16.07.19/22:27

Resmi Belgeler

Başlatan marcos, 01.11.04/12:03

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

marcos

01.11.04/12:03 Son düzenlenme: 01.11.04/12:31 marcos



Beyanname-i Resmi (Resmi Beyanname).

Osmanlı eczasından olan Ermeni vatandaşların telkinat-ı hariciye nedeniyle... huzursuzluk yaratmaları sonucunda devlet fevkalade tedbir almak zorunda kalmış ve Ermenileri vilayetleri dahilinden başka yerlere sevke mecbur olmuştur... Hastalar müstesna olmak bilumum, yani tüm Ermeniler, tarih tebliğden 5 (beş) gün sonra jandarmanın muhafazası tahtında kamilen köy ve mahalle itibariyle hareket etmek mecburiyetindedirler. Alabileceğinden fazla eşyalarını şunun bunun yanında bırakmak yasaktır... Fazla eşyalarını denk halinde devlete teslim etmeleri...

Keza hükümetin kararına muhalefet edenler şurada burada saklananlar ile bu gibileri hanelerinde saklayanlar yiyecek verenler ve ihtiyaçlarını temin edenler divan-ı harbe verilecektir... Ordunun işine yarayabilecek şeylerin hükümete satılması caizdir... Yolda istirahatlarını temin için hanlar ve münasip binalar temin edilmiştir... Gidecekleri yere sağ salim varmaları için gerekli tedbirler alınmıştır...

Ermeniler saklamış oldukları her nevi silah tabanca kama ve buna benzer tüm silahları hükümete teslim edeceklerdir... Saklanan silahların bulunması durumunda ise sahiplerini şiddetli mesuliyet altında bırakacaktır"

...... Kısa olarak özetlediğimiz bildirinin tümünün çevirisini ve diger belgeleri bir sonraki yazımızda vereceğiz ).

Devlet tarafından planlanıp uygulanan gerek Ermeni gerekse Asuri-Süryani jenositlerinde, bugün "korucu" dediğimiz kişilerle ayni statüde olup, o zamanlar "aşiret erleri" diye bilinen Kürd asıllı kişilerin de devlet tarafından kullanıldığı, teşvik edildiği bir gerçek.

Mesela, Kürd Simko, Süryani Hıristiyan azınlığın kanına girmiş bir katildir.
Simko, Laz Topal Osman'ın Pontuslulara ve Kürd'lere yaptığını Süryanilere yapmıştır. Celal Bayar "Ben de yazdım" isimli anılarını 1967 de yazdı, son ciltleri 1968 de basıldı. Kitapta 1914 yıllarından bahsederek şunları yazıyor.

"Stratejik öneme haiz bölgelerin Türk olmayan unsurlardan temizlenmesi için gece gündüz genel kurmaylıkta gizli toplantılar yapılıyordu." Sonunda bu işi yapacak uygun sekreteri buluyorlar Celal Bayar. sayfa 1537. İzmir'in Yunanlı ve Ermenilerden temizlenmesinin diğer bölgelere göre güçlüğü bu toplantılarda vurgulanıyor sebep olarak ta yabancı ülkelerin elciliklerinin veya konsolosluklarının burada bulunması diyor, Celal Bayar. Bölgenin Türk olmayanlardan arındırılması için "Toplantılar Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında da sürdü".

Toplantılara Ordu komutanı Pertev Pasa, Genelkurmaylık adına Cafer Tayyar Bey, ittihat ve Terakki partisi adına İzmir sekreteri Mahmut Celal, hükümet adı temsilen de Vali Rahmi Bey katılıyor.

Ermeni ve Yunanlıları imha kararı alıyorlar. Mahmut Celal İngiliz ve Fransızlar tarafından savaş suçlusu olarak arandığı için subay kıyafetinde izmir'den iIIegal olarak çıkıyor (sayfa 1650). Yanında yine Ermeni katliamlarından dolayı aranan Avni Bey var. ikisi de sivil halkı katletme ve ekonomiyi Yunan ve Ermenilerden alıp Türklere verme(ekonominin el değiştirmesi) için çarpışmaya devam ediyor. Bu iIIegal adam sonra Kemal hükümetinin emrinde katliamlarını sürdürüyor.

Türkiye'nin sadece birinci ve ikinci Cumhurbaşkanları jenosit suçlusudur demek yanlıştır. Üçüncüsü yani Celal Bayar da bir zamanlar aranan bir jenositçidir. Ve anılarından anlaşıldığı gibi jenositler devletin tepesinde planlanıyor.

Pontus Jenosidi

Ankara'daki M. Kemal hükümetinin Pontus jenosidinin yapılması için aldığı: 941 sayılı karar: Ahiren Yunan donanmasının Karatenizde inkişaf eden faaliyeti ve İnebolu'yu bombardıman etmesi hesabıyla Samsuna bir ihraç ihtimali tezayid etmiş olduğundan sahildeki 1 5 yaşından 50 yaşına kadar eli silah tutabilen Rumların Merkez Ordusu Kumandanlığının ısrarına matuf erkan-ı harbiy-i umumiye vekaletinin 9.6. 1337 (1921) tarih ve 5046 numaralı tezkiresi üzerine icra vekilleri heyetinin 16.6.1337 tarihindeki içtimaında karar alınmıştır.

İmzalar Hariciye Vekili: Yusuf Kemal
Dahiliye Vekili: Mehmed Ata
Adliye Vekili:Refik Şevket
Şeriye Vekili: Fehmi
icra Vekilleri Heyeti Reisi ve Mudafa-i Milliye Vekili: Fevzi
Sıhhıye ve Muavanat-ı içtimaiye Vekili: Refik
iktisat vekili: Mahmut Celal (sonradan Bayar soyadını almıştır)
Nafia Vekili: Ömer Lütfü
Maarif Vekili: Hamdullah Suphi
Maliye Vekili: Hasan Hüsnü
T.B.M.M. reisi: Mustafa Kemal (sonradan Atatürk soyadını almıştır)

Kaynak: Pontus Meselesi, Teşkilat -Rum Şekavet ve Fecayii-Hükümetin istitlal ve Tedbiri, Avrupa Hükümetleriyle Muhabere, 1338. (Osmanlıca yazılmış bu kitabın kapağının resmi Dr. Yusuf Sarıay ve Dr. Tahir Sünbül'ün Günce yayıncılık tarafından basılan "Emperyalizm ve büyük hayal" adlı kitabında olduğu için tekrar basmadık).

Kemalistlerin Pontuslular için aldığı imha ve sürgün kararlarının bazılarının tarih ve karar numaraları da şunlardır:
12.01.1337 tarihli 2082sayılı karar
28.06.1337 tarihli 2498 numaralı karar
19.06 1337 tarihli 2245 sayılı karar
16.06 1337 tarihli 4047-112 sayılı karar ile
11.05.1337 sayılı kararlar jenosit kararlarıdır.

Gerek Protokemalistler olan Neo-Türklerin (yani ilk Kemalistler) dilinde ve gerekse de Kemalistlerin dilinde "başka bir yere gönderme", "nakletme", "il sınırlarının dışına nakletme", veya "memleket dahiline nakletme" kelimelerinin anlamı "imha edin" demektir. imha emridir. Mesela Pontuslular için verilen başka bir emirde "istikamet Suriye'dir" denmiş ama gidilecek yerin adı belirtilmemiştir. Ve hepsi imha edilmiştir. Kemal de aynı şeyi yapmıştır Mesela Mustafa Suphi'nin ölüm emri, "Trabzon limanından, başka bir yere gönderilmek üzere" diye Yahya Kahyaya emir vermiştir. O da, Mustafa Suphi'yi "başka bir yere" göndermiştir.

