16.07.19/22:24

sesimi duyan varmı?mekanik bir yalnızlıktır burjuva 1-2

Başlatan deliçocuk, 15.09.07/20:50

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

deliçocuk

                            MEANİK BİR YALNIZLIKTIR BURJUVA(SESİMİ DUYAN VARMI)
Güneş batmak. yeryüzü karanlığa bürünmek üzereydi. Gündüzün parlak ve göz alıcı renksizliğinin ardından, sarıya bürünmüş dünyanın yaşadığımız yanı, yerini akşamın soğuk karanlığına bırakıyordu. Gecenin en siyah yalnız anında gömülürken kimsesizliğimize, ay hilaldi ve her geçen zaman biraz daha beliriyordu gökyüzünde. Çocukken olmayan ninemin anlatamadığı masallardaki peri kızının başındaki taç gibi süslüyor du gökkubbe. Yıldızlarsa birer inci tanesi gibi emsalsiz güzellik teydi. Annemin nakışları kadar güzel, ince ve emekle yaratılan, bir yanı tanrısız ıneleklere benzeyen, diğer yanı çocukluğumdan beri rüyalarıma giren ama uyandığımda yüzünü hiçbir zaman hatırlayamadığım platonik aşkım kadar insana benzeyen peri kızının dolgun, sütbeyaz göğüs ve uzun boynunu süslüyordu sanki.

Bir gün daha bitiyordu benim kentimde ve benim kentim, göbeğinden ikiye ayrılmış vatanları barındırıyordu içinde. Bir yanı ışıklı reklam panolarını izleyen ve sorgulayamayan kişilerin göremedikleri, yüzlerinde maskeler taşıyan insanlarla doluydu, Bu yer evrimin ceplere taşındığını kanıtlamaya çalışarak, hep resimli, rakamlı kağıtlardan söz eden ve bu bilgilerine herkesten daha fazla sahip çıkarak, evlerinde, işyerlerinde, demir kasalarda saklayan insanlara aitti. Diğer bir yanı geceye renktaş siyah lastik ayakkabılı, uvkuları güneşe ayarlı, sümüklü çocuklara..........
Yerlerinden yurtlarından bir gece silah tutmamak için, kendi kendilerine kaçıp gelmiştiler bu kente. Üst üste kurdukları iki üç tuğlayla örülü mezarlıklarda yaşıyordular. konuşmayı unutup kendilerini suskun ölümlere gömerek...
Benim kentim unutmuştu kendini. Belki daha uzun bir zaman varken kimliksiz dünyaya tek ırkın insan olduğu zamana, biz kimliksizdik, kimsesizdik kendi vurdumuzda.
Ölüyorduk. Öldürülüyorduk birer birer. Kan akıyordu damarlarımızdan. Sevgilimiz le, dostlarımızla beraber bir zamanlar kah kahkahalarla geçtiğimiz, ağIadığımız, şakalaştığımız, tartıştığınıız, öfkelen diğimiz, sevindiğimiz, insanlığımızı sunduğumuz yerlere. Caddelerde, sokaklar da oluk oluk kanımız akıyor
du. Görmüyordunuz. Üzerimize bastınız sabah işe giderken. Sevgilinize “seni seviyorum” derken canımızı acıttınız. Ölüm bile koymadı bize bu kadar, haince gelmiş olduğu halde bile. Anlamamıştınız, anlayamamıştınız, kim bilir belki de anlamak istememiştiniz.

Dinle, evet evet sen, ben, o, hepimiz dinleyelim. Üç maymunu oynayanlar da vazgeçsinler o iğrenç rollerinden. Ve dinlesinler o ölüm ki...
Bir annenin kalbine insan boyunda bir mızrağın saplanmasıdır. Yüreğinin yerinden çıkartılıp ayaklar altına alınmasıdır. Acıya alışması, acıyla yaşamasıdır. Bilin artık, ölüm bir annenin hiçbir zaman gülememesi, çiçek açamamasıdır. Ve hep hayalinde artık göremeyeceği çocuğunun düğününde zılgıtlar çekip, halaya giremeyeceğini bilmesinin acısıdır.

Bilin ki ölüm, yari bir daha görememektir. İçine atamamaktır onu. Dokunamamaktır ilk gördüğü anda ona, kızaran tenine. Bakamamaktır cenneti gördüğün gözlerine, türküler adayamamaktır adına, söyleyememektir bildiğin bütün sözleri, hak eden o varlığa, dokunamamaktır saçlarına, yüreğini açıp gösterememektir ona. Duyumsayamamaktır teninin bu dünyalı olmayan kokusunu. Yaratamamaktır kendi kendimizi. ‘yardan, aşktan uzak bir yaşam intihar süsü verilmiş bir aldatmacadır.
Ve ölüm...
Artık girememektir dostla sıcak bir muhabbete. Kaçak çay, kaçak bir sigara eşliğinde, harabe bir mekanda anlatamamaktır kaçak aşkını soğuk kış akşamlarında ceketine sarılarak, birlikte gülememektir doyasıya, sırtını dayayacağın küfredeceğin, kızacağın, mutlu kılacağın birinin olmamasıdır ölüm. Borç para alacağın, elbiselerini giyeceğin, birlikte
hayaller kurduğun o insanın yokluğu
dur. Ölüm kimsesizliktir, kimliksizliktir.
Açmalısınız gözleninizi, duymalısınız beni ve konuşmalısınız ateş gözlü çocuklar, direnen mazlum halklar
adına, dur demelisiniz ölümlere, zulümlere kine ve nefrete...

