17.07.19/06:38

Halil Savda/Özgür Gündem Röportajı

Başlatan ice cream, 13.08.07/20:29

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ice cream

Savda: Gençleri askerliği reddetmeye çağırıyorum

O bir vicdani retçiydi. Militarizme hizmet eden her türlü etkinlik ve faaliyeti reddetmeyi bir yaşam tarzı haline getirmişti. Bu yüzden zorunlu askerlik hizmetine karşı çıktı, militarizmin yüceltildiği bir ortamda çok aleni şekilde 'Ben askeri üniforma giymem' dedi. Bu tutumundan dolayı tam 8 ay askeri cezaevinde kaldı. Kısa bir süre önce de cezaevinden çıktı. Ancak hala firari. Zira yakalanırsa 'vatani görev' için askeri birliğe gönderilecek. Halil Savda ile, cezaevi günlerini ve vicdani red olgusunu konuştuk.

Halil Savda kendisini nasıl tanımlıyor?

Keskin, kesin ve sınırları belirgin bir yaşantı yok. Bu bakımdan Halil'i belirgin ve kesin anlatamam. Zaten böyle bir Halil bulunmuyor. Muğlakta bırakmamak için çok rahatlıkla kendimi antimilitarist/savaş karşıtı, cinsiyet özgürlükçü, özgür yönelime inanan, barışçıl ve kendiliğindenci tanımlıyorum.

Halil, şiddetin olduğu bir ilişkiler ağında büyüdü. Karşıtlaştırıcı, tahakküm geliştiren, milliyetçi ve şiddet yüklü bir dille siyasallaştım. Yaşadığım toplum her gün şiddet üretiyor ve eril dil hakim. Bu ortamda şiddetten ve erillikten uzak durmaya çalışıyorum. Şiddetsizliği ve özgürlüğü öznelliğimin temeline oturttum. Hayatıma ne kadar şiddetsizliği ve özgürlüğü sığdırabildim doğrusu emin değilim. Yaşantı ve kişiliğime dönük özgürlük ve şiddetsizlik arayışım sürüyor.

Şiddet yüklü bir toplumda büyüdüm ve şiddet siyasallığımı oluşturdu diyorsun. Peki şiddetsizliği ve vicdani reddi nasıl benimsedin?

Aslında şiddetten arınmışlığımın temeli çocukluğumdadır. Zayıf ve cılız bir çocuktum. Arkadaşlarımla kavga etmiyordum. Öğretmenlerim barışçıl kişiliğimi daha o yaşta fark etmişlerdi. Bana okulda barış kolu olarak da bilinen 'arkadaşlık ve kardeşlik kolu' takıldı. Diyebilirim ki, barış kolu takılırken yaşadığım mutluluğu bir daha yaşayamadım. 90'lı yıllar kanlıydı. Şiddet, büyüdüğüm topraklarda her şeyi kirletiyordu. Şiddetin çözümleyicilikten uzak olduğu anlaşılıyordu. Şiddetin kazananı yoktur. Hayata ait ne varsa hepsini kirletiyor, yok ediyor. Denilebilir ki bir yok edicilik anlayışı hakim tutumdu. Toplum ilişkileri şiddet temeline oturmuştu. Bu ortamda ya kendi çocukluğumda ısrarcı olacaktım ya da ölüm bataklığında kanlı bir kılıç olacaktım. Çocukluğumun vakur, sakin, barışçıl ve kendiliğindenci tarzı kazandı. Tabi ki bu kolay olmadı. Devletin ağır işkencelerini gördüm. Bu ağır işkenceler karşısındaki isyanım çocukluğumun inkarıdır. Bunun sonucunda PKK ile ilişkilendim. Sonraki yıllarda PKK'ye katıldım. Artık şiddeti sınıfsal ve ulusal sorunların çözümünde tek araç olarak biliyordum. On yıl hapiste kaldım. Gençliğim demir parmaklıklar arasında geçti. Cezaevinde yaşadığım teorik ve vicdani yoğunlaşma şiddetin yanlışlığını gösteriyordu. 2000'lerin başında Kürt hareketinde yaşanan gelişmeler de şiddetin çözümleyici olmadığını göstermişti. Artık silaha inanmıyordum. Şiddetin bizzat hem tanığı hem inananı hem de mağduru olmam şiddetsizliği doğru bilmemi sağladı diyebilirim. Hayat bana tek doğrunun şiddetsizlik olduğunu gösterdi. Vicdani retçi olmaya karar verdiğimde bilgilerim gazetelerde okuduğum birkaç vicdani red haber ve yorumuyla sınırlıydı. Vicdani retçi Osman Murat Ülke ve Mehmet Bal hakkında çıkan birkaç haberi okuduğumda artık kararım kesindi. Vicdani retçi olmam böyle oldu. Vicdani ret kararımla şahsımda şiddet kaybetti; barış kazandı. Bunun ifadesi vicdani red tutumumdur.

