16.07.19/22:25

sesimi duyan varmı?mekanik bir yalnızlıktır burjuva 1-2

Başlatan deliçocuk, 15.09.07/20:50

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ench

emeğine yüreğine sağlık deli çocuk  :ph34r:
bu yazıdan çıkarılacak dersler var :)

kopil118

Evet o istediğin kişiler var. Ama onlar da izbe köşelerine sığınmışlar deliçocuk....
  Seni bir Narsist olarak duyumsadım ve bu tamda bu toprakların çocuklarına yalkaşır bir nasrsizm olmacaktır. Unutma bu topraklarda yeşerdi aşklar ve bu topraklardan bir gün gelip de göç ederse unutma o göç ettiren de biz olacağız. Bu topraklarda kardeş kanı akıtıldı. Unutma bu kardeşleri iki ayrı ruhtan bir beden sokacak olan da yine bilzeriz.
  Yüreğine sağlık deliçocuk.....
  Narsizm dedimde aklıma mitolojiden bir benlik hikayesi geldi. Narsizm ile ilgili buraya yazmak istiyorum eğer izin verirsaeniz tabi....


Mitolojide Narsizm   WWW. TOPLUMDÜSMANI.NET BURADA BİRÇOK BİLGİ VAR.

Mitolojiye göre, dünya üzerinde birçok tanrı bulunmaktaydı. Bunlar çeşitli doğa olaylarından ya da canlı-cansız varlıkların kontrolünden, davranışlarından sorumluydular. İnanışa göre bu tanrılar insan şeklindeydi ve insanlarla ilişki içine de girerlerdi.

Size narsisizm sözcüğünün köken aldığı narkissos'un mitolojik öyküsünü aktaracağız. Kendine aşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür . Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşür.

Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissosu cezalandırmaya karar verirler. Gene günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü . O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, ayni Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.

İşte narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı Narkissos gibi erirler, çökerler. Başkalarının hakkına saygı göstermeden ve gerçeklerle bagdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek ve o hedefi, gerekli emeği vermeden bile haketmiş sayarak en onde, en gözde ve tek olmak isterler.Kendilerini başkalarının yerine koyamaz ve başkalarini anlayamazlar.Sanki hersey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun herşeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir. Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir. Gerçekle bagdaşmayan, başkalarinin zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadiklarinda öfkelerine hakim olamaz, saldırganlaşır ,çöker hatta ağır psikotik tablolara girerler .

SENDE BUNU DUYUMSAMADIN MI KENDİ İÇİNDEKİ YALNIZLIĞINDA... YADA BUNU BİZE DAYATMADILAR MI. BEN MERKEZCİLİĞİ.....


cosinus78

bizimle paylaştığın için teşekür ederim.
ama açıkçası hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur. bilmem daha güzel bekliyordum herhalde, ya da belki acelece yazmışsın, herneyse tekrar teşekür.

deliçocuk

16.09.07/01:34 #13 Son düzenlenme: 16.09.07/02:17 deliçocuk
deim ortaya çıksın...belki bir iki kişi daha okur...para almıyorum zaten

5 sene once bir dergide yayınlanan yazımdı...
zaten taratıp kopyaladım....
SENDE BUNU DUYUMSAMADIN MI KENDİ İÇİNDEKİ YALNIZLIĞINDA... YADA BUNU BİZE DAYATMADILAR MI. BEN MERKEZCİLİĞİ.....

kopıl dost...paylaşımın için teşekkür ederim...hücrelerime kadar duyumsadım...bu yazının ortaya cıkıs asaması bır gece yasadıgım sehrın en kalabalık caddesınde yolda gecen butun ınsanların guluslerıne kendımı katarak ve kendıme su soruyu soararak ortaya cıktı : hayat ve hayattakıler yanı bızler bu kadr umarsız,bu kadar yalnızlasmıs,bu kadar yabanı duygular besleyen ve baska ınsanların acısını kendı acımız yapmayan bızler ne buluyorduk bu kadar gulecek?oysa hala bırılerı oluyordu,olduruluyordu...dunyanın bır tarafında bırılerı gobeklerını sısırırken,bırılerı aclıktan oluyordu...evet ukalalaıgım vardır: sen buna narsızım de dıyebılırsın;ama ben o ukalalaıgı nerde ve kıme karsı kullanacagımı cok ıyı bılıyorum...senın anlattıgın oykuyu bılıyorum,bılmekten zıyade yasadıgımı da dusunuyorum bır zamanlar...kendımı yitirme aşamasındaydım benliğim duzeldıgıme ınanmıyorum cok fazla;cunku yasam devam edıyor ve yasamın anlamı  her gecen gun gızemlenıp buyuyor ıcımde...sıstemı,ınsan kısılıgınde yaratmıs oldugu tahrıbatları kastedıyorsan : EVET...hala kırıntıları var ve onlarla uğraşmak bile okadar zor geliyor ki...ayrıca bu yazının yayınlanan 2 ve 3üncüsü de war...yazabilirim...belki yarın...