Bizler ruhlarımızdan kopuk yaşıyoruz şimdi, yüreğimi zimakinenin bir parçasıymış
gibi taşıyoruz kendimizde. Hiçbir zaman ders almadık yaşananlardan, robot gibi
yaşadık bu şehirde ve ülkenin diğer kentlerinde.
Bilinir ki oturdular dört köşe bir masaya kravatlı beyefendiler. Ölçtüler, biçtiler, söylediler ve bilgiliydiler. Her bilgide iyi olacak diye bir kaide bulunmadığını bilmediğimiz için kabul ettik ne dedilerse. Güzel, umut dolu bir gelecek vadetmiştiler. İnsan tanrıya eşdeğerdi öyle söylediler bizlere. Kim koskacaman yaratan bir tanrı olmak istemezdi ki.
Evlerimize geldiler, kapımızı açtık onlara, sonra soframızı serdik önlerine. Keşke yetinseydik tüm bunlarla. 0 kadar insan- dik ki o zamanlar ruhumuzu teslim ettik, bedenlerimizi ödünç verdik, ne de olsa geri alacaktık sonunda, diyerek.
Her şey umduğumuz gibi olmadı yenildik, kandık, kandırıldık, içimize girdiler yavaş yavaş; onlarındı çünkü; gazeteler, radyolar, televizyonlar, saldırdılar, görmedik, canımızı acıttılar hissetmedik, sevdiklerimizi aldılar, ses etmedik çünkü; onlar tan rı yapacaktılar bizleri. Üzgünüm, kaybettik. Çünkü; tanrıyı yaratan tanrıdan üstün olmalıydı, öyle düşünmemizi sağladılar.

Böylelikle acımasız tanrılar edindik kendimize. Ve bizler ruhsuz, cansız, hiçbir işe yaramayan salt kendini düşünen, kendisi için bile ahlaki hiçbir değeri olmayan bireyler olarak yetiştik. Her birimiz kendi tannmıza yani kendi kendimize taptık çünkü, en iyi tanrı bizdik kendi gözlerimizde. Bu yüzden her şeyin en güzeli bize ait olmalıydı. Nasıl olursa olsun diyerek meşrulaştır dik işlediğimiz cinayetleri. Kendi tanrımıza o kadar çok daldık ki unuttuk, anneleri, yari, dostu, doğayı, insanları, hayvanları, bitirdik içimizde insan olan parçaları.
Oysa tanrı bağışlayandı, üretendi, yaratandı. Tanrı, aşktı, yaşamaktı birlikte, onurdu, ahlaktı. Bizler insanımsı tanrılar ya da tannımsı insanlar ne kadar uzak kaldık bu kavramlara. Benim ve sonu benim gibi olanlar için dönüş yok artık bu yolda. Ezildik, horlandık, yok sayıldık. Bir parça dahi umut göremedik gelecekte. Bu yüzdendir ki şimdi tarih, tanrıların intiharını sahnelemekte ve yönetmektedir. Tarih şahittir tanrı lar ölüyor, tanrılar yeniliyor diye altın harflerle kitaplara geçmekte.

Evet benim kentim göbeğinden ikiye ayrılmış ayrı ayrı vatanlardı. Binlerce tanrı barındınıyordu içinde ama kimliksiz ve kim sesizdiler kendi yaralarına dahi merhem olamayan tanrılar.
Benim kentim ölüm şehriydi. Ucuz tanrılıklardan sıyrılmış in sanlar da vardı elbette benim ken timde. Kimvurduya giden ya da zindanlarda soğuk demir ka pılar ardına bırakılan yiğit lerdi bunlar. Hiçbir zaman manşetlere çıkmayan, görüntüleri verilmeyenlerdi. Benim kentim kardeş kanının ilk
aktığı topraklar üzerine kurulmuştu. Kabil’in Habil’ i sırtından vurduğu günden beri eksilmezdi bu topraklarda hain kardeş ihanetleni. Duyulur akan kanın sesi sokaklarda, caddelerde o günden beri.

