25.08.19/19:51

sıradan insanlar çağına doğru (mu) ?

Başlatan deniz, 08.07.07/11:29

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

deniz

Sıradan insanların çağına doğru

02/07/2007 - M. Serdar Kuzuloğlu

19 Eylül 2006'da 14 tank ve yaklaşık 50 asker Bangkok'ta Başbakan Thaksin Shinawatra'nın konutunu çevreledi. Bu bir askeri darbeydi. O sırada New York'ta Birleşmiş Milletler'in bir toplantısında bulunan başbakan haberi alır almaz Korgeneral Sonthi Boonyaratglin'i görevinden azletmiş, şehirde olağanüstü hal ilan etmiş ve orduyu Boonyaratglin'in emirlerine uymaması konusunda uyarmıştı. Ancak asker kendi hiyerarşisini bozmamış ve sonuçta Shinawatra devrilmiş, ordu 'memleketin ve milletin huzurunu tesis etmek için' yönetime (her zaman olduğu gibi) isteksizce el koymuştu. Başbakan
resmi görevle yurtdışındayken darbe yapmak ne kadar delikanlılıktır tartışılır ama olaydan birkaç ay sonra Tayland'a gittiğimde darbe denen şeyin orada nüfus sayımı gibi standart bir 'gelenek' olduğunu ve esas mesele olan 'kral'a hiç ilişilmediğini öğrendiğimde doğrusu şaşırmıştım.

1927 yılında Amerika'da doğan Tayland Kralı Bhumibol Adulyadej, 1946 yılından beri tahtta. 61 yıllık kesintisiz hükümranlık süreciyle de dünyanın en uzun süreli iktidar sahibi unvanının da sahibi. Taşıdığı bir diğer etiketse 8 milyar dolar olarak tahmin edilen servetiyle dünyanın en zenginlerinden biri olması. Taylandlılar krallarını pek seviyorlar. Ya da öyle görünüyorlar.
Ancak ülkede kralı pek sevmeyen ve bunu göstermek isteyenler de var. Diğer pek çok ülkedeki pek çok muhalif gibi bunu dile getirmenin en temiz (ve etkili) yolunun internet olduğunu düşünüyorlar.

Kralın çıplaklığı size mi kaldı?

Tayland Kralı internette en çok muhalif yazı, resim ve videoya sahip yöneticilerinden biri. Ancak tahammülsüzlük konusunda kimse eline su dökemez. Nisan ayında kendisini eleştiren, bunu da dalga geçerek yapmayı tercih eden bir video yüzünden milyar doları aşan değeri ve yüz milyonlarca ziyaretçilik trafiğiyle en değerli markalarından YouTube Tayland'da sansürlendi. Bir sabah insanlar www.youtube.com yazınca boş bir sayfayla karşılaştı. Sonra bazı uyanıklar sadece youtube.com yazınca siteye girildiğini fark etti (sansürcülerden zekâ beklemek ne beyhude!). Sonra o açığın da icabına bakıldı. Birkaç günün ardından YouTube yöneticileri bu diktatör karşısında diz çökerek videoyu sildi ve bundan böyle kralı eleştiren videoların yayımlanmayacağını duyurdu. Üç kuruş reklam geliri ve bir avuç ziyaretçi trafiği için... Sonra işin öyle cılkı çıktı ki, eski sevgilisinin plajda ahlaka mugayir bir videosu olduğunu fark eden futbolcunun şikâyeti yüzünden Brezilya bile YouTube'u sansürledi.

Bize de sıçramasa olmazdı... Bir Yunan kullanıcı Atatürk'e saldıran bir videoyu aynı siteye yükleyince aynı olaylar Türkiye'de yaşandı. Bu olaylar irili ufaklı örneklerle sürüp gitti. Kendi ülkelerinde mangalda kül bırakmayan bu dev siteler, bu gibi olaylar karşısında tam anlamıyla çuvallayarak sansür mekanizmasının bir parçası haline geldiler. Devamının geleceği de kesin.

İki hafta önce Paris'teki basın toplantısında karşımda sunum yapan YouTube'un kurucularına bunları soracaktım ama söz bana gelmedi. Aynı konuyu Google'ın Başkan Yardımcısı Marissa Mayer'a sordum; aldığım yanıt hiçbir sürpriz içermiyordu: "Biz hizmet verdiğimiz ülkelerin yasalarına saygılıyız. Eğer bir Türk kullanıcı Türkiye'de suç olan bir video yüklerse, bunu engelleriz". Tamam, kabul... Peki ya Almanya'da yaşayan bir Türk, Türkiye'de yaşayan Yahudilere hakaret ederse ne olacak?
Hangi ülkenin hukuku işleyecek? Boşluk...

Küçük şeyler, bizi biz yapan

YouTube ile başlayan ve bugün sayısı 100'ü geçen video siteleri tarihte ilk defa sıradan insanların öykülerinin diğer sıradan milyonlarla paylaşılabilmesini sağladı. Artık mutfağında ilginç yemekler yapma, osuruğuna çakmak tutup alev çıkarma, diyet kolanın içine Mentos şekeri atarak fıskiye oluşturma, eroin imalatı, ortalık yerde acayip dans figürleri sergileme gibi sonsuz başlık altında sonu hiç gelmeyecek milyonlarca videoya sahibiz. İçinde dev isimler yok, dev prodüksiyon olanakları da. Ama samimiler ve kendilerine has bir gündem oluşturuyorlar.

Genç neslin internet başında geçirdiği saatler artarken televizyon başında geçirdiği saatler azalıyor. İstatistikler video sitelerinin ziyaretçi sayılarının hep arttığını gösteriyor. Bu sitelerin 'en çok izlenenler' sayfasına baktığınızda göreceğiniz gibi aslında kimse geleneksel TV yayınlarını izlemiyor. Oysa TV'ler o sitelerle büyük anlaşmalar yaparak bu milyonlara ulaşmaya çalışıyor. Dünyanın en yaygın mecrası televizyon, en etkin mecrası internetle birleşince ortaya böyle hiç beklenmedik bir sonuç çıktı.
Üstelik daha her şey yeni başlıyor...