cosinus bu yayınlanan ilk yazım...yeni yazmaya başlamıştım...ewet bu yazı canice biraz..oyle olmasını istedim...mekanik adıda belki biraz ordan geliyor...soğuk olsun istedim duygular... gula berfa daki ılık esinti yoktu bunda farkındayım...ayrıca gula berfanın dewamınıda burda yazacam...selamlar....

güneþinkýzý

sesimi duyan var mı?
diye seslendi bir ses
-mekanik yalnızlık- dediği burjuva'ya
kim bulaşmamış ki buna?
insanların tanrı suretinde gezen
diğer suretleri,
sence bunun için suçlanmaya değer mi?
insanların,kendi doğrularını dayatması mı?
savaşlara ve çıkmazlara neden olan?
yoksa bunların kılıflanıp, maskelenip
sokaklarda kol gezmesi mi?
hangisinin öncelikli olduğu değil mühim olan!!!
yaşanan bir gerçeklikse
ve insanlar yavaş yavaş içlerini
çürütmekteyse
patlama noktasında duran kimlik
artık kimliksiz olmayı seçmişse
çözmek adına yapılması gerekenlerin
ayağına çelme takılmışsa

insan tanrılar değil
tanrı insanlar var demektir!...

RenaultFerrari


delikýz

Alıntı yapılan: güneşinkızı - 16.09.07/02:09
sesimi duyan var mı?
diye seslendi bir ses
-mekanik yalnızlık- dediği burjuva'ya
kim bulaşmamış ki buna?
insanların tanrı suretinde gezen
diğer suretleri,
sence bunun için suçlanmaya değer mi?
insanların,kendi doğrularını dayatması mı?
savaşlara ve çıkmazlara neden olan?
yoksa bunların kılıflanıp, maskelenip
sokaklarda kol gezmesi mi?
hangisinin öncelikli olduğu değil mühim olan!!!
yaşanan bir gerçeklikse
ve insanlar yavaş yavaş içlerini
çürütmekteyse
patlama noktasında duran kimlik
artık kimliksiz olmayı seçmişse
çözmek adına yapılması gerekenlerin
ayağına çelme takılmışsa

insan tanrılar değil
tanrı insanlar var demektir!...





canım benım sana katılıyorum delıcocuk da katılıo bellı kıı  :ph34r:



reis34

Aç kapıyı yalnızlık, ben geldim

Hayır, ağlamadım, gözlerim yaşlı değil.

Cephedeydim, kurtaramadım yenilmekliği.

Gece yarısı, uyumuştur sokaklar çoktan

Bir sen varsın işte, bir de benim hayaletim...

Bakma öyle, al elimden valizlerimi

Bir şey yok içlerinde; balık kokusu sinmiş üç beş
kazak,

Kırık bir ayna, bir kaç tel siyah saç...


Soğuk burası, yağmur kokuyor

Geceleri uyku tutmaz insanı burda

Bak, yıldızları görmem lazım benim dolunayda;
çıldırırım

Yıkarım üstüne bu mahzeni, kaçamazsın...


Morarmış, çatlamış ellerim soğuktan görmüyor musun?

Varsa sıcak bir çorba getir bana, tuzlu

Yoksa uğraşma, aç değilim.

Saat yok duvarlarda, o kadar yalın yaşamak

Günışığı da yok, karanlık ruhun gibi yakın sana...


Yalnızlık kapat kapıyı!

Şuraya, şu soğuk taşların üzerine bir yatak ser bana.


