20.07.19/00:45

şiir yaşanmamışlıkların haykırışıdır...

Başlatan ANKA21, 30.08.07/00:51

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

eylul_zamani

Ben hep çabuk çekilen tetiğe yaşadım

Yemin ettim

Yüreğimdeki ve bedenimdeki

bütün yaralar adına

yüzünün kuyusuna düştüğüm kuytuda

Sana olanca aydınlığım ve karanlığımla baktım

aşktan yorgun düştü dinim

dağıldı kehribarım

gül ve buğday yetiştiren

Ömrüm adına yemin ederim ki:

Ben seçmedim bu ölümü

Kaçmasan vurmayacaktım

eylul_zamani

seni seviyorum dost(um) :)
Ne kadar uzak görünüyordu bize

Oysa geldik. İşte buradayız. Yaşlanıyor ve ayrılıyoruz.



Ne zaman karşılaşsak gözlerimizi kaçırıyoruz birbirimizden

Kaçamak sözler ediyoruz. Ayaküstü.

Ne zaman karşılaşsak unutmak istediğimiz ne varsa karşımızda



Gençliğimiz! Kimsenin olmayan gençliğimiz!



Gençliğimizi tartarken boşluk tutan avucumuzda...

acı çekiyoruz

acı çeken yerlerimiz kalmış diye seviniyor

sonra ya bira içiyor, ya televizyon seyrediyoruz



       

Karşı çıktığımız dünyanın bir parçası olduk nicedir

Ürküyoruz bizi geçmişe bağlayan halatlardan

yarım yangınlar çıkardığımız gemilerde tükettik bütün yolculukları

dünyayı dinleyişin sonsuzluğunda

olanakların hayaletleri ve biz

kirlenen, çürüyen sularda yalpalayıp duran



bir gözcü ıslığıyla kendinin terk edilmiş sahilinde dolaşan

şu çocuk kim

ya şu koynunda içedönük bir tabancayla uyuyan melankolik haydut

hayata dişlilerinin dokunduğu yerden başlayan, erken törpülenmiş şu kalabalık

ne kadar uzak görünüyordu bize

oysa geldik işte buradayız

bu kadar mıydık?



boşalan meydanların uğultusu kaldı kulaklarımızda

küllerine katılıyoruz büyük yangının

gündelik adresler avutmuyor aşkın kollarını

balıksırtı desenlerde çapraz günler

birbirini tutmuyor yalnızlıklarımız

birbirimizi yitiriyoruz her buluşmada


güneþinkýzý

Alıntı yapılan: eylul_zamani - 03.09.07/17:19
Ben hep çabuk çekilen tetiğe yaşadım

Yemin ettim

Yüreğimdeki ve bedenimdeki

bütün yaralar adına

yüzünün kuyusuna düştüğüm kuytuda

Sana olanca aydınlığım ve karanlığımla baktım

aşktan yorgun düştü dinim

dağıldı kehribarım

gül ve buğday yetiştiren

Ömrüm adına yemin ederim ki:

Ben seçmedim bu ölümü

Kaçmasan vurmayacaktım



:ph34r:

Alıntı yapılan: kuzeys - 03.09.07/17:22
Ve sanki (kendinden korkan) bir erken bağlanmışlık varoluş ve tükenişin.
Erken bir gülüşe baslarken (tutanabildiğin yalnızca bir gülüş)
Kolay bir hüzündür gecenin kovuğundan sarkan

................

bir yaşanmışlık anlatabilirmiydi kendini yaşanmasa..


