19.07.19/14:06

Siyonizm

Başlatan MIKE-TYSON, 16.07.04/19:07

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

MIKE-TYSON

16.07.04/19:07 Son düzenlenme: 18.07.04/08:11 amadeus
SİYONİZM VE TERÖR DEVLETİ İSRAİL

Hep tarihten ders çıkarmamız gerektiğini söyleriz. Geçmişte yaşanmış olaylar, bugünkülere ışık tutacaktır, doğruyu gösterecektir. Bütün bunlar doğru yaklaşımlardır. Hele geçmişteki olayların "iç yüzünü" anlamak, günümüzdekilerin de sahip olabilecekleri benzer "iç yüz"leri fark edebilmek açısından oldukça önemlidir. Bu yüzden, bugün Ortadoğu'nun başını ağrıtan sorunlara biraz da tarih perspektifinden bakmak gerekir. Mirasını koruduğumuz Osmanlı'nın nasıl yıkıldığını, daha sonra bölgede nelerin olduğunu, Ortadoğu'da kimlerin ne tür işler "tezgahladıklarını" görmek, son derece önemlidir. O zaman bugün bölgede bir türlü köklü çözümler getirilemeyen sorunlara daha sağlıklı bakabiliriz.

Bu bölümde pek çok soruna ışık tutacak bir konu ele alındı: İsrail'in tarihi. İsrail'in nasıl kurulduğu, bölgedeki istikrarın nasıl bozulduğu, kurulduktan sonra neler olduğu, savaşlar, provokasyonlar ve kukla liderler.


Siyonizmin Vaat Edilmiş Toprakları


Siyonist lider Theodor Herzl, 1897'de, 50 yıl içinde İsrail'in kurulacağını ifade etmişti.Siyonizmin ne kadar büyük bir tehlike olduğunu fark eden II. Abdülhamit, Filistin'e karşılık para teklif eden Siyonistlerin bu isteklerini geri çevirdi.
Siyonizm, sanıldığının aksine 19. yüzyılın sonlarında gündeme gelmiş bir fikir değildir. Muharref Tevrat'ta "Dünya Krallığı"nın merkezi haline gelecek bir Yahudi Devleti'nin kurulacağından bahsedilir. Dolayısıyla Siyonizmin tarihi Tevrat kadar eskidir. Siyonizmin vazgeçilmez hedefi olan bu devletin sınırları Tevrat'ta şöyle tarif ediliyor

"Ayak tabanınızın bastığı her yer sizin olacak. Sınırınız çölden Lübnan'dan ırmaktan, Fırat Irmağı'ndan Garp Denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allah'ınız Rab size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır." (Tekvin Bölümü, 12/25)

Yahudiler kendilerine vadedildiğine inandıkları bu topraklara kavuşmak amacıyla, ilk resmi adımı 29 Ağustos 1897'de Basel'de I. Siyonist Kongresi'ni düzenleyerek attılar. Theodor

Herzl, başkanlığını yaptığı bu kongrede kuracakları Yahudi Devleti'nin sınırlarını şöyle açıklıyordu:

"Kuzey sınırlarımız Kapadokya'daki (Orta Anadolu) dağlara kadar dayanır. Güneyde de Süveyş Kanalı'na; sloganımız Davud ve Süleyman'ın Filistin'i olacaktır." (The Complete Diaries of Theodor Herzl, Theodor Herzl, cilt 2, sf.711)

Herzl, bütün dünya Yahudilerinin vereceği destekten emin olarak, kongrede şunları da söylemişti:

"Basel'de ben Yahudi Devleti'ni kurdum. Eğer bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde veya elli sene sonra herkes bunu böyle bilecektir." (The Complete Diaries of Theodor Herzl, Theodor Herzl, cilt 2, sf.581)

Gerçekten de İsrail, Herzl'in söylediği bu sözden 50 sene sonra kuruldu. Herzl'in söylediğinin bu kadar isabetle gerçekleşmesinin nedeni neydi? İleri görüşlülük konusundaki büyük yeteneği mi? Yoksa İsrail kurulana kadar uygulanan Siyonist planın ilk bölümünün, büyük bir örgütlenme sayesinde, her adımı hesaplanarak sonuca ulaştırılması mı?


MUHARREF TEVRAT: "O günde Rab Abram'la ahdedip dedi: Mısır Irmağı'ndan Büyük Irmağa kadar, bu diyarı senin zürriyetine verdim." (Tekvin Bölümü,16/18)
Filistin'de kurulan İsrail Devleti de Siyonistleri tam anlamıyla tatmin etmemiş, daima Muharref Tevrat'ta vadedilen toprakların tamamının ele geçirilmesi hedeflenmiştir. Theodor Herzl Kutsal Toprakları açıkladıktan 88 yıl sonra, İsrail ordusunun komutanı Moshe Dayan, mevcut Yahudi Devleti'nin sınırlarını yeterli bulmayacak ve şunları söyleyecekti:

"Eğer Kitab-ı Mukaddes'e sahip çıkıyorsak, eğer kendimizi Kitab-ı Mukaddes'te yazılı olan halktan sayıyorsak, Kitabın yazdığı topraklara da sahip olmamız gerekir. 'Hakimlerin, patriklerin, Kudüs'ün, Hebron'un, Jeriko'nun ve daha pek çok yerlerin toprakları..." (Jerusalem Post, 10 Ağustos 1967)

İsrail Devleti'nin Filistin toprakları Siyonizmin ilk hedefiydi. İlk Siyonist Kongresi'nin yapıldığı dönemde, bu topraklar Osmanlı Devleti'nin elinde bulunuyordu. Bu nedenle Yahudi liderlerin ilk işi, Filistin'i Osmanlı'dan koparmak üzere çalışmaya başlamak oldu. Theodor Herzl bu amaçla birçok defa İstanbul'a geldi.

Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu ekonomik bunalımdan faydalanarak Filistin'i satın almaya çalıştı. Böylece Yahudi Devleti yeniden kurulabilecekti.

"Theodor Herzl İstanbul'a da gelmiş, Sultan II. Abdülhamit'le görüşmek için çok uğraşmıştır. Bu adam bütün Osmanlı borçları karşılığında Filistin'de bir yer istemiş ve şu cevabı almıştır: 'Bu yerler bana ait değil milletime aittir. Bu yerlerin her karış toprağı için şehit verilmiştir. 93 Harbi'nde Orduy-u Humayun'umun Filistin Alayı'nın askerleri, bir tanesi dönmemek üzere şehit olmuşlardır. Ben canlı vücud üzerinde paylaştırma yapamam. Filistin'e ancak cesetlerimiz üzerinden girilebilir. Böyle bir teklif yapan bir adam, bir adım daha atmasın ve memleketi terk etsin'." (The Sampson's Option, Seymour M. Hersh, sf.119)

Parayla toprak satın alma girişimleri, Abdülhamit'in kararlı tutumuyla sonuçsuz kalınca, Siyonist hareket, Osmanlı'yı yıkmak için yoğun bir faaliyet başlattı. Herzl bu durumu kendi sözleriyle şöyle açıklıyordu:

"Siyonizmin amaçlarına ulaşabilmesi için Osmanlı'nın dağılmasını beklemeliyiz." (The Complete Diaries Theodor Herzl, Theodor Herzl, cilt I, sf.374)


