16.07.19/10:08

Emperyalist Toplantıların İçyüzü

Başlatan KARGA, 20.07.07/22:09

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

KARGA

                                                                         Emperyalist Toplantıların İçyüzü

                                                                                    Suphi Koray



Emperyalist piramidin tepesindeki sekiz ülkenin organize ettiği G8 zirvesi bu sene 6-8 Haziran tarihleri arasında Almanya’nın Rostock kentinde yapıldı. Emperyalistler, her yılın ortasında gerçekleştirdikleri bu toplantılarda kendileri açısından mevcut konjonktürün değerlendirmesini yapıyorlar. Bir başka toplantı ise İstanbul’da Mayıs ayı sonunda gerçekleştirilen ve burjuva iş âleminin önde gelen patronlarının, siyasetçilerinin, gazetecilerinin katıldığı Bilderberg zirvesiydi. Medyada çok yer işgal eden her iki toplantıda da emperyalistler kendi sorunlarını, kendi çıkarlarını tartıştı.

G8 toplantılarının tarihi 1970’li yılların başına dayanmaktadır. İkinci Dünya Savaşının kapitalizme açtığı nefes alma yılları 60’lı yılların sonuna doğru sona ermiş ve sistem tekrar yeni bir krizin içerisine yuvarlanmıştı. Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve Amerika krizden çıkış yollarını aramak için ilk kez 1975 yılında Fransa’nın öncülüğünde bir araya geldiler. Daha sonra, önce Kanada’nın, ardından Sovyetler’in çöküşü ile birlikte emperyalist dünyada kendine yer kapma derdine düşen Rusya’nın katılımıyla sayıları sekize çıkan bu en zengin ülkeler, yeni emperyalist planlarını hayata geçirmek için her sene düzenli olarak toplanmaya başladılar.

G8, dünyanın en zengin ve güçlü burjuvazilerinin bir platformunu ifade ediyor. Her türden eşitsizlikle karakterize olan emperyalist dünya sistemi piramidinin en tepesinde yer alan ülkelerin burjuvazileri, bu platformda, yeni durum ve gelişmeler karşısında sistemin varlığını sürdürebilmesi için yapılması gerekenleri kararlaştırmaya çalışıyorlar. Gündem maddeleri ne olursa olsun, bu toplantıların özü, hem kendi ülkelerindeki hem de dünyanın geri kalanındaki işçi emekçi kitlelerin bu sömürücü, eşitsizlikçi, zalim düzene karşı isyanını önlemek ve kendi aralarındaki anlaşmazlıkları çözüme bağlamaktır.

Burjuva medyada geniş yer bulan G8 zirvesi sadece üç günlük bir liderler buluşmasından ibaret değil. Sermayenin gelişiminin önündeki engelleri ortadan kaldırmak ve pastadan daha fazla pay kapmak için yeni pazarlar bulmak derdinde olan bu emperyalist güçlerin kurumları, yıl içerisinde sürekli olarak kirli pazarlıklar yürütüyor, halkların kanları üzerinden savaş planları yapıyorlar zaten. Yıl boyunca emperyalist lobinin yaptığı ekonomik, politik çalışmalar G8 zirvesinde artık karara bağlanmaya çalışılıyor. Ancak tüm emperyalist güçler, ortadaki pastadan hep daha fazla pay kapmak derdinde oldukları için kendi aralarında anlaşamadıkları da oluyor. Ama her halükârda acı ve kanlı fatura tüm dünyadaki milyarlarca işçi ve emekçilere çıkartılıyor.

Vitrin başka gündem başka

G8 toplantısına ilişkin olarak televizyon ekranlarına, gazete sayfalarına yansıyanlar çok daha farklı bir tablo çizmektedir. Sanki dünyada yaşanan sorunlardan hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi, bu sekiz devletin temsilcilerinin bir araya geliş amacı, yaşanmakta olan sorunları çözmek olarak gösteriliyor. Bunlar kirli pazarlıklarını, dünyadaki açlığı, hastalıkları, savaşları çözme amaçlıymış gibi sunmaya çalışıyorlar. Oysaki açlıktan emperyalist savaşlara kadar işçi ve emekçilerin yaşadığı tüm felâketlerin sorumlusu, bu ülkelerin başını çektiği emperyalist-kapitalist sistemden başkası değildir. Metrelerce yükseklikteki, kilometrelerce uzunluktaki güvenlik duvarlarının arkasında, mükellef sofralarda açlığa çözüm bulmaya çalıştıklarını iddia ederek, kitlelerin gözünde gerçek suçluyu gizlemeye çalışıyorlar.