Uyumak istiyorum,

Unutmak istiyorum,

Unutulmak istiyorum...

deliçocuk

 MEKANİK BİR YALNIZLIKTIR BURJUVA-2-(FARKINDAMIYIZ)

analık hakkını yerine getirip toprak çatlatırken göbeğini, filize duyordu tohumlar. Kara bulutlar çekilmişti gökyüzünden ve kuşlar dönmeye başlıyorlardı hasret kaldıkları ülkelerine. Gelincik ko
kuları iniyordu dağlardan yüreklenimize. Kanı kaynamaya başlamıştı insanların, sevdanın ve kavganın peşinden gidiyorlardı. Yaşam olacaksa ya Özgür olacak ya da hiç olmayacaktürküsüyle merhaba diyorlardı hayata....
Her günümüz bahar tadında olsun diyedir, yüreklenimizdekiateşin kendini yaşama salıvenip hiç bitmeyecek özlemleri yaşamsallaştırması diyedir, ümit edilen, gerçekleştirilen, can, kan, adanan ömürlenin kendisi.Sokaklara yayılırken neşeli çocuk sesleri,bölerdi, bir annenin zılgıtlar çekip feryatlar etmesi.Düğüne mi, yoksa cenazeye miydi bu gidiş, bilin-mez, yüreği dağ analarımızın yüreklerinde insan taşıyanımız.

Şehre bahar geliyordu, bahar kana bulanıyordu. Beklenen oğulun, hasretlik sevgilinin, kardeşlenimizin, dostlanrnızın bedenleri gittikleri gibi dönmiiyorlardı. Şehrin en işlek caddelerinde, analar ağlıyor,panzerler su sıkıyordu, siz susuyordunuBahar yeniden gelmişti hem de hiç şaşırmadan zamanını, asırlar önce defalarça yaptığı gibi tam vaktinde... Ama gökyuzun de ne biruçurtma vardı, ne bir parça banş ne özgür onurlu çocukların sevdaları, nede onların kaızleşlik türkülerini sonuna kadar söyleyebiliyorduk. Yarım yamalak sevinçlenimiz, kalıyordu kursağımızda. Gece karanlığında yırtılırken sessizlik, korkuyoıduk. Silah sesleri ürkütüyordu bizleri. Her el bir silah oluyordu. Her silah onlarca mermi her mermi yüzlerce can, her can bin parça alıp götürürken bizden, kankokusu karışıyordu canımıza  gelen esintilere. Dağ, kan, can, zindanoluyorduk kendimizde....

ewet bahar gelmişti, İçi boşaltılmış zıvanası yerinden çıkartılmış dünyamıza hiçbir şey değişmemişti oysa. Adaletin bozulduğuyerden devam ediyordu herşey . Bozuk, aksayan sömürgecibir ahlaksızlıkla...issizler işsiz olmaya, kadınlar düşükyapmaya, çocuklar
simit satarken uçurtmalar  hayale takılı kalmaya devam ederken ,birileri dünyanın bütün nimetlerini sadece kendisinin bilip tüketirken birileri açlıktan ölmeye binleri can almaya, birileri ardından ağlamaya. ;birileri dünyayı çirkefleştirmeye, birileri güzeileştirmek ıçın sahiplenmeye ve bu uğurda bedel vermeye, birileri küfretmeye birıleri çalmaya birileri kaçmaya ,birileri genetik şifreyi çözmeye  , biriileri sıra başında hayatını kurtaracak(aslında tutsaklaştıracak)bilimden uzak ezber sorular çözmeye ,birileri ömrünü uzatmaya birileri nezleden ölmeye dewam ediyordu...
  tüm bunlara rağmen yinede gelmişti bahar...ve her gelişinde de milyon istek barındırıyordu özünde mutlu, özgür, eşit aşk dolu bir dünyada insanca yaşatılmak adına.Binleri vazgeçerse artık dünyanın sadece kendilerinin olduğu o iğrenç düşüncelerinden, bahar tam anlamıyla soylu bir güvercin özgünlüğünde yaylalarda, dağlarda, şehirde, köylerde, toprakta evde işte kendimizde ülkemizde dünyamızda cennetteki ırmakları çiçekleri dereleni bütün güzellikleri indirerek gökyüzünden yeryüzüne ve cehennem ateşine milyon kova tükürerek söndürüp yaşama sevdayamutluluğa susamış canımızı, yaratarak defalarca özümüzü, annelerimizin sevgi, şefkat ve koruma duygularıyla otuzumuzda,ellimizde, yetmişimizde, saf bir çocuğun düşleri tadında kırçiçekleri güzelliğinde, mis kokularını duyumsayarak ve ancak yüreğimizi, zihnimizi aydınlatan güneşe dönerek yüzümüzü yaşayabiliriz, yaşatabiliriz bu güzelim baharın tadını çıkararak ömrümüzde.
     