7 aralık 2006'da Çorlu Askeri Mahkemesi'ne gittiğinizde tutuklanacağınızı biliyordunuz, neden gittiniz?

Ölüm severlik usta devrimcilik ve vatanseverlik olamaz. Kürtler ile Türkler barışta ve özgürlükte kazanırlar. Türkiyeli bütün gençleri şiddeti, askerliği ve silahı reddetmeye çağırıyorum.
Evet, hapse atılacağımı biliyordum. Devlet bizleri görmezden gelme çabası içinde. Ne hapse atıyordu ne de özgür bırakıyordu. Yaşadığımız ağır işkenceli durum görmezlikten geliniyordu. Bu görünmezliği askeri mahkemeye giderek aşacağıma inandım. 'Sivil-medeni ölüm'e mahkum edilmiştik. Sivil ölüme karşı sessiz kalmadığımı ve gizlenmediğimi gösterdim.

8 ay askeri hapishanede kaldınız, orada neler yaşadınız?

Askeri cezaevinin askeri kurallarına uymadığım için 12 kere hücre cezasına çarptırıldım. İki ayı aşkın hücrede kaldım. Hücrede kaldığım süre içinde haberleşme ve iletişim hakkım gasp edildi. Kantinden yararlanmam engellendi. Tutuklularla iletişimim yasaklandı. 8. Mekanize Piyade Tugayı Disiplin Cezaevi'nde işkence gördüm.

7 gün de açlık grevi yaptınız, değil mi?

Evet. 26 Ocak 2007 tarihinde gece saat 22.00'de götürüldüğüm disiplin cezaevinde girişte bir kıdemli başçavuş, bir uzman çavuş ve iki gardiyan erin kaba dayak, tekme, yerde sürükleme ve hakaret işkencelerine maruz kaldım. Tecrit hücresine atıldım. Orada battaniyesiz, yataksız, yastıksız çıplak betonda iki gün yatmak zorunda kaldım. Bu işkenceli duruma sessiz kalamazdım, kabul edemezdim. Bu işkenceyi protesto etmek için Askeri Disiplin Cezaevi'nde kaldığım bir hafta açlık grevi yaptım.

Sana işkence yapan kişiler hakkında suç duyurusunda bulundun mu?

Hayır.

Neden suç duyurusunda bulunmadın?

Vicdani ret dini, politik veya ahlaki nedenlerle askerlik yapmayı redettmektir. Kısacası savaşmayı reddetmektir. Savaş karşıtı bir tutumdur.
Suçun cezai yaptırımlarla ortadan kalkacağına inanmıyorum. Cezai yaptırıma uğrayanların ıslah olmadıkları istatistiklerle ortada. Esas ıslahın ve düzelmenin vicdanlarda sağlanacağına inanıyorum. Bana işkence yapan askerleri vicdanlarıyla baş başa bıraktım. Diliyorum vicdanlarında yaptıkları işkenceyi mahkum etsinler.

Hapisteyken cezaevi görevlilerinin ve tutuklu askerlerin sana karşı tutumu nasıldı?

Çorlu Askeri Cezaevi personeliyle kişisel bir sorun yaşamadım. Cezaevi mevzuatı nedeniyle yaşadığım sıkıntıyı anlattım. Onun dışında cezaevi personelinden kaynaklı bir kötü muamele görmedim. Zaten cezaevi yaşantısının kendisi bir işkenceli durum. Tutuklu erler saygılıydılar genel olarak. İlişkilenme noktasında kimileri çekingen davranıyorlardı. Genel olarak vicdani ret tutumum nedeniyle pozitif tepkiler aldım. Çoğunlukla tutumumu anlamakta zorlanıyorlardı. Benim ne askerlik ne çürük ne de firarı kabul etmeyişime anlam vermiyorlardı. Vicdani ret tutumum nedeniyle uğradığım bedelin ağırlığı karşısında 'Abi askerliğini yap bitir' veya 'Tamam askerlik yapmıyorsun ama niye çürüğü kabul etmiyorsun' diyorlardı. Hem askerlik yapmamamı hem de çürüğü kabul etmememi anlamıyorlardı. Geleneksel yaklaşım orada da hakimdi.

Vicdani ret kavramını biraz açar mısın?

Vicdani ret dini, politik veya ahlaki nedenlerle askerlik yapmayı reddetmektir. Kısacası savaşmayı reddetmektir. Savaş karşıtı bir tutumdur. Reddetmek her şeyden önce ahlaki ve insani bir tutumdur bana göre.

Kendini total retçi olarak tanımlayanlar var. Vicdani ret ve total ret ayrımı nedir?

