20.07.19/00:51

Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur.

Başlatan ekip4, 12.02.08/21:30

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ekip4

Alıntı yapılan: tanya - 03.02.08/14:46


İsmail BEŞİKÇİ: Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur









Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur.  İslamiyetten çok önceleri oluşmuş,  Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü Halife Ali’yle,  12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür.
Alevilik son yıllarda, çok konuşulan konulardan biridir. Alevilik konusunda yayınlar artmakta, televizyonlar, radyolar çoğalmaktadır. Aleviler arasında örgütlenme de boyutlanmaktadır. Fakat Aleviler, kendisi olarak konuşmamakta, örgütlenme kendisi çerçevesinde gelişmemekte, dışarıdan, Alevilere empoze edilen bir bilinç doğrultusunda gelişmektedir. Kendisi olarak konuşan, kendisi olmayı savunan Aleviler şüphesiz vardır. Ama sayıları azdır. Seslerini yeteri kadar duyuramamaktadır.  Böyle bir damarın bulunması şüphesiz çok olumludur. Sayıları ne kadar az olursa olsun, düşün hayatında belirleyici olan da bu damardır.


İttihat ve Terakki yönetiminden beri başlıca iki grup üzerinde yoğun bir asimilasyon uygulanmıştır.  Kürtleri Türklüğe asimile etmek,  Alevileri Müslümanlığa asimile etmek,  yüz yıla yakın bir zamandır  temel bir devlet politikasıdır. Bu, sistematik bir şekilde uygulanan bir devlet politikasıdır.

Asimilasyona karşı gösterilen tavırda Kürtler ve Aleviler arasında önemli bir fark vardır. Kürtler asimilasyonun bilincine varmış, ona karşı yoğun bir mücadele içindedir. Aleviler ise,  büyük bir çoğunlukla, asimilasyonun bilincinde değildir. Alevilerin büyük bir kısmı,  “Aleviyiz ama, İslamız”, “İslamız ama Aleviyiz” deyip durmaktadırlar. Aslında, Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur.  İslamiyetten çok önceleri oluşmuş,  Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü Halife Ali’yle,  12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür. Devlet ve hükümet, devlete ve hükümete yakın yazarlar,  “Alevi İslam” dan, “İslamın sufi bir kolu olan Alevilik”ten, “İslamın üç büyük yolundan biri olan Alevilik”ten söz etmektedir. Hükümetin, “Alevi İslam” la ilgili olarak reformlar yapacağından, Alevilikle ilgili açılımlar gerçekleştireceğinden söz edilmektedir. Devlet Bakanı, “Aleviler, Sünniler kadar Müslümandır” demektedir. Bu arada, kendilerini, 12 İmamlara, Peygamber Muhammed soyuna dayandıran Aleviler de vardır. O zaman onlar, Türkmen değil Arap olmuyor mu? Veya Kürt değil Arap olmuyorlar mı? Veya, “evladı Resul”, “Seydi Saadet Evladı Resul” olduklarını söyleyenler, Arap olmuyorlar mı? 1937-1938 Dersim ayaklanması lideri Seyit Rıza’nın, zulüm gördüklerini anlatırken,  “evladı Kerbelayız” diyerek bu zulme layık olmadıklarını anlatmaya çalışması, elbette yanlıştır. “Evladı Kerbela” olunca Arap ve Müslüman olmuyor mu? O zaman Kürtlük/Zazalık ve Alevilik nerede kalıyor? Kaldı ki, Kerbela’da katledilenler, 72 kişidir. Dersim ayaklanmalarında katledilenlerin sayısı ise onbinlerle ifade edilmektedir. Alevilik üzerine çalışan bazı araştırmacılar da, Aleviliği “heterodoks İslam” içinde değerlendirmektedir.

