16.07.19/22:26

insan-ı kamil

Başlatan UGraSHAMAN, 24.06.07/20:31

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

UGraSHAMAN

TEVHİDE DAİR


Cüneyd-i Bağdadi
Çeviri
Süleyman Ateş



Bil ki Allah'a ibadetin başı Allah'ı bilmek (ma'rifet)tir. Allah'ı bilmenin (ma'rifetin) başı da Allah'ı birlemek (tevhid)dir. O'nu birlemenin (tevhidin) nizamı da "nasıl", "nerede", "ne zaman" sıfatlarını O'ndan kaldırmaktır. Kendisine yine kendisiyle istidlâl edilir. O, ancak O'nun muvaffak etmesiyle bulunur. Demek ki O'nu tevhid, O'nun muvaffak etmesiyle mümkündür. Tevhidden de O'nu tasdik mümkün olur. O'nu tasdikten sonra O'nda tahkika erilir. Tahkika erdikten sonra O'nu bilmek hâsıl olur. O'nu bilince O'nun davet ettiği şeye uyulur. O'nun emrine uymaktan O'na terakki hâsıl olur. O'na terakkiden O'nunla birleşme meydana gelir. O'nunla birleşmeden O'nun beyanına erilir. O'nun beyanına erince insana hayret gelir. Hayrete varınca da beyandan geçer. Allah'ın beyanından geçince de Allah'ı tavsiften (nitelemekten) kesilir. O'nu tavsiften kesilince O'nun varlığının hakikatine geçer. O'nun varlığının hakikatine geçince kendi varlığını kaybederek şühudun hakikatine erer. Bu suretle (insan) ruhi saflığına kavuşur. Ruhi saflığına kavuşunca kendi sıfatlarından mevcut-mefkud (var-yok), ve mefkud-mevcud (yok-var) olur. Olmadığı yerde var olur, olduğu yerde yok olur. Yok olduktan sonra dünyaya gelmezden önceki varlığiyle var olur. Şimdi o, gerçekte o değil iken gerçek o olmuştur. O, önce mevcud-mefkud (Allah'ta mevcud-kendinde mefkud) iken şimdi (Allah'ta) mevcud ve (kendinde) mevcuddur. Çünkü o, galebe sarhoşluğundan sahv (ayıklık) açıklığına çıkar, eşyayı yerine koymak, herşeyi yerli yerince yapmak için kendisine dünyevi müşahedesi tekrar geri verilir. Allah tarafından ihsan edilen en yüksek ruhi tekamüle eriştikten sonra etrafındaki insanlara örnek olsun, fi'line ve hareketlerine uyulsun diye fenadan sonra tekrar beşeri sıfatlarına döndürülür.

*         *          *

Bil ki: Sen seninle senden perdelenmişsin ve sen, seninle O'na (Allah'a) vasıl olamazsın. Ancak sen O'nunla O'na kavuşabilirsin. Çünkü ne zaman ki O, kendisiyle birleşmeyi sana izhar ederse, seni kendisini aramağa davet eder, sen de O'nu talebedersin.   Allah'ı aradığın zaman bunun mahiyetini anlar ve elde etmek kasdiyle peşine düştüğün şeye yetişmek için nasıl çalışmak gerektiğini anlarsın. Bu mertebede (henüz) perdelenmişsindir. Nihayet Allah'a olan büyük ihtiyacın, O'nu talebe çevrilir. Ve talebinde, şiddetle aramanda senin rüknün ve direğin o ihtiyaç olur. Ve Allah'ı arama ilminde senin yapman için seçmiş bulunduğu amelleri yapman hususunda Allah sana destek olur. Allah'ı talepte ifa edilmesi lazımgelen şartları yerine getirmede riayet etmeni gerekli kıldığı şeylere riayet etmede seni takviye eder. Seni senden muhafaza eder. Seni senden yok etmekle seni bakaya kavuşturur ki, muradına kavuşasın ve sen o zaman O'nun bakasiyle baki  olursun. Bu böyledir, çünkü muvahhidin tevhidi, Vahid'in bakasiyle bakidir. Her ne kadar muvahhid fani olmuşsa da. İşte o zaman sen sensin. Çünkü sen, senliğini kaybettin ve kendisinde fani olduğun Allah'ın bakasiyle baki oldun.

Birincisi: Amellerini yaparak, cehd ve gayret sarfederek, nefsine muhalefet ederek ve onu istemediği amelleri yapmağa zorlıyarak sıfatlardan, huylardan ve tabii özelliklerden fani olmaktır.

İkincisi: Hakk'ın senden istedği şeye uymak, ve seninle O'nun arasında hiçbir vasıta kalmamak, her şeyden kesilip sırf O'na yönelmek için ibadet ve taatlerdeki zevk alma düşüncelerinden fani olmaktır (İbadeti bir zevk için yaparsan, o zevk seninle Allah arasında vasıta olur. Ondan kesilmek lazımdır ki arada vasıta kalmasın).