Siyonistlerin Jön Türkler ve İttihat Terakki ile İlişkileri


I. Jön Türk Kongresi'ne katılanlar.  
Tabii bu son derece "aktif" bir bekleyiş oldu. Siyonistler, İsrail Devleti'ne izin vermeyen Abdülhamit'i kesin olarak saf dışı bırakmaya karar vermişlerdi. Planlarının ancak bu şekilde gerçekleşebileceğini düşünüyorlardı. Bunun için de sadece dışarıdan yapılacak bir müdahalenin yeterli olmayacağı da ortadaydı. Dolayısıyla Abdülhamit karşıtı, bir iç muhalefet grubuyla iş birliği yapmak gerekiyordu. Yahudi liderler bu noktadan hareketle, Jön Türklerle iş birliği yapmaya karar verdiler. Siyonist lider Theodor Herzl bu tarihi kararı şöyle dile getiriyor:

"Bir tek plan aklıma geliyor. Sultan'a karşı bir kampanya açmalı, bu iş için de sürgün edilmiş prensler ve Jön Türklerle temas kurmalı." (Complete Diaries of Theodor Herzl, Theodor Herzl, cilt I, sf.374)

Jön Türkler ve daha sonra da İttihat Terakki hareketiyle kurulan sıkı ilişkiler sonucunda Osmanlı İmparatorluğu kısa sürede çökertildi. Bu konu hakkında yapılan önemli yorumlar vardı:

"Birçok Avrupalı yazar, Jön Türk hareketini ve İttihatçıları, Yahudilerin, dönmelerin ve gizli Yahudilerin elinde oyuncak olan bir Yahudi-mason komplosu olarak nitelemiştir." (Young Turcs, Freemasons and Jews, Eli Kedourie, sf.89)

1908 Jön Türk İhtilali öncesinde, Avrupalı Siyonist Yahudiler, Osmanlı vatandaşı olan Yahudilerin Siyonizme hizmet etmeleri için uğraşmışlar, bu iş için üs olarak da çok sayıda Yahudinin yaşadığı Selanik'i seçmişlerdi. Burada çalışmalar yapan Siyonistler kısa zamanda kendilerine birçok Yahudi taraftar buldular. Siyonizm için çalışan her Yahudi bir kazanç olarak görülüyordu.

"Fakat en büyük kazanç Jön Türklerin içinde ünlü bir sima ve Osmanlı Parlamentosu'nda Selanik mebusu olan Emanuel Karosso oldu." (Germany, Turkey and Zionism 1897-1918, Isaiah Friedman, sf.143)


Abdülhamit'in devrilmesi için çaba gösteren İttihat ve Terakki üyelerinin en önemli destekçilerinden birisi de Siyonistlerdi.
Selanik Yahudilerinin görevi olan Jön Türklere Siyonizmi benimsettirme çabaları, özellikle Emanuel Karasso, Nissim Mazliyah ve Nissim Russo adlı Yahudiler tarafından yürütülüyordu.

"Karasso, Mazliyah ve Russo'nun görevi, Türk politikacıları Siyonizmden çekinmenin gereksiz olduğuna inandırmak, onları davalarına kazandırmaktı." (Germany, Turkey and Zionism 1897-1918, Isaiah Friedman)

"Yahudi Nissim Mazliyah masondu." (Türkiye'de Masonlar ve Masonluk, İlhami Soysal, sf.6)

"Yahudi Nissim Mazliyah yıllarca Osmanlı Meclisinde İzmir milletvekili olarak faaliyet göstermiştir. İttihat ve Terakki üyelerinin Siyonizme kazandırılmasında önemli görevler üstlenmiştir. 'İttihat ve Terakki gazetesinde yazıları yayımlanmıştır." (Türkler ve Yahudiler, Avram Galante, sf.91)


Arapların Türklere karşı öfke duymaları bölgeye gönderilen ajan provokatörler tarafından sağlandı. Arap dilini ve geleneklerini çok iyi bilen ünlü İngiliz casusu Albay T. E. Lawrence bölgede geniş kapsamlı faaliyetlerde bulundu.
Siyonizm sempatizanı olan Yahudiler de, Jön Türklere Abdülhamit karşıtı mücadelelerinde ellerinden gelen desteği veriyorlardı. Nissim Russo Jön Türklerle sıkı ilişkiler içerisindeydi.

Halkı 1908 İhtilali'ne dahil edebilmek için duvarlara ilanlar yapıştırmış, ihtilal sabahı kahve kahve dolaşarak attığı nutuklarla halkı isyana katılmaya çağırmıştı. Aynı akşam ihtilalcilerin isteklerini padişaha tebliğ etmek üzere saraya giden heyetin de sözcüsüydü. II. Meşrutiyet sonrası kurulan Siyonist cemiyetinin ilk üyelerindendi.

''Bir başka Yahudi 'iş birlikçi' Rafael Benuziyar, Selanik'te eczacıydı. Eczanesi Jön Türklerin buluşma yeri idi. Bundan başka İdare-i Hamidiye'ce şüphe altında bulunan Jön Türklerin haberleşmesi Benuziyar vasıtasıyla sağlanırdı. Benuziyar 22 Temmuz 1908 senesi akşamı, yani Meşrutiyetin ilan edileceği günün öncesi, Selanik duvarlarına bildiri yapıştıranlardan ve bunları evlere dağıtanlardan biri olmuştur. Aşer ve Avram Salem kardeşler, Fransa'ya kaçarak Jön Türk hareketine destek vermeye devam etmişlerdir. Leon Gatezno da Fransa'da Jön Türkler lehine büyük faaliyetler yapmıştır. Selanik manifatura tüccarlarından olan Tiamo, Selanik'teki Jön Türk grubuna büyük hizmetlerde bulunmuş ve servetini Jön Türklerin emrine vermiştir." (Türkler ve Yahudiler, Avram Galante, sf.94)

Thinker

Bugün yeryüzünde çok sayıda bağımsız devletin varlığına inanılmaktadır. Fakat bu devletlerin yöneticilerinin kendi ülkelerini ve halklarını ilgilendiren basit konularda bile kendi bağımsız iradeleriyle karar vermekte zorlandıklarını görürsünüz. Bir önemli husus da şudur: Bilindiği üzere çağımızda demokrasi adeta bütün insanlığa mal edilmiş bir "siyasi din" haline getirilmiştir. Hatta demokrasi çağımız siyasetinin 'a priorisi' yani öncülüdür. Bu yüzden demokrasinin de, tıpkı aklın 'a priorileri' gibi muhakemeden ve tartışmadan uzak tutulması gerektiğine inanılır. Oysa birçok ülkede halkın büyük bir çoğunluğunun seçtiği ve istediği kişiler bir türlü yönetime gelemezler. Bunlardan bazıları işin içine girdiğinde kendilerine sunulan demokrasinin sadece bir seraptan ibaret olduğunu fark ederler. Bazıları Cezayir'de olduğu gibi yönetime talip olurken kendilerini zindanda bulurlar. Bazıları da yönetime gelseler bile iktidara gelemezler. Siyaset meydanlarında prim yapmak için savunduklarına karşı en başta onların kullanıldığına şahit olursunuz. Bütün bunları görünce bir "derin devlet" gerçeği karşınıza çıkar. Aslında bu "derin devlet" gerçeği sadece lokal veya ulusal değildir. "Derin devlet" gerçeğinin global yönünün, lokal yönüne baskın olduğunu unutmayalım. Bu yüzden günümüz dünyasını karıştıran gizli ellerin sahiplerini tanımak için araştırma yapanlar bir "Dünya Derin Devleti"yle veya "Gizli Dünya Devleti"yle karşılaşmışlardır.