Şiilik elbette İslamlık içindedir. Şiilik İslamiyetteki iki önemli mezhepten biridir. Dördüncü Halife Ali, 12 İmamlar, Şiiliğin temel sembollerindendir. Alevi inancının ise, Şiilikle bir ilişkisi, bir bağı yoktur. Aleviliğin Orta Asya kavimlerinin, bu arada Türklerin de İslamiyetten önceki dini olan Şamanizmle de bir ilgisi, ilişkisi yoktur. Bu bakımdan, İslamiyetle ilişki kuran veya Şamanizmle ilişki kurmaya, bağ kurmaya çalışan bugünkü Alevi düşüncesinin eleştirisi gerekmektedir. Bu eleştiri devamlı ve dinamik olmalıdır.

Bugün gerek Kürt Alevilerin, gerek Türk Alevilerin Dördüncü Halife Ali için, 12 İmamlar için, örneğin Hüseyin için yakarışta bulunduğu büyük bir gerçektir. Alevilerin örneğin Muharrem ayında, üçüncü Halife Hüseyin için, Kerbela’da katledildiği günün yıldönümünde Şiiler gibi dövünmemekte, fakat 12 İmamlara yalvarmalarını yakarmalarını sürdürmektedir. Buradaki temel sorun ise, Şii inancının, Şii sembollerinin, Alevi inancına nasıl girdiğidir. Temel soru, Alevi inancının ne zamandan beri ve nasıl başkalaşmaya uğradığıdır.

Haşim Kutlu’nun Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan, Alevilik Öğretisi, (Yurt Kitap-Yayın, Eylül 2007, Ankara) kitabında bu konuyla ilgili dikkate değer açıklamaları vardır. Alevilik yerine Kızılbaşlık tabirinin daha çok kullanıldığı bu eserde Haşim Kutlu, Kızılbaş ocaklarının merkezinin Dersim olduğunu belirtmektedir. Ocakların aile ya da aşiret adıyla anılmalarının Kızılbaşlıkta (Alevilikte) bir sapma olduğu dile getirilmekte, Alevilik inancındaki bozulmanın 13. yüzyılda başladığına işaret edilmektedir. Moğol istilası ve Alamut ocağının ortadan kaldırılması Alevilik inancında büyük bir yıkımın başlangıcı olmuştur. Moğol istilası döneminde Anadolu’da meydana gelen Babai ayaklanmalarının (Baba İlyas-Baba İshak önderliğinde gelişen ayaklanmaların) Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması, bu arada Alevi yapılanmasının darmadağın edilmesidir. Babai ayaklanmalarını Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması sırasında Alevi yapılanmaları çok ağır darbeler almıştır. (age., s.126).

Ondördüncü asırda ise İran’da Müslüman Ali Şiası yaygınlaşmaya başlamıştır. Müslüman Ali Şiası, Anadolu Alevileri ile yaptıkları siyasal ittifakları istismar yoluna da gitmiştir (s.126). İşte Müslüman Ali Şiası’nın Aleviliğe, Kızılbaşlığa sızma çabaları bu dönemde başlamış, onbeşinci yüzyıl süresince devam etmiştir. Onaltıncı yüzyıl başlarında Şah İsmail ile birlikte (1487-1524) doruk noktasına ulaşmıştır. Alevi yapısındaki bu bozulmalar sürecinde ocak pirlerinin tavır ve davranışlarında da değişmeler olmuş, Alevi yol kuralları giderek aile çıkarlarına tabi kılınmış, yol evladının korunup kollanmasını esas alan Alevi yasalar, ailenin korunup kollanmasına dönüşmüştür (s.127).

