19.08.19/18:40

Jin

Başlatan mylia, 09.02.08/09:37

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

mylia

jin demiş ki

gün doğdu
ve ben hala aynı yerdeyim
duvarlar aynı tavan aynı yerse hep aynı
şehrin sisine serpiştirdiğim umutlarım aynı
sıkıldım aynı göğün altında gözlerimi açıp kapatmaktan
yoruldum aynı insanların yüzüne bakıp seslerini duymaktan
işte gün doğdu yine
güneş'se yüzümde dans etmekte
ve ben hala aynı düşte uyumaktayım
artık uyanıp bu sonsuz rüyadan 
hiç dönmemek üzere
gitmek istiyorum
hiç umursamadan
düşünmeden
kaygılara kapılmadan
telaşsızca gitmek istiyorum

evet gitmeliyim artık
deniz üstü kaşiflerin
kırlangıçların,göçmenlerin peşine takılıp
geri dönmeyi düşlemeden
sesisizce terketmeliyim
doğduğum toprakları

suyun her haline,denizlere
hayallerimden küçük okyanuslara bıırakmalıyım
hırpalanmış,güçsüz,solgun bedenimi
dalgaların ve isimsiz fırtınaların sesi savurmalı
sıcak kıyılara hayaletimi
sıcak olmasada olur aslında
bilmem belkide
kutupların
düşlere benzeyen
soğuk, yalnız sevgisinede bırakabilir 
yada ,neden olmasın
güneş ruhumu ısıtırken
belkide ispanya kıyılarında bulurum kendimi
ve kumların üstüne oturup sessiz düşlerimle
eteklerinde
savrulan rüzgarların şarkısını söyleyen
flemenko danscısı kadınları
seyrederim
savrulan rüzgarların, son sesininde ölmesiyle
güneşin toprakları ispanyanın kalbinde
kalkıp yürürüm gözlerim kapalı
çiğnenirken çıplak ayakalrımın altında ruhu
terk ederim
kadınların eteklerinde fısıldayan rüzgarla
yanan ispanyayı, geriye dönüp bakmadan

ama dedim ya kimbilir belkide
bir yüksekler gezginin kanatlarından düşerim
parisin içine
paristen nefret etsemde
anlayamasamda
bu şehre neden aşık olunduğunu
yinede gizlenmez gezinirdim insanların içinde
ve sığınıp eyfelin gölgesine
gülerek acı çekerek küfürler ederdim parisin yüzüne
ardından saklanıp gettolara
sürgün edilmişlerin ve mültecilerin gözlerinde
cinayetler işlerdim kabuğumdaki yarayı kapatmak için
sonrada kaçardım bilmediğim ve gitmediğim
ama hissedebileceğim bir yere
mesela bir çöle

söylesenize hiç gittinizmi çöle?
insan kendi ruhuyla, konuşuyormuş orada
gece olunca gökteki yıldızlar ve ışıklar
insanların ellerine, parmaklarına.saçlarına ve kalbine düşermiş
ve yer hissedilmezmiş çölün gecelerinde
galiba kum denizinin bütün sihri gecede gizliydi, insanın düşlerinde
kaybolmak nasıl olurdu
ayak izlerini bırakarak
kumun sessiz denizlerinde
hep istedim gitmeyi
farketmezdi hangisi olduğu
ismide önemli değildi zaten
yada dünyanın neresinde olduğu
ve belkide.neden olmasınki
belki çöl rüzgarlarıyla beraber uçarken
kamilya'nın ayak izlerini
ve kumlara bıraktığı ruhunu görürüm
belkide konuşuruz .hikayelerimizi seslendiririz
o bana ,çölün kıyısında bırakıp gittiği aşık olduğu yazar olamayan yazar adamı 
pasifiğin içinde gördüğü düşleri ve arturo'yu,anlatır
bende, ona aşık olduğumu söylemek istesemde kaçışlarımı anlatırım sadece
ve yitik, hüzünlü ruhundan
tek bir gözyaşı damlası bırakıp ellerime
aşık olamadığı adamın, arturo'nun adını söylerken
kaçıp gider yine çöl gecesine
ve fazla durmaz düşerim yollara
ararım arturo'yu
bulduğumda ,aşık olduğu kadının,kamilya'nın
göz yaşıyla ruhundan bir kum tanesi bırakıp yüreğine
acılarıyla, yalnızlığına terkederim
ve daha fazla kalmam, çekip giderim 
çöl gecelerinden
kamilanın düşleriyle
serüvenci katiller gibi
yeni cinayetlerimin peşinden yeni günahlarımın peşinden

