16.07.19/22:28

sesimi duyan varmı?mekanik bir yalnızlıktır burjuva 1-2

Başlatan deliçocuk, 15.09.07/20:50

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

deliçocuk

                            MEANİK BİR YALNIZLIKTIR BURJUVA(SESİMİ DUYAN VARMI)
Güneş batmak. yeryüzü karanlığa bürünmek üzereydi. Gündüzün parlak ve göz alıcı renksizliğinin ardından, sarıya bürünmüş dünyanın yaşadığımız yanı, yerini akşamın soğuk karanlığına bırakıyordu. Gecenin en siyah yalnız anında gömülürken kimsesizliğimize, ay hilaldi ve her geçen zaman biraz daha beliriyordu gökyüzünde. Çocukken olmayan ninemin anlatamadığı masallardaki peri kızının başındaki taç gibi süslüyor du gökkubbe. Yıldızlarsa birer inci tanesi gibi emsalsiz güzellik teydi. Annemin nakışları kadar güzel, ince ve emekle yaratılan, bir yanı tanrısız ıneleklere benzeyen, diğer yanı çocukluğumdan beri rüyalarıma giren ama uyandığımda yüzünü hiçbir zaman hatırlayamadığım platonik aşkım kadar insana benzeyen peri kızının dolgun, sütbeyaz göğüs ve uzun boynunu süslüyordu sanki.

Bir gün daha bitiyordu benim kentimde ve benim kentim, göbeğinden ikiye ayrılmış vatanları barındırıyordu içinde. Bir yanı ışıklı reklam panolarını izleyen ve sorgulayamayan kişilerin göremedikleri, yüzlerinde maskeler taşıyan insanlarla doluydu, Bu yer evrimin ceplere taşındığını kanıtlamaya çalışarak, hep resimli, rakamlı kağıtlardan söz eden ve bu bilgilerine herkesten daha fazla sahip çıkarak, evlerinde, işyerlerinde, demir kasalarda saklayan insanlara aitti. Diğer bir yanı geceye renktaş siyah lastik ayakkabılı, uvkuları güneşe ayarlı, sümüklü çocuklara..........
Yerlerinden yurtlarından bir gece silah tutmamak için, kendi kendilerine kaçıp gelmiştiler bu kente. Üst üste kurdukları iki üç tuğlayla örülü mezarlıklarda yaşıyordular. konuşmayı unutup kendilerini suskun ölümlere gömerek...
Benim kentim unutmuştu kendini. Belki daha uzun bir zaman varken kimliksiz dünyaya tek ırkın insan olduğu zamana, biz kimliksizdik, kimsesizdik kendi vurdumuzda.
Ölüyorduk. Öldürülüyorduk birer birer. Kan akıyordu damarlarımızdan. Sevgilimiz le, dostlarımızla beraber bir zamanlar kah kahkahalarla geçtiğimiz, ağIadığımız, şakalaştığımız, tartıştığınıız, öfkelen diğimiz, sevindiğimiz, insanlığımızı sunduğumuz yerlere. Caddelerde, sokaklar da oluk oluk kanımız akıyor
du. Görmüyordunuz. Üzerimize bastınız sabah işe giderken. Sevgilinize “seni seviyorum” derken canımızı acıttınız. Ölüm bile koymadı bize bu kadar, haince gelmiş olduğu halde bile. Anlamamıştınız, anlayamamıştınız, kim bilir belki de anlamak istememiştiniz.

Dinle, evet evet sen, ben, o, hepimiz dinleyelim. Üç maymunu oynayanlar da vazgeçsinler o iğrenç rollerinden. Ve dinlesinler o ölüm ki...
Bir annenin kalbine insan boyunda bir mızrağın saplanmasıdır. Yüreğinin yerinden çıkartılıp ayaklar altına alınmasıdır. Acıya alışması, acıyla yaşamasıdır. Bilin artık, ölüm bir annenin hiçbir zaman gülememesi, çiçek açamamasıdır. Ve hep hayalinde artık göremeyeceği çocuğunun düğününde zılgıtlar çekip, halaya giremeyeceğini bilmesinin acısıdır.

Bilin ki ölüm, yari bir daha görememektir. İçine atamamaktır onu. Dokunamamaktır ilk gördüğü anda ona, kızaran tenine. Bakamamaktır cenneti gördüğün gözlerine, türküler adayamamaktır adına, söyleyememektir bildiğin bütün sözleri, hak eden o varlığa, dokunamamaktır saçlarına, yüreğini açıp gösterememektir ona. Duyumsayamamaktır teninin bu dünyalı olmayan kokusunu. Yaratamamaktır kendi kendimizi. ‘yardan, aşktan uzak bir yaşam intihar süsü verilmiş bir aldatmacadır.
Ve ölüm...
Artık girememektir dostla sıcak bir muhabbete. Kaçak çay, kaçak bir sigara eşliğinde, harabe bir mekanda anlatamamaktır kaçak aşkını soğuk kış akşamlarında ceketine sarılarak, birlikte gülememektir doyasıya, sırtını dayayacağın küfredeceğin, kızacağın, mutlu kılacağın birinin olmamasıdır ölüm. Borç para alacağın, elbiselerini giyeceğin, birlikte
hayaller kurduğun o insanın yokluğu
dur. Ölüm kimsesizliktir, kimliksizliktir.
Açmalısınız gözleninizi, duymalısınız beni ve konuşmalısınız ateş gözlü çocuklar, direnen mazlum halklar
adına, dur demelisiniz ölümlere, zulümlere kine ve nefrete...