Pontus ve Ermenilerin nakil sırasında imhanın görgü şahitlerinden biri de Kızıl Ordu komutanı Frunze dir. (Bakınız Frunzenin Anıları). Ama biz burada M. Kemal'e Mutasarrıf Osman tarafından gönderilen bir telgraftan bahsedelim ki başka yere naklin anlamının ne olduğunu okuyucu daha iyi kavrasın.

Yukarıda bahsettiğimiz Osmanlıca yazılmış propaganda kitabındaki telgrafta (basitleştirerek veriyoruz) "Eşkıya ve ailelerinin (yani Pontuslular Ermeniler ve aileleri. a.k.) memleket dahiline nakilleri sırasında bir geçide varıldığında dağdaki eşkıyanın saldırısına uğrayan kafiledeki 766 eşkıya ailesi mensubu bizzat eşkıyanın saldırısı sonucu öldürülmüştür" deniyor. Yani M. Kemal'e, hepsini öldürdük raporu veriliyor. "istiklal Mahkemeleri" kitabının yazarına göre O zaman M. Kemal "en ufak bir olaydan bile haberdar edilmekteydi".

Nedense 766 Pontuslu çoluk-çocuğun öldürüldüğü saldırı sırasında, hiçbir jandarma veya kafileyi götüren askerlerden kimse öldürülmemiştir.

Görüldüğü gibi jenosit, merkezi yönetim tarafından planlanmış yukarıda belirttiğimiz emirle yöredeki yöneticilere ve orduya bildirilmiş ve uygulanmıştır.
Burada Pontusluları nakledenlerden biri Kürtmüş, beşi Pomakmış, veya dördü Çerkezmiş önemli değildir. (Pontus katliamı ile ilgili belgeleri daha sonraki yazılarımızda vereceğiz).

Nasturi (Süryani) jenosidi ile ilgili olarak:

Türk Genelkurmay Başkanı 13 Ağustos 1924'te yapılması planlanan Nasturilerin Tenkil hareketiyle ilgili düşüncelerini Başbakanlığa aktarıyor. Bu düşünceler içerisinde şunlar da var:

"Simko'nun şu sıralar Şemdinan bölgesinde ve İranda faaliyete geçmeleri umulan Nasturi ve Ermenilere karşı gönderilmesinin pek yerinde olacağı düşünülmektedir'.(Genelkurmay Belgelerinde Kürt isyanları, Kaynak yayınları, sayfa: 54, İstanbul, 1992).

16 Ağustosta Genelkurmay Başkanlığı Kürt aşiret Şeyhi, İsmail Ağa'nın (Simko) aşiretinden en çok nerelerde faydalanmak mümkün olduğunu ve bunun için neler yapmak gerektiğini, aşiretleri Nasturilere karşı kullanmanın mi, yoksa Iran sınırı civarında toplu bulundurmanın mi, daha uygun olacağını, Güneydoğu Sinir Komiserliği ile 7. Kolordu komutanlığından sormuştu. Her iki makamın da bu konu üzerinde düşüncelerine göre: Simko'yu 8. Aşiret Tümeni emrinde olmak kaydıyla Bezgavur ve Mergavur bölgelerinde Ermenilere karşı kullanmak üzere ilkin Başkale bölgesinde toplu bulundurmak uygundu.. (age, sayfa 67).

Amaç Ermenilerin Nasturi jenosidini güçleştirmelerine engel olmaktı.

"Simko'nun maksada göre kullanılması için örtülü ödenekten 3000 lira verilmesi hususu da sağlanmıştı". "Başkale ve Saray bölgelerindeki aşiretleri ise teşkilatlandırmak suretiyle kullanmak lazımdı. Ancak bütün bu aşiretleri sadece Iran Ermenilerinin muhtemel tecavüzlerine karşı kullanmakta fayda vardı. Bu sebepledir ki harekete katılacak aşiretlerin iaşelerinin sağlanması, örtülü ödenekten münasip ikramiyeler, hil'at dürbün vesaire verilmesi içlerinde olağanüstü yararlıkları görülenlerin harp veya istiklal madalyası ile taltifi gibi teşvik edici bazı hususlar dikkate alınmıştır. (age,sayfa 68)

"Simko'nun bu harekatı yapabilmesi için kendisine; Van ve Çolemerik Sınır taburlarından güvenilir birkaç subay, bir doktor, 400-500 usta er, birkaç telefoncu ve hastabakıcı, keza 8. Aşiret tümeninden 500-600 aşiret eri, ayrıca Iran Sınır komiserliğinden seçilecek bir komutanın Simko'ya yardımcı verilmesi uygun görülmüştü. Simko'nun emrine verilecek bütün askeri personelin sivil kıyafetli olması, Iran dahilinde ve Revandiz bölgesinde kimliklerini saklayarak ne şartlar altında kalırlarsa kalsınlar aldıkları görevi asla belli etmemeleri de şarttı. Bunlardan başka Van'a gelecek olan 28. Alaydan altı hafif makineli tüfeğin sivil kıyafetli erleri ile birlikte atlı olarak Simko emrine verilmesi ve daha sınırı geçmeden müfrezeye katılmaları hususu da düşünülmüştü.

Simko'nun bu tarzda kullanılmasının diğer bir faydası da yapılacak harekatın Cemiyeti Akvam'da , asker olmaktan ziyade milli kuvvetlerce yapıldığı inancını uyandırmış olacaktı".(age, sayfa 69-70).

Katliamdan Sonra ise, Simko'nun Revandize gönderilmesi düşünülüyor para darlığı ve kış mevsimi yaklaştığı için bundan vazgeçiliyor. "Nasturi harekatı sona erdiği için, Simko'nun hareket ettirilmemesi ve emrine verilen hudut taburu erlerinin yerlerine iadesi istenmiş bulunuyordu" (age, sayfa 98).

İşte katliamlarda Türk ve Kürtlerin beraber olduğu, katliamları beraber yaptıkları mitolojisinin dayandığı kaynağa bir örnek. Bugün sik-sik kimlik kontrolü yapan devlet Subaylarına kimliklerinizi gizleyin diyor. Simko'nun Kürd olduğunu da duyuruyor. Yayıyor.

Bilmeyen yok. Yani bir tuzak. Birçok dostumuz ve yurtsever bu tuzağa düşmüş görünüyor.

Yunan gazetelerinde Türkiye'nin ABD elçisine Kürtler hakkında sorular sorulduğu yazıldı. Elçi cevabında Türkiye'de Kürt diye kimsenin yaşamadığını, hepsinin Türk olduğunu söylüyor. Kendisine Ermeni katliamı üzerine soru soruyorlar. "Kürtler yaptı " diyor. Bu röportajdan çok basit bir ders çıkarabiliriz.

Aynı şeyi daha önce Kemal Topal Osman "milli kuvvetlerine" yaptırdı. Bilindiği gibi Kemalin görüştüğü ilk kişi Pontus'ta Laz Topal Osman'dı. H. i. Dinamo, "Kutsal isyan" adlı kitabinin 2.cildinde (sayfa 113'te) Mustafa Kemal ve Topal Osman arasındaki diyalogu yazmış:

- M. Kemal: Pontus belasından Kurtulmamızı senin tecrübeli ellerine bırakıyorum. Yapabilir misin?
- Topal Osman: Arkamda siz olduktan sonra, Allah'ın izniyle başaracağım. Eşek arıları gibi hepsini yok edeceğim.


(Doğan Avcıoğlu da Topal Osman'ın o andan itibaren Mustafa Kemal'in hizmetine girdiğini Milli Kurtuluş Tarihinde yazmış).