Ahmet Varol


shorki

10.01.07/21:13 #2 Son düzenlenme: 16.03.08/15:50 asya
Siyonizm,Kudüsteki Siyon Tepesinin adından gelir.Yahudi halkının Filistin'e dönme umudu,yahudi düşüncesinin sürekli bir yönüdür;bu düşünce Mesih'in geri gelme düşüncesinden ayrılmaz.(Bilmeyenler için söyleyelim.Yahudilerde Mesih inancı çok önemlidir.Mesih'in gelme amacı,dünyada bir yahudi devleti kurmaktır.Hatta İsrail kurulduğu zaman yahudi gazeteleri "Mesih'in Ayak Sesleri" başlığını atmışlardır.)

(SÖZDE TANRI YAHUDİLERE TEVRATTA BU TOPRAKLARI VAAD ETTİ)

O zaman Rab bütün milletleri önünden kovacak ve sizden büyük
kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız.Ayak tabanlarınızın bastığı her yer sizin olacak.Sınırınız çölden Lübnan'dan ırmaktan,Fırat ırmağından garp denizine kadar olacaktır.Önünüzde kimse duramayacak,Allah'ınız Rab size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır."
(Tevrat,Tesniye Bölümü,12/25)

Görüldüğü gibi siyonizm aslında Ülkemizi yakından ilgilendiren bir ideolojidir.Fırat nehri ilr Nil nehri arasıda kalan tüm topraklara sahip olmak yahudilerin tek amaçlarıdır.Bugün ABD direk olmasada dolaylı yönlerden zengin yahudiler tarafından yönetilmektedir.Günümüzde ABD askeri Irak,Afganistan,Pakistan,Lübnan ve hedefteki ülekeler Suriye ve İranda var olma amaçları siyonizmin yavaş yavaş gözlerimizin önünde gerçekleştiğini göstermektedir.Siyonizmi bir ütopya olarak gören her insanın şu gerçeği bilmesini istiyorum İsrail var oldukça Ortadoğuda barış olmayacaktır.Türkiye 80 yıldır yeteri kadar gelişememesinin sebebi israildir.İsaril, terör örgütlerini ortaya çıkaran ve onları besleyen bir ülkedir.İsrail, eli sapanlı çocuklara karşı en gelişmiş teknolojik yapıya sahip olan silahlarla savaşan cani bir ülkedir.

Nitro

Zamanında Osmanlı'yı arkadan vurdular, İsrail'in kurulması için parayla kendi topraklarını sattılar, düşmanla savaşmak varken birbirlerini öldürüyorlar... Daha nice şey yazabilirim.
Üzülmüyor muyum? Kahroluyorum her gün. Ölenlere, cahilliğe, yoksulluğa kahroluyorum ama kendi sonlarını hazırladılar.
Böyle boykotlar çok güzel tabii ki. Ama Coca-Cola'yı Türkiye'de kimse içmese de Coca-Cola Türkiye'den çekilse de ABD'nin ve İsrail'in politikaları değişmeyecektir.
Zaten bu firmalardan daha çok Türk şirketleri ve işçileri kazanıyor. Nasıl Fransa'ya karşı yapılacak muhtemel bir boykotta kaybedecek olan biz olursak, burada da aynı şey olacak.
He istemeyen yemesin, içmesin. Saygı duyarım.
Yapılması gereken bir şey varsa o da dolarla ticaret yapmamaktır, parayı dolara yatırmamaktır, dolarla alışveriş yapmamaktır. Elde tutulan her dolar ABD'ye faizsiz kredi vermektir.
En azından direkt olarak ABD'ye karşı bir hareket olmuş olur.

torq

11.01.07/22:03 #4 Son düzenlenme: 16.03.08/15:50 asya
Her kötülüğün nedenini bir kurum ya da ülkeyi görmek kolaycı bir yaklaşımın ürünüdür. Fazla düşünmeyen ya da olasılık hesabı yapmayan herkes, kendilerine sunulan kolay kabul edilebilir bir reçeteyi hastalıkların tedavisi olarak kabul eder ve başka bir neden aramaya çalışmadan düşmanını bulup yok etmeye çalışır.
İsrail ya da Siyonizmi bir günah keçisi yapmadan önce kimler tarafından kurulduğunu, dünyadaki yahudilerin nerelerden gelip nerelere gittiklerini, hıristiyanların ve müslümanların onlara nasıl yaklaştıklarını, paranın gücünü kimlerin en iyi kullandığını, kimlerin disiplinli ve kendisini koruyan kimlerin göçebe kimlerin yerleşik topluma geçtiklerini irdelemek gerekir.
Kahrolsun! Allahından Bulsun! gibi "gerçekçi" yaklaşımlardan uzak durmak ve siyasetin evrensel ilkelerine, ülkelerin aslında kimler tarafından yönetildiğine bakmak gerekir diye düşünüyorum.

DarthVader

Yahudilik HZ. Musa (a.s)’in getirdiği bir dindir.
Yahudilere göre, HZ. Musa’nın şeriatı en mükemmel şeriattır. Onlar kendilerini Allah’ın seçkin kavmi biliyor, kurtuluş ve saadetin sadece Yahudilere ait olduğunu savunuyor ve diğerlerine bu dine katılma izni vermiyor. Aslında Yahudilik bir kavim çerçevesinde sınırlı kalan bir dindir .
    Siyonistler görünüşte Yahudiliğin ilke ve inançlarına bağlı olduklarını iddia eden bir gruptur. Lakin gerçekte bu grup Musa (A.S)’in öğretileri ve Yahudilikten gayet uzak olan bir gruptur. Onlar yapay bir gruptur ve ilahi dinlerin öğretileriyle onların inançları arasında hiçbir benzerlik mevcut değil. Siyonizm aşırılık yanlısı bir siyasi harekettir ve Yahudiliği bir araç olarak kullanıyor. Siyonizm, Yahudiliğin örtüsü altında dünyanın diğer halkaları sulta altına almayı planlıyor. Onlar kendilerini Yahudilerin kurtarıcısı ve diğer halklar ve dinlerden üstün görüyor. Siyonistler diğer insanların insani haklara sahip olduklarını kabul etmiyor. Siyonizm’in elebaşlarına göre, Yahudi olmayanlar bu kavme hizmet etmek için yaratılan hayvanlardır ve hayvanlar gibi onlara hizmet etmelidir.
Birinci dünya savaşından önce, 1895 yılında Avusturyalı gazeteci Teodor Hertzel adlı bir gazeteci tarafından kaleme alınan Yahudi devleti adlı kitapta Yahudilerin bağımsız bir devlet kurmalarının gerekli olduğu belirtildi. Siyonizm partisinin İsviçre’nin Bal kentinde düzenlenen ilk kongresinde Siyonist rejimin kurulması kararlaştırıldı. Nihayet uzun müddet devam eden müzakerelerin ardından İngiltere’nin o dönemdeki dış işleri bakanı Balfor, 2 kasım 1917 yılında Yahudi devletinin kurulmasını vaat etti ve Yahudiler 1948 yılında Amerika ve İngiltere’nin nezareti altında Siyonist rejimi kurdular.
Siyonist rejim, Amerika ve İngiltere gibi sömürgeci ülkelerin desteğiyle kuruldu. Bu rejimin kurulmasının amacı Filistin’in işgal edilmesi ve İslam dünyasının merkezinde sömürgecilere bağlı bir rejimin kurulmasıydı. Binlerce Filistinli kadın, erkek ve çocuğu katliam eden ve Filistin halkının evsiz barksız kalmasına sebep olan Siyonist rejim dünyanın özgür halkları nefret ve öfkesini körüklemiştir. Tabii dünyanın bazı Yahudileri ve Yahudiliğin alimleri Siyonistlerin cinayetlerine karşı çıkıyor . onlar Siyonistlerin düşünceleri ve işledikleri cinayetleri sert bir dille kınıyorlar.
Haham David Feltmen şöyle diyor : Biz Siyonistlerin girişimlerine ciddi bir şekilde karşıyız. Biz Allah’ın Affını kazanma umuduyla dünyaya dağılmalıyız. Biz bir devlet ve rejim kurmamalıyız. Biz barış istiyor ve savaş ve insanları öldürmekten nefret duyuyoruz. Biz Filistin halkının katliam edilmesinden esef duyuyor ve Siyonist rejimin girişimlerini kınıyoruz.
Siyonizm, sanıldığının aksine 19. yüzyılın sonlarında gündeme gelmiş bir fikir değildir. Muharref Tevrat'ta "Dünya Krallığı"nın merkezi haline gelecek bir Yahudi Devleti'nin kurulacağından bahsedilir. Dolayısıyla Siyonizmin tarihi Tevrat kadar eskidir. Siyonizmin vazgeçilmez hedefi olan bu devletin sınırları Tevrat'ta şöyle tarif ediliyor