ve yollar yorar beni
biraz dinlenmeli
biraz içmeliyim
deniz kıyılarında gezinirken ateşlerin içine atmalıyım kendimi
ve hatta gölgede bir kadınla tanışıp
ona kendimi anlatırım
ona yalanlarda söylerim
tenini tenimde hissettiğimde
tutkunun şiddetine serbest bırakırım
içimdeki deliyi
ve yalnızlığa hapsederim
kokusunu ve nefesini hissettiğimde kendimi
kaçıp gitmeliyim yine
beni görmemeli ay ışığının aydınlattığı duvarların,odasında

yollarda yürüyorum hala
bir gün savaşın içinden
bir gün yangın yerinin içinden geçip arıyorum yıkıntıların içinde yeni yalnızlıklarımı

biliyorumki gitmek istiyorum artık
bu zaman esir edilmiş hayallerimde,düşlerimde
yaşamak istemiyorum doğduğum toprakları terk edememişliğimin pişmanlığını
gitmek istiyorum artık
bütün utançlarımı  bütün sırlarımı geride bırakıp
hiç bir şey almadan
kaygılanmadan geride kimseyi bırakmadan ve yanımda ismimi götürmeden

                                                                                      jin

mylia

jin demiş ki

bu yerin altında
bu göğün üstünde
sonsuz
karanlık bir boşlukta
bekliyor beni
ölüm
ellerinde yaşamımın
tüm anıları
yaşamımın
bütün hayalleriyle
hunharca umursamadan
savuruyor
ruhsuz gölgemi
alacakaranlığa , zamansızlığın
içine
hiç birşey bitmiyor
hiç birşey başlamıyor
              bu yerde
bu yerde
hissedilmiyor
ömrümün yıkıntıları
duyulmuyor savaşan düşüncelerimin
sesleri
ayaklarımın altından
esip geçen
mavi rüzgara teslim ettiğimden beri
görünmüyor gözlerimde
kaybettiğim düşlerimin
renkleri
ruhu olmayan zamansız hükümdarlığın
cennet bahçesinde
ve
bekliyorum
hiçliğin duvarlarının içinde
duvarların arasında
duvarların altında ve önünde
ve etrafımda dumandan yarattığım
perdeyle
örtüyorum yüzümü güne
kapatıyorum gözlerimi gerçeğe
açıyorum gözlerini gölgemin
uçuyorum
dumanın içinde
zincirlerinden kurtarılmış
kabuğundan kurtarılmış
kurtulmuş
bir ruh gibi
ama dumanın içinde
hiç birşey başlamıyor
bu yerde hiç bir şey bitmiyor
aynı
karanlık sonsuz bir boşlukta bekleyen
ölüm gibi

sadece bir hiçlik
sadece büyük bir sessizlik
bekliyor beni
zamanın olmadığı yerde
ölüm
ellerinde
kalbi sökülüp çalınmış
gölgemle

mylia

jin demiş ki

gözlerinde denizler gözlerinde ormanlar.saçlarında fırtınalar doğan yaşayan kız
ben en çok seni özledim
sen gözlerini kapadın ya göğe
ardından ben geldim mavinin içinde,karanlığa
neden beklemedin beni?
rüzgar kovalayan çocuklar gibi
birden bire neden kaçıp gittinki?
seni özlediğimi söyleyememiştimki daha
seni sevdiğimi anlatamadımki
yüzümde tokadının sıcaklığını hissedememişdimki daha
ben daha yağmur yağdığında
rüzgarlar acılarımı dört bir yana savurduğunda gölgene sığınacaktım
gözlerime bakıp benimle yürüyecektin
devlerin diyarına
kendimi önüne atıp koruyacaktım seni
biraz vakitsiz olmadımı bu terkedişin, ruh hırsızım


biliyormusun?
en çok seni özledim gülüşlerinde dünyalar doğan kız
düşlerimle daha suyun içinde uyurken yalnız bıraktın beni
sen gittikten sonra gülüşler acıyla yıkandı
sen gittikten sonra rüzgarsız denizlerim oldu
ve sessiz yalnız ormanlar kaldı uçurumlarıma
seni bir kez görebilmek için neler vermezdimki


ve
bir resim var anılarımda
göğe serpiştirilmiş turuncu yıldızların asılı durduğu portakal ağacının gölgesinde
ben ve kardeşim annemin etekleride koşturuken çalınmış bir zamana ait olan bir resim
bir sen yoksun orada
birde varedenimiz
vede en büyüğümüz
ama onların gölgeleri vardı
seninse sadece bende bir parçası olan ruhun
biraz acele etmedinmi?
daha senden nefret ettiğimi haykıracaktım
sevgine sığındığımda
ama biliyormusun ben en çok seni özledim
en çok seni, ruh hırsızım

                                                      jin


moon

ya bu jin neymiş öyle :)

aynen bende çok özledim seni..

mylia

jin iyidir moon hemde çok iyidir..

Herkese evet bende özledim dedirtecek kadar iyi üstelik..