18.08.19/06:48

Sevda Sözleri - Cemal Süreya :)

Başlatan mylia, 09.02.08/09:30

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

moon

MUT ( SUZ )


Kim istemez mutlu olmayı
Ama mutsuzluğa da var mısın?

...

Leydi Tavuskuþu


HÜKÜMET

Bu hükümet
Pir Sultan'a pasaport vermiyor,
Onu anladık.

Yunus Emre'ye de
Bası kartı vermiyor,
Onu da anladık.

Ama bu hükümet
Ferman çıkarmış
Karacaoğlan'ı
Otobüse bindirtmiyor.


:)

Leydi Tavuskuþu


Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da

Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
İşte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da

Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyaret etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da

Daha da acısı
Kılıcın elinde
Alnında bir tutam güneş
Kalakalıyorsun ortada

Cemal SÜREYA  a buda içimden geliverdi

mylia

Oteller Hanlar Hamamlar için Sürekli Şiir

I.
Şu günlerde içkiye düştüm, ondan mıdır bilmem,
Daha çok seviyorum Cansever'i, Uyar'ı, Can Yücel'i
Bir de fethi Naci'yi, ve elbet Mustafa Kemal'i
Ankara Ankara
Bir kent değil burası, bir acenta dizisi,
Bir işhanı, bir umumi mümessizlik belki,
Büyük mağazalar, bahçeliğe özenen süpermarketler
Tutulmamak üzere verilmiş bir söz gibi.
Sahi kaçıncı sanat oluyordu şu mimari?
Birer önyargı gibi uzuyor çağdaş caminin minareleri
.
Opera: içine dikiş gereçleri doldurulmuş ağırlıksız bir
keman kutusu,
Osmanlı Bankası davul;
Ve Emlak Kredi'yle başlayan camdan metalden bir melodika
ordusu:
Dol (An) kara bakır dol!

Biletim öldü;
Gömleğim kirli.


Ek yapıların ana yapıları böyle ezip geçmesinde
Yoksa ölümcül bir beğeni de mi gizli?
Ne derdi buna Sadettin Köpek, Necmettin Pervane ne derdi?
Tiren kuşları daha Eskişehir'den başlayarak
Çarpa çarpa bedenlerini kara vagonlara
Can boyasıyla çizer portresinin ilk çizgilerini.
Evliya Çelebi'ye kenti gezdiren rehberin de
Sesi yeraltından geliyordu ve kemiktendi elleri.

Bir kadın torbaya doldurulmuş gibi yürüyor
Yine de, belli, içi içine sığmıyor
.

Büyük Millet Meclisi'ni hiç gözden kaçırmamakta
O nereye giderse peşini bırakmayan Ankara Oteli:

İş Bankası da kendine özgü bir humour'la süzüyor
Şimdi biraz daha aşağıda kalmış Anıt-Kabir'i.

İşe bak, dün humour sözcüğü için Fransevi'yi açtıydım,
"Şetaret" diyordu yanlış okumadımsa Şemsettin Sami:
Ey şetaret bankası, artık gelmiş sayılırsın Çankaya'ya!

Ben öyle her şeye dikkat eden bir adam değilim,
Ama biliyorum DÇM için Marmara Oteli'ne gideceğim
Yakamda gizlilik rozeti, eh çobanıllık da caba;
Vergi iadesi için de Stad Otel var,
Paraşüt kulesini yukardan görmüş olursun ayrıca.

Adını titizce saklayan bir sokak buldum
Şimdi söyleyemem hangi alanın arkasında,
Oradan geçerken hep seni düşünüyorum,
Belki de oralarda bir yerdesin,
Sen tavşan aralığı,
Sen ağzımın tadı,

Bir buluş gibisin!

- Ağır ol Bay Düzyazı,
Sen ancak uçağa binebilirsin!



II.
Ankara Ankara.
Ey iyi kalpli üvey ana!



III.
Biliyor musun başkentim nedense
Birbirimizden çekiniyoruz ikimiz de,
Sen yaslarına hiç yaslanmaz oldun
Ben acılarıma yeterince.


Tek boynuzlu yapılar arasında
İki katlı ve gözlüklü bir hayırevi
Dayandım ak bedenine öptüm öptüm
Aşkım değilsen haber ver benzerimi!

Her şey öyle yeni ki burda
Kolunu kaldırsan yarının folkloruna katkı
Ama ben budalalıklarla doldurdum
Yıllarca bütün boş sayfalarımı.

Şurda işte tam şu noktada Dede'nin
İç çekişi Bach'ın soluk alışına karışıyordu,
Bir kapıyı açtım ürktüm ve kapattım
Bir milyon adam ayakta bira içiyordu.