Laz Osman'ın arkasında Mustafa Kemal ve Meclisi olduğu belgesi tartışma götürmez bir şekilde vurgulanmış. Topal Osman'ın emrindeki subay ve askerler, kimliklerini gizleyen, sorulduğunda ise sözde asker kaçakları, sözde gönüllülerdi. Burada uydurulan Mitoloji de böyleydi. Laz Osman Pontusluları çoluk çocuk kadın hepsini imha ettikten sonra sözde asker kaçağı müfrezesi ile Ankara'ya gitti. Bu kez baş jenositçi Mustafa Kemal'i korumayı üstlendi. Rütbesi yükseltildi. Sözde asker kaçağı ama hiyerarşiye karşı en disiplinli müfreze.

Bugün hiçbir Yunanlı Lazların, Pontusluları Ermenileri imha ettiğini iddia etmiyor. Merkezi iktidarın planı ile, örgütlemesi ile, parası, silahı, ekeri, memuru ile katliamlar yapılmıştır. Faturayı jenositlere katılan maaşlı memurların, devletin bölgedeki ajanlarının, işbirlikçilerinin ulusal kökenine bağlamanın bilinçli (veya cahillikten) yapıldığı korkusunu taşıyoruz.

Azınlıkları imha edenler "ben kürdüm" dese de Kemalistlerdir. Devletin bölgedeki yeniçeri ocaklarıdır. Katliamların sorumlusu, adına hareket ettikleri devlettir. Karar alan örgütleyen devlettir.

Devlet, Kürtlerin iki üç nesil bilgi sahibi olmaması ve konuşma dillerinin bile 500-600 kelimeye düştüğü varlıklar haline getirmek istedi. Sonra Türkleştirip Türkçe öğrendikten sonra bilgilendirilmeliler. Türk olmadan bilgi de yoktu. Ekonomik refah ta. Önce Türklük sonra bilgi. Sivil Kemalist Menderesin, Asker Kemalistler tarafından asılmasının bir sebebi de henüz Küçük Asya ulusları ve azınlıkları Türkleştirilmeden ekonomik seviyeyi yükseltecek bazı girişimlerde bulunmasıdır.

Onun için "Kürtçe diye bir dil yoktur" ama "600 kelimedir" deniyordu. "Yoktur" ama "yasaktır" deniyordu. Olayları olduğu gibi vermiyor, yapmak istedikleri hedefledikleri gibi veriyorlardı, (Kürtleri 600 kelime ile konuşan-düşünen varlıklar durumuna dönüştürmek hedeflendiği için böyle diyorlardı. Unutmamak gerek eğitilmiş bir alman köpeği 85 kelime bilir. Kemalist Devlet de, Kürtleri eğitilmiş bir alman köpeğinden sadece 5 kez fazla düşünebilen hayvanlar durumuna getirmek istedi). Çünkü ancak bu duruma getirebilirse onu kullanabilirdi. Yeniçerilileştirebilirdi.

Türkiye'de tarih yazımı metodu için bir örnek verelim. Türkiye'de verilen tarih bilgisi, bir çuval pirincin içinden önceden boyalayıp koyduğu birkaç pirinci zamanı gelince, tek tek ve siyasi çıkarları gereği çuvaldan çıkarma ve göstermedir. Bu verilen tarih bilgisidir.

Türkleşmiş yeniçerilerin ve devletin dışında kimsenin tarih okumaması için de yazı değiştirildi. Bir ak jenosit tedbiri olarak uygulanan yazının değiştirilmesinin bir sebebi de bu. Eski yazı yasaklandı. Böylelikle Kemalizm yaptığı ve yapacağı tarihin değil, yazdığı tarihin bilinmesi öğrenilmesi için tedbir aldı. Bu tedbir gereği yazıyı değiştirdi. Tarih bilinmeden bugünü tahlil edip yarınlarımızı planlayamayız. Yarınlar için düşünce üretemeyiz.. Artık eski gazete kitap dergi okunamıyor. Yaptıkları tarih unutulsun diye yazıyı değiştirenler ara sıra eski tarihten işine gelen, bir pirinç tanesi çıkarıp "bakin" diyorlar "tarih ne yazıyor".

b>Genelkurmay belgelerinde de var. Kürt kökenli subaylar erlerle birlikte dağa çıkıp Nesturi katliamına karşı çıkıyorlar. Bu Kürt subay ve askerlerinden yakalananlardan çoğu darağacına çekiliyor. Bunlardan bahsedilmez. Kürtlerin canını tehlikeye atarak Ermenileri kurtardıklarından bahsedilmez. Ermeni katliamından 13 sene sonra başlayan Ağrı Kurtuluş hareketine Ermenilerin Sovyetlere rağmen yardımından bahsedilmez. Henüz katliamdan 13 yıl geçmiş Ermeniler Kürtlere yardim ediyor. Kardeşlerimiz diyorlar. Ama 2000 yılında, üçüncü nesil içinden birkaç kişi "Kürtler de katıldı" diyor.

Ankara'daki Türk Meclisinde Yazının değiştirilmesi önerisi daha önce de yapılmıştı (Zonguldak milletvekili Tunalı Hilmi öneriyi 1921 de yapmıştı). Ama henüz Kemalist tarih yapılmamış, yani katliamlar yapılmamıştı. Yaptığı tarihin değil, yazdığı tarihin okunmasını isteyen Kemal, harfleri Pontus Nasturi ve Kürt katliamlarından sonra, 1928 de değiştirdi. Şimdi ara-sıra milyonlarca pirinç tanesinin içinden sadece birini, bize Murat BARDAKÇI sunuyor. Onu da koskoca çuvalın içinde ne var bilinmesin diye çıkarıyor. Tabi hiç ciddi bir şey yok. Çünkü diğerlerinin bu belgelere ulaşması ve okuyabilmesinin imkanı yok.

Ermeni Pontus ve Süryani katliamlarına Kürt asilli olan birilerinin katılması, Kürt ve Kürtlerin Politikası değildi. Merkezi iktidarın politikasıydı. Hiçbir Kurt, elinde Kürt bayrağı Kürt merkezi yönetiminin planını uygulamamıştır. Kürdistan'ın çıkarı gereği saldırıyorum imha ediyorum dememiştir.
Sadece devlet Ermeni mallarının talanı, Ermenilerin katli serbesttir dediği ve bunun için de maaş ve silah aldığı için yapmıştır. Yani o da bir Türk askeridir.

Tüm yeniçerilerin kökeni Yunanlı, Bulgar veya Sırp'tır. Kimse bizi Yunanlılar Bulgarlar Sırplar işgal etti demiyor. Hangi devletin emrinde iseler onlar işgal etmiştir, Yunanistan'a Hint kökenli Hintçe konuşan İngiliz askerleri getirilmiştir. Onların yaptıkları işin faturasını kimse Hintlilere yüklememiştir.

Örneğin Dersim katliamına katılan bir Yunanlı "bizi o zaman mahsus Dersime gönderdiler. Hatta bir katliamda bir kadın'ın karnından süngüyle embriyonu çıkaran askerin Ermeni olduğunu subay askerlere söyledi" diyor. Amaç yapılan canavarlıkları Ermenilere yüklemekti. Kürt katliamına Ermeniler de katıldılar. Kürtlere karşı canavarlıkları Ermeniler yaptı propagandası amaçlanmıştı. Aynı biçimde bugün devlet, yaptığı katliamı Kürtlere yüklemektedir. Ve Kürtler bugün "Dersim katliamına Yunanlılar da katıldılar, onların da rolleri var" demediler. Demeleri Kemalizm'in işine de gelirdi. Kemalizm propagandasına alet olmaktı. Hatta böyle bir kitap basılsın diye yazarına maaş da verirlerdi.