Bizler ruhlarımızdan kopuk yaşıyoruz şimdi, yüreğimi zimakinenin bir parçasıymış
gibi taşıyoruz kendimizde. Hiçbir zaman ders almadık yaşananlardan, robot gibi
yaşadık bu şehirde ve ülkenin diğer kentlerinde.
Bilinir ki oturdular dört köşe bir masaya kravatlı beyefendiler. Ölçtüler, biçtiler, söylediler ve bilgiliydiler. Her bilgide iyi olacak diye bir kaide bulunmadığını bilmediğimiz için kabul ettik ne dedilerse. Güzel, umut dolu bir gelecek vadetmiştiler. İnsan tanrıya eşdeğerdi öyle söylediler bizlere. Kim koskacaman yaratan bir tanrı olmak istemezdi ki.
Evlerimize geldiler, kapımızı açtık onlara, sonra soframızı serdik önlerine. Keşke yetinseydik tüm bunlarla. 0 kadar insan- dik ki o zamanlar ruhumuzu teslim ettik, bedenlerimizi ödünç verdik, ne de olsa geri alacaktık sonunda, diyerek.
Her şey umduğumuz gibi olmadı yenildik, kandık, kandırıldık, içimize girdiler yavaş yavaş; onlarındı çünkü; gazeteler, radyolar, televizyonlar, saldırdılar, görmedik, canımızı acıttılar hissetmedik, sevdiklerimizi aldılar, ses etmedik çünkü; onlar tan rı yapacaktılar bizleri. Üzgünüm, kaybettik. Çünkü; tanrıyı yaratan tanrıdan üstün olmalıydı, öyle düşünmemizi sağladılar.

Böylelikle acımasız tanrılar edindik kendimize. Ve bizler ruhsuz, cansız, hiçbir işe yaramayan salt kendini düşünen, kendisi için bile ahlaki hiçbir değeri olmayan bireyler olarak yetiştik. Her birimiz kendi tannmıza yani kendi kendimize taptık çünkü, en iyi tanrı bizdik kendi gözlerimizde. Bu yüzden her şeyin en güzeli bize ait olmalıydı. Nasıl olursa olsun diyerek meşrulaştır dik işlediğimiz cinayetleri. Kendi tanrımıza o kadar çok daldık ki unuttuk, anneleri, yari, dostu, doğayı, insanları, hayvanları, bitirdik içimizde insan olan parçaları.
Oysa tanrı bağışlayandı, üretendi, yaratandı. Tanrı, aşktı, yaşamaktı birlikte, onurdu, ahlaktı. Bizler insanımsı tanrılar ya da tannımsı insanlar ne kadar uzak kaldık bu kavramlara. Benim ve sonu benim gibi olanlar için dönüş yok artık bu yolda. Ezildik, horlandık, yok sayıldık. Bir parça dahi umut göremedik gelecekte. Bu yüzdendir ki şimdi tarih, tanrıların intiharını sahnelemekte ve yönetmektedir. Tarih şahittir tanrı lar ölüyor, tanrılar yeniliyor diye altın harflerle kitaplara geçmekte.

Evet benim kentim göbeğinden ikiye ayrılmış ayrı ayrı vatanlardı. Binlerce tanrı barındınıyordu içinde ama kimliksiz ve kim sesizdiler kendi yaralarına dahi merhem olamayan tanrılar.
Benim kentim ölüm şehriydi. Ucuz tanrılıklardan sıyrılmış in sanlar da vardı elbette benim ken timde. Kimvurduya giden ya da zindanlarda soğuk demir ka pılar ardına bırakılan yiğit lerdi bunlar. Hiçbir zaman manşetlere çıkmayan, görüntüleri verilmeyenlerdi. Benim kentim kardeş kanının ilk
aktığı topraklar üzerine kurulmuştu. Kabil’in Habil’ i sırtından vurduğu günden beri eksilmezdi bu topraklarda hain kardeş ihanetleni. Duyulur akan kanın sesi sokaklarda, caddelerde o günden beri.

