26.06.19/06:49

Toplumsal Sınıfları Anlamak

Başlatan asya, 26.06.07/18:36

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

asya

23 Haziran 2007 tarihli Radikal’in Cumartesi ekinde Ruby Payne adlı Amerikalı bir araştırmacı-yazarın 'Yoksulluğu Anlamak İçin Bir Çerçeve' adlı makalesi ve 'Aşk İçin İzlemek' kitabı incelenerek görüşlerine yer verilmiş. Toplumsal sınıflarla ilgili düşünceleri bana ilginç geldiği için yazıyı kırparak buraya taşıdım.
Bakalım yazarın düşüncelerini nasıl irdeleyeceğiz?
:)

Yoksulların mizah anlayışı nasıl? Orta sınıfta insanlar ve seks arasındaki ilişki ne? Zenginler bir sofrada neye dikkat eder? Sınıfınız her şeyi belirliyor: Konuşma biçiminizi, aile ilişkilerinizi, yeme alışkanlıklarınızı... Peki arada ezilmeden geçiş mümkün mü?
Ruby Payne, neden üst sınıf güveçte yemek yemez, alt sınıfa mensup olanlar neden resimlerini duvarda olabildiğince yükseğe asar, neden orta sınıf insanlar aslında katlanamadıkları insanları seviyormuş gibi davranır; bunları çoktan açıkladı bile. Nesilden nesile aktarılan yoksullukla koşullara bağlı yoksulluk ve eski parayla yeni para arasındaki farklardan bahsediyor, orta sınıf insanların neden herkesin orta sınıf olmayı istediğini düşünecek kadar kendilerinden memnun oldukları üzerinde özellikle duruyor.

Toplumsal açıdan yanlış adımlar neler? Alt sınıf için en önemlisi bugün. Orta sınıf için gelecek en önce geliyor. Üst sınıftakiler içinse en önemli şey geçmiş.
Alt sınıf için yemekle ilgili en önemli soru: Yeterince var mı? Orta sınıf için: Lezzetli mi?
Üst sınıftakiler içinse: Sunumu şık mı?
O, sınıf çatışmasını reddedenlerden farklı olarak, sınıflar arasında yaygın bir yanlış anlaşma olduğunu ve bunun bedelini en çok alt sınıf mensuplarının ödediğini düşünüyor. Özellikle yoksul çocukların, orta sınıftan gelen öğretmenlerin sorumluluğunda olduğu okullarda, sınıf bilincinin eksikliği ayyuka çıkıyor.

'Kendilik' hissinde bozulma

Payne'e göre sınıfınız her şeyi belirliyor: Yeme alışkanlıklarınızı, konuşma biçiminizi, aile ilişkilerinizi... İçinde doğduğunuz sınıfın dışına çıkma şansına sahipsiniz, sonradan daha yüksek ya da daha düşük bir sınıfa dahil olabilirsiniz; ama bu geçiş her zaman 'kendilik' hissinizde büyük bir bozulmaya neden olacaktır. Ve sınıf merdivenini ancak, ilişkilerinizin ve değerlerinizin çoğundan vazgeçmeye razıysanız ve eğer girmeyi umduğunuz sınıfın gizli kurallarıyla ilgili dikkatli bir çalışmaya kendinizi en baştan adarsanız tırmanabilirsiniz.
Payne, öğretmenlerin ve diğer profesyonellerin, sınıfın yüzeyinden aşağısına bakmazsa, yani birçok alt sınıf mensubu ailedeki alışkanlıkları, tarzları ve gelenekleri anlamak için çaba harcamazsa, yoksul insanların, özellikle de yoksul çocukların yaşadığı zorlukları asla göremeyeceklerini de vurguluyor.

Orta sınıf zenginle evlenirse....

