17.07.19/06:33

Sol faşizm

Başlatan ekip6, 05.02.08/13:18

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ekip6

Alıntı yapılan: deliçocuk - 02.11.07/14:27


   

Sol faşizm
Cumhuriyeti kuranların siyasi hayatımıza yaptığı en büyük kötülük sanırım Kılıç Ali’ye sahte bir Komunist Partisi kurdurup, oraya üye olanları yakaladıktan sonra Marksizmi Türkiye’nin düşünce dünyasından sürmeleri oldu.

Türkiye’nin komunist olma ihtimali yoktu, sosyal yapısı zaten buna müsait değildi.

Ama Türkiye’yi Marksist düşünceden ve örgütlenmeden yoksun bırakmak iki büyük eksiklik yarattı.

Toplumun vicdanı olarak yolsuzlukları, hırsızlıkları, haksızlıkları önleyecek gerçek bir sol parti hiçbir zaman siyasette köklenip, büyüyemedi.

Bu, Türkiye’yi denetimsiz bir yolsuzluk bataklığına ve hiçbir zaman iyileşemeyen bir çöküntüye götürdü.

Bundan daha kötüsü ise, entelektüel dünyamızda yarattığı hasar oldu.

Her toplumda bulunan haktan, hukuktan, eşitlikten yana insanların duygusal tepkileri bir felsefi sistem içinde düşüncelere dönüşemedi.

Düşüncenin, değişimi kavrayan, nedenlerini gören, bir anlamda geleceği okuyarak tedbirlerini öneren zihinsel motoru sakatlandı.

Türkiye, değişimin hiçbir türünü kavrayamadı.

Hayatın, toplumların, insanların nasıl değiştiğini, değişimin kaçınılmaz olduğunu anlayamadı.

Hayatı bir bütün olarak algılayamadı.

Hayatı bir bütün olarak göremeyince; değişimin insanların iradesine bağlı olmadığını, değişen üretim araçlarıyla bütün toplumsal yapının ve ilişkilerin değiştiğini anlayamayınca, “iyi insanların” iyi değişimler, “kötü insanların” kötü değişimler yapacağı gibi bir hurafeye saplandılar.

Toplumun rahat, özgür, zengin yaşamasını isteyenler, bunun nasıl gerçekleşeceğini bilmedikleri, bir çare de öneremedikleri için, bu taleplerini düşüncede değil duygularda biçimlendirmeye koyuldular.

Hissettikleri merhamet, şefkat, acıma duyguları, onların kendilerini “iyi insanlar” olarak görmelerine yol açıyordu.

Bu duygusal dünyayı paylaşmayanlar ise kötüydü.

İnsanın insanı sömürmesine olanak veren kapitalizm, belli ellerde toplanarak diğerlerini fakir bırakan para, işçileri sömüren işverenler, yabancı şirketlerle ortaklık kuranlar, düşünsel bir analizden geçirilerek dünyanın sosyal evrimindeki yerleri saptanacak, eleştirileri yapılacak realiteler olarak değil “kötülükler” olarak görülüyordu.

Bunlar “kötü” olunca, Sovyetlerin de etkisiyle “devlet”, devlet malı, devletçilik iyi gözüküyordu.

İyi olduğuna kesinlikle emin olan her insan kendisi gibi düşünmeyen ya da hissetmeyen herkesin kötülüğünden kaçınılmaz olarak kuşkuya kapılacağından, onlar da kendilerine benzemeyenlerden kuşkulanıyorlardı.

Kuşkulandıkları kötülükleri önleyebilecek tek güç ise devletti.

Tarihin devleti yok ettiği bir aşamada, Marksist bir analiz yeteneğinden, Marksist felsefi bir gelenekten yoksun “solculuk” tarihin gelişiminden, üretim araçlarının değişiminden, kısacası hayatın kendisinden kuşkuya kapılmaya, geçmiş değerlere dört elle sarılmaya başladı.

İhtirasla sarıldıkları değerler önemini kaybettikçe onların kuşkusu ve kendilerine olan inançları daha da arttı.

İyiydiler, merhametliydiler, şefkatliydiler, solcuydular ve değişimden nefret ediyorlardı.

Değişim kötüydü.

Onların insan sevgisinden garip bir nefret, değişim karşıtı bir devletçilik, “yabancı” düşmanı bir milliyetçilik doğdu.

Farkına bile varamadıkları bu gelişimin sonucunda kendini solcu zanneden birçok “iyi” insan kendilerini faşistlerle aynı safta buldu.

Marksist geçmişi, geleneği, felsefesi olmayan solun düşeceği o kaçınılmaz tuzağa düşüp faşizme savruldular.

Bugün ne yazık ki bize sol olarak faşizmi sunanlar kalabalıklaşıyor.

Faşizmin kaba saldırganlığı, üsluplarını da etkileyip onları düzeysizliğe sürüklüyor.

Onların çoğu “iyi” insanlar. Gerçekten kalben iyiler.

Bir sistemi, bir felsefesi, bir düşüncesi olmayan “iyiliğin” sonunda kendini beğenmişliğe ve faşizme dönüşeceğini bilmiyorlar sadece.

Marksist felsefeyi sürgüne göndermek, sonunda, kendini solcu sananın da faşistleştiği bir tutucular cehennemine hapsetti bizi.

ahmet altan...





ne garip değilmi.. gecen yaptığımız çözümlemenin doğruluğunu tarihselliğinide ahmat altan başka bir yerde yazmış...

leninden markstan dem wuranların enternasyolizmmi anccak ülkesinin doğusuna kadar demiştik... diyarbakıra hakkarı ye kadar... latin amerika için iyi niyet besleyenler kendi ülkelerindeki bir halk iiçin aynı seyi soyleyemiyordu... çünkü entellektüel ibnelikwardı... çünkü konuşmak daha rahattı.. iş pratiğe gelince yoklar... ollmazlar... tabii bunlar sadece ülkenin doğusu yada batısı iin değil... bu ihanetçi boş yarattıklar latin amerika ülkesinde yada afrikada yasamıs olsa idi bugün türkiyede yada ırakta yada filistinde bir çok halkı desteklediğini soyleyecekti ama yasadığı ülkedeki sorunları dewlet tekilinde çözmeye dewam edecekti... üretim ve muhalif kabızlık ceken bu ziihniyet yalnış olduğunu bile bile ve hiç bir iç rahatlığı yasamadan etinin kıymetini biliyor....

büük bir içtenle soylüyorum... bu forumda tanıdığım(bir kaç kişi dısında) tüm kendini sol düşünceye sahip görenler kahrolun emi.. en az bir fasist kadar .............