Bir gün bitecektir tüm bunlar şimdi bilirim, başaracaklar. Bayrama dönecek yeryüzü, gelincikler açacak, şehrin göbeğinde aşklar, aşıklar, aydınlar vurulmayacak. Mem, Zin’ e kavıışacak, Ferhat, Şirin’ e ve özümüze döneceğiz.
Herkes kendi doğrusunu bir başkasına zorla kabul ettirme ye çalıştığı gün savaşın geldiğini bilecek. Bütün doğrular insana çıkacak, ne insanlar topluma, kurban edilecek, ne de toplum bi eye. Denge bulunacaktır, tüm bunlar olacaktır, bilirim.
Belki ben de uyanırım bu karanlık uykudan bir gün. Uya nırken de bir bakmışsınız hatırlanm rüyalanımdaki kızın yüzünü. Kim bilir belki, bir gün, bir gece bu şehirde yalnız karşılaşırız, sokakları dalgın dalgın gezerken sonra gözlenimiz çakişır. Bütün dünya dilleri unutulur, gözlerimiz binleşir ve bir son vererek yainızlığımıza artık beraber yürürüz bu kentin sokaklarında olamaz mı? Olabilir tabi ki ama; ne yazık ki o gün bugün değil. Çünkü; halen kurtarılmadık boş beleş tanrılıklanmızdan ve esirliğimizden.
Güneş, ilk ışınlarıyla göz kırpmaya başladı yeryüzüne. Gün doğacak birazdan ve tam bir saat sonra üçüncü günü olacak evime gelip hiçbir şey yemeden saatlerce kıpırdamadan boyaları dökülmüş karşımdaki duvarı anlamsız bir şekilde izleyişimin. Ardından daha önce hazırlamış olduğum sandalyenin üzerine çıkıp ipi boynuma geçirerek kendimi boşlukta sallandırışımın. Evet, tam üç gün oldu. Bu Allah’ın yazında etrafa berbat kokular saçan bedenimin çürümeye terk edilişinin. Bir kişi bile kilometrelerce ötede farkına varılan iğrenç kokumu
duyumsamadı. Bir kişi bile varlığımın olduğu gibi yokluğumun da farkına varmadı. Bir kişi bile kapımı çalıp içeri girmedi. Ruhum şimdi bedenimle aynı odada iğrenç kokular içinde tüm günahlarını ödemekle cezalı adeta. Tanrılığından sıyrılan bir kişinin gelmesini bedenimi oradan indinip beni toprağa gömmesini bekliyorum. Böy lelikle ruhum huzura kavuşacaktır. Sizlere sesleniyorum: çevrenizde tanıdığınız böyle biri var mı, bana bu iyiliği yapabilecek? Ne dendir bilmem, ölüm aletim boğazımı sıkıp nefesimi kesince bir umut belirdi içim de ÖZGÜR YAŞAMA VE ÖZGÜR AŞKA DAİR...



okumayan lütfen yorum yazmasın...


delikýz

bence okumalısınız...okuyun hatta, kazanacak seyler var bu yazıda,almanız gerekenler...

ben okudum... :)
elıne, yuregıne, bunları sana yazdıran hayata tesekkur etmek ıstıyorum delıcocuk her seye ragmen...


ibar

"Mekanik Bir Yalnızlıktır Burjuva" oldukça etkileyici bir başlık zaten. Burjuva, kendini sevmeyen bencil insanın psikolojideki kılıfıdır. E tabi bu insan üretim araçlarına ve sermayeye de sahip olması lazım gerek. Mekanikliği ise diyalektik materyalizmi yadısmasından kaynaklanır kanımca! Vicdanı rezonansa girmiş bu sömürgen insan güruhu yalnızdır da! "Mekanik Bir Yalnızlıktır Burjuva"

deliçocuk

çok teşekkür ederim deli kız... okuduğun için..aslında kimseye werecek bişey yok...herkeste zaten olanı yazdım.. suçu üstüne alan yoktu... ben kendi üstüme aldım...saol okuduğun için tekrar...
bende hayata teşekkürü bir borç bilirim...

ibar gerekli açıklaman için saol...başlığın anlamı senle güzelleşti..sende okuduğun için teşekkür ediyorum.....


göçmen kýzý

okudummmm....

duydum o sesi.....

yüreğine sağlık deliçocuk....

istanblue

ben okudum we bu güzel sözlere diyecek bişi bulamıyorum dost...
yüreğine sağlık..

deliçocuk

hehe :D yazıyorsanız ben anlarım okuduğunuzu... utandım ya...saolun saolun..sizin yüreğiniz güzel olan..yazı kötüde olabilir... sizin yüreğiniz yine güzel ... ciciseyt istanbulee saolun
wala oraya okumayan yorum yazmasın yazmakla ayıp ettim sanki...utandım ben harbiden... kusura bakmayın...

delikýz

wala oraya okumayan yorum yazmasın yazmakla ayıp ettim sanki...utandım ben harbiden... kusura bakmayın...

yok be ne alaka bırılerı cıkıp yapardı ib....lıgını.en azından bu sayfaya bıseler yazma hakkının bedelı de bu olsun bırak...

istanblue


deliçocuk

ama ben vip üyeyim...istedimmi silerim mesajları..gerçi bi iki tane sildim ama oda kendi mesajlarım dı...
okunmasını istedim sadece..asıl gayem yazının okunmasıydı...yada işte duygusal bağlarla insanların yorum yapmaması için oyle yazdım...