Dersim jenosidine katılan bir Yunanlının anlattıkları şunlardır:
Dersim köylerinden asker topladığımız sırada, bir eve girdik yaşı küçük bir erkek çocuğu subay, askere almak için kalk dedi, seni askere alıyorum. Babası yaşı küçük, diye yalvardığı sırada çocuk ok gibi yerinden fırlayıp diğer odaya girdi kapıyı kapattı. Kapıyı kırıp içeri girdik ki , ne görelim. Çocuğun bir elinde dehre (dal kesen balta), sol elinin bas parmağını koparmış. Kanlar akıyor, kopan başparmağı yerde, bize "benim parmağım yok ben askerlik yapamam" diye bağırıyordu.

Günümüzde böyle biri askere alınsa ve Kıbrıs işgaline katılsaydı Kürtler de Kıbrıs işgaline katıldılar deselerdi (ki deniyor) suçlu Kürtler miydi?

Maalesef diğer azınlıklardan Ermeni ve Süryanilerden hatta Yunanlılardan bu propagandaya alet olanlar var. Küçük Asya'da kendi halkı adına mücadele eden birinin
a) Yeniçerilik kurumunu
B Kemalizmi ve onu doğuran nedenleri bilmesi gerek.

Sadece Türkçe okuyan, sadece Kemali okur. "Kemalizm'e karşıyım" da dese, eğer katliamlara Kürtleri ortak ediyorsa, Kemal'i savunur. Onun ideolojisinin çıkarına olan şeyleri bilmeden farkına varmadan söyler. Kemalizmi güçlendirir. Ömrünü artırır. Propagandasına alet olur.

Örneğin Osmanlıca'da Pontus meselesi( 1) adli kitabi okuyan Kemalin ve bakanlarının 1 5 yaşından 55 yaşına kadar tüm Ermeni ve Yunanlıları imha ettiğini okur. Mustafa Kemal'in imzası ile hepsini imha edin dediğini okur. Bu kitabin özeti tümü merak edilmesin diye Latin harfleriyle sadece küçük bir kısmi basıldı. Yani birkaç pirinç tanesi. Çünkü bu kitap daha sonraki Süryani, Kürt, Yunan katliamlarının sebeplerine de ışık tutan bir kitap. (Küçük bir özetinin basılmasının sebebi, Yunanistan'da biz bu kitaptan 1996 da bahsettiğimiz içindir).

Jenositleri, Yurtsuz ve ulusal kimliksiz Osmanlılar ile onun devamı TC jenositçileri kendisine yurt edinmek için yaptılar. Devleti korumak ve devamını sağlamak için yaptılar. Yurt ve kimlik edinmek için yaptılar. Kimlik ve yurt olmadan devletin devamlılığı söz konusu olamazdı.

Bugün Atatürk Türk ulusunu yarattı diyenler sorumlu tutulmalıdır. Bugün hala devletin devamlılığından dem vuranlar jenositçidirler. Sorumlular bunlardır. Yoksa bunların sunduğu başlarının kesilmesini istediği Kürtler gibi aftoxton (o topraklarda binlerce yıldan beri yaşayan, yerli) ulusların fertleri değil. Bizim, Ermenilerin zaten vatanimiz vardı. Toprağımız vardı. Şahidimiz bundan 2404 sene evvel Kürdistan ve Ermenistan'dan geçen Ksenefon'dur.

Osmanlıların devleti vardı ama vatanları yoktu. Ulusal kimlikleri yoktu. Yükselen ulusal kurtuluş savaşları karşısında, ya ay'a gidecek (çünkü Orta Asya'ya da kimse onları sokmazdı) ya da diğer tarihi ulusları imha edip onların topraklarını ele geçirip, "benim yurdum diyecekti. Kalan "kılıç artıklarını" da Türkleştirecek, geriye kalan aftoxton ulusların ulusal kimliğini sürdürmesi üst yapı kurumlarınca (ordu eğitim vs vasıtası ile) engellenecekti.


Osmanlı ve onun devamcıları için, imhadan başka çözüm yoktu. Devlet ancak böyle kurtulur ve devamlılığı böyle sağlanır diyorlardı. Devletin batması ile kendisinin de batacağını gören ordu ve üst düzey bürokrasisi devleti kurtarma tedbirleri aldı. Onlar bunun için bu kadar canileştiler, Çünkü çıkarları bitiyordu. Gerek ak jenosodleri gerekse de süngülü jenositleri Osmanlının üst düzey bürokrasisi ve ordusu yaptı. Anadolu halklarını da bu katliama alet ettiler. Bu ideoloji tanınmadan, kimi nasıl kullandığı tahlil edilmeden siyaset yapmak yine bu ideolojinin hizmetine götürür. Niyet önemli değildir.

Anadolu'da Balkanlardan ve Kafkaslardan gelen Müslüman ama Türk olmayan, bulunduğu yerden işe Türk diye sürülen (Osmanlı tabiiyetinden olup Müslüman olan herkes, dışarıda, Türk deniyordu) göçmenler gelene kadar Anadolu'da "ben türküm" diyen kimse de yoktu. Bunlarda kullanıldı.

Topal Osman'ın kökeni araştırılmaz. O da Türk değildir. Lazdır. Ama Kürt mücadelesi yükselince diğer "Kızılderili kabileleri" Kürt denen ve imha edilen "kabileye" yaklaştığı sırada "diğer reislere", Kürt denen kabile sizinkileri de kırmıştı diye propaganda edilir. Devlet propagandasıdır. Kürdistan' dan Kürtleri ileride sürmek isteyenlerin bir bahanesidir.

Kürtlere şimdiye kadar eline Marks-Lenin verilip okutularak elinden ekmeği alındı. Sen enternasyonalistsin denilerek elinden ekmeği alındı. Kürtler Türk soluna enternasyonalist olduğunu ispatlamak için didindi, yırtındı. Sen enternasyonalist değilsin diye hedefi karartıldı. Kendisinin olmayan sorunlarla uğraştırıldı.

Simdi de birileri sen enternasyonalistsin., TC'ye karşı büyük bir yokluk içerisinde kahramanca savaştın yeni bir statüko oluşuyor. Ve bunlar ileride o statükodan "kurt payı" almak için bugün dediklerimi papağan gibi tekrarla, deniyor. "Söyle biz de jenosit suçlusuyuz" diyorlar. Kürtler de cahil enternasyonalist veya papağan enternasyonalistler olduğu için söylenenleri kabul ediyor, tekrarlıyorlar. Ama bu da ir gerçek. Simko ve Simko gibileri tek-tek, kişi olarak jenosit suçlularıdır.

Yapılan TC'nin yarattığı mitos'un Kürtlere dostları tarafından dayatılmasıdır.

Bir kahvede bir köyde yapılan kavgada kavgacıların etnik kökeni araştırılmaz. Orada etnik köken önemli değildir. Merkezi iktidarın politikası gereği yapılmışsa sorumlu tutulurlar. Dünyanın en korkunç katliamlarından biri olan Pontus katliamı için hiçbir Yunanlı Lazları sorumlu tutmaz. Merkezi iktidarı sorumlu tutar. Merkezi örgütlenmeyi sorumlu tutar.

Konuşanların çoğu jenositlerin tarihi hakkında bilgi sahibi de değiller.

İlk kez iIIegal bir merkezi örgütlenmeye çalıştık. PKK Kürtler adına hareket edecek kadar destek aldı. Güçlendi. PKK lideri o zaman Süryani Metropoliti ile görüşme yaptı. O zamanlar Metropolitleri idealizmin temsilcileri olarak görenlere karşı ben Atina'da O görüşmenin tümünü Yunanca'ya çevirip bastırdım. "Kürdistan'ın Sesi" adli derginin özel sayısı olarak. Bu bir belgedir. ileride Kürtlerin önüne sürülmesi için Yunanca'da yazılması lazım, dedim. Şahidim o zamanki ERNK bürosu sorumlusu Adar'dır.