  Evet, gelmişti bahar... Her defasında olduğu gibi yine barış yoktu dünyamızda ve ülkemizde. Hiçbir şey beklediği gibi değildi.Yine büyük bir hayal kırıklığına uğramış ve kendini bir başına eksik saymıştı.Çünkü bahar barışla özgürlükle anlam kazanırdı ancak oda bunu biliyordu; ama yine de vazgeçmemişti insana, doğaya tüm dünyaya can vermeye, yaşam vermeye. Biliyordu,çünkü binleri yüzyıllardır karşısında duruyordu zulmün, kinin,nefretin ve tüm kötülüklerin kaynağının yüreklerinde insana yaraşır bir sevgi taşıyarak.Kendinin bahar olduğunu, sevdanın güç olduğunu bildiği gibi biliyordu er ya da geç irazanacaklar. Kazanacaklar ve yeryüzünü cennet yapacaklar onlar, inadına.
       ‘Bu ahkam kesen de kim?” diyen seslerinizi duyuyorum. Tanımadınız değil mi?Nasıl unuttunuz bu kadar kısa sürede söylesenize.Daha düne kadar acı dolu seslenişine kulak tıkadığınız, Milyon olay gibi görmezlikten geldiğiniz kişiyim ben. Kendi geçmişiyle cezası verilen iğrençleşrniş bedenin, temizlenmeye çalışan, kendinden kurtulmak isteyen ruhum ben hatırladınız mı?lşte o benim!
        Bekledim sizi, gün geceye karıştı gece ölümlere, ölüm ağlayışlara,ağlayış,isyanlara,isyanlar feryatlara...
        Bekledim sizi, kendi yasımı tutarken ruhum, aylar devirerek zamanın sonsuzluğunda baharları kışlara emanet ettim. Gözlerim yolda bir ses, bir hareket beni huzursuzluğumdan kurtaracak bir insan bir hayvan yüreğinde bir parça sevdalı bakış olan herhangi birini
herhangi bir varlığı bekledim ama gelmediniz siz. Hiçbiriniz! Çığlığım kulaklarınızdan iletilmişti sinir sisteminize, bütün duyu organlarınıza ama siz aldırmadınız rahatsız etmişim meğer sizi. Midenizi
bulandırmış, beyninizi sulandırmışım. Sesim iğrençleşmiş kulaklarınızda, kokum burun direğinizi kırmış, cesedim göz zevkinizi bozmuş. Dokunmak istememişsiniz bana. Söyler misiniz neden? Oysabilin ki hiçbir farkmız yok benden.Aynısınız benimle. Çıkarırsanız yüzünüzdeki maskeleri göreceksiniz yalancı olduklarını aynaların .Aynı benim cesedim gibi çirkefliktedir yüreğiniz,kokunuz lağıma eş, suretiniz içinizdeki canavari gösterecektir herkese. Korkmayın sakın aynalarda gördüğünüz KENDİNİZSİNİZ üzgünüm GERÇEKSİNİZ.Evet bekledim. Saatler vakitsiz tarih de ilgilendirmivordu beni. Ölülere zaman değmez bu yerde. Mekanı da yoktur şimdi cismimin. Yine de değilim Özgür. Acı ve kederim sınırsızlığımla yankılanıyordu duyarsız hayatlannıza. Gökleri inletiyordum çağrılarımla. 0 bile üzülmüş, acımıştı bana. Ama ne yazık ki yetmiyordu geçmişimi günahlarımı temizlemeye gönderdiği yağmurlar.Yağmurlar yetmiyordu beni özüme döndürmeye. Çaresizlik türküleri dolanıyordu dilimde, bin isyan bin küfür bin pişmanlıktı ağzıma dolan. Yalvarış yakarışlarım adresini arıyordu kendi yurdunda. Yurdum kaybolmuştu kendi kalabalığında. Hiçbir çağrım dönmezken geri, ümitsiz bir karamsarlığa mahkum ediyordum kendimi. Toplum adına bir ben olmak istiyordum oysa. Soran sorgulayan bilen anlatan yaşayan ve üreten bir ben. Ben olmak