"Ayak tabanınızın bastığı her yer sizin olacak. Sınırınız çölden Lübnan'dan ırmaktan, Fırat Irmağı'ndan Garp Denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allah'ınız Rab size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır." (Tekvin Bölümü, 12/25)

Yahudiler kendilerine vadedildiğine inandıkları bu topraklara kavuşmak amacıyla, ilk resmi adımı 29 Ağustos 1897'de Basel'de I. Siyonist Kongresi'ni düzenleyerek attılar. Theodor

Herzl, başkanlığını yaptığı bu kongrede kuracakları Yahudi Devleti'nin sınırlarını şöyle açıklıyordu:

"Kuzey sınırlarımız Kapadokya'daki (Orta Anadolu) dağlara kadar dayanır. Güneyde de Süveyş Kanalı'na; sloganımız Davud ve Süleyman'ın Filistin'i olacaktır." (The Complete Diaries of Theodor Herzl, Theodor Herzl, cilt 2, sf.711)

Herzl, bütün dünya Yahudilerinin vereceği destekten emin olarak, kongrede şunları da söylemişti:

"Basel'de ben Yahudi Devleti'ni kurdum. Eğer bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde veya elli sene sonra herkes bunu böyle bilecektir." (The Complete Diaries of Theodor Herzl, Theodor Herzl, cilt 2, sf.581)

Gerçekten de İsrail, Herzl'in söylediği bu sözden 50 sene sonra kuruldu. Herzl'in söylediğinin bu kadar isabetle gerçekleşmesinin nedeni neydi? İleri görüşlülük konusundaki büyük yeteneği mi? Yoksa İsrail kurulana kadar uygulanan Siyonist planın ilk bölümünün, büyük bir örgütlenme sayesinde, her adımı hesaplanarak sonuca ulaştırılması mı?


RDX

israiloğulları, eksen eğikliğinin oluşmasına neden olan sebepler ve oluşturduğu sonuçları yaşayan, dünyanın kutupları gibidir. kış olur en şiddetli ezilirler güneşi göremezler, yaz olur en şiddetli ezerler güneşleri hiç batmaz,  olması gerektiği gibi. tehlikeli, kötü yada iyi değildir bu durum. Olması gerektiği gibidir sadece.

ekvatora yakın olmanın iyi olduğunu kim söyleyebilir ki. çünki savaşmak sevişmek gibidir :)

Emre1974tr

Ruhçu Öğretinin her yoldan insanları etkisi altına aldığını söylemiştik. İncil ve daha eski kutsal kitapları değiştiren, evrimi, reenkarnasyonu ve komünizmi binlerce yıldır insanlara aşılayan bu şeytani oluşum 2. Dünya Savaşı’nı da çıkartmıştı:


http://www.supermeydan.net/forum/forum357/thread10933.html



Sadece Kuran korunduğundan, bu ruhçuluğun tuzağından insanları kurtarabilecek yegâne kaynak olduğunu da biliyoruz.

Maddi nimetleri ve dünyayı kötü gösteren, insanları sefilliğe ve ızdıraba yönlendiren spiritüalizm yine bilindiği üzere 3. Dünya Savaşı’nı çıkartmak için geceli gündüzlü çalışıyor.

Tasavvuf, kabala, New Age akımı, masonluk, ezoterik tüm örgüt ve oluşumlar Kudüs merkezli tek bir dil, tek para biriminin geçerli olduğu tek bir dünya devleti kurmaya hizmet ediyorlar. Yahudileri dünyanın efendisi haline getirmek amacındalar.

Daha doğrusu işin içindeki, hatta tepedeki Yahudiler hedefin bu olduğunu sanıyorlar. Gerçekte ise Yahudilerin bile kıyıma uğrayacağı bir nükleer savaşı hedefliyor şeytanlar.

Değiştirilmiş Tevrat ile kendilerine vaat edilmiş toprakları gerekirse katliamlar yoluyla ele geçirme yetkisinin verildiğine inanan Yahudiler bu uğurda İsrail’i kurdular. Ülkemizin bir kısım topraklarını da içeren haritaya kavuşuncaya kadar hiç durmadan her şeyi yapacaklar.

Spiritualist-ezoterik örgütler de var güçleriyle onlara hizmet ediyor görünüyorlar. Hatta dediğimiz gibi Kudüs merkezli, Yahudilerin elinde tek bir dünya devleti kurmayı hedefliyorlar. Komünizm bile bu amaca hizmet ediyor, anahtarları savaşsız teslim almak için. Ulus devletleri, dinleri ve bireyselliği ortadan kaldırıp, tek bir potada eriterek kolayca emellerine ulaşacaklar.

Diğer yandan evrim ve ruhlar âlemi inançlarını insanlara aşılayarak, hem insanların kendilerine zulmetmelerini sağlıyorlar, hem de gizlice nazizmi-ırkçılığı yeşertip benimsetiyorlar. Tabii bu arada insanların iç dünyasındaki tüm dengeleri alt üst edip istedikleri kıvama getiriyorlar.

Bir de işin Hıristiyan-Evanjelist boyutu var. Bush gibi milyonlarca Evanjelist de Yahudilerin kendilerine vaat edilen toprakları ele geçirmesini istiyorlar. Çünkü Evanjelistlere göre İncil ve Tevrat’taki kehanetler şunu söylüyor:

1-Bu yüzyılda Yahudiler kendilerine vaat edilen topraklara kavuşacaklar.
2-Bu noktadan sonra Yahudiler ile düşmanları arasında büyük bir savaş çıkacak.
3-Yahudiler yenilgiye uğrayacaklar ve bunun üzerine İsa yeryüzüne gelecek.

Yani ABD’nin İsrail’i güçlendirip diğer ülkelere saldırtmasının, İsraillilerin hedeflediklere topraklara sınırlarını genişletmesine yardımcı olmalarının temelinde kıyameti getirmek arzusu yatıyor.

Kısacası Evanjelist Hıristiyanlar aslında Yahudilerin uzun vadede mahvolmalarını istiyorlar ki bekledikleri Mesih gelebilsin. Ve bu Mesih’in kendilerini yani Evanjelistleri gökyüzüne alarak kurtuluşa ulaştıracağını zannediyorlar.