Üçüncüsü: Vecdin son mertebesinde Hak şahidi galebe edince artık Allah'ı müşahedeye ermenin farkına varmaktan da fani olmaktır. İşte o zaman sen fani-bakisin. Sen yok olduğun için gerçek varlığa kavuşmuşsun. Fiziki varlığın (resmin) kalır ama ismin (ferdiyetin) kalkar. Sen başkasıyle var olursun.



*         *          *



Bil ki: Halk arasında tevhid, dört mertebe üzre bulunmuştur:

1) Birinci mertebe avamın tevhididir.

2) İkinci mertebe ilm-i zahirin hakikatine ermiş (zahir ilimde iyi yetişmiş) kimselerin tevhidi.

3-4) Üçüncü ve dördüncü mertebe de ma'rifet ehli olan havassın tevhididir.

Avamın tevhidi, başka rablar, putlar, zıdlar, şekiller ve Allah'a benzerler görmemek suretiyle Allah'ın birliğini ikrardır. Fakat bu tevhidde Allah'tan başkasından korkma ve umma vardır. Bu tevhid de iyidir, zira Allah'ın vahdaniyyeti ikrar edilir ve dini emirlere itaat edilir.

İlmi zahirde iyi yetişmiş kimselerin tevhidi: Başka rabler, putlar, ortaklar, benzerler v.s. görmemek suretiyle vahdaniyyeti ikrar, bunun yanında zahiri emri tutmak, nehiyden kaçmaktır. Fakat bu fiillere imtisal, onların arzu ve korku, emel ve tama' gözelerinden çıkmaktadır (bundan dolayı yaparlar). Fiillerdeki tahkik hakikati, ikrarı tasdik hakikatindendir (yani tevhidi ikrar ettikleri için bu fiilleri yapmaktadırlar).

Havass tevhidinin ilk mertebesi: Hiçbir benzer görmemek suretiyle vahdaniyeti ikrar, bunun yanında zahir ve batındaki emre imtisal, Allah'tan başka hiçbir şey arzu etmemek ve O'ndan başkasından korkmamak. Bu ikrarları ve amelleri, Cenâb-ı Hakk'ı yanlarında görmek ve emirlerine uymayı gerekli bilmekten ileri gelir.

Havass tevhidinin ikinci mertebesi ise şudur: Bu mertebede olan seçkin kul, Allah'ın önünde ferdiyetsiz bir varlık, bir hayaldir. Allah ile kendisi arasında üçüncü birşey yoktur. Onun üzerinde Allah'ın tedbir tasarrufları, Allah'ın kudretinin hükümlerine göre cereyan eder (Allah onu istediği gibi idare eder). O, tevhid denizlerinin derinliklerine batmış, yok olmuştur. Ne nefsinden haberi vardır, ne Hakk'ın davetinden, ne de ona uymaktan. Allah'a yaklaşmanın hakikatinde O'nun gerçek vahdaniyyetine ermiş, hissi, hareketleri gitmiştir. Allah ondan ne isterse onu onda yapar. Buradaki ilim şudur (yani bunun ilmi izahı şudur): Kulun sonu evveline (ilk varlığına) döner. Olmazdan (dünyaya gelmezden) önceki hayatına döner, öyle olur. Bunun delili de Allah Zülcelâl'in şu sözüdür:

"Rabbın, Âdem oğullarının zürriyetlerini kendi bellerinden almış ve onları kendi nefislerine şehadet ettirmişti: Ben sizin Rabbınız değil miyim? Evet; dediler." (1).

Bu zamanda var olan kimdir? Var olmazdan önce nasıl var    olabilir? Sâf, hoş ve mukaddes ruhlardan başkası mı cevap verdi Allah'ın sorusuna? Bunlar, Allah'a, yine Allah'ın nüfuzlu kudreti, ve kâmil iradesiyle cevap vermiş değiller miydi? İşte şimdi de o olmazdan önceki varlıkları gibi oldu. İşte bu, Vahid'i tevhid eden muvahhidin tevhidinin son mertebesidir. Onun kendi ferdiyyeti gider.

1. A'raf Sûresi: 171






--------------------------------------------------------------------------------



Yukarıdaki yazı Süleyman Ateş, "Cüneyd-i Bağdadi (k.s.) Hayatı, Eserleri ve Mektupları, Sönmez Neşriyat, İstanbul, 1970'den alınmıştır.


UGraSHAMAN

ÖZDEYİŞLER
(Seçmeler)


Han-Shan
(1546-1623)
İngilizce'den Çeviren
S.P.





                   Han Shan (1546-1623) Ming hanedanlığı sırasında yaşamış Çin'in en büyük Chen (Japonca'da Zen) üstadlarından biridir.