istiyordum kendimde. Tüm kuralları, onura, ahlaka ayarlı. Aşka sevdalanan barış adına, kavgaya tutuşan çocuk yürekli kadına yol veren anamı yücelten ben olmak istiyordum, sadece bir ben. Tanrılığımdan vazgeçiyorum. Kendimi dünyanın bır merkezine bırakmaktan da. Şimdi binlerce çocuk doğurmak istiyorum. Savaşın ortasında bin barış çocuğu. Bin cennet çocuğu. Kanatarak tımaklarımı, dişlerimi kırarak acıdan, derimi soyarak bedenimden gözlerimi çıkarıp yerlerinden haykıra haykıra doğurmak istiyorum kendimde milyon kere o çocuklan.İtiraz eden sesleriniz geliyor bana. Doğru olabilir aslında, haklı da sayılabilirsiniz. Sesim yarım yamalak, sözcüklerim kesik, cümlelerim eksik gelebilir size. Tiksinebilirsiniz de ben den. Kendin ettin kendin buldun da diyebilirsiniz. Ama kolay değil işte. Cesedimle ayni yerde kalarak kara sineklerin konduğunu görmek, bedeninde yuva yaptıklarını bilmek. Her gün daha berbat bir hale gelmesini seyrederek canından kurtların ürediğini görmek (kendi bedenimden kurtlar yaratıyorum dünyaya, sonra o kurtlara yem yapıyorum kendimi. İsteksiz bir şekilde.) Yabani yalnızlıgıma harcatıyorum yokluğumu. Yokluğum acıyor geçmişim yüzünden.Sakın bana sizin benim gibi olmadığınızı söylemeyin ;inanmam.Siz de inandırmayın sakın,söylediğiniz bu yalana kendinizi.Benden betetr yaşıyorsunuz.Bin beter hem de.Geleceğinizi düşününce acınacak haldesiniz inanın.İnkar mı ediyorsunuz?Peki söyleyin o zaman...Siz değil misiniz kendi kalabalığınzda yalnızlaşan,yalnızlığınızda bir başınıza tek yaşayamayan?...Güzel yalanlar söyleyip,yalanlarınızı bile somutlaştıramayan...Beklentileriniz için hiçbir emek sarfetmeyen. Yaşamınızın tümünü bir kaosa çevirip bi tiren. Bilmediğiniz bir yolda ilerleyip, hayatınızı çıkışı olmayan bir labirentte tüketen. Tüm yaptığınız kötülükleri meşrulaştırma yetene ğine sahip olan? Çok sıkışınca aslında ben bu değilim diyen. Söyle yin siz değil misiniz böyle inkar etseniz bile inanmam. Çünkü çöz müşüm artık sizi, kendinizi krallara adayıp duyarsızlaşmıştınız bir kere ve ses etmiyordunuz yaşananlara suskunluğunuzu hayatınızla perçinliyordunuz, kendi menfaatinizi her şeyin üstünde tutuyorsu nuz. Şişirmek göbeğinizi en güzel köle kadını koynunuza almaktı derdiniz. Bunlar için vazgeçmiştiniz onurunuzdan, ahlakınızdan. Kendinizi satıyordunuz kağıt parçalarına, fiyatlarınızı da bir başkası belirliyordu. Bir yerde tanrı olduğunuzu iddia ederken, yeri geldiğin de hiçleştirebiliyordunuz kendinizi. (bu ne büyük çelişki) BİZ-i çıka rıyonlunuz lügatinizden. Sözcük dağarcınızdan. Bir ben varım di yordunuz. Her şeyin en iyisine, en güzeline layık bir ben. Söyler mi sinizl Emek sarfetmeden, üretmeden bir ben nasıl yaratılabilinirdi?Emek olmadan nasıl dilerdiniz en güzelini. Bilmez misiniz? En güzele, BEN ile değil BİZ ile gidilebileceğini. Anlam kaymasına uğramıştı sizde çoğunluk yaşamınızdan dolayı. Biz eşittir paylaşım, mücadele, aşk, birliktelik, onur, ahlak. Biz eşittir yaşam, insan, doğa, biz eşittir