'Aşk İçin İzlemek' kitabında Payne, duygusal ilişkiyi ele alıyor ve farklı sınıftan biriyle ilişkiye başlayan insanlara tavsiyelerde bulunuyor. Hiçbiri kolay değil, Payne de gayet temkinli: Çocukları disipline etmekten iç dekorasyona kadar her şey sınıf temelli bir tartışmanın sebebi olabilir.
O da bazı ipuçları veriyor: "Eğer orta sınıftansanız ve evlilik veya başka bir nedenle yoksul bir hayatın içine girdiyseniz, eşinizin veya partnerinizin sizi koruma ihtiyacını anlamalısınız" diyor, "Siz onun mülküsünüz. Bundaki olumlu yanları görmeye çalışın." Ayrıca, "Eğer orta sınıftan geliyorsanız ve zengin birisiyle evlendiyseniz... Değerli gümüş işleri ve gümüş zeminleri, farklı kristal parçalarının farklı içkiler içmek için kullanıldıklarını öğrenin ve yemek pişirme dersleri alın. Asla ama asla, kötü bir aşçı olduğunuz konusunda kendi kendinizle dalga geçmeyin. Şarap konusunda da son derece birikimli olmalısınız."
Payne'e göre öğretmenlerin alt sınıftan öğrencilere yardım edebilmelerinin ilk adımı onları yani yoksulluğun gizli kurallarını anlamaksa, ikinci kuralı da yoksul öğrencilere orta sınıfın gizli kurallarını açıkça anlatmak. Buradaki amacın, öğrencilerin okul dışındaki davranışlarını değiştirmek olmadığını vurguluyor: Eğer dövüşmek onun yaşadığı toplu konutlarda önemli bir hayatta kalma becerisiyse, ona asla dövüşmemeyi öğretmezsin. Ama ona okulda başarılı olmak ve ileride beyaz yakalı bir işe kavuşmak için bazı yeteneklerini geliştirmesi gerektiğini söylersin. Örneğin 'resmi yazışma' dilinde nasıl konuşulacağı, fiziksel misillemelere karşı kendisini nasıl koruyacağı, kendisine nasıl bir program çizeceği ve Payne'in deyişiyle 'kâğıtların soyut dünyasında' nasıl var olacağını.
Payne'in ulaştığı çıkarımlara ulaşan birçok sosyolog, psikolog ve ekonomist var: Alt sınıftan aileler bedensel cezaya başvurmaya daha yatkın, bu ailelerden gelen öğrenciler kişisel ilişki kurduklarını hissettikleri hocanın dersine daha sıkı çalışıyor, alt sınıf evleri daha kaotik ve gürültülü.

nisan

Evet bazi dogru seyler ifade edilmis asya,


Hindular her zaman ilginc gelmistir bu sinif konusunda bana;

Hindu'lar dogduklari siniflara gore ayrilirlar ornegin, eger en alt tabakada dogmussa kisi gelenek oldugu uzere kesinlikle bir ust sinifa veya daha ust sinifa gecemez veya o siniflardan biriyle evlenemez, hayatini o sinifta tamamlamak zorundadir. Gecmeye kalktiginda geleneklere bagli olanlarca dislanir.

Yalniz bu arada ust sinifin, tarih icinde cogunlukla alt siniftakilerle iliskiye girmesi(ask, evlilik,vs) de dusundurucu...Bana gore alt sinif veya orta sinif diye adlandirilan,cogunlukla ust sinifin yasamak isteyip de yasayamadigi siniflar olmustur.


Bir de sinifsal kategorilere fazla yuzeysel bir bakis ve onun yansimalari gibi geldi yazidaki dusunceler, sebepler ve sonuclar...

deluxal

AlıntıPayne'e göre sınıfınız her şeyi belirliyor: Yeme alışkanlıklarınızı, konuşma biçiminizi, aile ilişkilerinizi... İçinde doğduğunuz sınıfın dışına çıkma şansına sahipsiniz, sonradan daha yüksek ya da daha düşük bir sınıfa dahil olabilirsiniz; ama bu geçiş her zaman 'kendilik' hissinizde büyük bir bozulmaya neden olacaktır. Ve sınıf merdivenini ancak, ilişkilerinizin ve değerlerinizin çoğundan vazgeçmeye razıysanız ve eğer girmeyi umduğunuz sınıfın gizli kurallarıyla ilgili dikkatli bir çalışmaya kendinizi en baştan adarsanız tırmanabilirsiniz.


bir insanın amacı sınıf atlama değil o sınıfları yok etmek olmalıdır.insan kendini yalan bir dünyaya adayarak nereye tırmanblir ki...sınıf ilişkilerini sadece kendimiz açısından ele almak bencil bir davranış olmaz mı?







kurtuluşsa- 

deniz

sosyal sınıfları yok etmek her ne kadar adil ve güzel bir fikir görünse de gerçeklenme imkanı ve doğruluğu tartışılır.

yaşam imkanlara sahip. imkanlar ise bazı insanlara isabet etmek zorunda. bu da sosyal sınıfları kaçınılmaz olarak yaratır.