Yalnızca egonun aldatıcı dünyasını görenlere Dharma boşuna vazedilir. Aynı şekilde ölülere de vazetmiş olabilirdik.
İnsanların gerçek, hakiki ve ebedi olanı bırakıp yerine fiziksel dünyanın fani biçimlerinin, yalnızca egonun aynasında yansıyan biçimlerin peşine düşmeleri ne kadar aptalca. Dış görünüşlerin ötesine ilgi duymayan aldanmış varlıklar imajlara tutunmakla hoşnutluk duyarlar. Onlar maddi dünyanın sürekli akışkan enerjilerinin ebedi biçimlere dönüşebileceğini düşünürler ve bu biçimleri isimlendirir onlara değer verirler ve sonra büyük krallar gibi onlar üzerindeki hakimiyetlerini kullanırlar.

Maddi şeyler ölü nesnelere benzer ve ego onları canlandıramaz. Büyük kralların kendilerini krallıklarıyla tanımlamaları gibi ego da kendisini maddi nesnelere bağladığında ölüler ülkesinin üzerinde başkanlık etmektedir. Dharma yaşayanlar içindir. Ebedi olan geçici olanda ikamet edemez. Hakiki ve sürekli saadet egonun değişen aldatıcı dünyasında bulunamaz. Hiçkimse bir serabın suyunu içemez.




Aydınladığını iddia eden, gerçeğin kalıcı olmayan doğasını anladıklarında ısrar eden kimseler de vardır. Maddeciliğin hastalıklarının kendilerini etkileyemeyeceğiyle övünerek, bağışıklıklarını tüm dünyevi zevklerden dikkatlice sakınarak ispat etmeye çalışırlar. Fakat onlar da karanlık içindedirler.



Kendilerini karşılaştıkları her duyu nesnesinin hilesine maruz bırakanlar da yanılgı içindedirler. Maddi nesnelere ait algıların kalpte serkeş arzu doğurduğu doğrudur. Böyle görünen nesnelerin temelde ne kadar değersiz oldukları anlaşıldığında serkeş arzuların ürkek düşüncelere indirgendiği de doğrudur. Ancak bizler manevi uygulamamızı yanılgıyı dağıtma disipliniyle sınırlayamayız. Dharma, gerçeğin doğasını anlamaktan fazlasıdır.



Maddi şeylere bağlılığımızı yok etmek için en iyi yol hangisidir?
İlkin, iyi keskin bır kılınca hakikati açığa çıkarmak için görünüşleri baştan başa kesecek tefrik/ayırım kılıcına ihtiyacımız vardır. Maddi şeylerdeki tatminimizin ne kadar hızla yok olduğunu ve duyu zevklerinin ne kadar sıra sürede hoşnutsuzluğa döndüğünü ikaz eden bir nokta belirleriz. Keskinleştirdiğimiz sürekli farkındalıkla bu kılıcı bileyleriz. Kısa bir süre sonra bu kılıncı ne kadar nadir kullandığımızı anlarız. Eski arzuları kestiğimizde yenileri de bizlere sıkıntı vermeye cesaret edemezler.




Dünyada yaşayan hakiki Dharma talipleri gündelik eylemlerini bir cilalama aleti gibi kullanırlar. Onlar dışarıdan etrafa kıvılcımlar saçan çeliğe vurulan bir çakmaktaşı gibi meşgul görünürler. Fakat içlerinde sessizce büyürler. Sıkı çalışıyor olabilmelerine karşın işin kendilerine getireceği kazançlar için değil işin kendisi için çalışırlar. Emeklerinin sonuçlarına bağlanmaksızın Yol'un asli sükunetine ulaşmak için eylemi aşarlar. Sert bir çağlayan da birbirine vuran çakmaktaşı gibi köpürür - o da kendi tarzında her taşın yüzeyini düzleştirmez mi?



Egonun aldatıcı dünyasında herşey sürekli değişir. Ancak sürekli değişim sürekli kaostur. Ego kendisini böylesine çok eylem girdabının merkezinde gördükçe kozmik uyumu tecrübe edemez.
Örneğin egonun yıkıcı bir kasırga olarak gördüğü şey evrenle ilgili olduğu sürece sebep ve sonuç daimi zincirindeki bir halka, mükemmel bir doğa olayıdır. Egoya sahip olmayan evren kasırgalar veya okyanusun rüzgarları hakkında hükümler vermeksizin varoluşunu sürdürür.

Egodan uzaklaştığımızda bizler de yaşamın değişken olaylarını sükunetle kabullenebiliriz. Önyargılı ayrımları -nazik veya sert, güzel veya çirkin, iyi veya kötü- durdurduğumuzda huzur veren bir sükunet zihinlerimize nüfuz edecektir. Ego olmazsa duyular da tahrik olmaz.