Tüm bunların gerçekleşebilmesi için de öncelikle İsrail’in kurulması gerekiyordu, kuruldu. Şimdi sınırlarının vaat edilmiş toprakları kapayacak şekilde genişletilmesi gerekiyor. Ki kıyamet savaşı aşamasına geçilebilsin.

Tüm Avrupa ülkeleri bile avuçlarının içlerinde, tek düşmeyen kale ülkemiz. Bu yüzden bir yandan doğrudan ABD ve İsrail’in dış politikaları ile yıpratılırken, bir yandan da CİA ve Mossad, ülkemizdeki ezoterik örgütlerle birlikte faaliyetleriyle bizi içten istediklere şekle-kıvama getirmeye çalışıyor. Büyük İsrail’in kurulabilmesi için, en büyük engel olarak gördükleri Türkiye’yi parçalamaya çalışıyorlar.

Büyük Ortadoğu Projesi ve Irak’ın işgali de aslında Evanjelistlerin ve Yahudilerin bu hedefine hizmet ediyor.

Ülkemizdeki Hıristiyan misyonerlerin faaliyetleri de bu yöndedir.

Kürtleri ve Ermenileri bile ülkemizi zayıflatmak için maşa olarak kullanıyorlar.

İnsanımızı Kuran’dan islam’dan uzaklaştırmak için de her türlü stratejiyi kullanıyorlar. Ateizm, New Age öğretiler-spiritualizm, Kabala ve hatta tasavvufu yaygınlaştırarak, Kuran’daki gerçek İslam’a insanımızın erişmesini engelliyorlar.

Kısacası müttefik bildiğimiz ABD ve İsrail, hakkımızda en ürkütücü planları hazırlayanlar durumundalar. Sadece ülkemiz adına değil, aynı zamanda tüm Ortadoğu ve hatta tüm Dünya adına uyanışa geçme ve bu çılgın amaçları engelleme vakti.

Yoksa çok karanlık günler tüm insanlığı bekliyor. Özellikle 2012 yılı faaliyetlerinin hız kazanacağı dönem olabilir.

Düşman çok sinsi ve her türlü silahı kullanıyor. Sinema ve televizyonları bile…

Türkler olarak çok uyanık ve güçlü olmak zorundayız. Vücuda getirilmeye çalışılan Armagedon’u engelleyebilecek olan kilit ülke biz gözüküyoruz. Bu yüzden tüm planlar bizim üzerimize yapılıyor, sinsi çalışmalarla gücümüz kırılmaya çalışılıyor.

MOSSAD ve BARZANİ
24 Ocak 1993 tarihinde iş yerine gitmek üzere bindiği arabasına mossad tarafından bomba konularak havaya uçurulan gazeteci-yazar Uğur Mumcu 'nun ölümüne sebep olduğu söylenen yazısı:

"Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişkiMOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD,İsrail 'in gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı?

Barzani 'nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, "Hayır olmadı" diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu.
MOSSAD' ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney'de yayınlanan "Israel 's Secret Wars-A History of Israel's Intelligence Services" adli kitapta sergileniyor. Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington'daki Brooking Enstitüsü'nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış. Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor.
Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor.

* * *

Kitapta 1967 Arap-İsrail Savaşı 'ndan sonra, MOSSAD 'ın Kürtlerle ilişki kurduğu (sayfa.327), Mısırlı ünlü gazeteci Hasan el-Heykel'in İsrailli subayların Kürtler aracılığıyla Irak 'tan radyo bağlantıları kurduğunu 1971 yılında açıkladığı anlatılıyor.

1969 yılı Mart ayında Kerkük petrollerine yapılan saldırının da İsrail tarafından yapıldığı açıklanıyor. 1972 yılında imzalanan Sovyet-Irak Dostluk Antlaşması 'ndan sonra İran Şahı ABD Başkanı Nixon ile gizli görüşme yapıyor; bu gizli görüşmeden sonra CIA tarafından "Kürdistan Demokratik Partisi"ne üç yıl içinde 24 milyon dolar gönderiliyor.

Barzani 'nin Irak rejimine karşı ayaklandığı yıllarda, ABD-İsrail-İran üçlüsü bu ayaklanmayı destekliyor. Barzani-ABD ilişkileri, ABD Dış işleri eski bakanı Henry Kissinger eliyle yürütülüyor.

MOSSAD-Barzani ilişkileri de İsrail 'in Tahran 'daki askeri ateşesi Yaakov Nimrodi (MOSSAD Ajanı) aracılığı ile gerçekleşiyor.

Nimrodi 'nin üstlendiği görev ilginç: Nimrodi Sovyet silahlarının Barzani 'nin eline geçmesinde rol oynuyor. (sayfa. 328-329) Kitapta, MOSSAD'dan Kürtler 'e 50 milyon dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. (sayfa.328)

* * *

70 'li yıllardaki bu ilişkiler bugün sürüyor mu?
Kitaba göre sürüyor. "Körfez Savaşı sırasında Irak 'ın attığı Scud füzelerinin Tel-Aviv'e düşmesi üzerine bu ilişkiler yeniden başladı. (sayfa.521) Baba Molla Mustafa Barzani ile kurulan ilişkiler, simdi de oğul Mesud Barzani ile sürüyor.
MOSSAD, Barzani'ye Avrupa kahvelerinde çekler vererek bu desteği sürdürüyor. Kitapta, Mesud Barzani'nin İsrail 'e gizlice giderek yardım istediği yazılıyor. Bu ilişkiler sürüyor ve anlaşılıyorki daha da sürecek...Gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek...
İlgi belli...
Ilişki de belli...
Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD 'ın Kürtler arasında?
Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değilmi? "

Uğur MUMCU( Cumhuriyet, 7 Ocak 1993),

Emre1974tr

Ramazan Kağan Kurt'un yazısı:

İsrail Devletinin Kuruluşu Ve Evanjelistler


Evanjelistlerin “ilahi” planının merkezinde İsrail bulunmaktadır.
19. yüzyıl boyunca pek çok İngiliz ve Amerikalı Hıristiyan Yahudilerin tekrar bir araya gelip devlet kurabilecekleri ne inanmıyorlardı. Tanrı Yahudilerle olan hesabını kapatmıştı. Zira “İkame teorisi” mucibince Yahudiler İsa’yı reddedince Tanrı’da onları defterinden silmiş, bütün teveccühünü kiliseye yönlendirmişti.

Kilise artık “Yeni İsrail” idi. O takdirde “Eski İsrail” e yapılan vaatlerin ve ilahi taltiflerin mirasçısı da kiliseydi.
Ancak Evanjelizmin önderleri olan tertipçiler bu fikre pek sıcak bakmadılar.
1880 ve 1890’larda Filistin’de bir dizi Yahudi tarım kolonilerinin kurulmasını teşvik ettiler. 1890’larda ortaya çıkan Siyonist hareket Yahudilerden ziyade, Evanjelistleri heyecanlandırdı.

Willian E. Blackstone, Evanjelist heyecanı aksiyona döktü. 1878 yılında “İsa Geliyor” adlı çok satan kitabını yayınladı. Bu kitap 42 dile çevrilip milyonlarca basıldı.

1880’lede Filistin’deki Yahudi yerleşim yerlerini ziyaret ettikten sonra, 1891 yılında Yahudilerin Filistin’e yerleşmesini sağlamak için bir dilekçe hazırlayan Blackstone, 413 siyasetçi, yüksek mahkeme hakimi, dini liderden imza topladı.