Korucuların "lo lo biz kemalistix ha" deyip Süryanilere saldırmasından Kürtler sorumlu değildir. Ona silahı parayı veren, örgütleyen "git katlet diyen" sonrada "ben Kürdüm de" diyenler sorumludur. Onun kafasını vicdanını satın alıp, eline silahı verip kafasını değiştirip beyninin içine giren ideoloji ve bu ideolojinin sahibi ve savunucusu merkezi iktidar yani TC sorumludur. O Kürt cahildir. Cahil bırakma devletin politikasıdır. O Kürt benim senin gibi ulusal düşünce üretemiyorsa onun suçlusu devlettir. Düşüncesi devlet tarafından köreltilmiştir. Devlet bunu hedeflemiştir. Devlet Yunan devriminden sonra kendi sınırları içerisindeki Müslüman halklardan, kendi hedefi için yeniçeri ve paralı asker üretmiştir.

Ama ben Kürdüm deyip Kemalistlerle hiçbir bağı olmayan Kemalizm'e karşı çarpışan Hizbullahçı da Kürttür. Bizdendir. Bugün başka uluslara saldıran, kendi halkına saldıran hizbullahçı ise "Kemalist hizbullahçıdır". Kemalizm'in hizmetindeki Hizbullahçı sadece bölgedeki adını değiştirmiştir, Yani su anda ben Kemalist'im demesi devletin çıkarına uygun olmadığı için ben Hizbullahçıyım diyorsa bunun suçlusu yine Kemalizm'dir.

marcos

01.11.04/12:17 #1 Son düzenlenme: 01.11.04/12:19 marcos
Kemalizm'e karşı mücadele ulusların ve tüm azınlıkların kimliğine sahip olmak ve bu kimliği savunmak bu hakların imhasını engellemektir. Azınlıkları imha ise Kemalimdir. Azınlıkları imha edenler ben kürdüm de dese Kemalistlerdir. Devletin bölgedeki yeniçeri ocaklarıdır. Katliamların sorumlusu adına hareket ettikleri devlettir.

Anadolu halklarının yapacağı şey Anti-Kemalist cephede birleşmeleridir.

Böyle bir birlik için 1995'te Kıbrıs'ta Küçük Asya Halkları Konferansı toplayarak yapmak istedik.

Hemen TC'nin Kemalist, MIT ajanı Cem Basar "Yunanistan ve terör dosyası" adlı İngilizce ve Türkçe olarak "yazdığı" kitapta bu satırların yazarının resmini de basarak terörist diyerek suçladı. Kemalistleri korkutmuştuk. Mesela Öcalan'ın Süryani Metropolit'i ile yaptığı görüşme ve Kürtlerin Süryanileri koruması gerektiğini söylemesi anti-Kemalist dev bir adımdı. Bugüne kadar Ulusal kimliğine sahip olmadan Marksistlik yapanlar, Kemalizm'e belli oranda hizmet etmişlerdir.

Konu sırf iyi anlaşılsın diye başka garip bir kurguda bulunacağız. Kürtler Türkçe Marks'ı-lenin'i Stalin'i okuyacağına, M. Kemal'i öven kitapları KURTÇE OLARAK okuyabilselerdi bugün Kemalizmi yenmişlerdi. Çünkü ulusal dilin korunması Kemalizm'e karşı bir zaferdir. Kürtçe kuran-ı Kerim'in yasaklanmasının sebebi de budur. Ulusal dilin korunması kimliğin korunmasıdır. Kürdün çarpık aydınlanmasının nedeni Kitapların Türkçe okunması, mücadeleye sınıfsal mücadele adı koyup Kürtçe'ye gereken önemin verilmemesidir. İnanıyorum ki TC kurmayları bile o zaman:
-Kürtçe değil Türkçe okuyorlar. Bu gidişle yakında sadece Türkçe'yi iyi bilen ve sadece Türkçe tartışan, sadece Türkçe şiir yazan mahluklar durumuna gelecekler diye seviniyorlardı. Öyleyse Kürdistan'da Marksist kitaplara baskının anlamı Türkiye'deki gibi değildi. Kürdistan'da teşvik anlamı ve amacı da vardı. Ulusal değil, sınıf mücadelesinin öne alınmasını TC hala bugün bile teşvik etmektedir. Bakınız bir örneğe..

21.07.2004 Tarihli Görüşme Notları
-(Elinde Murray Boockhin'in "Toplumsal Ekolojinin Felsefesi" isimli kitabıyla gelerek)
................
"Objektif olarak böyle. PKK'yi tasfiye edecekler. Barzani ve Talabani'ye gidiyorlar, sınıf şeyleri var. Hareketi bunların kuyruğuna götürüyorlar, bu kabul edilemez. Çizgiyi buraya götürmüşler, çizgi üzerinde böyle tahribat var. İki grup, feodal burjuvalaşamamış gruplar var, Nizamettin ile Osman'nın ucuz yaklaşımını hala anlayamıyorum. Yanına bazı kadınları da alarak kaçtılar. Benim de ilgilerim vardı, ama ben onlar gibi ihanet şeyini asla düşünmedim, kadını özgürleştirmek istedim, eğittim. Onların kadına bu ucuz yaklaşımını hala anlayamıyorum. Bir grup Avrupa'ya, birisi ABD-YNK'ye sığındı, objektif olarak böyledir. Abbas KDP'ye, Osman YNK'ye satmak istemişti eskiden de. Talabani Kürt üst sınıfıdır, bunlar çok tehlikeli, sadece kendi çıkarını esas alırlar. Bunlara karşı binlerce bağlı gencimiz vardı, binlerce şahadet yaşandı."

Kürtler defalarca jenoside uğratılmıştır. Bu jenositlerin TC devleti tarafından kabul edilmesi için diğer azınlıkların temsilcileri Kürtlerle beraber hareket etmemiştir. Bunları gündemden düşürmüştür. Jenositleri tartışmak, jenoside uğrayan başka bir kurbana bindirmek, yüklemek, onun vatanini elinden almaya çalışmak değildir. Bu satırların yazarı Fransız parlamentosunda Ermeni jenosidi ile ilgili karar çıktığında tebrik mektubu göndermiştir. Ayni yazı Yunanistan'daki Ermeni büyükelçiliğine de gönderilmiştir. Jenosidi tartışmak onu yazmak belgelemek demektir. Kabulü için pratikte çalışmaktır.

Devletin yaptıklarını Kürtlere kabul ettirme, yükleme çabası değildir. İkincisi jenosit yapıldı mi yapılmadı mi ? Bu tartışma yabancı dil bilen, takip eden biri için bitmistir. Bunu yapan TC dir. Ermenilere gelin tartişalim diyor. Şu anda görev Küçük Asya halklarına yapılan jenositleri TC ye kabul ettirmektir. Jenoside karsi mücadelede tüm Küçük Asya uluslarının yanyana gelerek, uluslararası alanda bunu TC ye kabul ettirmeye çalışması diplomasisidir.

Türk sol hareketine yapılan baskının sebebi, TC kurmaylarının, sosyalizmden korkmaları değildi. Sadece sosyalistlerin bir gün Kürt Halkına ayrı devlet kurma hakkını savunacakları korkusuydu. Günümüzde Kürtler, Süryani dilinde okulların açılmasını da Kürtçe kadar istemelidirler.. Tekrarlamakta fayda var KEMALIZME KARSI MUCADELE KUCUK ASYA HALKLARININ VARLIKLARINI SÜRDÜRMELERINE ONLARIN KİMLİKLERINE SAHİP ÇIKMAKTIR.