Zihnimiz ve bedenimiz tabiatı gereği saftır fakat onları günah dolu düşünceler ve eylemlerle bizler kirletmekteyiz. Asli saflığımızı yeniden kazanmamız için yalnızca birikmiş kirleri uzaklaştırmaya ihtiyacımız var. Fakat temizleme işleminde nasıl bir yol izleyeceğiz? Kendimizle kötü alışkanlıklarımız arasına bir engel mi koymalıyız? Ayartan yerlerden kendimizi uzaklaştırmalı mıyız? Hayır. Mücadeleden kaçıranarak zafer iddia edemeyiz. Düşman çevremizde değil kendi içimizdedir. Kendimizle yüz yüze gelmek ve beşeri zaaflarımızı anlamaya çalışmak zorundayız. Kendimize, ilişkilerimize, sahip olduklarımıza dürüst bir bakış atmalı ve nefsimize düşkünlüğün bizi ne kadar ele geçirdiğini kendimize sormalıyız. Bu mutluluk getirir mi? Elbette hayır.
Eğer kendimize kesin olarak dürüst olursak kendi aptalca benlikçiliğimizin (egotism) bizleri kirletmiş olduğunu kabul etmek zorunda kalacağız. Bu itiraf acı vericidir. Evet, buzu eritmek istiyorsak ısı uygulamalıyız. Isı arttıkça buz daha hızlı erir. Bu bilgeliktir. Araştırmamız ne kadar yoğun olursa o kadar hızlı bilgeliğe ulaşırız. Bilgelikte büyüdüğümüzde kendi eski benlikçi (egotistical self) benliğimiz de küçülür. Mücadele daha sonra biter.




İçinde olduğumuz durumu anlamadığımızda bile Dharmaya sarsılmaz bir inançla birlikte eylemde bulunduğumuz zamanlar vardır. Başka zamanlarda da kendi durumumuzu anlarız fakat tamamen inançlı olmaya korkarız.
Örneklerden birinde kalbimiz vardır diğerinde de zihnimiz. Bu ikisini bir araya getirmeliyiz! Anlayış ve İnanç!




Küçük bir destekle bir kaldıraç tonlarca ağırlığı hareket ettirebilir. Tek bir açgözlü düşünceyle bütünlük içindeki yıllar dağılabilir. Bir tane açgözlü düşünce korku ve şaşkınlığın tohumudur. Bu düşünce daha da azacaktır. Açgözlü eylemin getirdiği maddi kazanç kesinlikle küçüktür. Açgözlülük olmadan eylemde bulunmak ve bazı maddi kazançları kaybetmek de bu yüzden küçük bir kayıptır. Ancak kişinin bütünlüğünü kaybetmesi! İşte bu büyük bir kayıptır. Aydınlanmış kişi dayanak noktasına duyduğu huşuyla kaimdir.
İnsanlar ne için çabalar? Para, ün veya etkili ilişkiler veya Dharma. Kişi zengin olabilir fakat ailesi tarafından kendisinden nefret edilebilir. Başka bir kişi herkesçe sevilebilir fakat tek bir kuruş sahibi değildir. Bir üçüncü kişi vatandaşlarınca kahraman olarak yüceltilir fakat ne maddiyat ne de kendisini seven bir aileye sahip bulabilir. Genellikle bir amacı sonuçlandırmak için gösterilen çaba öylesine çoktur ki diğer amaçlara ulaşılamayabilir. Ancak Dharmaya ulaşmak için çabalayan insanlar için durum nedir? O kişi başarıya ulaşırsa tek bir amaçta diğer üç amacın birliğinden de fazlasını elde eder. Dharmaya sahip olanın kaybedeceği hiçbirşey yoktur.




Bir balığı karaya koyun ölene kadar okyanusu hatırlayacaktır. Bir kuşu kafese koyun gökyüzünü unutmayacaktır. Herbiri tabiatının olması gerektiğine karar verdiği yere, hakiki evine özlem duyacaktır.
İnsanoğlu cehalet halinde doğar. Onun asli doğası sevgi, merhamet ve saflıktır. Yine de eski evi hakkında tek bir düşüncesi olmadan, öyle keyfice göçer ki. Bu balıklar ve kuşlardan daha üzücü değil mi?




Yapılacak doğru şeyi bildiğimizde doğru şeyi yapmak kolaydır. Yol'u bulmak için içgüdülerimize güvenemeyiz. Rehbere ihtiyaç duyarız.
Fakat bizlere birkez yol gösterildiğinde tırmanmaya başlarız, her adımımızda bilgeliğimiz ve sabrımız artar. Aşağılara baktığımızda eski arzularımızın ne kadarının yolun kenarında cansız düşmüş olduğunu görürüz. Onlar öylesine cansız görünürler ki onlara karşı koymakta cesaretimizi niçin yitirdiğimize şaşırırız.

Bilgelik Dağı diğer dağlardan farklıdır. Tırmandıkça daha da güçleniriz.




Toplumun sakındığı insanlardan çok şey öğrendim. Evet bu doğru. Öğüdümü dinle. Eğer iyi öğretmenler bulmak istersen kör, sağır veya cahil olmakla reddedilmiş insanları ara.