Bir gün bitecektir tüm bunlar şimdi bilirim, başaracaklar. Bayrama dönecek yeryüzü, gelincikler açacak, şehrin göbeğinde aşklar, aşıklar, aydınlar vurulmayacak. Mem, Zin’ e kavıışacak, Ferhat, Şirin’ e ve özümüze döneceğiz.
Herkes kendi doğrusunu bir başkasına zorla kabul ettirme ye çalıştığı gün savaşın geldiğini bilecek. Bütün doğrular insana çıkacak, ne insanlar topluma, kurban edilecek, ne de toplum bi eye. Denge bulunacaktır, tüm bunlar olacaktır, bilirim.
Belki ben de uyanırım bu karanlık uykudan bir gün. Uya nırken de bir bakmışsınız hatırlanm rüyalanımdaki kızın yüzünü. Kim bilir belki, bir gün, bir gece bu şehirde yalnız karşılaşırız, sokakları dalgın dalgın gezerken sonra gözlenimiz çakişır. Bütün dünya dilleri unutulur, gözlerimiz binleşir ve bir son vererek yainızlığımıza artık beraber yürürüz bu kentin sokaklarında olamaz mı? Olabilir tabi ki ama; ne yazık ki o gün bugün değil. Çünkü; halen kurtarılmadık boş beleş tanrılıklanmızdan ve esirliğimizden.
Güneş, ilk ışınlarıyla göz kırpmaya başladı yeryüzüne. Gün doğacak birazdan ve tam bir saat sonra üçüncü günü olacak evime gelip hiçbir şey yemeden saatlerce kıpırdamadan boyaları dökülmüş karşımdaki duvarı anlamsız bir şekilde izleyişimin. Ardından daha önce hazırlamış olduğum sandalyenin üzerine çıkıp ipi boynuma geçirerek kendimi boşlukta sallandırışımın. Evet, tam üç gün oldu. Bu Allah’ın yazında etrafa berbat kokular saçan bedenimin çürümeye terk edilişinin. Bir kişi bile kilometrelerce ötede farkına varılan iğrenç kokumu
duyumsamadı. Bir kişi bile varlığımın olduğu gibi yokluğumun da farkına varmadı. Bir kişi bile kapımı çalıp içeri girmedi. Ruhum şimdi bedenimle aynı odada iğrenç kokular içinde tüm günahlarını ödemekle cezalı adeta. Tanrılığından sıyrılan bir kişinin gelmesini bedenimi oradan indinip beni toprağa gömmesini bekliyorum. Böy lelikle ruhum huzura kavuşacaktır. Sizlere sesleniyorum: çevrenizde tanıdığınız böyle biri var mı, bana bu iyiliği yapabilecek? Ne dendir bilmem, ölüm aletim boğazımı sıkıp nefesimi kesince bir umut belirdi içim de ÖZGÜR YAŞAMA VE ÖZGÜR AŞKA DAİR...



okumayan lütfen yorum yazmasın...


delikýz

bence okumalısınız...okuyun hatta, kazanacak seyler var bu yazıda,almanız gerekenler...

ben okudum... :)
elıne, yuregıne, bunları sana yazdıran hayata tesekkur etmek ıstıyorum delıcocuk her seye ragmen...


ibar

"Mekanik Bir Yalnızlıktır Burjuva" oldukça etkileyici bir başlık zaten. Burjuva, kendini sevmeyen bencil insanın psikolojideki kılıfıdır. E tabi bu insan üretim araçlarına ve sermayeye de sahip olması lazım gerek. Mekanikliği ise diyalektik materyalizmi yadısmasından kaynaklanır kanımca! Vicdanı rezonansa girmiş bu sömürgen insan güruhu yalnızdır da! "Mekanik Bir Yalnızlıktır Burjuva"

deliçocuk

çok teşekkür ederim deli kız... okuduğun için..aslında kimseye werecek bişey yok...herkeste zaten olanı yazdım.. suçu üstüne alan yoktu... ben kendi üstüme aldım...saol okuduğun için tekrar...
bende hayata teşekkürü bir borç bilirim...

ibar gerekli açıklaman için saol...başlığın anlamı senle güzelleşti..sende okuduğun için teşekkür ediyorum.....


göçmen kýzý

okudummmm....

duydum o sesi.....

yüreğine sağlık deliçocuk....

istanblue

ben okudum we bu güzel sözlere diyecek bişi bulamıyorum dost...
yüreğine sağlık..

deliçocuk

hehe :D yazıyorsanız ben anlarım okuduğunuzu... utandım ya...saolun saolun..sizin yüreğiniz güzel olan..yazı kötüde olabilir... sizin yüreğiniz yine güzel ... ciciseyt istanbulee saolun
wala oraya okumayan yorum yazmasın yazmakla ayıp ettim sanki...utandım ben harbiden... kusura bakmayın...

delikýz

wala oraya okumayan yorum yazmasın yazmakla ayıp ettim sanki...utandım ben harbiden... kusura bakmayın...

yok be ne alaka bırılerı cıkıp yapardı ib....lıgını.en azından bu sayfaya bıseler yazma hakkının bedelı de bu olsun bırak...

istanblue


deliçocuk

ama ben vip üyeyim...istedimmi silerim mesajları..gerçi bi iki tane sildim ama oda kendi mesajlarım dı...
okunmasını istedim sadece..asıl gayem yazının okunmasıydı...yada işte duygusal bağlarla insanların yorum yapmaması için oyle yazdım...

ench

emeğine yüreğine sağlık deli çocuk  :ph34r:
bu yazıdan çıkarılacak dersler var :)

kopil118

Evet o istediğin kişiler var. Ama onlar da izbe köşelerine sığınmışlar deliçocuk....
  Seni bir Narsist olarak duyumsadım ve bu tamda bu toprakların çocuklarına yalkaşır bir nasrsizm olmacaktır. Unutma bu topraklarda yeşerdi aşklar ve bu topraklardan bir gün gelip de göç ederse unutma o göç ettiren de biz olacağız. Bu topraklarda kardeş kanı akıtıldı. Unutma bu kardeşleri iki ayrı ruhtan bir beden sokacak olan da yine bilzeriz.
  Yüreğine sağlık deliçocuk.....
  Narsizm dedimde aklıma mitolojiden bir benlik hikayesi geldi. Narsizm ile ilgili buraya yazmak istiyorum eğer izin verirsaeniz tabi....