G8 toplantıları yaklaştığında dünya liderlerinin açlığa, hastalıklara ve yoksulluğa çözüm bulmak için toplandıklarının sıkı bir reklâmı yapılmaya başlanır. 2007 zirvesi öncesinde de Afrika’da açlığın ve hastalıkların önlenmesi için önemli adımlar atılacağı, küresel ısınmaya karşı önlemler alınacağı yalanları yayıldı. Oysa emperyalistlerin sözcülerinin iddia ettiklerinin aksine, G8 zirvesinde Afrika’da açlık ve hastalıklarla boğuşan insanların sorunları değil, emperyalist devletlerin sorunları tartışıldı. Afrika’nın gündeme gelişi açlık ve hastalıklar değil, G8 üyelerinin Afrika’daki yatırımlarının güvenliği ve geleceği sebebiyleydi. Hindistan ve Çin gibi gelişen rakipler karşısında G8’in tuşa gelmemesi için alınması gereken önlemler zirvenin önemli gündem maddelerindendi.

Başka bir gündem maddesi ise ABD’nin Doğu Avrupa’ya kurmak istediği füze kalkanıydı. ABD’nin, sözde Kuzey Kore ve İran’dan gelecek bir saldırıya karşı kendisini savunmak için planladığını iddia ettiği füze savunma sistemi projesine Rusya’dan sert yanıt gelmiş ve Putin buna karşılık Rusya’nın füzelerini Avrupa’ya çevirmekle tehdit etmişti. Kızışan emperyalist kavgada yeni bir hazırlıktan başka bir anlam taşımayan füze kalkanı projesini ABD kitlelere bir savunma önlemi olarak yutturmaya çalışıyor. Afganistan’la başlayan “önleyici saldırı” gibi yavelerin ne anlama geldiğini gördük. Özcesi, G8 buluşmasının gündemi, hiç de insanlığın sorunları değil, tersine bu sorunları daha da katmerli bir biçimde işçi ve emekçilerin başına musallat edecek olan emperyalist kapışma ve pazarlıklardır.

Ancak G8 zirvesinin gerçek niteliğini kitlelerden gizlemek için kerhen de olsa zirvenin son gününde dünyada yaşanan sorunlarla mücadele vaatlerinde bulunuldu. Buna göre “iyi yönetim” ve “demokrasinin” sağlanması şartıyla AIDS, tüberküloz ve sıtmaya karşı mücadele için Afrika’ya 60 milyar dolarlık yardım yapılacaktı. İki yıl önceki G8 zirvesinde de benzer vaatlerde bulunulmuş fakat bu konuda hiçbir ciddi adım atılmamıştı. Ama düzenin liderleri ikiyüzlü bir sahtekârlıkla yapılacak yardımın büyüklüğünden ve bunun Afrika için tarihsel bir şans olduğunu vurgulamaktan geri durmadılar. Silahlanmaya 1,2 trilyon dolar ayıranların, Afrikalı çocuklar üzerinde ilaç deneyleri yapanların, bu sorunları çözmek isteyeceğini düşünmek budalalık olur.

Sonuç bildirgesinde yer alan diğer bir karara göre ise küresel ısınmaya neden olan sera gazları salımının 2050 yılına kadar yüzde 50 oranında azaltılması hedefleniyor. Son yıllarda yerküreyi tehdit eden ciddi tehlikelerden biri olan küresel ısınma sorunu G8’in de gündeminde yer alan bir konuydu. Bilim insanları 10 yıl içinde müdahale edilmezse geri dönüşün olmayacağını belirtikleri halde G8’in ancak kırk sene sonraya hedef koyması çok şey anlatıyor. Doğayı körü körüne tahrip eden sermayenin, çıkarlarından vazgeçip gezegenin geleceğini düşünmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Üstelik Kyoto protokolüne uymayanların hiçbir bağlayıcılığı olmayan G8 kararına uyacağını kim söyleyebilir?