Evet kendini total retçi olarak tanımlayan arkadaşlarımız var. Vicdani retçi arkadaşlarımızın tümü aynı zamanda kendini total retçi olarak tanımlıyor. Ancak bana göre pratikte şu anda Türkiye'de böyle bir ayrım yok. Çünkü böyle bir ayrımın olması için vicdani reddin devlet tarafından bir hak olarak tanınması gerekiyor. Askerlik yapmak istemeyenlere devlet alternatif sivil bir kamu hizmeti tanıdığında o zaman böyle bir ayrım oluşacaktır. Mesela zorunlu kamu hizmetinin olduğu Avrupa ülkelerinde böyle bir ayrım vardır. Vicdani retçiler zorunlu askerliğe alternatif olarak devletin dayattığı zorunlu sivil kamu hizmetini kabul ediyorlar. Total retçiler ise devlet tarafından dayatılan zorunlu askerliği reddettikleri gibi buna alternatif olarak devlet tarafından dayatılan sivil kamu hizmetini de kabul etmiyorlar.

Şu an Bölge'de yaşanan savaş üzerine bir vicdani retçi olarak neler düşünüyorsunuz?

Çatışma kimseye kazandırmıyor. Bakın İsrail ile Filistin arasında elli yılı aşkındır bir savaş var. Elli yıldır sürdürülen çatışmalardan sonra bugün artık başa bile dönülememektedir. Bir pata durumundan bile söz edilemiyor. Her iki toplum da zehirlenmiş bulunuyor. Türkiye'deki çatışmalar sona erdirilemezse götüreceği yer Filistin İsrail benzeri bir durumdur. Çatışma yanlış ve kötüdür. Diliyorum bu çatışmalar son bulur. Ölüm severlik asla devrimcilik ve vatanseverlik olamaz. Kürtler ile Türkler barışta ve özgürlükte kazanırlar. Bu vesileyle Türkiyeli bütün gençleri şiddeti, askerliği ve silahı reddetmeye çağırıyorum. Demokratik legal yolların açık tutulmasıyla sorunların barış içinde özgürlük temelinde çözüleceğine inanıyorum.

Bir vicdani retçi olarak sadece askerlik karşıtı olarak mı kendinizi tanımlıyorsunuz, başka amaçlarınız da var mı?

Ben bir insan hakları savunucusuyum. Bir özgürlük savunucusu olarak devletin bütün otoriter, gaspçı sömürücülüğüne karşıyım. Emekçilerle, kadınlarla, eşcinsel, travesti-transeksüel ve ezilenlerle, Ermenilerle, Romanlarla, Asurilerle, Kürtlerle dayanışma içinde olmak ve mücadelelerini desteklemek de benim işim. Asker karşıtlığım emek, özgürlük ve barış inancım ve yaşantıya olan bağlılığımla ilgilidir.

Bir vicdani retçinin yaşadıkları için AİHM sivil-medeni ölüm olarak tanımladı. Ne tür zorluklar yaşıyorsunuz?

Evet, Osi'nin AİHM'e başvurusu üzerine verilen kararda böyle bir ifade geçiyor. Bu ifade Türkiye'de vicdani retçiler olarak yaşadıklarımızı iyi anlatıyor. Kamuda hiçbir hakkımız yok; sigortalı olamıyoruz, çalışamıyoruz, siyaset yapamıyoruz, seyahat etme özgürlüğümüz yok, resmi hiçbir işlem yapamıyoruz. Her gün tutuklanma, işkence görme tehdidi altındayız. Hayatta yok edilmek istenmekteyiz. Ömür boyu hapis, firar ve mahkeme kısır döngüsünde ağır bir işkence durumu yaşıyoruz. Aralık 2004 yılında vicdani reddimi açıkladım. Üç yıl içinde 9 ay askeri hapishanede kaldım. Evim, Şırnak-Cizre'de,ailem orda kalıyor. 20 aydır onları göremiyorum, onları ziyaret etmem mümkün değil. 2006 Mart ayında köyümün ablukaya alınması üzerine köyden çıkmak zorunda kaldım. Askerlik yapmadığım ve arandığım için çalışamadım, sigortalı olamadım, hiçbir sosyal haktan yararlanamadım. Seyahat edemiyorum. Her an hapse atılabilirim.

AİHM' in 24 Ocak 2006 Murat Ülke-Türkiye kararında Türk hükümeti mahkum edildi. Bu karardan sonra değişen bir şey oldu mu?

Hayır, değişen bir şey olmadı. AİHM Ülke-Türkiye kararında Türk hükümetinin sivil ölüm uygulaması mahkum edildi. Vicdani red tutumunun defalarca yargılama konusu yapılmasını insan haklarının ihlali olarak değerlendirdi. Ömür boyu sivil ölüm uygulamasını yaşam hakkının ihlali olarak yorumladı. Türkiye'nin bir an önce bir yasal düzenleme ile bu uygulamaya son vermesini ve mahkeme kararını uygulamasını istedi mahkeme. Ancak bu güne kadar Türkiye bir adım atmadı. Aradan 20 ay geçti hal� mahkeme kararı uygulanmadı. Osman Murat Ülke hakkında temmuz ayında mahkeme tutuklama kararı çıkardı.

Cengiz Kapmaz/Özgür Gündem