Zamanın Amerikan Başkanı Harrison bu girişimi ciddiye almadı. Ancak daha sonra göreve gelen ABD Başkanları Teddy Rooswelt ve Woodrow Wilson, Blackstone’un sözlerini ciddiye aldılar.

Blackstone 1918’de Philedelpia’da düzenlenen Büyük Siyonist Konferansı’nda “Siyonizmin Babası” olmakla mükafatlandırıldı. İsrail’de bir ormana onun adı verilerek şereflendirildi.

1841 doğumlu Blackstone İsrail devleti’nin kuruluşunu göremeden 1935’te öldü.

Dispensationalist Blackstone’un Chicago’dan arkadaşları olan Horatio ve Anna Spafford ve müritleri, Kudüs’te Müslüman mahallesinde bir koloni kurdular.
Birinci Dünya Savaşı en çok Evanjelistleri memnun etti. Zira Avrupa’nın yeniden şekillenmesi, kurguladıkları ahir zamanın başlaması için elzemdi.
Filistin’in, Yahudilerin eline gün geçtikçe daha fazla geçmesi onları mest ediyordu.

1916 yılına gelindiğinde, ABD basınında “Türkler ezilirse Filistin’de bir Yahudi vatanının kurulabileceği” aleni yazılmaya başlanmıştı. 1917’de Osmanlı-Türk ordusu geri çekilmiş, Kudüs’e İngiliz ordusu girmişti.

Bunun üzerine dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Arthur Balfour, milletlerarası Siyonizm’in lideri Lord James Rothschild’e yazdığı mektupta: “Majesteleri’nin hükümetinin Filistin’in Yahudilerin “Milli Yurdu” olarak kurulmasını memnuniyetle karşılayacağını ve bu hedefe varılması için her türlü gayreti seferber edeceğini” yazmıştı.

Rothschild ailesi Osmanlı-Türk Devleti’nin trajik dış borçlanmasında borç aldığı İngiliz Yahudisidir. Günümüzde de İlluminati’nin 10 mensubundan birisi olan, aile olarak zikredilmektedir.

Balfour Deklarasyonu olarak adlandırılan bu mektuptan 40 gün sonra İngilizler Kudüs’e girdiler.

Bu durum Evanjelistlerin pek hoşuna gitmedi. Ancak İngilizlerin bölgede bir Yahudi devletinin kurulacağı sözünü vermeleri onları rahatlattı.
Bu durum 1917’de “Our Hope/Bizim Umudumuz” adlı dergide Arno C. Gaebeleins tarafından “bütün işaretlerin işareti” olarak yorumlandı.
Evanjelistlere göre yüzlerce yıldır Filistin’de yaşayan insanların İsrail Devleti’nin kurulmasına karşı çıkmaları, Tanrı’nın emirlerine karşı gelmekti.
Eh Tanrı’nın emirlerine karşı gelenlerde her türlü belayı hak ederdi.

1930 yılında beklenmedik bir durum ortaya çıktı. “Siyon Büyüklerinin Protokolleri”. Bu kitap Naziler tarafından geniş kitlelere dağıtıldı.
Amerika’da Henry Ford bile Dearbond Independent adlı gazetesinde kitabı seri halinde yayınlattı.
Evanjelist Moody İncil Enstitüsü’nden James Gray Siyon protokollerini pre-milenyal anlayışı perçinleyen bir ilahi gelişme olarak lanse etti. Arno Geabelein’e göre de Siyon Protokolleri gelişmesi İncil’e uygundu.

Evanjelistlerin Yahudiler hakkındaki görüşleri adeta ayna gibidir. Birincisi aynanın ön yüzü. Yahudiler Tanrı’nın ilahi planında yer alan seçilmiş bir millettir ve desteklenmelidir. Aynanın arka yüzü ise, “Yahudiler Şeytan’ın hükmüne girmiş kafirlerdir” ve her musibete müstahaktırlar.
İsa Mesih’e iman etmemiş ve etmeyecek Yahudilerin ilahi hiçbir şansı yoktur.

Evanjeliklere göre, Nazi zulmü ilahi bir sebebe dayanmaktaydı. Kınamasına kınıyorlardı Yahudilere yapılanları ama, işte o kadardı.
Nasıl M.Ö Babilliler ve kralları Nabukadnezar Tanrı’nın adaletine aracılık etmişse, Naziler de aynı şeyi yapıyorlardı.
Hatta, Evanjelist Harry Rimmer, Nazi zulmünü şöyle yorumlayacaktı: “Hitler korunmuş insanları Kutsal Topraklar’a sürerken, inanmasa da İncil’in emrini, onun en muhteşem kehanetini yerine getiriyordu.”

Nasıl Tanrı Babillileri yargılayıp cezalandırmışsa, Nazilerde yargılanıp cezalandırılmıştı.

Evanjelistlerin bu “nekrofilik” tutumları günümüzde de Filistinlileri hedef almış durumdadır. Onlara göre, Filistinliler Tanrı’nın vaadinin yerine getirilmesine asla engel olamazlar. Kısaca başlarına geleceklere razı olmaları gerekir. Tanrı’nın planına karşı çıkmak bozgunculuktur ve cezası da ölümdür.
Evanjelistler, Nazi zulmünden sonra Yahudilerin büyük oranda Filistin’e göçeceklerinden emindiler.

Neticede İngilizler 1917’de geldikleri Kudüs’ten 14 Mayıs 1948’de boynu bükük çekilme kararı aldılar. Yahudi Milli Konseyi, bağımsızlığını ilan etti. Arap orduları İsrail’e saldırdı. Ancak ABD İsrail’i hemen tanıdı. İsrail askerleri Arapları yendi. Mayıs 1949’da ateşkes ilan edildi ve BM İsrail’i üyeliğe kabul etti.
Evanjelistlerden Louis Talbot bu gelişmeyi: “İncil kehanetleri açısından, milattan sonra 70 yılında Kudüs’ün yıkılmasından beri, bu dünyada gerçekleşen en önemli olay” olarak değerlendirdi.

1956, 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşlarında İsrail, topraklarını büyük miktarlarda genişletti. Kudüs’ün tamamını ele geçirdi.
Evanjelistlerin kiliselerinde yer alan “İlahi İsrail” haritaları artık gerçeğe dönüşmüştü.
Nelson Bell, Christianity Today’de şunları yazmıştı: “’2000 yıldır ilk defa, Kudüs’ün İsrailoğulları’nın elinde oluyor olması İncil öğrencilerini müteessir kılmakta ve onların İncil’in doğruluğu ve gerçekliğine olan inancını tazelemektedir.”
Daha 1970’li yıllara kadar birçok gece kulübü ve işyerinin kapısında “Köpekler, Zenciler ve Yahudiler giremez” yazıyordu. Fakat Amerika’da 1970’lerden itibaren Evanjelist-İsrail ilişkisi birden ivme kazanmaya başladı.

Daha önceleri pre-milenyalist Hıristiyan akımları alaya alan Siyonistler liberal Protestanlar arasındaki itibar ve desteklerini kaybetmişlerdi. Evanjelistlerin pervasızlığı ve sahip oldukları güce İsraillilerin ihtiyacı vardı.

Evanjelistler de bekledikleri kehanetin gerçekleşmesi için İsrail’in her şartta desteklenmesi gerektiğine inanmışlardı.
Ve garip bir koalisyon çıktı ortaya. Gerçekte birbirlerinden pek hoşlanmayan ama birbirlerine mutlak ihtiyacı olan iki zıtların birlikte hareket etmesiydi bu.
Binlerce Evanjelist İsrail’i ziyaret etmeye başladı. Carl Henry 1971’de Kudüs’te kehanetlerle ilgili bir konferans tertipledi.