G8 zirvesinin neye hizmet ettiğinin farkında olan küreselleşme karşıtı on binler ise G8 liderlerini protesto etmek için sokaklardaydı. Günlerce öncesinden başlayan gösterilerde başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın çeşitli yerlerinden gelen göstericiler polisle çatıştı. 443 kişinin yaralandığı eylemlerde 1075 kişi gözaltına alındı. Zirveye katılan burjuvaların güvenliğini sağlamak için 100 milyon Euro’nun harcandığı, 17 bin polisin görev yaptığı G8 zirvesinde, Türkiye’deki geçtiğimiz 1 Mayıs’ı aratmayan bir polis vahşeti yaşandı! Bu da burjuva demokrasisinin burjuvalar için olduğu gerçeğinin dünyanın hiçbir yerinde değişmediğini gösteriyor. Gösterilerde dikkat çeken bir nokta da göstericilerin küreselleşmeye karşı olmalarına karşın alternatif konusunda yeterince net olmamalarıydı. “Başka bir dünya mümkün” diyen göstericiler bu dünyanın adını koyamıyorlardı.

Emperyalist lobinin İstanbul’da gerçekleştirdiği Bilderberg toplantısı ise G8’e nazaran daha sessiz sedasız geçti. Geçmişi G8’den çok daha eski olan bu toplantılar 1954 yılından beri yapılıyor. SSCB’nin varlığında anti-komünizm amacıyla başlatılan bu toplantılar, büyük bir gizlilik içerisinde düzenlenmeye devam ediliyor. Burjuvaların, siyasetçilerin, NATO ve IMF gibi emperyalist kurumların üst düzey yöneticilerinin de yer aldığı Bilderberg, “derin dünya hükümeti” olarak da adlandırılıyor. Kapalı kapılar ardında nelerin konuşulduğuna dair dışarıya bilgi verilmese de, toplantıya katılanların kimlikleri neler konuşulduğunu ve bu toplantıların amacını yeterince net ortaya koyuyor. Örneğin Türkiye’den katılanlar arasında Mustafa Koç, TÜSİAD başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ gibi Türkiye burjuvazisinin ileri gelenleri vardı. Dünyadan ise eski Dünya Bankası başkanı Paul Wolfowitz, “karanlıklar prensi” olarak da bilinen Richard Perle gibi düzenin tescilli isimleri yer aldı. Yani egemenler tıpkı G8 zirvesinde olduğu gibi, egemenliklerini pekiştirmek, kendi sorunlarını çözmek ve yeni planlarını hayata geçirmek için bir araya geldiler. Yaygın kanıya göre toplantıda en çok üzerinde durulan konu Ortadoğu’da yürüttükleri emperyalist savaştı. Bu bağlamda hedef tahtasında bulunan İran ve Suriye konusunda pazarlıklar yapıldığı ve Türkiye’nin rolünün de tartışıldığı muhakkaktır.

G8 ve Bilderberg gibi uluslararası emperyalist toplantılardan işçi ve emekçiler için hep kan, gözyaşı ve daha fazla sömürü çıkmıştır. Çözmeyi vaat ettikleri açlık, savaş, küresel ısınma gibi sorunların kapitalizm ortadan kalkmadan çözülmesi mümkün değildir. Bu toplantıların amaçlarından biri de işçi ve emekçilerin bilinçlerini bulandırarak bu gerçeği saklamaktır. Tek çözüm yolu, bu sisteme karşı verilmesi gereken işçi sınıfı mücadelesinden geçmektedir. Ancak kapitalizme karşı mücadele verilirse açlık, yoksulluk ve savaşlar ortadan kalkabilir. Evet, başka bir dünya mümkündür ve onun adı da sosyalizmdir!


kaynak; http://www.marksisttutum.org/emperyalisttoplantilar.htm