Mitolojide Narsizm   WWW. TOPLUMDÜSMANI.NET BURADA BİRÇOK BİLGİ VAR.

Mitolojiye göre, dünya üzerinde birçok tanrı bulunmaktaydı. Bunlar çeşitli doğa olaylarından ya da canlı-cansız varlıkların kontrolünden, davranışlarından sorumluydular. İnanışa göre bu tanrılar insan şeklindeydi ve insanlarla ilişki içine de girerlerdi.

Size narsisizm sözcüğünün köken aldığı narkissos'un mitolojik öyküsünü aktaracağız. Kendine aşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür . Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşür.

Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissosu cezalandırmaya karar verirler. Gene günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü . O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, ayni Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.

İşte narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı Narkissos gibi erirler, çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden ve gerçeklerle bagdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek ve o hedefi, gerekli emeği vermeden bile haketmiş sayarak en onde, en gözde ve tek olmak isterler.Kendilerini başkalarının yerine koyamaz ve başkalarini anlayamazlar.Sanki hersey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun herşeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir. Gerçekle bagdaşmayan, başkalarinin zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadiklarinda öfkelerine hakim olamaz, saldırganlaşır ,çöker hatta ağır psikotik tablolara girerler .

SENDE BUNU DUYUMSAMADIN MI KENDİ İÇİNDEKİ YALNIZLIĞINDA... YADA BUNU BİZE DAYATMADILAR MI. BEN MERKEZCİLİĞİ.....


cosinus78

bizimle paylaştığın için teşekür ederim.
ama açıkçası hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur. bilmem daha güzel bekliyordum herhalde, ya da belki acelece yazmışsın, herneyse tekrar teşekür.

deliçocuk

16.09.07/01:34 #13 Son düzenlenme: 16.09.07/02:17 deliçocuk
deim ortaya çıksın...belki bir iki kişi daha okur...para almıyorum zaten

5 sene once bir dergide yayınlanan yazımdı...
zaten taratıp kopyaladım....
SENDE BUNU DUYUMSAMADIN MI KENDİ İÇİNDEKİ YALNIZLIĞINDA... YADA BUNU BİZE DAYATMADILAR MI. BEN MERKEZCİLİĞİ.....

kopıl dost...paylaşımın için teşekkür ederim...hücrelerime kadar duyumsadım...bu yazının ortaya cıkıs asaması bır gece yasadıgım sehrın en kalabalık caddesınde yolda gecen butun ınsanların guluslerıne kendımı katarak ve kendıme su soruyu soararak ortaya cıktı : hayat ve hayattakıler yanı bızler bu kadr umarsız,bu kadar yalnızlasmıs,bu kadar yabanı duygular besleyen ve baska ınsanların acısını kendı acımız yapmayan bızler ne buluyorduk bu kadar gulecek?oysa hala bırılerı oluyordu,olduruluyordu...dunyanın bır tarafında bırılerı gobeklerını sısırırken,bırılerı aclıktan oluyordu...evet ukalalaıgım vardır: sen buna narsızım de dıyebılırsın;ama ben o ukalalaıgı nerde ve kıme karsı kullanacagımı cok ıyı bılıyorum...senın anlattıgın oykuyu bılıyorum,bılmekten zıyade yasadıgımı da dusunuyorum bır zamanlar...kendımı yitirme aşamasındaydım benliğim duzeldıgıme ınanmıyorum cok fazla;cunku yasam devam edıyor ve yasamın anlamı  her gecen gun gızemlenıp buyuyor ıcımde...sıstemı,ınsan kısılıgınde yaratmıs oldugu tahrıbatları kastedıyorsan : EVET...hala kırıntıları var ve onlarla uğraşmak bile okadar zor geliyor ki...ayrıca bu yazının yayınlanan 2 ve 3üncüsü de war...yazabilirim...belki yarın...

cosinus bu yayınlanan ilk yazım...yeni yazmaya başlamıştım...ewet bu yazı canice biraz..oyle olmasını istedim...mekanik adıda belki biraz ordan geliyor...soğuk olsun istedim duygular... gula berfa daki ılık esinti yoktu bunda farkındayım...ayrıca gula berfanın dewamınıda burda yazacam...selamlar....

güneþinkýzý

sesimi duyan var mı?
diye seslendi bir ses
-mekanik yalnızlık- dediği burjuva'ya
kim bulaşmamış ki buna?
insanların tanrı suretinde gezen
diğer suretleri,
sence bunun için suçlanmaya değer mi?
insanların,kendi doğrularını dayatması mı?
savaşlara ve çıkmazlara neden olan?
yoksa bunların kılıflanıp, maskelenip
sokaklarda kol gezmesi mi?
hangisinin öncelikli olduğu değil mühim olan!!!
yaşanan bir gerçeklikse
ve insanlar yavaş yavaş içlerini
çürütmekteyse
patlama noktasında duran kimlik
artık kimliksiz olmayı seçmişse
çözmek adına yapılması gerekenlerin
ayağına çelme takılmışsa

insan tanrılar değil
tanrı insanlar var demektir!...

