16.07.19/22:22

İstanblue

Başlatan istanblue, 20.08.07/00:07

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

istanblue


deliçocuk

kopmak iyidir...ama kopan sadece bağlanır..

istanblue

kopmak.... iyi yanını bilmem de... kopup da bağlanmak pek bi b.ka yaramıyor...

deliçocuk

sen beni anlıyorsun yaw..b..sağol sendedin valla ben bişey demedim..aynı oyle oluyor..ya ben aslında küfürbaz bi adamım ha..ne terbiyeli olmuşum bu aralar...aşktanmı aceppp

istanblue

benim bildigim aşktan söz ediyosan eger daha bi küfürbaz olman lazım :)

deliyeövgü

her aşk küfürbaz etmez adamı:P

deliçocuk

bilirim aşkın açılımını
bendeki siyahla beyazın kardeşliğini
bilirim mavinin anlamını
...................
.....................
..................
bilirim bilirimde tüm bunları
ama nedendir bilmem
sewgilim yoldaşım
iki  kelimede bir küfre karışıyor sözcüklerim...

istanblue

ah hayat....
ne olur benim için renksiz bir bayrak yak!!!

istanblue

1-Üşümek

Sevişmek, gelmiş ve gelecek olan bütün insanların yıkamaktır ayaklarını.
Sen nerden bilebilirsin bir şeyin ne zaman bir parçası olduğunu...
bir başka şeyin...
Birleşmiş milletler niye birleşmişse,
o yüzden gizli gizli bakışır âşıklar.


2-Burada Yada Orada Ağlıy-Cazzzz

Do sesini çıkartır dünya dönerken.
Ters dönse, mi bemol.
Gittikçe yalnızlaşan bir put var çarşıda,
kapanınca akşam ışıkları çarşının.
Ödüllendiriyor insanlar koleradan ölenleri
ve bunu bir yere kaydediyorlar.
Öyle bir yer ki,
bununla birlikte ağzı tatlanıyor insanların.


3-Can ile Yada Öfke Dolu Bir Ah ile

Gürültüyü bastıran bir sessizlikle geçiyorum,
hayat diye belledikleri şeyin önünde
bir çuval incirle bekleşen kızların dudakları önünden.
Bir çuval bulgur ağlıyorlar.
Gözlerinde pirinç.
Ellerinde çarpanlarına ayrılmış bir haysiyetle oturuyorlar masaya.
Masada diferansiyel hesaplamalar,
dünden kalma iki kırgınlık...
bir deniz...
dokuz kalem...
altı rakam...
bir banka...
bir sürü aydın...
binlerce şair..
bir devlet dibi...
biraz kurbanlık bufalo.
Uzaklarda bir et sineği. Vızz…

istanblue

21.08.07/15:36 #39 Son düzenlenme: 21.08.07/17:52 istanblue
Birinci gün

İyi ki diyorum çok zaman ve çok yol var aramızda. Hadi başka bir ülkenin yasına benzet beni, benim gibi, çifte yaşat sessizliği… Simdi lütfen " Sessizlik "


İkinci gün

Bir pazar günü kadar sakin ve yastayım. Susmalıyım, çok susmalıyım küçücük cümlelerimle. Küçük ellerim ve öfkenin tek nöbetçisi gözlerimle. Öyle çok küçültmeliyim ki ismimi, küçüklüğüm sana büyük gelmeli yokluğumda, ki, elbet bir gün dinecek öfken… O zaman da iyi bak bana…


Üçüncü gün

Bak üçüncü günün sonunda özlerim demiştim. Koskoca İstanbul var ya, şimdi benimle birlikte seni dileniyor sessizlikten, anla işte ne kadar çaresiz kaldık bu sabah. Gizlice mendil serdik sabrın önüne, bir kuruş konuş diye benimle…


Dördüncü gün

Sansürledim sesinin rengini. Bir kaç gün, belki daha da fazla, iyi gelmiyor baş ağrısı yapıyor bende. Sanırım şu sensizlik diyetimle ilgili, yan etkilerin sancıları bunlar.

Kalbime çeki bağlayıp oturuyorum, yaslı ya, hiç dokunmuyorum, huyuna suyuna gidiyorum. Terslesem şimdi, her şey ters tepecek içimde biliyorum...


Beşinci gün

Koskoca bir ülkeye meydan okuyacak kadar ayık olduğumun farkındayım, oysa şimdi ne belki(m) var ne de keşke(m) o kadar nötr kaldım yani kendime…


Altıncı gün

Hesaba kitaba verdim kendimi, bir çözümü olmalı elbet. Formülü nerde saklı bu öfkenin.  İzninle bir suç elde etmeliyim, hesabım tutmazsa bil ki suçum, Canımsın bağışla…


Yedinci gün

Ne memleket ne gurbet, inan ki zerre kadar gözüm yok artık hiç birinde…


Sekizinci gün

Kürtçe düşünüp Türkçe bitmeye çalıştıkça cümlem, tıkanıp kaldım gidişinin önünde. Sen bir gidiş gittin, ben çifte yaşıyorum hâlâ iki kültürden bozma kederimi…


Dokuzuncu gün

Sus, sus diyorum sabrıma bu onun Zaferi ve sana benzeyen bir bayrak açıyorum alnımım tam ortasına… Sorma, bugün çok şenlikliyiz...