kimLiksiz

toplumsal sınıfları anlamak için eski uygarlıklara göz atmamız gerekmektedir.anadolu ve mezopotomya da kurulan uygarlıklar bu konuyu kavrayabilmemiz için bize katölizör görevi görecektir.

hititlerle başlayan bir cetvel çizip , tarihe bir göz atmamız işi sağlamlaştıracaktır.
anadolu uygarlıklarında ilk belirgin sınıflaşma hititlerde başlamıştır.hititlerde feodalizm ve merkeziyetçi sistem bir arya getirilmeye çalışılmıştır.kurulan siteler(şehir devletleri) krala bağlı,ilk siyasi birlikte böylelikle kurulmuş olmaktadır.
hitit kralı aynı zamanda baş rahip - başkomutan gibi ünvalara da sahip.kralın asillerle oluşturduğu bir yönetim meclisi olan pankuş sınıfsal yönetimin ilkidir.bin tanrılarını hesap vermek için tutturdukları anal yıllıklarında sınıfsal izlenimlerin bariz olduğu ortadır.

tarım uygarlığı olarak bilinen ve tarım üzerine yasalarla yönetilmiş olan frigya'yı yıkıp kendini kuran lidya'da ise paralı askeri sınıflar , para üzerine dayalı olan sınıflar , ücretli köleliklerin sınıfı ortaya çıkmıştır.

uygarlık tarihinde ilk federal devlet olan urarturlar işçi sınıfını oluşturmuş ve işçi sınıfını önemsemiştir.çünkü ekonomi de güçlü olabilecekleri şeylerde zeka değil de işgücü önemliydi;maden işlemeciliği , kaya oymacılığı vs.(ilk mimari su kanalları urarturlara aittir.)

günümüz medeniyetinin çoğu tarihçeye göre temeli sayılan "iyon uygarlığı" , sosyo-ekonomik yönden incelenmesi farz olan bir toplumdur.iyonlar ticari yolların bitişlerinde yer almaktadır.doalyısıyla diğer uygarlıklardan etkilenmiş ve karma bir kültürel yapı oluşturmuşlardır.diğer uygarlıkların tarım yöntemlerinden etkilenip kendilerini geliştirdikleri ve ticaret yollarının üzerinde bulunduklarından ötürü zengin oldukları için bilim - kültür gibi şeylerin üzerinde yoğunlaşacak daha çok zamanları olmuştur.hititlerdeki 'side'ler üzerinden yönetim anlayışı vardır,başta yine bir kral vardır.ancak asiller kültür ve bilimden yararlanıp ve ekonomik olarak iyice güçlendikleri zaman krallları tahtan indirmeye başlamıştır.ilk parlementer sistem bu uygarlıkta görülmüştür.halkın seçtiği kişiler meclislerde sideleri yönetmeye başlamıştır.pisagor , thales , hipokrat , homeros , diyojen gibi kişilerin desteğiyle asiller önemli noktaya gelmiştir.



mezopotamya uygarlıklarına (yani tarih çağlarının başladığı topraklara) bakacak olursak sınıfsal ayrımların temelini daha net görebileceğiz.
mezopotamya cennetin ırmakları olan fırat ve dicle arasında kalan bölümdür.mezopotamya 'iki nehir arası' anlamına gelmektedir zaten.bereketli topraklarından ötürü sık işgale uğrayacaktır.başta bu bilgileri bilmemiz gerekiyor.

sümer,asur,babil,akad gibi uygarlıkların genel-geçer özellikleri vardır.kralları başrahiptir.sanatsal ve bilimsel gelişmeler yaşanmıştır.ilkelr genellikle burdadır.akadların ilk düzenli orduyu kurması - ilk merkezi devleti kurmaları , ilk mutlakiyetçi yönetimi getiren ve laik orduları kuran babilliler , ilk kara kolonileri kuran asurlurlar vs...

mezopotamya uygarlıkların genel yönetim biçimi :
şehrin merkezinde bir tapınağın ve tapınağın etrafında kurulan evlerin şehri kalın sütunlarla çeviren duvarların oluşturduğu siteler şeklindedir.en altında tarım ürünlerinin saklandığı alanlar ve üst katlara doğru ; şehrin yönetildiği meclisler , kralın katı , tapınak ve en üst katta astroloji-matematik katıyla bölünmüş yapılar söz konusu..