İnsanlar her zaman kolay yol ararlar. Zor yol -güç deneyimler ve acı dolu idraklerle öğrenilmiş yol- onları ilgilendirmez. Onlar kısa bir yol isterler. Hakiki Dharma talipleri kestirme yollardan korkarlar. Onlar daha iyi bilirler. Onlar çabasız herhangi bir başarı olmadığını bilirler. Onları hareket halinde tutan anlayış budur.
Tırmanma mücadelesini takdir edemeyen insanlar, nerede bulundukları, kim olduklarının farkındalığı ve tırmanmaya devam etme kararlılığıyla ilgili anlayış zaafı çekerler. Onların asla Dharmaya ulaşmamalarının sebebi budur.




Evrendeki herşey değişime maruzdur. Bunun tek bir istisnası vardır: ölüm her zaman hayatı izler. İnsanların, hayatlarında sanki ebediyyen yaşayacakmış gibi davranmaları, ölümün endişelenecek bir şey olmadığına farkına varmamaları garip değil mi? Tabii eğer gerçekten bekledikleri kadar uzun yaşamak istiyorlarsa Dharma'yı takip etmeleri iyi olurdu. Yaşam, ölüm ve değişim Dharmakaya'da aşılır.



Kibar bir toplumda herkes bir adamın ellerinin kirli oluşuna dikkat eder. O kişi kibirli bakışlara maruz kalır. Yakınındakiler adam ellerini yıkayıncaya kadar rahatsızlık duyacaklardır.
Fakat karakteri hırs ve nefretle kirlenmiş bir insana en ufak şekilde dikkat edilmeyişi komik değil mi? Böyle bir kişi mükemmel bir kolaylıkla hareket edecektir. Açıkçası kirli bir karakter kirli bir el kadar dikkat edilmeye değer değildir.

Kirli elleri temiz bir hale dönüştürmek çok kolaydır. Sadece yıkama yeter. Ancak ya yozlaşmış karakteri dönüştürmek? Bu oldukça zor bir başka problemdir....




Eğer bir insan çok fazla dünyevi yük taşırsa bedeni kısa bir süre sonra çökecektir. Eğer dünyevi sorunlara çok fazla üzülürse zihni kısa bir süre sonra çökecektir. Maddi şeylerle böylesine meşgul olmak yaşamak için tehlikeli bir yol, aptalca enerji kaybıdır. Kişi ihtiyaçlarını basitleştirmeli ve gücünü manevi amaçlara ulaşmak için kullanmalıdır. Hiçkimse kendini kısıtlamayla zihin veya bedenine hasar vermemiştir.



Nihayetinde güçlük ve zevk arasındaki fark nedir? Güçlük bir engeldir ve engel bir meydan okumadır ve meydan okuma kişinin Dharma gücünü kullanması için bir yoldur. Bundan daha zevkli ne olabilir?
İnsanlar her zaman güçlükten fazlasıyla korkarlar. Yaşamları boyunca güçlükten kaçıp kolayı benimserler. Benim durumum ise tam tersidir. Güçlük ve kolaylığın arasına asla ayırmam. Önümdeki yol ister zor ister kolay olsun onu takip etmekte bir an tereddüt etmem.

İnsanlar hırsızları maddi şeyleri çalmakla suçlarlar. Bense ruhları çalan hırsız türünden endişe ediyorum. İnsanlar mülklerini korumaya çalışırlar. Bunun için duvarlar inşa ederler ve güvenlik sistemleri kurarlar. Yakaladıkları her hırsızı da asarlar. Peki kendi zihinlerini yozlaşma ve kayıptan korumakta ölçüleri ne?




Maddi kazançlar ve manevi kazançlar bulunur. Arzulanan maddi nesneleri kazanmak için zihin zahiri dünyayı araştırır. Manevi kazançları aradığında zihin dikkatini kalbe yöneltir.
Kalbini bilmeyen kişi maddi dünyaya bağlıdır. Dharma taliplisi derununa bakar ve kalbine ulaşır. Bağlılıkları düzenlemek istediği yer burasıdır.




İnsanları Dharma Yoluna döndürmek için en iyi yol ilkin kendinizi döndürmenizdir. Başkaları için takip edilecek bir örnek olun. İyi bir karakterden doğan doğal bir eylem en belağatlı sözden daha ikna edicidir.

Hepimiz öğüdümüzü dinleyenleri sevme kulak arkası edenleri de sevmeme eğilimine sahibiz. Kendimizi bu eğilime karşı korumalıyız.
Eğer duygularımızın bizi etkilemesine izin verirsek Dharma'nın öğüdünü kulak arkası etmekle suçlu oluruz. Sevgi ve nefret bilincimizi etkileyebilir ve önyargısız gözlerle görme, açıkça kavrama kabiliyetimizi tehlikeye düşürür. Karanlıkta tökezleyebiliriz. Duygularımızı kontrol altına aldığımızda ışığı kavrarız.