Gelelim içinde bulunduğumuz günlere. Kürtleri Süryanilere karşı kışkırtmak ve kullanmaya çalışmanın son örneğine:
Ali BULAÇ, 02 Ekim 2004 tarihli -ZAMAN GAZETESİ'nde- aşağıdaki yazıyı yazdı. Olduğu gibi aktarıyoruz.

Güneydoğu'nun değişen nüfus yapısı "Pek dikkat çekici görünmese de, Güneydoğu'nun tarihsel nüfus yapısında önemli bir değişiklik yaşanıyor. Bunun orta ve uzun vadede ne gibi sonuçlar doğurabileceği hususu üzerinde durulması gereken bir konudur. Pek de kesin olmayan bilgilere göre bölgede (Türkiye, Suriye, Irak ve İran) 25 milyon Kürt yaşıyor. Yine kesin olmayan bilgilere göre bunların 15 milyonu Türkiye'de bulunuyor. Türkiye'de yaşayan Kürtlerin yüzde 65'i başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere büyük şehirlerde, özellikle ülkenin batısında yaşıyorlar. Kısmen Doğu Anadolu Bölgesi ve ağırlıklı olarak Güneydoğu'da Kürt, Arap ve Türk nüfusu iç içe yaşıyor. Araplarla Kürtlerin birlikteliği ilk İslami fetihlerin yapıldığı Asr-ı Saadet'e kadar uzanır. 1071'de Türklerin de Anadolu'ya gelmesi -ki Güneydoğu'da yaşayan Kürt ve Araplar Alp Arslan'a 10 bin asker vermişti- ve özellikle Yavuz'un başarıyla sonuçlanan Doğu Seferi'nden sonra buraya önemli miktarda Türk nüfus da gelip yerleşti. Etnik veya mezhep kriterleri esas alınarak nüfus sayımı yapılmadığından etnik grupların oranı hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Ancak genel kanaat, Güneydoğu'da Araplardan ve Türklerden müteşekkil nüfusun yüzde 30-35 civarında olduğu yönündedir. Bu nispet uzun zamanlardan beri varlığını bu şekilde koruyordu. Şimdi bu nispet değişiyor.

Mardin'den başlamak üzere Ömerli, Midyat, Hasankeyf ve Siirt'e kadar uzanan yoğun bir Arap nüfusu var. İlk İslami fetihlerin izlerini ve bölge Müslümanlaşırken, Arap yarımadası, Yemen ve Irak taraflarından yapılan nüfus transferlerinin hâlâ derin etkilerini müşahede etmek mümkün. II. Abdülhamit de Yemen ve Libya'dan bir miktar Arap nüfusu transfer etmişti. Transferler 100'er mahalle olarak yapıldığından bu yeni gelenlere "Mahalle mie"den "Mahallemi" dendi, hâlâ da öyle deniyor. Abbasiler zamanında Ehl-i Beyt'e baskı yapılırken, Peygamber soyundan gelen çok sayıda aile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine göç etti, buranın halkı tarafından korundu. Bölgenin Seyyidleri o dönemden kalmadır.

Uzun yüzyıllar nüfus dengesi üç aşağı beş yukarı bu şekilde devam etmişken, özellikle son 15 sene içinde meydana gelen çatışmalar nüfus dengesinin bozulmasına yol açtı. Mesela bugün Mardin'de Arap nüfusu yüzde 40, Kurt nüfusu yüzde 60, Siirt'te Arap nüfusu yüzde 30, Kürt nüfusu yüzde 70'ler şeklinde yeniden oluşmaya başladı. Arap nüfusu gerek geleneksel yapısı gerekse sayıca azınlık olması gibi sebeplerle "milli/ulusal bir bilinç" veya farklı bir siyasi arayış içinde olmadığından doğrudan varlığını Türkiye'nin geleceğiyle ilişkili olarak görmektedir. Türkiye Arapları, Misak-ı Milli sınırları çizildiğinde o zaman Kürtlerle birlikte gönüllü olarak Türkiye içinde kalmaya karar vermişlerdir. Önemli Arap nüfusunun yoğun olduğu Hatay ise bilindiği üzere 1939 yılında Misak-ı Milli sınırları içine katılmıştır.

1999'a kadar süren terör ve çatışmalar hem Kürtlerin hem Arapların yaşadığı köylerin boşalmasına sebep oldu. Şimdi devlet "Köye Dönüş Projesi" çerçevesinde yeni tedbirler almaktadır. Fakat köylerini boşaltan Araplar geri dönmüyor, dönmek isteyen Kürtler de köylerini pek cazip bulmuyor. Bu yüzden Diyarbakır'ın nüfusu 1 milyonu aşmış durumda. Diğer şehirlerin de varoşları bir tür mülteci kampları tarafından kuşatılmış bulunuyor. Yoğun bir şekilde dönüş istikametine girmiş bulunan Süryanilerdir. Gerçi Süryaniler hiçbir zaman çatışmaların hedefi olmadı, ama bölgeyi güvensiz buldukları için Batı'ya gittiler. Bu arada Süryani köylerine yerleşmiş bulunan korucular ve diğerleri şimdi güvenlik kuvvetleri tarafından çıkartılmakta, Avrupa'dan gelen Süryanilerin bölgeye yerleşmeleri sağlanmaktadır. Süryaniler, sadece beşeri olarak dönmüyorlar, bölgeye önemli yatırımlar da yapıyorlar. Bugün özellikle Süryanilerin "kutsal" kabul ettiği Türabdin bölgesinde (Mardin-Midyat arası) önemli arazi ve mülk alımları yapılmaktadır. Bölgede kulaktan kulağa dolaşan başka bir söylentiye göre İsrailli zenginler de birtakım Türk firmalarıyla (paravan) ortaklıklar kurup bölgede, GAP'ın kapsamı içindeki yerlerde önemli arazi alımları yapmaktadırlar. Eğer söylentiler doğruysa 50 bin dolarlık bir arazi 250 bin dolara alıcı bulabiliyor."

Yukarıda yazdık, Kürtler bilgisiz yani cahil bırakılmıştır. Kürtleri kullanabilmenin, istediği gibi yönlendirebilmenin Türkleştirebilmenin yolu onları cahil bırakmaktan geçer. Son günlerde önce Demirel'in sonra da Ecevit'in çıkıp "Öcalan'ı bize ABD teslim etti" demesini Kürtler uzun boylu düşünmelidir. Niçin daha önce değil de şimdi söylüyorlar.

Cevabi gayet basit.
Kürt cahillerini kendi kardeşlerini kurtaran ABD'ye karşı kışkırtmak istiyorlar. Irak işgalinden önce Amerika'ya "Kürtleri görmezlikten gelirsen sana 50 bin asker vermeye hazırız. Bağdat'a teröre karşı savaşta tecrübe sahibi askerlerimiz girsin. Hepsini sizin emrinize verelim" diyenler, ABD'nin Kürtlere yanaştığını, onları Saddam zulmünden kurtarıp özgürlüklerini tanıyınca Anti-Amerikancı oldular. Kürt cahillerini de anti-ABD'ci yapmak istiyorlar.

Zaten Kongra-Gel 'in safında Radyodan TV'den ailelerini besleyen rantçılar, cahiller ve ajanlar kalmıştır. Hitap ettikleri çevre budur. Zübeyir Aydar bırakın ailesini, kendi karnını bile doyurmaktan acizdir. Yunanistan'da elinden tutup gezdirmeseydik, şunu söyle bunu da böyle yap demeseydik, ne ağzı açılacak nede bir adım atabilecekti.

