesinlikle içten gelir birinin bir varlığın dışsal eylemi değildir. Ben istediğim için yürürüm beni kimse yürütmez.

Fakat yaşamları ve hayatları kendi kontrolünde olmayan insanların küçümsedikleri hayvanlardan bile aşağıda yer verilerek başkalarının kölesi edildiği uygar toplumda, kainata ve sonsuzluğa da Kral düşlemesi belki anlaşılabilir bir tesellidir. Fakat bu gerçek değildir ve sonsuza dek süremez insan da doğası kadar özgürdür eylemi ve düşüncesiyle birlikte. Ne gökyüzünün kendini havada tutan "Atlas" ın kollarına, ne doğanın kendini yaratacak bir "Tanrı"ya ne de insanın alnına geleceğini yazan önceden tasarlanmış bir "yazgı"ya ihtiyacı vardır. O nedenle aklını kullanabilmesi için doğadaki kadar "an" lık yaşayabilmeli ve gözüpek olmalıdır. Genel geçer kabuller ve sözde tasarımlar onun sadece zincirleri olabilir. Zinciri çözüldüğünde "eyvah" diyen ve korkan tek memeli hayvan da aklını kötüye kullandırttığı için insandır. Yaşadığı acılardan kendisi sorumludur ne bir Tanrı, ne tasarım hatası, ne de Şeytan. Dalgınlığı ve önündeki sonsuz tesadüflerin yarattığı "oluş" ları görmemekte ısrarıdır. O yüzden bazen gerginliğe ve korkuya yol açsa da (ayı ile karşılaşma) doğa huzuru da getiren rahatlığın ve tesadüflerin sembolü iken, uygarlık saplantısı doğurduğu yüce idealler ve Tanrısal saplantılarla birlikte bizi dört duvar arasında kamburlaşmış bitkin ve yeteneksiz tekdüze tornadan çıkmış varlıklara dönüştürür. Bu kısıtlılık ve kıpırtısızlık ise uzmanlaşmayı getiriyor görünse de bakterilerden havuz balıklarına kadar görülmüştür ki kendi toksini ile kendi sonunu yaratan bir doğal unsuru da içinde barındırır.

Tesadüfler engellenmekten hoşlanmazlar buna uğraşıldığında olasılık genlikleri artan bir basınçla barajı yıkan suyun basıncı gibi inadına yoluna devam eder görünür. Aslında onun inadı değil bu bizim inadımızın sonucudur yine. Etkin olan sadece biz ve düşüncelerimiz değildir.

"Horoz, kendi öttüğü için güneşin doğduğunu sanırmış"
:)
UGraSHAMAN kimsenin sana sinirlendiği yok saçmalıyosun dedim sadece. Çünkü bilim ilerde değişeceğine göre boşvereyim diye saçma bir yere çekmişsin mevzuyu, ama aynı mantıkla öyleyse hiç bir şey bilmiyorum hiç düşünmeyeyim diyemiyorsun çünkü yaşıyorsun. Burada çelişki var biraz değil mi. Gerçek yaşamın ta kendisi, gerçekten kastın ne de tesadüf denilince o olmuyor. İnsanın beyni de kalbi gibidir çalıştırmazsa diye bir şey yok güdüsel bir dışa vurrum akıl ve düşünce de kalp atışı gibi. Görmesen, hissetmesen, algılamasan, duymasan, dokunmasan, tatmasan bunları hafızanda birleştirip anımsayarak ihtiyaçlarına ve hareketlerine yönelik düşünce oluşturabilir misin? Hayır. Demek ki düşünmek de senin dışında bir bilincin kontrolünde değil yaşamındaki tesadüflere bağlı onların bileşklesi ve o bileşkeyi oluşturan da kendinsin bir sonraki adımın için. Bütün bunlar gerçeği eğiyor büküyor ya da yok mu ediyor bu neden gerçek olmasınmış tıpkı maddenin ışık-zaman çelişkisinden tesadüfi bir karşıtını yitirip reelliğe  elektron olarak geçmesi gibi bir gerçek. Bunda gariplik nerede. :)


UGraSHAMAN

tekrar etmek zorundayım,çünkü galiba ben anlatamıyorum.şimdi sen gerçeği kavramışsın,bense dinin ya da mitolojinin komiklikleriyle yavan yavan huzurlu olduğunu sanan biriyim.ama tüm bunlar tesadüfen olan şeyler,yani benim yerimde sen , senin yerinde ben olabilirdim. tesadüf bu ya sen bilimin ışıl ışıl aydınlığıyla zihnini pürnur ederken ben hurafelerin zifiri karanlığında kör gibi dolaşıp duruyorum,ama tüm bunlar tesadüfen oldu ne yapayım. yani bana niye bilincini kullanmıyorsun dersen,tesadüfe ayıp etmiş olursun.çünkü bilinçle değil tesadüfle oluyor ne oluyorsa.
doğru mu anlamışım ?

kiya

aşk tesadüfleri sever : müslüm gürses ;)

karahan

"Kainatta tesadüfe, tesadüf etmedim"
Socrates

kiya

demek ki sokrat, hiç aşık olmamış :)

Khaos

Alıntı yapılan: karahan - 24.06.07/19:22
"Kainatta tesadüfe, tesadüf etmedim"
Socrates


Sokrates in gördüğü kainattan ne olur o matematikçi bile değildi ki gökyüzüne baksın. O "bildiğim tek şey hiç bir şey bilmediğimdir" diyen bir öğretmendi daha çok. Kesin konuşmayan ve sorularla yanılgı yakalayandı. Kainat işleriyle öğrencileri uğraştı biraz o insanla uğraşırdı. Sokratese dayanırsak bölesi bir konuda işimiz var adam yaşayalı öleli 2500 yıl olmuş. :)