RenaultFerrari


delikýz

Alıntı yapılan: güneşinkızı - 16.09.07/02:09
sesimi duyan var mı?
diye seslendi bir ses
-mekanik yalnızlık- dediği burjuva'ya
kim bulaşmamış ki buna?
insanların tanrı suretinde gezen
diğer suretleri,
sence bunun için suçlanmaya değer mi?
insanların,kendi doğrularını dayatması mı?
savaşlara ve çıkmazlara neden olan?
yoksa bunların kılıflanıp, maskelenip
sokaklarda kol gezmesi mi?
hangisinin öncelikli olduğu değil mühim olan!!!
yaşanan bir gerçeklikse
ve insanlar yavaş yavaş içlerini
çürütmekteyse
patlama noktasında duran kimlik
artık kimliksiz olmayı seçmişse
çözmek adına yapılması gerekenlerin
ayağına çelme takılmışsa

insan tanrılar değil
tanrı insanlar var demektir!...





canım benım sana katılıyorum delıcocuk da katılıo bellı kıı  :ph34r:



reis34

Aç kapıyı yalnızlık, ben geldim

Hayır, ağlamadım, gözlerim yaşlı değil.

Cephedeydim, kurtaramadım yenilmekliği.

Gece yarısı, uyumuştur sokaklar çoktan

Bir sen varsın işte, bir de benim hayaletim...

Bakma öyle, al elimden valizlerimi

Bir şey yok içlerinde; balık kokusu sinmiş üç beş
kazak,

Kırık bir ayna, bir kaç tel siyah saç...


Soğuk burası, yağmur kokuyor

Geceleri uyku tutmaz insanı burda

Bak, yıldızları görmem lazım benim dolunayda;
çıldırırım

Yıkarım üstüne bu mahzeni, kaçamazsın...


Morarmış, çatlamış ellerim soğuktan görmüyor musun?

Varsa sıcak bir çorba getir bana, tuzlu

Yoksa uğraşma, aç değilim.

Saat yok duvarlarda, o kadar yalın yaşamak

Günışığı da yok, karanlık ruhun gibi yakın sana...


Yalnızlık kapat kapıyı!

Şuraya, şu soğuk taşların üzerine bir yatak ser bana.


Uyumak istiyorum,

Unutmak istiyorum,

Unutulmak istiyorum...

deliçocuk

 MEKANİK BİR YALNIZLIKTIR BURJUVA-2-(FARKINDAMIYIZ)

analık hakkını yerine getirip toprak çatlatırken göbeğini, filize duyordu tohumlar. Kara bulutlar çekilmişti gökyüzünden ve kuşlar dönmeye başlıyorlardı hasret kaldıkları ülkelerine. Gelincik ko
kuları iniyordu dağlardan yüreklenimize. Kanı kaynamaya başlamıştı insanların, sevdanın ve kavganın peşinden gidiyorlardı. Yaşam olacaksa ya Özgür olacak ya da hiç olmayacaktürküsüyle merhaba diyorlardı hayata....
Her günümüz bahar tadında olsun diyedir, yüreklenimizdekiateşin kendini yaşama salıvenip hiç bitmeyecek özlemleri yaşamsallaştırması diyedir, ümit edilen, gerçekleştirilen, can, kan, adanan ömürlenin kendisi.Sokaklara yayılırken neşeli çocuk sesleri,bölerdi, bir annenin zılgıtlar çekip feryatlar etmesi.Düğüne mi, yoksa cenazeye miydi bu gidiş, bilin-mez, yüreği dağ analarımızın yüreklerinde insan taşıyanımız.

Şehre bahar geliyordu, bahar kana bulanıyordu. Beklenen oğulun, hasretlik sevgilinin, kardeşlenimizin, dostlanrnızın bedenleri gittikleri gibi dönmiiyorlardı. Şehrin en işlek caddelerinde, analar ağlıyor,panzerler su sıkıyordu, siz susuyordunuBahar yeniden gelmişti hem de hiç şaşırmadan zamanını, asırlar önce defalarça yaptığı gibi tam vaktinde... Ama gökyuzun de ne biruçurtma vardı, ne bir parça banş ne özgür onurlu çocukların sevdaları, nede onların kaızleşlik türkülerini sonuna kadar söyleyebiliyorduk. Yarım yamalak sevinçlenimiz, kalıyordu kursağımızda. Gece karanlığında yırtılırken sessizlik, korkuyoıduk. Silah sesleri ürkütüyordu bizleri. Her el bir silah oluyordu. Her silah onlarca mermi her mermi yüzlerce can, her can bin parça alıp götürürken bizden, kankokusu karışıyordu canımıza  gelen esintilere. Dağ, kan, can, zindanoluyorduk kendimizde....