UGraSHAMAN

İnsanlar duyularının tahrikini arzularlar. Onlar bu tarz dışsal heyecanlardan hoşlanırlar. Fakat böyle bir arzuyu acının bir formu olarak görüyorum. Duyusal tahrik kendi kendisini besler, gittikçe daha da büyür ve sürekli artan bir iştahı geliştirir. İnsanlar iştahlarını doyurmaya çalışırken hem kendilerini hem de başkalarını tehlikeye atarlar. Dharma bilgeliğinden doğan zevk içsel bir heyecandır. Mutluluk onu zevketme kapasitesiyle birlikte artar. Zevkler arasında bir seçim yapma imkanı verildiğinde aydınlanmış insanlar her zaman Dharma'yı seçerler.



Çoğu kimse yalnızca değişimi algılarlar. Onlar için nesneler gelir ve giderler. Er ya da geç yeni olan eskir, değerli olan değersizleşir. Egoları herşeyin kaderini belirler.
Varoluş böyle sonlu, gelip geçici terimlerle tanımlandığında insanları ve nesneleri kontrol etmek egonun bir egzersizi olarak görünür. Niçin olmasın?  Ego değişimin öznesi üzerinde otorite değil mi? Elbette ego Asla Değişmeyen Bir Şey'e yaklaştığında şaşılacak derecede cahil olur. Günümüzde insanlar Değişmeyeni takdir etmiyorlar. Her heves ve modaya uymakta itişip kakışıyorlar. Tıpkı komedyenler gibi çılgınca yeni şakalar edinmeye çalışıyorlar. Hayatları dinleyicilerin kahkasına bağlı.

Gerçekten komik olan kendilerinin özgür, güçlü ve kontrol altında olduklarına inanmalarıdır. Aslında onlar, sadece bir illüzyona umutsuzca köleler.




Bak, tüm dünyevi başarılar negatif yöne sahiptir. Zenginleştikçe daha fazla gurura sahip olursun. Derecen arttıkça daha fazla patron olursun. Hırsın büyüdükçe daha düşüncesiz olursun.
Dharma'da başarı daha farklı işler. Daha iyi oldukça daha da iyi olursun.




Dalgalar denizi kabartır, yeldeğirmeni rüzgar yüzünden döner. Rüzgarı kaldır deniz sakin olur yeldeğirmeni durur. Çünkü her etkinin bir sebebi vardır.
Maddi dünyadaki şeylere duyulan arzu dalgaları zihinlerimizi karıştırır, sürekli ajitasyon halinde tutar, her yöne koşuşturur. Eğer aruzlarımızı yok edersek ne olacağını düşünüyorsun?




Kaynak sığsa derenin akışı yavaş olur. Su değirmeni dönmeyecektir. Uzun bir bina eğer temeli sağlam değilse uzun müddet kalmayacak, duvarlar çatlayacak ve kısa bir süre sonra zemin çökecektir. Derinlik ve sağlamlık iyi ve dayanıklı bir için elzemdir. Bilgeler bunu biliyorlardı. Onların Dharma'da kendilerini kökleştirmelerinin sebebi de buydu. Onlar hiçbir şeyin yıkamayacağı iyilik kuleleri oldular. Onların aydınlanmaları diğer nesillere ilham veren ve onlara rehberlik eden bir işaret feneriydi.
Dharma çalışmasından, onu yüzeysel olarak hatırlamaktan tatmin olma. Onun içine gömül. Gidebildiğin kadar derine git.




Dharma'yı kavramak için iki yol bulunur: Hızlı Yol, dikkat çekici bir farkındalıkla illüzyon engelinin paramparça olduğu bir yoldur; Tedrici yol, sürekli çabayla gittikçe illüzyonun dağılması yoludur. Yollardan biri veya diğeriyle engel yok edilmelidir.



Sınırsız gök ve koskoca dünya göze kolaylıkla görünür fakat küçük bir parça iplik gözün görüşünden kaçabilir. Sevgiyle dolu bir kalp evren kadar genişleyebilir fakat küçücük bir nefret kalbi söndürebilir ve sevgiyi tüketebilir. Küçük şeylerdeki gücü asla küçümseme. Bilgeler her zaman en küçük şeylere tam bir dikkat göstermişlerdir.



Geniş bilgiye sahip yüzlerce insan geleceği öngörmekte başarısız olsalar bile bilge kişi kendi yeteneklerinin sebat edeceğine ve başaracağına güveni tamdır. Aynı yüzlerce insan öngörüsünde başarılı olsalar dahi yalnızca bilgiye sahiptirler ve bilgelikten doğan kendine güvene sahip olmakta başarısız olacaklardır.
Kitabi bilgi yalnızca şüphe doğurur ve şüpheler kafa karışıklığına sebep olur. Bu şartlarda kendine güven gelişemez. Fakat bilgelik güvene sevkeder ve güven anlayışı ve açık düşünmeyi ilham eder. Dharma izdeşleri şüpheyi yok etmek ve iyilikte kullanılacak bilgiye ulaşmak için bilgelik yolunu izlerler.