Kim kimdik o gün, unuttum şimdi,
Yalnız buz gibi bir odada oturduğumuz aklımda,
Hani o arsız sonbahar küçücüğü
Gözündeki arpacıkla ısıtmıştı hepimizi.

Sen temiz hava saklı su

Sen bayan Nihayet


Sen bir mevsimin sanat eki

Çeşmeler adın kokulu!




IV.
Hoparlörlerinde halı ve mevlithan
Gri gözlerinde zararsız kırlangıçlar,
Alnaçlarının ardında kirli kan,
Önündeyse temiz ve vurulandan akan.

Bugünün şarkısıdır ama yarın için
Çıkan her kurşun patlayan silahlardan,
Katılaş dur yukarda katılaştığın kadar
Artık bir özel ad oldun ey Duman!

Kooperatif evlerinin sözleri boğazlarında: Çimento!
Alüminyum mırıldanıyor zorluyor güçsüz belleğini,
Adakale Sokak'ta İlhan Berk'i görür gibi oluyorum
Bir kentin tarihinde şairlerin ayak izleri

Şöyle mi derdi İlhan Berk:
"Sevdiğim kadınlar yaşlandınız hepiniz
Ama, inanın, yine de özlediğim sizlersiniz."


Salah Birsel bu dizeleri şöyle geliştirirdi:

"İsterseniz İlkyazın gazinosuna
Hep birlikte garson girebiliriz."


Aldı Cahit Sıtkı:

"Özgürlüğümün bir parçası oldun artık
Hangi kuytuya düşsen hemen yapraklanırsın orda."


Cahit Külebi:

"O ozanlar var ya büyük ozanlar
Biz yanarken çıkardığımız dumanlar."


Evet, Mehmed Kemal, Yılmaz Gruda, Orhan Veli,
Şimdi hepsi dipte, hepsi birer yeraltı suyu gibi.
Sevgilim bilemem sesimi duyuyor musun
Bir gökkuşağıyla doldurmak istiyorum içini.

Ve Hasan Şimşek, Cahit Sıtkı'nın kasabalısı,
Ve içtiği rakı kadar bembeyaz Şahap Sıtkı ki
Metin Altıok'a devredip masadaki yerini
İnanılmaz biçimde bu kentten gittiydi.

Tam Ataç Sokak'tan Pazaryeri'ne dönüyorum ki
Bir sürü giysiyi üst üste atmış omuzlarına
Terzi çırakları pat pat düşüyorlar ortaya
Rengârenk kır çiçekleri gibi.

- Şair arkadaş,
Bir derdin mi var
Bir şeyler çıkarmak mı istiyorsun derdinden
Ankara'ya gelmelisin.




V.
Yakındoğu'nun düpedüz İtalyancası: Farsça
Yakındoğu'nun zengin Fransızcası: Arapça

Yakındoğu'nun duru İngilizcesi: Türkçe
Yakındoğu'nun dallı İspanyolcası: Kürtçe

Yakındoğu'nun kırık Portekizcesi: Lazca
Yakındoğu'nun yatay Çincesi: Ürgüp, Göreme

Yakındoğu'nun sıcak ve çılgın esperantosu: pazaryeri,
Hani geçen sayıda ondan söz etmiştim de.



VI.
Ankara Ankara
Müfettişler arasından geçiyor tren
Bankası elektrik Otel Mola

mylia

Üzerinden Sevişmek

Başkalari da var masada
İleri geri konuşuluyor

Ötedesin o adamin duldasında
Gözkapaklarina bürünmüş adam

Eli her an omuzunda
Eğiliyor sigaranı yakıyor

Teşekkürler sigara dumanı,
Sağolasın o adam!

Onunla gelmişin buraya
Yüzün yandan ve uzaklarda

Niçin sevmiyorsun duvar kağıtlarını
Hoş belki de seviyorsun

Herkes az bucuk sarhoş
Herkes bir şeyler söylüyor

Ama yalnız ikimizin sözcükleri
Sarmaşdolaş


Üzerinden sevişmek, kadınım,
Sigaranın, asya nın, omuzların,


Üzerinden aile fotoğraflarının
Eller nasıl duygandır nasıl yalın

İki ses, iki bakış, gelişir nasıl
Tek bir cümle gibi, sözlere karşın

Sivri topuklar nasıl ortasına
Gömülmüştür belleksiz halıların.


Leydi Tavuskuþu

dayanamadım aldım bu kitabı son paramla bı baktım zaten okumuşum ben bunu ama bu bıdaha okumayacagım anlamına gelırmı hayır gelmez


sen akışkan ayna dertli böcek
Çamaşırımda besleyici leke


alınyazımın tek okunaklı yeri
bıçkın sevinç kunt öfke

küçük dilini yutmuş kırmızı soğan
Yüce gönüllü akasya

havı cıkmış eteklık
hafifçe  karnı olan..