ewet bahar gelmişti, İçi boşaltılmış zıvanası yerinden çıkartılmış dünyamıza hiçbir şey değişmemişti oysa. Adaletin bozulduğuyerden devam ediyordu herşey . Bozuk, aksayan sömürgecibir ahlaksızlıkla...issizler işsiz olmaya, kadınlar düşükyapmaya, çocuklar
simit satarken uçurtmalar  hayale takılı kalmaya devam ederken ,birileri dünyanın bütün nimetlerini sadece kendisinin bilip tüketirken birileri açlıktan ölmeye binleri can almaya, birileri ardından ağlamaya. ;birileri dünyayı çirkefleştirmeye, birileri güzeileştirmek ıçın sahiplenmeye ve bu uğurda bedel vermeye, birileri küfretmeye birıleri çalmaya birileri kaçmaya ,birileri genetik şifreyi çözmeye  , biriileri sıra başında hayatını kurtaracak(aslında tutsaklaştıracak)bilimden uzak ezber sorular çözmeye ,birileri ömrünü uzatmaya birileri nezleden ölmeye dewam ediyordu...
  tüm bunlara rağmen yinede gelmişti bahar...ve her gelişinde de milyon istek barındırıyordu özünde mutlu, özgür, eşit aşk dolu bir dünyada insanca yaşatılmak adına.Binleri vazgeçerse artık dünyanın sadece kendilerinin olduğu o iğrenç düşüncelerinden, bahar tam anlamıyla soylu bir güvercin özgünlüğünde yaylalarda, dağlarda, şehirde, köylerde, toprakta evde işte kendimizde ülkemizde dünyamızda cennetteki ırmakları çiçekleri dereleni bütün güzellikleri indirerek gökyüzünden yeryüzüne ve cehennem ateşine milyon kova tükürerek söndürüp yaşama sevdayamutluluğa susamış canımızı, yaratarak defalarca özümüzü, annelerimizin sevgi, şefkat ve koruma duygularıyla otuzumuzda,ellimizde, yetmişimizde, saf bir çocuğun düşleri tadında kırçiçekleri güzelliğinde, mis kokularını duyumsayarak ve ancak yüreğimizi, zihnimizi aydınlatan güneşe dönerek yüzümüzü yaşayabiliriz, yaşatabiliriz bu güzelim baharın tadını çıkararak ömrümüzde.
     