Beden arındıkça kişinin Buda Doğası daha da parıldar. Başlangıçta hala bedene ihtiyaç duyarız. Beden tıpkı bir lamba gibidir. Fakat hala gölgelerin bilincinde olabilir. İlerledikçe bedenin evrenin kendisi olduğunu hissederiz ve kendi Buda Benliğimiz tıpkı güneş gibi tamamen parıldar.


Evrenden en küçük bir ot parçasını bile çıkarsan evrenin artık herşeyi kapsadığı söylenemez. Saf bir zihne en küçük bir hırs veya şehvet tohumu ekersen zihnin artık kirli olmadığı söylenemez.
Küçük şeylere bile dikkat et. Onların yoklukları veya varlıkları herşeyi değiştirebilir.





Buda Doğamız her zaman açık ve parlaktır. Eğer onu göremiyorsak sebebi gözlerimizin duygusal kirlerle oluşan karanlıkla perdeli oluşudur. Kirleri kirle temizlemeyiz, duyguları da duygularla sakinleştiremeyiz. Öyleyse bu perdeyi nasıl kaldırırız? Dharma bilgeliğini kullanırız. Aydınlanma perdeyi kaldırır ve Buda Yüzümüzü aydınlatır.



İnsanlar bir arzuyu yok etmek için irade gücünü ne kadar kullanırlarsa arzularını o kadar güçlendirirler. Ek bir güç yalnızca onların daha fazla karışmasına hizmet eder. Bu insanlar soruna takılı hale gelirler. İnsanlar Dharma hakkında onu ne olduğunu bilmeden ne kadar fazla konuştukça o kadar daha çok cehaletlerini arttırırlar. Cehaletleri büyür ve bir zaman sonra kendilerini dürüstlük kuleleri olarak görmeye başlarlar. Onlar tıpkı başkalarına yüzmeyi öğretmek için suyun dışına çıkan balıklar veya uçma dersi veren kafesteki kuşlar gibidirler.
Eğer bir arzuyu zaptetmek istiyorsan onun maskesini düşür ve onun gerçekte ne olduğunu gör. O arzu hemen önemsizleşecektir -üzerinde ikinci kez düşünmeye bile değmez. Eğer Dharma üzerine söylevde bulunmak istersen onun senin doğal alışkanlığın olmasına izin ver. Onda (dharmada) evindeymiş gibi ol. Kendi hataların ve temel arzularını bilerek beşeri doğaya kendini alıştır.Hemen başkalarının hatalarından ötürü bağışlayacaksın. İnsanlığa sevginde mütevazi ve nazik ol. Başkaları için örnek alınacak bir kimse olmanın yolu budur. Gururun sertliği dürüstlük değildir. Böylesi bir gururun sahip olduğu maneviyat ölü katılığındadır.



Maddi dünyanın nesneleri rüya-dramasının setleri, destekleri ve karakterleridir. Kişi uyandığında sahne yok olur. Oyuncular ve izleyiciler de kaybolur. Uyanma ölüm değildir. Bir rüyada yaşayan rüyada ölebilir; fakat rüya görenin rüya ile yok olmayan gerçek bir varoluşa sahiptir. Gerekli olan tek şey onun için rüyanın bitmesi, rüya imgeleriyle büyülenmiş olmanın kesilmesi ve yalnızca rüya gören bir kişi olduğunun farkına varmasıdır.




Dharma'nın mükemmel sükunetinde kalp herşeyi algılar ve anlar. Konuşmak için dile ihtiyaç duyan kelimeler yoktur; işitmek için kulağa ihtiyaç duyan sesler yoktur, görmek için göze ihtiyaç duyan işaretler yoktur. Dharma'da yaşayanlar kalplerinde yaşarlar. Ne garip onların bedenleri çökse dahi nefesleri hoş kokulu serin bir melteme benzer. Onlara yakın olmak ne kadar harika!



Eğer kişi yalnızca maddenin yüzeysel formları görür ve görünür gerçeğin hakiki doğasına nüfuz etmezse o kişi manen kördür.
Eğer gürültünün geçici işlevi duyar ve  işitilen gerçeğin hakiki doğasına nüfuz etmezse o kişi manen sağırdır.

Formlar ve sesler yalnızca illüzyonlardır. Biz görünüm ve sesi,  gerçeğin hakiki doğasını anlamak için özlerine nüfuz etmekte kullanıyoruz.





Dağlar, nehirler ve dünya bizatihi Bir'in parçalarıdır. Berrak bir zihin şeffaftır (transparent); tüm varoluş berrak zihinle görülebilir. Ego yanılsamasıyla bulutlanmış zihin kendisinden başka hiçbir şeyi göremez.

Bir'in içinde olduğunu kavramaya çalış! Bedenin maddi dünyada ikamet edebilir fakat zihnin arzulayacağı kendisinden başka birşeyin olmadığını anlayacaktır.