Sen elisürencil
Öyle bı laf varsa o işte: :)
dün için özür dilerim
Şimdi işten çıktın beşiktaştasın

kim istemez mutlu olmayı


mutsuzluğada varmısın ?


ama bundan da içlisi ki şudur;



" arı mısın türkü boku musun ne
seviyorum seni taşıran damla
adın yazılı gün sonlarına
kaldırdığın toz anayol tozu
arı mısın türkü boku musun ne

gün gelir bir sürü şey
zoruna gitmeye başlar gerçeğin
yenilgiler de birikir ilenç de
kentlerin sarı gözeneklerinde
zoruna gitmeye başlar gerçeğin

saçlarının arasına düşmüş
orda ilk kez öpülmüş taze;
törene götürülmüş çiçekler
mayıs mıdır artık ekim mi olur
törenden artakalan çiçekler

zıngadak duran bahçe
telgraf direğinde vınıltı
son kış son sıcak aşın anısı
sözcükler gömlek değiştirir
son sıcak lafın anısı

bir sokak daha mı kaldı
belki işte tam o sokakta
taçyapraklı mahrem dakika
birimlerin için için hıncı
herhangi bir dakika

harara tıkılmış pamuk
dipten oynayan dalga
gül ki bardakta durmaz
kamış ki kamaşmakta
kamış ki kamaşmakta

gelir geçer otomobiller ki
ayışığı kaç para,
sen güneşin her anlık dergisi
bin yıllık aboneyim sana
seviyorum seni taşıran damla "

:ph34r:

mylia

UÇURUMDA AÇAN

Aşktın sen, kokundan bildim seni
Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu

Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin
Elinde tuhaf bir çanta, saçında soku

Akıl almaz işleri şu zambakgillerin
Sokakta bir sövgü gibi akıp gittin
Gözlerin sonsuz uzun, sonsuz çekikti
Baksan uçtan uca Çin Seddi´ni görebilirdin


Yanındaki adam mutlaka kardeşindir
İstanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir

Aşktın sen, gidişinden bildim seni
Neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir

Birbirinizi kucaklarken neye yarar
Kucaklamıyorsak eski, yeni sevgilileri
Diyorum çoğunca evli kadınlar
Bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar


Bilir misin acaba ne demiş tilki?
Kişi bir anda nasıl çarpılıverir
Kuliste yarasını saran bir soytarı gibi
Giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri


Ömer ki gölü balığı için değil
Kamışı için vergilendirdi
Ama değnek vurulurken zavallı uğruya
Yüzüne ve neresine değmesin derdi

Selam size büyük durumlar, doruk anlar
Dağ görgüsü kazanır Ağrı´yı bir kez görse de kişi
Marmara´dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği
Okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar

Belki de biraz geç rastladım sana
Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza

1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi
Eksikliğe mi alışmışız, mutsuzluğa mı yoksa

Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu
Ağır uykusu aldatılımış olanın
Ve aldatanın delik deşik uykusu

Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin

Divan, Nazım Hikmet, İkinci Yeni
Kaç gündür adını düşünüyorum
Ne demiş uçurumda açan çiçek
Yurdumsun ey uçurum



:smitten:

Leydi Tavuskuþu

VAR


Şu senin bulutsu sesin var ya

Uçtan uca tersyüz ediyor geceyi



Yataklar var konuşmak için
Öpüşmek için telefon kulübeleri



Güneşler var, yıldızlar, samanyolları,

Karpuzlar gümbür gümbür kapılarda.



Tanrılar sofrası amma karanlık

Yiyemem tek lokma yiyemem orda.


Şu senin tutkulu sesin var ya:

Ortak güzellik artı yara izi.


Tutar ellerinden kaldırırsın

Adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri.



Yeni törenler gerek bize

Yeni törenler -kimi zaman en eski.



Dert etme, bütün dilleri içerir

Bitki konumu, küçükbaş hayvan sesi.


Şu senin dolayık sesin var ya

Dondurma yiyen gürbüz bir kız gibi müstehcen,



Balkon demirine dayalı bir arka kadar şakacı,

İlk doyumdaki gibi yeşil elma tadında.


Kimlik denetimi yaptıktan sonra

Resimli roman okuyan bir er gibi giderici.


Şu senin alçaktan sesin var ya

Pencereler var burnumun kemiğinde sızı,


Aşklar var unutulmamak için,

Boğulmak için ilk sevgili

moon

İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.

Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde gösterisi zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

mylia

BENİ ÖP SONRA DOĞUR BENİ

Şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.

Ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.

Taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.

Sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.

Ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgarın tavrı.
Dağ: güneş iskeleti.

Tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.

Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
- uykusuzluğun sütlü inciri -
kovanlara sızmıyor.

Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.