  Evet, gelmişti bahar... Her defasında olduğu gibi yine barış yoktu dünyamızda ve ülkemizde. Hiçbir şey beklediği gibi değildi.Yine büyük bir hayal kırıklığına uğramış ve kendini bir başına eksik saymıştı.Çünkü bahar barışla özgürlükle anlam kazanırdı ancak oda bunu biliyordu; ama yine de vazgeçmemişti insana, doğaya tüm dünyaya can vermeye, yaşam vermeye. Biliyordu,çünkü binleri yüzyıllardır karşısında duruyordu zulmün, kinin,nefretin ve tüm kötülüklerin kaynağının yüreklerinde insana yaraşır bir sevgi taşıyarak.Kendinin bahar olduğunu, sevdanın güç olduğunu bildiği gibi biliyordu er ya da geç irazanacaklar. Kazanacaklar ve yeryüzünü cennet yapacaklar onlar, inadına.
       ‘Bu ahkam kesen de kim?” diyen seslerinizi duyuyorum. Tanımadınız değil mi?Nasıl unuttunuz bu kadar kısa sürede söylesenize.Daha düne kadar acı dolu seslenişine kulak tıkadığınız, Milyon olay gibi görmezlikten geldiğiniz kişiyim ben. Kendi geçmişiyle cezası verilen iğrençleşrniş bedenin, temizlenmeye çalışan, kendinden kurtulmak isteyen ruhum ben hatırladınız mı?lşte o benim!
        Bekledim sizi, gün geceye karıştı gece ölümlere, ölüm ağlayışlara,ağlayış,isyanlara,isyanlar feryatlara...
        Bekledim sizi, kendi yasımı tutarken ruhum, aylar devirerek zamanın sonsuzluğunda baharları kışlara emanet ettim. Gözlerim yolda bir ses, bir hareket beni huzursuzluğumdan kurtaracak bir insan bir hayvan yüreğinde bir parça sevdalı bakış olan herhangi birini
herhangi bir varlığı bekledim ama gelmediniz siz. Hiçbiriniz! Çığlığım kulaklarınızdan iletilmişti sinir sisteminize, bütün duyu organlarınıza ama siz aldırmadınız rahatsız etmişim meğer sizi. Midenizi
bulandırmış, beyninizi sulandırmışım. Sesim iğrençleşmiş kulaklarınızda, kokum burun direğinizi kırmış, cesedim göz zevkinizi bozmuş. Dokunmak istememişsiniz bana. Söyler misiniz neden? Oysabilin ki hiçbir farkmız yok benden.Aynısınız benimle. Çıkarırsanız yüzünüzdeki maskeleri göreceksiniz yalancı olduklarını aynaların .Aynı benim cesedim gibi çirkefliktedir yüreğiniz,kokunuz lağıma eş, suretiniz içinizdeki canavari gösterecektir herkese. Korkmayın sakın aynalarda gördüğünüz KENDİNİZSİNİZ üzgünüm GERÇEKSİNİZ.Evet bekledim. Saatler vakitsiz tarih de ilgilendirmivordu beni. Ölülere zaman değmez bu yerde. Mekanı da yoktur şimdi cismimin. Yine de değilim Özgür. Acı ve kederim sınırsızlığımla yankılanıyordu duyarsız hayatlannıza. Gökleri inletiyordum çağrılarımla. 0 bile üzülmüş, acımıştı bana. Ama ne yazık ki yetmiyordu geçmişimi günahlarımı temizlemeye gönderdiği yağmurlar.Yağmurlar yetmiyordu beni özüme döndürmeye. Çaresizlik türküleri dolanıyordu dilimde, bin isyan bin küfür bin pişmanlıktı ağzıma dolan. Yalvarış yakarışlarım adresini arıyordu kendi yurdunda. Yurdum kaybolmuştu kendi kalabalığında. Hiçbir çağrım dönmezken geri, ümitsiz bir karamsarlığa mahkum ediyordum kendimi. Toplum adına bir ben olmak istiyordum oysa. Soran sorgulayan bilen anlatan yaşayan ve üreten bir ben. Ben olmak istiyordum kendimde. Tüm kuralları, onura, ahlaka ayarlı. Aşka sevdalanan barış adına, kavgaya tutuşan çocuk yürekli kadına yol veren anamı yücelten ben olmak istiyordum, sadece bir ben. Tanrılığımdan vazgeçiyorum. Kendimi dünyanın bır merkezine bırakmaktan da. Şimdi binlerce çocuk doğurmak istiyorum. Savaşın ortasında bin barış çocuğu. Bin cennet çocuğu. Kanatarak tımaklarımı, dişlerimi kırarak acıdan, derimi soyarak bedenimden gözlerimi çıkarıp yerlerinden haykıra haykıra doğurmak istiyorum kendimde milyon kere o çocuklan.İtiraz eden sesleriniz geliyor bana. Doğru olabilir aslında, haklı da sayılabilirsiniz. Sesim yarım yamalak, sözcüklerim kesik, cümlelerim eksik gelebilir size. Tiksinebilirsiniz de ben den. Kendin ettin kendin buldun da diyebilirsiniz. Ama kolay değil işte. Cesedimle ayni yerde kalarak kara sineklerin konduğunu görmek, bedeninde yuva yaptıklarını bilmek. Her gün daha berbat bir hale gelmesini seyrederek canından kurtların ürediğini görmek (kendi bedenimden kurtlar yaratıyorum dünyaya, sonra o kurtlara yem yapıyorum kendimi. İsteksiz bir şekilde.) Yabani yalnızlıgıma harcatıyorum yokluğumu. Yokluğum acıyor geçmişim yüzünden.Sakın bana sizin benim gibi olmadığınızı söylemeyin ;inanmam.Siz de inandırmayın sakın,söylediğiniz bu yalana kendinizi.Benden betetr yaşıyorsunuz.Bin beter hem de.Geleceğinizi düşününce acınacak haldesiniz inanın.İnkar mı ediyorsunuz?Peki söyleyin o zaman...Siz değil misiniz kendi kalabalığınzda yalnızlaşan,yalnızlığınızda bir başınıza tek yaşayamayan?...Güzel yalanlar söyleyip,yalanlarınızı bile somutlaştıramayan...Beklentileriniz için hiçbir emek sarfetmeyen. Yaşamınızın tümünü bir kaosa çevirip bi tiren. Bilmediğiniz bir yolda ilerleyip, hayatınızı çıkışı olmayan bir labirentte tüketen. Tüm yaptığınız kötülükleri meşrulaştırma yetene ğine sahip olan? Çok sıkışınca aslında ben bu değilim diyen. Söyle yin siz değil misiniz böyle inkar etseniz bile inanmam. Çünkü çöz müşüm artık sizi, kendinizi krallara adayıp duyarsızlaşmıştınız bir kere ve ses etmiyordunuz yaşananlara suskunluğunuzu hayatınızla perçinliyordunuz, kendi menfaatinizi her şeyin üstünde tutuyorsu nuz. Şişirmek göbeğinizi en güzel köle kadını koynunuza almaktı derdiniz. Bunlar için vazgeçmiştiniz onurunuzdan, ahlakınızdan. Kendinizi satıyordunuz kağıt parçalarına, fiyatlarınızı da bir başkası belirliyordu. Bir yerde tanrı olduğunuzu iddia ederken, yeri geldiğin de hiçleştirebiliyordunuz kendinizi. (bu ne büyük çelişki) BİZ-i çıka rıyonlunuz lügatinizden. Sözcük dağarcınızdan. Bir ben varım di yordunuz. Her şeyin en iyisine, en güzeline layık bir ben. Söyler mi sinizl Emek sarfetmeden, üretmeden bir ben nasıl yaratılabilinirdi?Emek olmadan nasıl dilerdiniz en güzelini. Bilmez misiniz? En güzele, BEN ile değil BİZ ile gidilebileceğini. Anlam kaymasına uğramıştı sizde çoğunluk yaşamınızdan dolayı. Biz eşittir paylaşım, mücadele, aşk, birliktelik, onur, ahlak. Biz eşittir yaşam, insan, doğa, biz eşittir ben, sen, o, herkes, tüm dünya, tüm diller, tüm halklar diye tarifini bulmuyordu. Biz eşittir hainlik, kalleşlik, kin, nefret, biz eşittir kötülük, zulüm diye söylüyor ve haklı çıkarmaya çalışarak kendinizi tahammül edemiyordunuz bir başkasının varlığına.Bir(ey)sel değildiniz toplumda,bir(ey)cileştirmiştiniz kendinizi. Tüketime ayarlıydı nefes alıp verişleriniz. Ne kadar tüketirseniz, o kadar güçlü hissediyordunuz kendinizi. Oysa kendini defalarca yerine koyduğunuz,taklidini yaptığınız peygamberlerinizi,önderlerinizi peşinden gittiğinizi iddia ettiğiniz kişileri yücelten hep üretmeleriydi: taşı, dağı, doğayı, yani yaşamın ta kendisini. Bize düşen bitirmek, bozmak, parçalamak değildi. Güzelleştirip devretmekti geleceğe. Yalancıydınız, siz bile inanmıyordunuz kendinize. Çirkeflikten yakınan, her gün şikayet eden siz değil misiniz? Peki o zaman tüm doğanın, tüm canlıların mutlak doğrusu iyilik, güzellik ve gerçek aşk neden yaşam bulmuyordu yeryüzünde ve neden Mem zindanlarında çürümeye terk ediliyordu? Söylesenize; anlattığınız kadar iyi,söylediğiniz kadar dürüstseniz peki kimdi alçağı, şerefsizi “Bu cennet yeryüzünü cehenneme çeviren’ kimlerdi? Kendine tapanlar kimlerdi?Evet yine susuyorsunuz. Verilecek o kadar cevabınız, özeleştiriniz varken siz susmayı tercih ediyorsunuz. Kulaklarınızı tıkıyor, gözlerinizi kapatıyor, zihninizi yanıtsız bırakıyorsunuz. 0 iğrenç oyunu nuzu yineliyor, üç maymunu oynuyorsunuz: görmedim, duymadım, bilmiyorum. Ama siz benden daha iyi biliyorsunuz ki gerçeklerden hiçbir zaman kaçamayacak ,onlardan kurtulamayacaksınız.Ölüm döşeğinizde bile!Çünkü hala bir köşenizde herhangi bir hücrenizde saklıdır.Gerçek öz insanın kalıntıları.Bunlar her gece başınızı yastığa koyduğunuz zaman bırakmayacaktır peşinizi ve her dakika,her saat,her gün sorgulayacaktır sizi.Acılar içinde kapımı çalıp beni kurtarmanızı beklediğim o gün çağrım geceyi yırtarken ,haykırışlarım göklere erişmişti,ilahi bir ses işittim evdeki son günümde.Göklerden mi yoksa elimdeki kitaptan mı geliyordu bu ses bilmiyorum ama gizemli güç affedildiğimi söylüyordu bana.Artık aranıza girebilecek,sizinle aynı yolda yürüyecek,aynı havayı soluyabilecektim.Eski bedenim,yeni düşüncelerimle aranızda olacaktım sizin .Ama siz göremeyecektiniz beni.Daha doğrusu içinde zulüm ,içinde kin,içinde düşman olan hiç kimse göremeyecekti beni.Yalnızca kendi kendini yaratan içi dışı temiz toplum hizmetkarı,yüceler yücesi güzel bir insan hissedebilirse eğer varlığımı,ben sonsuza kadar hep aranızda ,sizinle birlikte kalacaktım.Bunun tersi yine acı ,yine kederyine hiçlik olacaktı benim için.Evet,ben aranızdayım.Yanı başınızda.Kendiniz kadar size yakındım.Beni görmenizi bekliyor ,istiyordum.Aranızdaydım ,bir çift göz ,temizlenmiş bir yürek sizi izliyordu,FARKINDA MIYDINIZ?