Eylemler küçüktür; İlke büyük. Eylemler çeşitlidir; İlke bir. İlke'yi yaşayanlar, onun anlamının kendi iliklerine sirayet etmesine izin verenler asla ona zıt düşecek eylemde bulunmazlar. Yaptıkları herşeyde İlke'yi yerine getirirler. İster meşgulken ister değilken asla aldatıcı, asla çıkarcı değildirler. Onların gizli güdüleri ve herhangi bir şeye ihtiyaçları yoktur.

Dharma arayışında ciddi olanlar bilgelik sezgisini yaptıkları herşeyde ararlar. İster bir işle meşgul isterse dinleniyor, ister yalnız ister kalabalıkta olsunlar kendilerini buldukları her durumda şuurlu bir farkındalıkta kalmaya çaba harcarlar. Böyle bir uyanıklık kolay değildir. Fakat uygulamaya alıştıklarında bu öylesine doğal bir eylem haline gelir ki çevrelerindeki hiç kimse onların neyi başarıyor olduklarını hiçbir şekilde anlamazlar.


Buda zihni evreni içerir. Bu evrende yalnızca bir saf cevher, bir mutlak ve görünmez Hakikat vardır. İkilik görüşü mevcut değildir.
Küçük bir zihin yalnızca ayrılık, bölünme yanılgısını içerir. Bu zihin yansıyan nesneleri hayal eder ve hakikati izafi zıtlık terimleriyle tanımlar. Büyük küçük ile tanımlanır, iyilik kötülükle, saf kirli olanla, gizli görününle, dolu boşlukla tanımlanır. Zıtlık nedir? Düşmanlık, çatışma ve kargaşa arenası. İkiliğin aşıldığı yerde huzur hakim olur. Bu Dharma'nın temel hakikatidir.




Yalnız bir kişi konuşma yapamaz. Davulun sesi yansıtmak için içinin boş olması gerekir. Olmayanlar sayılır. Kelimeler sınırlıdır. Yorumlar farklı. Söylenmeyenler de anlamlıdır. Mutlak Hakikat kelimelerle ifade edilemez. O, tecrübe edilmelidir. İşte o zaman belağatli sessizlikte Dharma'nın farkına vardığımızı en iyi şekilde ifşa ederiz.








--------------------------------------------------------------------------------




Yukarıdaki yazı "Maxims of Han Shan"dan kısaltılarak ve benzer konudaki maddeler biraraya getirilerek alınmıştır.
 

deniz

insanın kamil olarak varolduğu, o şekilde yaşayıp o şekilde öldüğü fikri tamamen mantık dışı.
çünkü değişim gösteren bir şey kamil mükemmelikte olamaz.

insan büyük bir ırmağın akıntısı içinde hayatını sürdürür. yönü ve varlığı ırmağın suyundan bağımsız olamaz. şartlar ve gerekler dediğimiz ilişkilerle onunla etkilileşim halindedir.
..
insan bilinci doğanın bir parçasıdır. cesetten insanı yaratan bilinç yine doğanın bir eseridir.


UGraSHAMAN

 " çünkü değişim gösteren bir şey kamil mükemmelikte olamaz. "
yukarıdaki özdeyişlerde de ana fikir bu zaten.

"insan bilinci doğanın bir parçasıdır. cesetten insanı yaratan bilinç yine doğanın bir eseridir."
tamam canım doğanın olsun :) bu mantık dışı değil madem , bilinçsizce varolan doğa bilinç vermiş insana
hatta insanı yaratan bilinçmişte o doğanın eseriymiş. acayip mantıklı oldu.

deniz

"insan bilinci doğanın bir parçasıdır."

cümlenin başını anlamayı atlamışsın. ikinci kısmına bodoslama dalmışsın :)

insan beyninin sadece bedenine ait bir uzuv olmadığını taş, toprak vs. gibi doğanın bir parçası olduğunu düşün.

UGraSHAMAN

bilinç bile ilginç :) acaip bişey , tesadüfen doğa oluyor , sonra o doğanın bir parçası bilinç , sonra o bilinç hem doğayı hem kendisini açıklıyor : tesadüf :)
herkes anladı bi ben kaldım , valla nasıl anlıyorsunuz , bi anlatıverseniz.

deniz

ben yaratılmaktan bahsetmiyorum. mevcut durumu açıklıyorum.

UGraSHAMAN

bende mevcut durumun hiçte açıklanmış gibi durmadığını söylüyorum.yukarıdaki soru da yaratma-yaratılma ya da bu kavramları ima eden ne var ?

deniz

Alıntı yapılan: UGraSHAMAN - 27.06.07/19:39
yukarıdaki soru da yaratma-yaratılma ya da bu kavramları ima eden ne var ?


burdan anladım:
Alıntı yapılan: UGraSHAMAN - 27.06.07/14:14
bilinçsizce varolan doğa bilinç vermiş insana
hatta insanı yaratan bilinçmişte o doğanın eseriymiş. acayip mantıklı oldu.


neyse konumuza basit bir soru ile  dönersek:

sen insanın 'kamil' yaratıldığını ve 'kamil' olduğunu mu düşünüyorsun ??