mezopotamya uygarlıkları ; tarım ve bilim devletlerinden oluşur.dolayısıyla işgücü - yönetim - din gibi ayırıcı unsurlara karşılaşmamız söz konusudur.nisan'ın bahsettiği gibi hit medeniyeti bu konuda mifenk taşıdır.şöyleki ;

hintler arilerin oluşturduğu yerdir.verimli toprakları olduğu için diğer mezopotamya uygarlıklarında olduğu gibi sık işgal edilmiştir.değişik kavimlerin gelip geçmesiyle kültürel zenginlikler yaşanmaktadır.ari'lerin koymuş olduğu katı bir sınıf anlayışı vardı.bu sisteme "kast sistemi" adını vermişler.bu sert sınıfsal ayrım hindistan'ın günümüze kadar sağlam bir birlik kuramamasının nedenidir.Kast Sistemi halkın mesleklerine göre sınıflanması ve kesinlikle bir sınıftan diğer sınıfa geçilmemesi şeklinde belirlenmiştir.

kast insanları 4 ayrıyordu: paryalar(köleler) , brahmanlar(ruhban sınıf),kşatriyanlar(asiller) , südralar(köylüler-işçiler) , vaysiyalar(sanat ve ticaretle ilgilenenler).
sınıflararası asla geçişin söz konusu bile olmadığı bu sistem , sınıfı 'kan' mantığını dökmüştür.nasıl doğduysan öyle yaşayacak ve öyle öleceksin.paryaları diğer sınıflardan ayıran başlıca bir özellikleri vardı:onlar sahipsizdi!,mülkiyet hakları yoktur.bu yüzden özgür köle teriminin burdan geldiği de düşünülebilir.



sınıfın doğduğu uygarlıkları ve coğrafi konumlarına değinmek istedim kısacası. tarımın bilimin ve ticaretin geliştiği alanlarda işgücü yönetim ve din kisvesi altında insanlar bölünmüştür.
madem birşeyi tartışacağız , sorunun nerden kaynaklandığı niye bunca yıl yaşandığını , istilaların ve yönetim anlayışının bu konuda nasıl bir etkiye sahip olduklarını kavramalıyız.

= yazar: kimliksiz.
ayrıca aklıma gelmişken ;
george orwell'ın nakış gibi işlediği ve goldstein karateriyle bize çok sağlam teoriler sunduğu "1984" isimli kitabı sınıfsal kökenin neolitik çağdan nerelere , günümüzdeki nerelere geldiğini de çok güzel sunmuştur.
dedim ya aklıma gelmişken; tavsiye edeyim.

deniz

teşekkürler bilgiler için

ekip1

Alıntı yapılan: güneşinkızı - 25.09.07/13:47

Sanırım bazı sınıfsal ayrımlar ekonomik, kültürel ve sosyal nedenlereden dolayı kendiliğinden oluşuyor ve bunun oluşum süreci engellenebilir bir durum değil...

Fakat, kimliksiz arkadaşımızın verdiği örneklerden de yola çıkacak olursak; bazı sınıfsal ayrımlar diyemiyeceğim "ayrımsamalar" daha düzgün bir ifade olur diye düşünüyorum, çeşitli dayatmalar sonucu meydana gelmiştir. Bu uçurum da mevcut durumun korunmasına yönelik yaptırımlar ve zorlamalar da devreye giRince iyice artmıştır.

ekip1

Alıntı yapılan: kimLiksiz - 25.09.07/17:22

güneşinkızı , onu bahsediyorum zaten.
milliyetçilik - mezhepçilik vs gibi şeyler nasıl bölücüyse sınıf' mantığıda o kadar bölücüdür.mevcut düzenin sürekliliği için bu gereklidir.
herkese belirli kimlik verilecek ve ona göre yaşanacak.kast sistemini yukarda anlattım zaten,yani sonuç ortada.
sınıfsal ayrımın olduğu faşizm de doğacaktır.nitekim ; proleterya diktatörlüğü burdan can bulmuştur.sınıflararası rekabetle milletlerarası rekabet - üst olma savaşımı aynı kefeye gelmiştir.
sınıflarötesi ve uluslarötesi bir metodla bir şeyler için savaştığımız taktirde başarılı olabiliriz ancak.

sınıfsız yönetime , sınıf diktasıyla gidilmez.
milletsiz yönetime , ılımlaştırılmış milliyetçilik(milletten-ümmete gidiş-bknz:akp politikası-) le gidilmez.