32 ülkeden 1500’den fazla katılımcının bir araya geldiği misafirleri zamanın İsrail Başbakanı Ben-Gurion bizzat karşıladı.
Carl Henry’nin başlattığı tarzı Jerry Falwell, Oral Roberts ve Hal Lindsey gibi Evanjelist Fundamantalistler daha da ileri götürdüler.
Günümüzde Irak’ın Bush yönetimindeki ABD tarafından işgal edilmesi ise, tamamen Evanjelist Hıristiyan Siyonistler ile Yahudi Kabalist Siyonistlerin İlahi-Ezoterik temele dayalı Yeni Dünya Düzeni siyasetinin bir sonucu.

Ramazan Kağan Kurt

http://www.huryildiz.com/Detay.asp?yazar=33&yz=185

Emre1974tr


MASONLUK-YAHUDİLİK ve KOMÜNİZM

Yahudilerin ve Siyonizmin Bolşevik Rus ihtilali ile münasebetlerinde, Amerikan Harbiyei Umûmiye ikinci Bürosunun 1919 başlıda ha-zırladığı ve Amerika'daki Fransız yüksek kostniseririe verdiği muhtıra dikkate değer gerçekleri ortaya koy-maktadır. Muhtıranın ilk kısmında,' Yahudi Siyonist Teşkilatı'nın maruf gizli protokolünün onuncu, madde-sinin aynen iktibas edilmiş olduğu görülmektedir. Bu gizli protokol maddesi aynen şöyledir:
«Tanrı size, siz seçkin kullarına Dünyaya yayılma kudreti bahşetti. Bu kudret başkalarına zaaf gibi gö-ründüğü halde, aslında bizim kuvvetimiz olmuştur. Ve bizi, şimdi dünya hakimiyetinin eşiğine getirmiştir. Bu esaslar üzerine dünya hakimiyetinin kurulmasına az kalmıştır.

Muhtıra 1897 tarihli gizli Yahudi protokolünün onuncu maddesinden sonra şöyle devam etmektedir:

«i . 1916 Şubatında, Rusya'da bir ihtilalin ha-zırlanmakta olduğu ilk defa öğrenildi. Aşağıda isimleri yazılı şahıs ve müesseselerin bu ihtilal hareketinin içinde oldukları anlaşıldı :

1. Jacob Schiff .................. Yahudi
2. Kuhn, Loeb ve Şirketi ...... Yahudi Şirketi
Müdüriyet: Jacob Schiff ...... Yahudi
Felix Warburg ..................... Yahudi
Otto Kahn ......................... Yahudi
Mortimer Schiff ..................... Yahudi
Serome H. Hanauer ............... Yahudi
3. Guggenheim ................... Yahudi
4. Max Breitung .................. Yahudi

«Böylece, yukarıdaki malûmattan bir yıl sonra pat-lak veren Rus İhtilali'nin Yahudiler tarafından hazır-lanıp tatbike konulduğundan şüphe edilmemek gerekir. Bu ihtilal tamamiyle onların eseri ve onların işidir.»

«Gerçekten de, 1917 nisanında alenî bir açıklama yapan Jacob Schiff, Rus İhtilali'nin ancak kendi malî desteği sayesinde başarıya ulaştığını söylemiştir.»

« II. . 1917 ilkbaharında, Jacob Schiff, Troçki (Yahudidir) 'ye Rusya'da bir ihtilal yapması için para vermeye başladı. New York'da yayınlanan «Forward» adlı Yahudi Bolşevik gazetesi de ayni gaye ile yardım paralan verdi.»

«Stokholm'den Yahudi bankacı Max Warburg ve Kumpanyası da para yardımı hususunda Troçki ile te-masa geçti. Warburg ve başında bulunduğu ticarî mü-essese Almanya'daki Vestfalya ve Rönan sendikasın-dan para yardımı alıyorlardı. Zaten bu sendika teşeb-büsü de Yahudilerin elinde bulunuyordu. Troçki'nin bunlarla yakın münasebeti vardı. Stokholm'de banka-nın sahiplerinden olan, Yahudi Olef Aschberg'in kızı ile evlenmişti. Mültimilyoner Yahudilerle proleter Yahudiler arasındaki münasebetler böylece kuruldu.

« III . 1917 Yılı Ekimi'nde Rusya'da ihtilal pat-lak verdi. Bu sayede, bazı Sovyet teşekkülleri Rus hal-kının idaresine el koydular. Bu Sovyet teşekküllerinde aşağıda adlan görülen şahıslar dikkati çekiyorlardı:


Mücadele Adları

Lenine

Trotzky

Steckloff

Martoff

Zinovieff

Kameneff

Souchanoff

Sagerski

Bogdanoff

Uritzky

Jlarin

Kamkovv

Ganetzky

Dan

Meschkovvsky

Parvus

Riasanovv ^

Martinovv A.

Chernomorsky

Solnzevv

Piatnisky

Abramovich

Zvesdin

Maklakovvsky

Lapinsky

Babrow

Axelord

Garin

Glasounow

İoffe
Gerçek Adlan

Quliaiıow

Bronstein

Nachamkes

Zederbaum

Apfelbaum

Rosenfeld

Gimel

Krochmal

Silbersteîn

Radomislsky

Lurie

Katz

Furstenberg

Gourevitch

Goldberg

Helpfand

Goldenbach

Zibar

Chernomordik

Bleichlann

Zivin

Rein

Voinstein

Resenblum

Lovenschein

Natansohn

Orthodox

Garfeld

Schultze

İoffe
Milliyeti

Yahudi

IV. « Ayni zamanda Bolşevik
şahsiyetlerle yakından münasebetleri görülen Paul Warburg adlı yahudi, Birleşik Amerika'da bir nevi yüksek maliye konseyi olan «Federal Reserve Board» da tekrar seçilmedi.»
«V . Jacob Schiffin yakın ahbapları arasında J\j^s^A^nesa^_^T^haJ3aaîi.^çd^ kj^bu adam Jacob SchifFe~çok oaglîd^îreonun yolunda canını esirgeme-yecek bir ajandır.
Haham MagnĞs, beynelmilel Yahudilik teşkilatının en mühim sımalarından biridir. Jacob Millikow adında bir Yahudi, günün birinde bu Magnes'in bir «Peygam-ber» olduğunu ileri sürmüştür. Kendisine peygamber denen bu adam, 1917 yılı başında, Amerika'da ilk Bol-şevik teşekkülünü kurdu. Bu teşekkülün adı «Halk Konseyi» idi. Bu teşekkülün tehlikesi bir hayli geç far-kına varıldı. 24 Ekim 1918'de Jud Magnes kendisinin «Bolşevik» olduğunu onların doktrin ve ideallerine inandığını açıkça söylemekten geri kalmadı.

Judas Magnes bu sözleri, NewYork'da, «Amerika Yahudi Komitesi» nin bir toplantısında söylemişti. Bu-nun üzerine Jacob Schiff, Magnes'in bu sözlerini ele alarak O'nu sureta itham etti aldatmak için «Amerika Yahudi Komitesi» nden ayrıldı. Bununla beraber, Schiff ve Magnes, Yahudi (Kahal) Kehillah teşkilatı-nın İdare Meclisinde birbiri ile çok iyi anlaşan iki ideal arkadaşı olmakta devam ettiler.