göçmen kýzý

değilmişim....
bunların hepsini bir araya getiremediğimdendir belki...
yazını okumak tad bırakıyor bende biraz acıda olsa.....
deliii.....YÜREĞİNE SAĞLIK SENİN.....

deliçocuk

saol cici teşekkür ederim.. okuman mutlu kıldı beni..sevgiler...

reis34

Yüreğimin en sessiz harfiyle sesleniyorum sana
Sen yine aşka sağır susuşunla,
Şiirimden kanıyorsun.
Oysa kanayan gözlerimde seni taşıyorum bilmiyorsun.
Kelimeler batarken kuytularıma,
Gözlerimdeki hazandan eylül kokusu getirdim sana.
Yalnızlığıma biriktirdim seni
İsmini düş yaptım kendime…
Sende tutsak oldum içimin zindanlarına,
Sen avaz avaz koşarken ayrılığa,
Ben en sessiz cümlelerimi ayırdım yalnızlığıma
Noktalarımdan yakaladı hayat,
Ayaklarıma takıldı düşler ve sözler.
Sana kelepçeli düşlerden zaman ördüm,
Çığlık çığlığa susuşunla bir değil binlerce öldüm.
Damarlarımdan çekildi sensizlik,
Bir sürgün başladı içime.
Yanıp yanıp kül oldum sana,
Ayrılığına savrulup dem vurdum aşka…
Şimdi en siyah bir gecede,
Sözler kaçıyor bir bir sessizliğe,
Hüznün yağmurunda buluşuyor ayrılığın taneleri.
Yine şiirime sen bulaşıyor.
İklimime sen düşünce , ben üşüyorum.
Soğuğunda erirken, bir köz oluyorum…
Susuyor saatler zaman terk ediyor beni.
Bense hangi mevsime dönsem; sen estiriyor bu şehri.
Nereye gidersem gideyim, kaçış yok biliyorum,
Seni ardımda bırakmadıkça,
Söküp içimden gitmedikçe,
Sende başladığım her yol sana çıkıyor.
Kendimden vazgeçiyorum öyleyse,
beni bırakıp ardıma gidiyorum.
Meçhullerin sürüklediği bir hayatı bırakıp avuçlarına
Gömüyorum tüm şiirleri aşka,
Senden, benden geçip gidiyorum zamansızlığa !...