Sözü uzatmadan Kürtleri Süryanilere karşı kullanmak istemenin en son örneğine geçelim. Ali Bulaç'ın yazısına geçelim. Yazıya önce Kürtlerin hoşuna gidecek, onlara objektif ve tarafsız maskesini yutturmak için, Kürtlerin varlığını tanıyan hatta rakam bile vererek onların varlığını vurgulamış şu cümlelerle vurguda bulunmuş.

"Pek de kesin olmayan bilgilere göre bölgede (Türkiye, Suriye, Irak ve İran) 25 milyon Kürt yaşıyor. Yine kesin olmayan bilgilere göre bunların 15 milyonu Türkiye'de bulunuyor."

Tedbir gereği "Pek de kesin olmayan bilgilere göre", "Yine kesin olmayan bilgilere göre" diyerek de ileride inkarın temelini de atmış. Halbuki TC'nin Kemalist gazetecileri Irak'ta kaç koyunun, Afganistan'da kaç öküzün, Tacikistan'da kaç el arabasının olduğunu kesin rakamlarla verirlerken kendi devlet sınırları içinde kaç Kürdün olduğunu hala bilmiyorlar.

İkincisi: Türkiye'de yaşayan Kürtlerin yüzde 65'i başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere büyük şehirlerde, özellikle ülkenin batısında yaşıyorlar. Yani yazara göre Türkiye'deki 15 milyon Kurdun 9 milyon 750 bini bati metropollerinde yaşıyor. Topraklarından uzak ve Kürdistan'ı çekici bulmuyorlar. Türkler cennet Kürdistan'a gelmemiş de bizler Türkiye'ye gitmişiz. Sadece 5 milyon 250 bini Kürdistan'da yaşıyorlarmış. Bunların da epeycesi köylerine dönmek istemiyorlarmış. (Bundan kaç yıl öncesine kadar ayni kişi Türkiye'de Kürt yoktur diyordu.)

"Güneydoğu'da Araplardan ve Türklerden müteşekkil nüfusun yüzde 30-35 civarında olduğu yönündedir. Bu nispet uzun zamanlardan beri varlığını bu şekilde koruyordu. Şimdi bu nispet değişiyor."

"Mardin'den başlamak üzere Ömerli, Midyat, Hasankeyf ve Siirt'e kadar uzanan yoğun bir Arap nüfusu var"... "Mesela bugün Mardin'de Arap nüfusu yüzde 40, Kurt nüfusu yüzde 60, Siirt'te Arap nüfusu yüzde 30,"...

Türk ve Arap nüfusu beraber yaşıyor. ABD ve Kürtlere karşı Araplarla dost olmayı düşünüyor. Diyelim ki verilen bu samca sapan rakamlar doğru. O zaman soralım: Arapların varlığından söz ediyorsun. Ki gerçekten de Kürdistan'da Araplar yaşıyor. Peki kaç tane ilkokulları var. Madem ki Mardin'de Arap nüfusu %40lara varmış, niye onların ana dillinde okulları yok. Yoksa kendi ana dillerine de mi karşılar?

Peygamber soyundan gelen çok sayıda aile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine göç etti, buranın halkı tarafından korundu. Bölgenin Seyyidleri o dönemden kalmadır. Kurt alevi dedelerin de, seyyidlerin kökü de Arapmış. Onlar da Kürd değilmiş. Yazar öyle demek istiyor.

"Önemli Arap nüfusunun yoğun olduğu Hatay ise bilindiği üzere 1939 yılında Misak-ı Milli sınırları içine katılmıştır", diyor. Peki bu Araplar 1939 işgalinden sonra, havaya mı uçtular. Neden "Önemli Arap nüfusunun yoğun olduğu Hatay'da" bir tek Arap ilkokulu yok. Ama yeniçeri yetiştiren, yani Arapları Türkleştirip Kemalistleştiren Yatılı İlköğretim Bölge Okulları (YİBO) var. Bugün Türkiye'de, Yatılı İlköğretim Bölge Okullarında 102 bin Türk olmayan Kürt, Arap, Pomak, Pontuslu çocuk Türkleştirilmekte, yeniçerilileştirilmektedir.

Araplar, Kürtlerle beraber bölgelerindeki Yatılı ilköğretim Bölge Okullarında anadilde eğitime başlamaları için mücadele vermelidirler. Unutmamak gerek Lozan'dan sonra Musul'u almak için Musul nüfus oranı Avrupalılara verilirken, Musul'da Kürtleri ve Türkleri birlikte sayıyorlardı. Arapları ve Hıristiyanları ise ayrı. O zaman işlerine bu tür bir hesap geliyordu. Şimdi ise Araplarla beraber sayılmak geliyor. Kürtler şunu da bilmelidir ki; Kemal'in 1921 den sonra Kürtler için söyledikleri, başta Yunanlılar olmak üzere Kürtlerle, kimsenin ittifak yapmaması ileride Musul üzerine kurulan yayılmacılık planları gereği idi. Kürt-Yunan ittifakından söz edilince Kemal Kürtlerin haklarından bahsetmiştir. Ayni şey yani federasyon Ermenilere Rus işgal i sırasında vaat edilmiştir (Bakınız Jeen-Pierre Alem'in, L' ARMENIE adlı kitabı). Bu konuda Aç Öcalan'ın söyledikleri geçersizdir. Türk Genelkurmayı A. Öcalan vasıtasıyla Kürt bilincini karartmak istiyor. Sebep budur.

Öcalan'ın bugün söylediklerinin gerçek tarihle hiçbir ilgisi yoktur. Kemalist tarihin Kürtlere şırınga edilmesidir. Esir Kürt lider tarafından söylenmezse kimsenin inanmayacağından eminler.

Sonradan uydurma Hatay isminin verildiği İskenderun sancağı da yine Musul hedeflendiği için işgal edilmişti Musul Petrollerini, ileride Batıya sevk edecek limanın işgali, ileride Musul veya en azından Musul petrolleri üzerinde söz sahibi olmalarını kolaylaştıracaktı. Hatay'ın işgalinin onyıllarca hazırlanmasının asıl sebebi budur.Yakında ikinci dünya savası gibi bir kıyametin kopacağını sezen Kemalistler hem alman faşizmine hem de İngiliz ve Fransızlara yaklaşıp diplomatik vaatlerle, şantajlarla vs, İskenderun'u koparmışlardır.

Yazımıza Ali Bulaç'tan devam ediyoruz.
"Arap nüfusu gerek geleneksel yapısı gerekse sayıca azınlık olması gibi sebeplerle 'milli/ulusal bir bilinç' veya farklı bir siyasi arayış içinde olmadığından doğrudan varlığını Türkiye'nin geleceğiyle ilişkili olarak görmektedir". Bu sözlerle: Kürtlere ve ABD ye karşı Türkiye'deki Arapları yanına çekmek istiyor. Irak'ta ABD'ye karşı savaşan Saddamcı Araplara müttefik olduğu mesajını veriyor. Türkiye'deki Araplar benim yanımda, bir tarafta Biz ve Araplar, karşı tarafta ise Kürtler ve ABD var, demek istiyor. "Araplar, o zaman Kürtlerle birlikte gönüllü olarak Türkiye içinde kalmaya karar vermişlerdir" diyor. Simdi de esir ve korkak A. Öcalan tarafından aynı teorileri Kürtlere dayatıyorlar. Hangi Kürt-hangi Arap, gönüllü olarak Türklerle beraber kalmaya karar vermiş? Yani burada denmek istenen: Kürtler ve Araplar "Ne olursunuz sizle beraber kalalim, ne olur ana dilimizi yasaklayin, bizi katliamlara ugratin. Köylerimizi göçertin, işkence edin "demişler?