« VI. Jacob Schiff tarafından para yardımı gö-ren Judas Magn&s'in, ayrıca, dünya Sionist Teşkilatı «Paole» ile de yakın münasebetleri vardı: Gerçekten bu teşkilatın başkanlığına getirilmişti. Bunun gayesi, Yahudi îşçi Partisinin milletlerarası hakimiyetini kur-maktır. Bu teşkilatta da, Yahudi milyonerleri ile prole-terler arasındaki yakın münasebet göze çarpmaktadır.

« VII. Bir kaç hafta önce, Almanya'da sosyal ihtilal patlak verdi ve Rosajjuxembourg adında bir Yahudi kadın, siyasî idareyi kendiliğinden ele aldı. Bey-nelmilel bolşevik hareketinin belli başlı şeflerinden biri de Yahudidir ve adı Hasse'dir. Şu anda, Almanya'daki sosyal ihtilal, tıpkı Rusya'daki gibi, Yahudi emirlerine uygun bir gelişme kaydetmektedir.

« VIII. Bu münasebetle, şu noktayı da belirte-lim ki; Amerika'daki büyük Yahudi Bankası ve ticaret firmalarının Almanya'daki firmalar ve Bankalarla ya-kın münasebetleri vardır. Bu münasebetler iskandinav-ya'ya kadar da uzanmakta"ve yayılmaktadır. Böylece, bolşevik hareketi, bir bakıma tam bir Yahudi hareketi-dir. Bu bakımdan bir çok ticarethane ve Bankalar da bu hareketin içindedirler.»

«Müttefikler, militarjst Almanya üzerinde büyük bir zafer kazanmışlardır. Alman hakimiyetinin külleri içinden yeni bir hakimiyet fışkırmaktadır... Bu yeni bir Dünya hakimiyetidir: Bu, gayesi Dünya üzerinde Yahudi hakimiyetini kurmak olan Yahudi emperya-lizmidir.»

«Harp boyunca Yahudiler bir çok memleketlerde sadece isyanlar, ayaklanmalar körüklemiş^oTduklan halde, şimdiden Filistin'de bir Yahudi devleti kurmak minnettarlığını ele geçirmiş görülüyorlar. Yahudiler bu kadarla da kalmamışlar, Almanya ve Macaristan'da da adeta birer Yahudi Cumhuriyeti kurmak işini başar-mışlardır. Bunlar, Dünya hakimiyetine doğru atılmış ilk adımlardır. Fakat, sonuncu adım olmayacakları da muhakkaktır. Onlar, bu gayeye doğru durmadan gay-ret sarf etmekten geri kalmayacaklardır.»

«Beynelmilel Yahudi, zehirli nazariye ve doktrin-lerini Dünyanın dört taraf ma yayarak hararetle teşki-latlanmaktadır. Daha son haftalar içinde, Filistin'de okullar açmak ve korolar kurmak için, göz açap kapa-yıncaya kadar kısa bir zamanda milyonlar toplamaya muvaffak oldular. Ayrıca, propagandalarım yapmak için, aklın alamayacağı kadar büyük meblağlar harcı-yorlar.»

- «Bu hareketler karşısında Hıristiyan ve İslam Alemleri hiçbir harekete geçmeden, tamamiyle pasif ka-lıyorlar. Hıristiyan devlet adamları beynelmilel Yahudiliğin telkinlerine açıkça karşı koymalı ve onlara karşı tedbir almalıdırlar.

Devlet adamları, acaba Yahudilerin şu sözleri üzerinde tam manalarını kavrayarak durmuşlar mıdır :

«Kabul etmiş ve tatbikata koymuş olduğumuz plandan yana olması için Goy'un başında bulunduğu hükümet üzerinde baskı yapmak zorundayız. Şimdi bi-liyoruz ki, bu plan, zaferle bitecek olan sona doğru yak-laşmaktadır. Biz bunu, «gizli hükümdarlık» denilen ba-sının yardımı ile, evvela onu elde etmek suretiyle hazır-ladığımız efkarı umûmiyeye de kabul ettirmiştik. Basın, ehemmiyet taşımayan, daha doğrusu ihmal edilebi-lecek bir kaç gazete bir yana, Jay^îSM^^V^de bulunmaktadır.

«Kısacası, Avrupa'da Göy hükümetini sarsmakdaki gücümüzü ortaya koymak .için, bazı hükümetlere ted-hiş hareketleri ve siyasî cinayetlerle kudretimizi anla-tacağız. EğerJbİze karsı koymanın mümkün pldjığuna inanıyorlarsa, onlara cevabı Am^r^g,, Çin ve Japon toplan verecektir.»
«Gizli Yahudi Protokolü Nü: FIIJ»

İşte Fransızca resmî vesikanın «Moskova'da» adlı gazetenin 23 Eylül 1919 tarihli ilk nüshasında yayınla-nan kelimesi kelimesine tercümesi budur. Bu vesika, Paris'de Saint Augustin rahibinin yayınladığı «Yahudi Mason Tehlikesi» adli eserin üçüncü bölümünde de yer almıştır.

Böylece ^jfjfrda, yayınlanan vesikalardan ve diğer bilgilerden de öğreniyoruz M, Jacob Schiffin şahsiyeti, belü başlı Ruslar tarafından iyice bilinmektedir. Bu-nunla beraber, Rus halkı çoğunluğunun onun hakkın-da hemen hemen hiçbir şey bilmediği de muhakkaktır. Buna karşılık, Jacob Schiff in faaliyetinin manası, Rus Yahudileri ve kendilerini Yahudilik hizmetine ver-miş münevver sınıfın hıristiyan Ruslar tarafından da f azlasiyle değerlendirilmiştir. Bunların Troçki ve Lanine gibi bolşevik, Krensky ve Sakinkov gibi ihtilalci sos-yalist, Sliosberg ve Miliokuv gibi Halk Hürriyeti Partisi'nden olmalarının ehemmiyeti yoktur. Jacob Schiff, Rus İhtilaline bu adamların kendisine karşı minnettar-lık duymalarını gerektirecek kadar çok para harca-mıştır.

Aynca aldıkları paralar da, Rusya'da iktidarı ele geçirmek hususunda birbirlerine karşı düşmanca hare-ket eden bu partileri, Jacob Schiff in oynadığı meş'um rol hakkında derin bir sükûta zorladığı gibi, onun ida-re ettiği Yahudiliğin Rus halkına karşı giriştiği hare-ketler üzerinde sessiz kalmalarını sağlamıştır.

Jacob Schiff in verdiği mühim meblağlar, bu lider-lere birbirlerine karşı duydukları düşmanca hisleri bile unutturmuş, onlarda birleşebilecekleri ümidini uyandır-mıştır. Ayrıca, para sayesinde, hepsi de kendilerini is-tedikleri şeyi yapabilecek kudrette farzetmişlerdir. Bu ayrı ayrı bir şeyler yapmak kudretinin farz edilmesi, on-larda birleşmek zarureti de doğurmuştur.

Görülüyor ki halk için yapıldığı ileri sürülen Rus İhtilali, halk menfaatleri bakımından tamamiyle zıd bir mahiyet taşımaktadır. Onun başında bulundurulanlar, samimiyetsizlikte misli görülmemiş derecede ileri gitmişlerdi

KAYNAK: Rus İhtilali ve Yahudiler, Yazan:General NETCHEOLODON, Çev. Vecdi Bürün, Sebil Yayınevi, İkinci Basım, İstanbul 1978, s. 9-16


http://www.kitapyurdu.com/kitap/86486/rus%C4%B0htilaliveyahu diler.htm


Selamlar.