ben, sen, o, herkes, tüm dünya, tüm diller, tüm halklar diye tarifini bulmuyordu. Biz eşittir hainlik, kalleşlik, kin, nefret, biz eşittir kötülük, zulüm diye söylüyor ve haklı çıkarmaya çalışarak kendinizi tahammül edemiyordunuz bir başkasının varlığına.Bir(ey)sel değildiniz toplumda,bir(ey)cileştirmiştiniz kendinizi. Tüketime ayarlıydı nefes alıp verişleriniz. Ne kadar tüketirseniz, o kadar güçlü hissediyordunuz kendinizi. Oysa kendini defalarca yerine koyduğunuz,taklidini yaptığınız peygamberlerinizi,önderlerinizi peşinden gittiğinizi iddia ettiğiniz kişileri yücelten hep üretmeleriydi: taşı, dağı, doğayı, yani yaşamın ta kendisini. Bize düşen bitirmek, bozmak, parçalamak değildi. Güzelleştirip devretmekti geleceğe. Yalancıydınız, siz bile inanmıyordunuz kendinize. Çirkeflikten yakınan, her gün şikayet eden siz değil misiniz? Peki o zaman tüm doğanın, tüm canlıların mutlak doğrusu iyilik, güzellik ve gerçek aşk neden yaşam bulmuyordu yeryüzünde ve neden Mem zindanlarında çürümeye terk ediliyordu? Söylesenize; anlattığınız kadar iyi,söylediğiniz kadar dürüstseniz peki kimdi alçağı, şerefsizi “Bu cennet yeryüzünü cehenneme çeviren’ kimlerdi? Kendine tapanlar kimlerdi?Evet yine susuyorsunuz. Verilecek o kadar cevabınız, özeleştiriniz varken siz susmayı tercih ediyorsunuz. Kulaklarınızı tıkıyor, gözlerinizi kapatıyor, zihninizi yanıtsız bırakıyorsunuz. 0 iğrenç oyunu nuzu yineliyor, üç maymunu oynuyorsunuz: görmedim, duymadım, bilmiyorum. Ama siz benden daha iyi biliyorsunuz ki gerçeklerden hiçbir zaman kaçamayacak ,onlardan kurtulamayacaksınız.Ölüm döşeğinizde bile!Çünkü hala bir köşenizde herhangi bir hücrenizde saklıdır.Gerçek öz insanın kalıntıları.Bunlar her gece başınızı yastığa koyduğunuz zaman bırakmayacaktır peşinizi ve her dakika,her saat,her gün sorgulayacaktır sizi.Acılar içinde kapımı çalıp beni kurtarmanızı beklediğim o gün çağrım geceyi yırtarken ,haykırışlarım göklere erişmişti,ilahi bir ses işittim evdeki son günümde.Göklerden mi yoksa elimdeki kitaptan mı geliyordu bu ses bilmiyorum ama gizemli güç affedildiğimi söylüyordu bana.Artık aranıza girebilecek,sizinle aynı yolda yürüyecek,aynı havayı soluyabilecektim.Eski bedenim,yeni düşüncelerimle aranızda olacaktım sizin .Ama siz göremeyecektiniz beni.Daha doğrusu içinde zulüm ,içinde kin,içinde düşman olan hiç kimse göremeyecekti beni.Yalnızca kendi kendini yaratan içi dışı temiz toplum hizmetkarı,yüceler yücesi güzel bir insan hissedebilirse eğer varlığımı,ben sonsuza kadar hep aranızda ,sizinle birlikte kalacaktım.Bunun tersi yine acı ,yine kederyine hiçlik olacaktı benim için.Evet,ben aranızdayım.Yanı başınızda.Kendiniz kadar size yakındım.Beni görmenizi bekliyor ,istiyordum.Aranızdaydım ,bir çift göz ,temizlenmiş bir yürek sizi izliyordu,FARKINDA MIYDINIZ?

göçmen kýzý

değilmişim....
bunların hepsini bir araya getiremediğimdendir belki...
yazını okumak tad bırakıyor bende biraz acıda olsa.....
deliii.....YÜREĞİNE SAĞLIK SENİN.....