Onuncu gün

Hep gülümseyerek geleceksin hatırıma, bu yüzden güleceğim satır aralarında. İyi bak bana…


On birinci gün

İstanbul sokaklarında bir durak seçtim, indirdim öfkeni. Yanına bensizliği verdim, tek kelime etmeden çekip gittim…
Yolunu bulur akşama dönerse yine, bil ki hâlâ kırılmaya hiç müsait değilim sana…


On ikinci gün

Seveceğin bütün bulutlarda öfkeni arayacaksın bundan sonra. Ama artık o benimdir geri veremem, öfkesi kayıp yaşayan Kahraman…


On üçüncü gün

şair bir öfkenin sahibisin ama unutma, seven bir çocuk var o görmediğin yakınlarında. Yine de durup durup hep çık sen karşıma, üzgünüm ama kırgın değilim sana…


On dördüncü gün

Bir kez olsun ismini yüksek sesle söylememeyi unutmayacak kadar, ömrüme saklamıştım ben seni.
Simdi duyulmuyorsa imdat çığlıklarım, bil ki sevgimin tuzağına yardımsız düştüğümdendir…


On beşinci gün

En son dün gece seslendim sessizliğine. Bu kez yokluğun bile cevap vermedi, kızdım mı ne, öfkeni bir bardağa doldurup sesinin yankısına teslim ettim. Boşluğa her seslenişinde, bil ki içi bulanık su lekesinden buhar olup uçmayı deneyeceksin. Kim bilir belki de yenileceksin.

Bardağın ölçüsünü ve ne zaman tükeneceğini merak ettiysen, dön bir bak kendi içine, ömrümün aynası…


On altıncı gün

Kimseden sormuyorum seni… Biliyorum ardına gizlendiğin imgelerin kadar iyisin…


On yedinci gün

Bazen de böyle hiç görmeyeceğin şekiller çiziyorum mektubun boş kalan yanına. Mesela ters çevrilmiş piramitlerin gölgesinde gezinen yüzsüz bir deveci, satır aralarından süzülerek sana koşan Nil nehri…

Sonra Edith Piaf’ın sesinden kopan kederin altında, Galata kulesi ile İstanbul’un buruk gülümsemesi. Kurşun kalemin dolduruşuna gelmiş bulutun, Marmara Denizi’ne nehrine sitemi…

Seni sevmek, iki farklı iklim demekti



On sekizinci gün

Nokta olmayı bile başaramamışken, gidişinden sonra nasıl kendime çaresiz bir vak’a olarak geri döndüm ki. Kızmaya başlıyorum öfkenle öfkeme, izninle.


On dokuzuncu gün

İşe yaramayan diyetler listesinin yan etkileri hep geçe başlar…


Yirminci gün

Sadizmliği tuttu günümün. Durduk yere karamsarlığa veriyorum düşüncemi, daha ne kadar sürecek bu işkence. Sorular cevap bulsun diye, hâlâ kobaylık ediyorum kendim, kendime. Öfkenle dolma bir fırında, ellerinle körüklüyorum ateşimi. İçim hiç bilmediğin bir biçimde ağıt yakıyor turuncuya, hadi sustursana beni…


Yirmi birinci gün

Sabrımı ipe götürmek için susuşun yeter mi sandın, öyle cesurum ki. İzmir’in arka sokakları ve İstanbul’un kız kulesini öfkene bağışladım, al şimdi Memleketin üstü de sende kalsın…


Yirmi ikinci gün

Yokluğunun kelimesiz kaldığı bir gün, işte bugün kendimi öz dilimde tükettim ve sen, Fransız kaldın öfkene…


Yirmi üçüncü gün

İçimi sevdiğini söylerdin hep, al bugün içimi yokluğunla doldurdum, biraz da sen sev kendini…


Yirmi dördüncü gün

Elimi yanağıma bağışladığım günden bu yana kaderci oldu tüm bekleyişler. Kelimeler tesadüfün içinden seçilmez oldu, o kadar ki, öfkenle bile konuşamıyorum.

Sen gidince umurum da gitti peşinden, hem ne değeri var ki bol imla hatalı cümlelerimin. Sen çoğul sevginin tekil Kahramanı… öfkesi şiir… susuşu duruş… Ve sen yine bende…  sadece sevdiğim değil misin???

Yirmi beşinci gün

Hep aklımın uzaklarında sarıl bana, aklıma aklında olanlar düşünce, seni kaybetme korkusu giriyor fikrime. Yarınların çok uzağında, hadi sarıl bana…


...