savaş her yerde ve kesin olmalıdır.kaos bu kesinliği sağlayacaktır.
marxizm gün geçtikçe çoraklaşmaktadır.çünkü sınıfsal ayrım yapıp dikta kurmanın anlamını insanlar yavaşta olsa çözmektedirler.bu egoizm savaşını egoist olmayan , bireyselliğini ele almış insanlar kümesi kazanacaktır.
millet=sınıf kavramını millet=sınıf=insan kavramının yıkacağı günler ne dün de kalmıştır ne yarın gelecektir.o gün bugündür.

ekip1

Alıntı yapılan: penniless - 26.09.07/09:45

"Sınıflar, tarihen belirlenmiş bir sosyal üretim sistemi içindeki yerlerine, üretim araçları ile kendi aralarındaki ilişkiye (bu ilişki, kanunlarda tespit ve formüle edilmiştir.), emeğin sosyal organizasyonundaki rollerine ve bunun sonucu olarak, sosyal zenginlikten aldıkları paya ve pay alış tarzına göre birbirinden ayrılan geniş insan topluluklarıdır. Sınıflar, belirli bir sosyal ekonomi sistemi içinde farklı yerler işgal etmelerinden ötürü bir grubun bir diğerinin emeğine sahip çıkabileceği insan gruplarıdır." (Lenin, Seçilmiş Eserleri, Cilt 3, s. 248.)

Sınıflar sosyal üretimin gelişiminin belirli bir aşamasında varolmuşlardır. Sınıfların doğuşunu belirleyen, sosyal işbölüşümünün gelişimi ve özel mülkiyetin ortaya çıkmasıdır. Sınıflı her toplumda, temel sınıfların (köleci toplumda köleler ve köle sahipleri, feodalizmde toprak işçileri ve feodaller, burjuva toplumda kapitalistler ve proleterler) yanısıra, temel olmayan sınıflarda vardır. Bu sonuncular ya eski üretim tarzının kalıntılarıdır (örn. burjuva toplumda köylüler) yada yeni üretim tarzını yaratacak unsurlardır (örn. feodal toplumun içinde gelişen burjuvazi).

Sınıf mücadelesi ise çıkarları uzlaşmaz sınıfların arasındaki çatışmadan ibarettir. Köleci toplumdan başlayarak tüm toplumların tarihi sınıf mücadelesi tarihidir.Marksizm-Leninizm antagonist sınıflara bölünmüş toplumlarda gelişimin itici gücü olarak sınıf mücadelesinin bilimsel açıklamasını vermiştir. Burjuva toplumda sınıf mücadelesinin, bütün sınıfları ortadan kaldırarak, sınıfsız toplumu yaratmak amacını güden proleter devrimle geleceğini söyleyebiliriz -ama bu devrim illa proleter diktatörlüğünün kurulmasını şart koşmaz yani her proleter ve sınıf temelli devrim faşizmi yaratmaz (bu kanıya yazan arkadaş nasıl vardı, nasıl bir indirgemeci mantık kullandı anlamadım ama oraya göndermedir). 

Tüm bu nedenler dışarda bırakılarak yapılan sınıf tartışmalarının bir ayağı eksik kalacaktır. Bu yüzdendir ki sınıf çatışmalarını milliyetçilik ve mezhepçilik gibi sığ bir yere indirgeyerek tartışanlarda varoluyor. Milliyetçilik ve mezhepçilik gibi kavramların yaratanı sınıflar değil tek bir sınıftır o da burjuvazidir. Gerektiği yerde gerektiği zamanda kullanmıştır -tarih bize gösteriyor. Hal böyleyken bu gibi çatışmacı ve saldırgan kavramları tüm sınıflara yıkmak yada benzeştirmek tarihten ve tarihin ilerleyişinden zerre anlamamak demektir.
Alıntı yapılan: penniless - 26.09.07/10:50

Sınıfsız bir toplumu hayal bile edemeyenlerin varolması da benim için ilginç bir konu. Sanırım doğal olmayan yaşamlar bu kadar içselleşmiş…

Sınıflar –kastedilen yöneten sınıf. nedeni açık yönetici sınıflar karşıtlarını varolurken yaratırlar (örn. Burjuvazi gelişirken yanında proletaryayı yarattı)- doğaları gereği müdahalecidir. Bu nedenle doğal düzene terslerdir bir bakıma. Doğa en iyi gelişimi kendi haline bırakıldığında gösterir.