:ph34r: söze gerek yok dostlar :)

eylul_zamani

uzun zamana yayılınca gerçek olan empati kurabiliyor bir şekilde dost ile :)
sebepsiz üşüyoruz

yüreğinde bir muştayı gezdiren günleri düşündükçe

tiftiklenmiş bir sessizlikte bulunmuyor aradığımız kelimeler

kabzasında uyuduğumuz şiddet rüyaları

dağılıp gidiyor gündeliğin sisli peronlarında

kalın bir kireç tabakası altında bütün duygularımız

saat farkı var en yakınımızdakiyle bile aramızda

demek ki o kadar da sebepsiz üşümüyormuşuz

Umutlar kiralamıyoruz artık, kullanılmış umutlar da karşılamıyor siparişlerimizi, ilkeler rehin, değerler eksiğine bozdurulmuş Büyük Pazarda, Operadaki Hayalet yer gösteriyor ölen bir kültürün üyelerine, beşeri günahlarımıza makbuz kesiliyor, vergi yerine hayat iadesi topluyor Kent İdareleri, Kolluk Kuvvetleri kurusuz düzenleri dağıtıyor görüldüğü her yerde, eski plâk kapaklarını okşuyoruz yalnızlıktan, eski bir sıcaklığı arıyoruz magmalaşmış fotoğraflarda, kantaşıyla dindirilmiş kelimeler akıp gidiyor konuşamadıklarımızın üzerinden, takma yüreklerle sürdürdüğümüz alışkanlıklar geri tepiyor, çekimine girdiğimiz her yeni imkânın aydınlığında, tekrarlana tekrarlana içi boşalan gizleri pazarlıyoruz hayatına manşet arayanlara, naylon tadında maceralar, kalp para değerinde gecelik aşklar kırk kupona, hayatı birbirinden kopya çeken çocuklara slogan ve cıngıl üretiyor, ödüller veriyoruz düşü dar, yüreği ensiz gündüz yıldızlarına, buzlu ve hüzünlü rakılarla çınlattığımız içimizin kırılgan korunağı, iyi paketlenmiş vahşet sürüyor piyasaya. Görüldüğü gibi herkes kadar biz de benziyoruz düşmanımıza.


güneþinkýzý

kuzeysçim özlemişim senin sözcüklerinin tersten bakışını
göz kırpıp hayata
kimseyle değil sadece kendiyle dalga geçip
keyf alışını ;)

eylul_zamani

sırlarımızı ve çeliğimizi verdiğimiz sular

çekiliyor eski topraklardan

yeni volta boyları ufukta

yepyeni tanımlar aranıyor

dünyayı değiştirmek isteyen varoluşumuza

biliyoruz ki buradan görünmez

Çünkü Büyük Umutsuzlardır dünyayı değiştirecek olan



dipsiz bir öfke kadar derin

dipsiz bir banknot gibi dolaşımda

ne kadar uzak görünüyordu bize

oysa geldik. işte burasındayız


ANKA21

EĞER
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

CAN YÜCEL

güneþinkýzý


eylul_zamani

kokladığın gülün kokusu kalmış sende

baktığın denizin tuzu

geçtiğin iklimlerin masalı sinmiş üstüne

kuzeydeki pencere açık

göçebe bin bir gece



sözcükler sökülmüş bir anıyı

ne kadar tamamlayabilirse

bir andır eski defterlerin

güneşinden vurur yüzüne

yazsam olmaz dersin

kimi zaman sırf bunun için

yazmaya değerse de

kuzeydeki pencereyi açarken

yere düşen defterden görünür:

eksik kule, yırtık nehir

sımsıkı kapatmış olsak da

bizi ürperten anıları hayatımızın

eski defter ya da kuzeydeki pencere

tanrı çizmiş bıçağıyla,

kaderimi alnıma.

kaçak bir mahkum sayarak beni.

kalabalıktan biri olsamda,

korkak parmaklar gösterir beni.

geceler, boğazıma geçirmiş pençesini

geceler, karanlık gözlerle mermi

kusmakta madeni hıçkırıklar

kaçırırken uykumu,

tanırım seni ey ölüm

saklanma...

mermiden gülüşün vardı senin....



gücünü

öfkemden alırken, hayat

sahnesinin yalan dostları,

yalnızlığım, hayatımın tek sırdaşı,

senide kaçırır, bu gürültüler...

volta atarken paranın yoldaşları,

kanaryalarsa hapiste.

seslerine takılmış kirli bir çığlık,

yakıyor mazimin mutluluğunu

gel artık usandım,

saklanma ey ölüm

mermiden gülüşün vardı senin...

eylul_zamani

SERSERİ BENİM YAZDIKLARIMI EKLEME BURAYA.. :)