Simdi diğer saçmalıkları bir kenara bırakıp sorunun (yazının) en can alıcı noktasına geçiyoruz.
"Fakat köylerini boşaltan Araplar geri dönmüyor, dönmek isteyen Kürtler de köylerini pek cazip bulmuyor".

Sokaklarda kaldırımlarda, gecekondularda, akrabalarının evlerinde binbir zorluk içerisinde kalıp gece rüyalarında köylerini hayal eden Kürtler evlerine dönmek istemiyorlarmış. Öyle diyor Kemalist yazar. Çünkü Kemalizm aynı zamanda sürgün ve sürgünleri meşrulaştırma ideolojisidir.

"Yoğun bir şekilde dönüş istikametine girmiş bulunan Süryanilerdir. Gerçi Süryaniler hiçbir zaman çatışmaların hedefi olmadı, ama bölgeyi güvensiz buldukları için Batı'ya gittiler. Bu arada Süryani köylerine yerleşmiş bulunan korucular ve diğerleri şimdi güvenlik kuvvetleri tarafından çıkartılmakta, Avrupa'dan gelen Süryanilerin bölgeye yerleşmeleri sağlanmaktadır."

Süryaniler devlet terörüne hedef olmamışlar ama evlerinde TC'nin maaşlı askerleri olan Korucular yerleşmiş.

"Bölgede kulaktan kulağa dolaşan başka bir söylentiye göre İsrailli zenginler de birtakım Türk firmalarıyla (paravan) ortaklıklar kurup bölgede, GAP'ın kapsamı içindeki yerlerde önemli arazi alımları yapmaktadırlar. Eğer söylentiler doğruysa 50 bin dolarlık bir arazi 250 bin dolara alıcı bulabiliyor. "

Bu dönenler İsrail siyonistlerinin yardımı ile geliyor denilerek, cahil kürdü daha doğrusu Kemalist Hizbullahçı Kürtleri Süryanilere karşı kışkırtmak hedeflenmiş. Bunu da, "Bölgede kulaktan kulağa dolaşan başka bir söylentiye ", dayanarak yazmış. Biliyoruz ki " Bölgede kulaktan kulağa dolaşan başka bir söylenti "ler MİT'in söylentileridir. Yani bir kez daha devlet Kürt cahillerini yanına almak istiyor. Süryanilere karşı kışkırtmak istiyor.

Kürtler şunu unutmamalı, bir halk yerinden yurdundan edilmişse ve geri dönmelerine uluslararası şartlardan dolayı TC engel olamıyorsa bu Kemalizm'e karşı bir zaferdir. Hangi halk olursa olsun, Kemalizm'in yenilgisidir. Bir halkın evlerine dönmesine engel olmak ise Kemalizm'e hizmettir. Kürtler Süryanilerin dönüşüne sevinmeli, onlara yardımcı ve destek olmalıdırlar. Kendilerini bir kez daha örgütsüz ve cahil bıraktıranlara kullandırmamalıdırlar.

Devlet birkaç kürdü örgütleyip Süryanilere bir güçlük çıkarırsa ileride Kemalist tarih, Kürtler Süryanilere "şunu yaptı, bunu yaptı" diye yazacak. Katliamcıları jenositçileri aklandıracaktır. Anadolu'da ayni zincire vurulan halklar dini dili ne olursa olsun kardeştirler, dayanışma içerisinde olmalıdır. Kemalizm'in iki kuruşluk propagandasına aldanacak Kürd tek- tek insanlar düzeyinde bile olsa artık çıkmamalıdır. Süryanilerin gelişine karşı çıkanlar yeni tür MHP'lilerdir.




--------------------------------------------------------------------------------
Not:
Jenosit: kelimenin kökeni Yunancadır. Yunanca genos+ktino kelimelerinden türetilmiştir.

genos: soy, doğum, anlamlarına gelir. Yunanca "yen-os" okunur. Türkçe cins kelimesi buradan alınmıştir. Hidro-jen kelimesinin son hecesi -jen (gen-os )tan türetilmiştir. Hidro, su demektir. Hidro-jen, su hasıl eden madde demektir.
ktino: öldürmek, demektir. Yani jenosid türkçeye "soyimha" veya "soykırım" olarak çevrilir. Ulusları imha eden demektir. (Jenosit kelimesinin Kürdce karşılığı: komkujî, nijadkujî, tevkujî, jenosîd) dir.

ingilizce "genocide" bu kelime ilk kez resmi olarak 1946 da Alman-Nazilerinin yahudilere karşı yaptıkları soykırımı anlatmak için kullanılmıştır. Bir etnik veya dini gurubun imhası ayrı özelliklere haiz gurupların dağıtılması, bu guruplara ait kurumların yıkılması, ört ve adetlerinin, ürün ve anıtlarının tahribi, jenosit'tir.

Ekim 1948 de, bu eylemleri yapanların Birleşmiş Milletlerce savaş suçlusu olarak kabul edilip yargılanmasına dair uluslararası anlaşma imzalanmıştır. Jenosidi örgütleyen devlet, bu eyleme katılan asker, memur, hatta tek-tek vatandaşlar bile kişisel olarak suçlu oldukları kararı vardır. Yine bunların, gerek eylemi yaptıkları tarafından ve gerekse uluslararası mahkemelerde yargılanması kararı verilmiştir. Mesela Alman Nazi subayı Adolf Aihman israil'de yargılanmıştır.

Jenosit kelimesi, ilk kez, gayri resmi düzeyde, yazarlar ve tarihçilerce, Protokemalistlerin yani neo-Türklerin, Ermenilere karşı yaptıkları imha için kullanılmıştır. Türk devletinin tarihe katkısı bu olmuştur. Ermeni jenosidini Pontus, Asuri Süryani (Nesturi), ve Kürt jenositleri izlemiştir. Bu yüzden de Türk devletine "Etnokton Devlet" ismi verilmesi daha uygundur.

Umay Kaðan

01.11.04/12:33 #2 Son düzenlenme: 01.11.04/13:44 marcos
Bu kadar yazdığın şeye verilebilecek tek yanıt var : Komik :)


Ermeniler doğuda Moskof hıyarlarıyla birleşip Türklere ayaklanmışlardır. Ve doğuda bulunan masum tam 1.000.000 TÜRK'ü topluca öldürmüşlerdir !!! Bunu Türkler yapsa idi bir tek ölü dahi mi bulunmazdı Be !!!!


Benim Büyük Dedem, Erzurum'da yaşamaktaydı ve Kurtuluş Savaşında Ermeni zulmunden kaçarak canını kurtarmıştır. Peki daha sonra  köyüne gittiğinde ne gördü biliyor musun ???

-- Tüm köyün etrafına Kazıklar çakılmış aynı Kazıklı Voyvodalar gibi. Etrafına ise 8 yaşında kızlardan tutun ki 70 yaşında nineme kadar herkesi O kazıklar oturtmuş edit marcos !!!!!


Şimdi Ben, Kendi Kanımın Davasını mı arayacam, yoksa O edit marcos uydurma hikayelerine mi inanacam be densizler !!!!  bir takım fikirleri empoze edeyim derken ATAlarıma  haksızlık edemezsiniz benim !

marcos

Neden komik sevgili umay öbur tarafda yazdigimi tekrarliyacagim her sucun yalan sebebi vardir..bu gercekler turk tarihi ve turk milletine olan nefreti cogaltti bilki...
Burada okulda hoca bana bir harita gösterdi cok eski ve o haitada kurdistan ve ermenistan var..dediki siz turkler aldiniz hepsini -kiydiniz insanlara dedi....nefreti anliyabiliyormusun!!!