"Atlar kuru yerde yaşar, ot yer ve su içerler. Sevindiklerinde boyunlarını birbirlerine sürterler. Öfkelendiklerinde arkalarını döner ve birbirlerine çifte atarlar. Şimdiye kadar onlara yön veren sadece kendi mizaçları olmuştur. Ancak gem ve dizgin vurulduğunda , alınlarına metal plaka konulduğunda, kötü kötü bakmayı, ısırmak için başlarını çevirmeyi, geme ve dizginlere direnmeyi öğrenirler. Ve böylece atların doğaları bozulmuş olur.” (Chuang Tzu)

Aynısı insanlar içinde geçerlidir. Müdahaleci ve hükmeden sınıf ve bu sınıfa ait yöneticiler doğal uyumu ve dengeyi bozarlar. Ancak onlar doğaya ters düştükleri, doğal enerji akışını engellemeye çalıştıkları zaman, toplum içinde sorunlar ortaya çıkar. Özgürlüğün, tek başına olmanın yararlarına olan güvenin temelinde bir tür kozmik iyimserlik yatar. Doğal yasalar, yönetici insanın yani yönetici sınıfın olmadığı zamanda da kendiliğinden düzeni sağlayacaktır.

Düşünen insanların topluma, sınıfa, doğaya bakışı ve bunların doğal zeminini, tarihsel olarak “şimdiki halde yada olduğu gibi” (natura naturata) değil,  felsefi olarak “olabileceği halde” (natura naturans) görme eğiliminde olmalıdır. Tutucu düşünürlerin doğanın, toplumun ve insanın en iyi varolduğu haliyle, yani tarihin şimdiye kadar ortaya koyduğu şeylerle ifade edilebileceğine inandıkları yerde, ilerici düşünürler doğaya, topluma ve insana kendi potansiyelini gerçekleştirmesi açısından bakarlar. İlerlemeyi sağlamak için ise en iyi yolun doğayı, toplumu ve insanı kendi yararlı gidişatına bırakmak olduğuna inanırlar. Buradaki gidişat tarihin bize gösterdiği ölçüde sınıfsız bir dünyadır.

Doğa yasalarına duyulan bu güveni Çin’de Taoistlerde, Antik Yunan’da Staotiklerde görmek mümkündür –doğa yasaları ile uyum içinde yaşamaları halinde  her şeyin mükemmel olacağını düşünürler. Ortaçağ’da doğa ve doğa yasaları, en alt formdan en üst forma –mutlak varlık yada Tanrı- kadar uzanan hiyerarşik bir düzen içinde birbirine bağlı sonsuz sayıda halkadan oluşan bir büyük varlık zinciri olarak kavranıyordu. Bu varlık zinciri olarak evren anlayışı ve bu anlayışın temelini oluşturan ilkeler –bolluk, süreklilik, derecelendirme- derin biçimde tutucu anlayıştır. Ayrıca, varlık zincirinin hiyerarşik kozmogomisi, ortada insanın yer aldığı, canavardan meleklere kadar derecelenişiyle dönemin toplumsal hiyerarşisini yansıtır. Bu yaklaşım 18. yüzyılda, toplumun örgütlenmesinde hiçbir iyileşmenin olamayacağını ve Papa’nın aldığı kararların “her zaman doğru” olduğu inancına vardı.

İlerici düşünürler, ancak 18. yüzyılın sonuna doğru, durağan varlık zinciri nosyonu yerini daha evrimci bir doğa anlayışına bıraktığı zaman, modern uygarlığın eksiklerini canlandırmak için doğaya bir denek taşı olarak başvurmaya başladılar. İnsanın doğal iyiliği sınıfların oluşması ile bozulmuştu ve bu bozulmanın düzeltilmesi için ise sınıfların yeniden düzenlenmesi değil tamamen ortadan kaldırılması ile mümkün olacağının farkına vardılar. 200 yıl sonra hala 200 yıl öncesinin tartışmasından çıkan sonucun 200 yıl önceki tutucu görüşler olması ise çok düşündürücü benim açımdan…




ekip1

Alıntı yapılan: eczacı - 26.09.07/15:36

toplumsal sınıfların önlenmesi bana da pek mümkün gelmiyor. eğer toplumsal sınıflar özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla oluştuysa bu özel mülkiyetin ortadan kaldırılması gerekir ki bu da ne derece mümkün tartışılır.
  bu arada yazın benim için çok bilgilendirici oldu penniles, sağol..