17.07.19/06:34

Solda Ulusalcı Eğilimler

Başlatan ekip1, 05.02.08/11:37

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ekip1

Alıntı yapılan: SivanA_SimyacI - 28.09.07/11:15

Solda Ulusalcı Eğilimler

Küreselleşme süreci eski korumacı ve devletçi sol anlayışlara sahip kesimler içerisinde ulusalcı - milliyetçi eğilimlerinin yeniden güçlenmesine yol açmıştır. Bunda küreselleşmenin özellikle bizim gibi ülkelerin devlet yapılarında onun egemenlik alanlarını daraltan ve bazı konularda egemenlik hakkını uluslar arası kurumlara devreden değişimleri dayatması önemli bir rol oynuyor. Bu gelişmeye karşı, eski anti emperyalist duyarlıklardan kaynaklanan, Türkiye' deki mevcut eski devlet yapısını savunmaya dönük tepkisel anlayışlar gelişiyor.

Küreselleşme bütün dünyada milliyetçi ve gerici karşı çıkışları körükleyen bir etki yaratıyor. Bu Türkiyede de gözlenen bir gelişme. Ulus devletin gücünün zayıflatması noktasını çıkış siyasetlerinin merkezine koyan İP ve diğer ulusal sol cepheyle MHP vb. faşist kesimleri aynı safa getiren şey de küreselleşmenin zorladığı değişimlere karşı statükoyu koruma anlayışıdır.

Bu bakış açısıyla, ülkede meydana gelen, demokratikleşme, insan hakları, özgürlükler alanındaki her türlü olumlu gelişmeyi batı emperyalizminin Türkiye'yi bölüp parçalamak için tezgahladığı komplolara bağlanıyor. Bu tür bir aşırılık görülmemekle birlikte, devletçi - ulusalcı bir damarı başlangıcından bu yana içinde belirli ölçüde içinde barındıran gelenekselci sol akımlar içerisinde de küreselleşmeye karşı muhafazakar ve ulusalcı yaklaşımlar belirli ölçüde savunulmaktadır.

Marksist geleneğin yirminci yüzyılda yaşanan ve yüzyılın sonunda yenilgiyle sonuçlanan sosyalizm serüveninde milliyetçilikle bağlarını koparabildiğini söylemek mümkün değil. Sovyet ve Çin sosyalizmlerinin son dönemlerinde karşılaşılan büyük çatlamanın arka planında her iki sosyalist ülke yönetimlerindeki milliyetçi eğilimler de önemli bir rol oynamıştır. Ekim Devriminin gerçekleştiği Çarlık Rusya' sı ekonomik ve siyasi yönlerden (batının sanayileşmiş ülkelerine göre) geri bir Asya ülkesiydi. Onun bu özellikleri devrim sürecinin, Marksist kuramın vazettiklerinden farklı olarak, emperyalizmin kuşatması altında, dışa kapalı, sosyalizmi devletçilik temelinde kalkınma yoluyla gerçekleştirmeye dönük bir model izlemesine yol açtı. Bizim gibi ülkelerde bu süreç, sosyalizmi bir bürokratik-merkezi devlet sistemi ve bu sistem altında yürütülen bir ekonomik gelişme ve kalkınma yöntemi gibi algılayan anlayışlar geliştirdi.

Aynı dönemde kapitalist ülkelerde de, yaşanan büyük kriz dalgalarıyla birlikte, gelişen sosyalist devrimin baskısı altında benzer bir devletçi-korumacı sistemin yürütüldüğü biliniyor. ABD’de otuzlarda yaşanan büyük krize karşı başlatılan devletçi-müdahaleci korumacı politikalar, sonraki yıllarda "sosyalizm tehlikesine karşı" Avrupa'daki faşist rejimler başta olmak üzere, bütün kapitalist devletlerce uygulandı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Marshall yardımları çerçevesinde bizim gibi geri kalmış - emperyalizme bağımlı ülkelerde uygulanan korumacı, devletçi özelliklere dayalı "ithal ikameci model", yüzyılın sonlarında Sosyalist sistemdeki çöküşün başladığı seksenli yıllarda liberalizmin yeniden dirilişine kadar devam ettirildi.

Şimdi kapitalizm, kendi gelişiminin bir üst evresi olarak ikameci korumacı politikalardan çark ederek, yeniden liberalizme dönüyor. Buna karşı, kapitalizmin eski ikameci, korumacı devletçi politikalarını sol kabul eden yanılsamalar nedeniyle geleneksel sol akımlar içerisinde muhafazakar ulusalcı siyasetler benimseniyor.

Bu tepkilerde gözden kaçırılan ilk nokta küresel kapitalizme karşı onun bir önceki dönemine has yapı ve ilişkileri savunarak korunmanın mümkün olmadığı gerçeğidir. Bu, örneğin, emperyalist yeni sömürgecilik ilişkilerinin gelişmeye başladığı dönemlerde ona karşı eski sömürgeciliğin savunulması gibi bir şeydir. Çünkü savunulmaya çalışılan sözde ulus devlet gerçekte geçmişte her yönüyle emperyalizmin sömürü çarkının işleyişine göre yapılanmış bir özellik taşır. Bu ülkede gerçekleşen askeri darbelerin kaynağı, iktidarların (mutlaka bir ABD seyahatleriyle başlayan!) kuruluşları ve ( ve gene bir generalin Amerika seyahatiyle başlayan !) yıkılışları, kökleri her zaman ABD gizli servislerine uzanan çetelerin devletimizin asli güvenlik organları olduğunu gösteren artık magazinleşmiş olgular...her şey bu devletin ne kadar "ulusal" olduğunu ve emperyalizmin içsel bir olgu halinde iktidar blokunun ne kadar vazgeçilmez bir unsuru olduğunu göstermeye yeter!

İkinci olarak bu şekilde, yani eski ulus devlet düzleminde kalan bir mücadele anlayışıyla küreselleşme yönündeki gelişmeleri engellemek de hiç mümkün değildir. Çünkü Küreselleşmeye tekabül eden gelişmeler, sermayenin basit ve geçici bir tercihi olarak ortaya çıkmıyor; üretim ve iletişim tekniklerindeki gelişmeler kapitalizmi, uluslararasılaşmaya ve mevcut bütün düzenleri sermaye ve malların serbest dolaşımı yönünde dönüştürmeye zorlamasıyla ortaya çıkıyor. Böyle bir değişim karşısında eski rejimin ve statükonun savunulmasına dayanan bir strateji kaybetmeye mahkumdur. Dolayısıyla sol, ancak kendi ülkemizde ve dünyada emperyalist kapitalist sistemin bütününe, onu aşan bir alternatifle tutarlı bir şekilde karşı çıkılabilecektir ve ancak bu özelliklere sahip bir devrimci yükseliş kendi alternatifini ortaya koyabilecek ve küreselleşmenin yönelimlerini başka türlü bir dünya yönünde baskılayabilecektir.