Kızılbaş (Alevi) düşüncesine Hakk-Muhammed-Ali ritüellerinin, 12 imamlar ritüellerinin girmesi, 15. yüzyıl içinde kök salmaya başlamıştır. Şeyh Cüneyt’in (ölümü 1460), Şeyh Haydar’ın (ölümü 1488) iktidarı döneminde, Şah İsmail döneminde, bu ilişkiler iyice gelişmiştir. İmam Cafer buyruğu, Kızılbaşların (Alevilerin) ilgi duyduğu temel bir kitap olmuştur. İmam Cafer 702-765 yılları arasında yaşamıştır. Altıncı imamdır. 676-732 yılları arasında yaşayan ve beşinci imam olan Muhammed Bakır’ın oğludur. İmam Cafer’in büyük buyruğunun Bisati tarafından yazıldığı da bilinmektedir. Bisati ise 15. yüzyılda yaşamıştır (ölümü 1439). Aleviler bakımından bu konuda da derin bir çelişki vardır çünkü Caferi mezhebinin atası sayılan İmam Cafer, Kızılbaşlar için hiç iyi şeyler düşünmemektedir. İmam Cafer, Kızılbaşlar için “bilinsin ki ne onlar bizdendir, ne de biz onlardanız. Onlarla savaşanlar ise Hz. Muhammed’in önünde, onun düşmanlarıyla savaşanlar gibi kutsaldır, cennetliktir” demiştir  (age, s. 128). Örneğin,  1510’larda cereyan eden Şahkulu ayaklanmasının da bu ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Osmanlı karşısında yeniler Şahkulu güçlerinin, İran’a, Şah İsmail’e sığınması, Şah İsmail yönetiminin kendilerine nasıl muamele ettiği olgulara dayanılarak anlatılmalıdır... İmam Cafer’in bu sözü, 1990’ların ortalarında, Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde İran yöneticilerinin Türk yöneticilere yaptığı öneriyi hatıra getirmektedir. O dönemde İran yöneticileri Türk devlet ve hükümet yöneticilerine Aleviler hakkında “ya siz Sünnileştirin ya da müsaade edin biz Şiileştirelim” demişti. Kızılbaşlar için İmam Cafer döneminden günümüze kadar hiçbir şeyin değişmediğini bu öneri de açıkça ortaya koymaktadır. Bütün bunlar ise Alevilerin büyük bir aymazlık yaşadığını göstermektedir. Alevilerin bu yönden eleştirilmesi gerekir. Bu eleştirinin devamlı kılınması da gerekir. Alevilerdeki aymazlığın “ille de Müslüman olma” ısrarının maddi ve manevi nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Müslümanlığın hiçbir koşulunu yerin getirmeyen Alevilerin, Müslümanlıkta ısrarlı olmaları dikkate değer bir konudur. Alevi olan ama namaz kılan Aleviler de  var deniyor. Onları, artık asimile olup Müslüman olmuş kişiler olarak değerlendirmek daha doğrudur.

Haşim Kutlu’nun sözü edilen Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan kitabında bu konulara ilişkin bölümler vardır. Haşim Kutlu’nun,  Alamut Ocağı ile ilgili düşüncelerinin Alevileri anlatıp anlatmadığı tartışılabilir. İsmailiye’nin, Nizarilik’in Alevilik olup olmadığı  tartışılması gereken bir konudur. Öbür düşüncelerinin ise ufuk açıcı olduğu açıktır. Haşim Kutlu kitabında “Kürt ya da Türk Alevilerin, ya da bugün kendisini bu başlık altından ifade edenlerin Müslüman olup olmadıklarını tartışmak oldukça geri bir tartışmadır” demektedir (s.397). Bunu, “Alevilerin Müslüman olmadıkları çok açık bir gerçektir. Bunu tartışmak bile yanlıştır” şeklinde anlamak gerekir. Kitabın örneğin 154-155 sayfalarında dile getirilenler de bunu göstermektedir. Bütün bunlara rağmen bu ilişkilerde aymazlığı yaşayan Alevilerin eleştirilmesi gereği kaçınılmazdır.


Kaynak: Mavi Defter

ekip4

Alıntı yapılan: sessiz.. - 03.02.08/15:17
alevilerin müslüman olmadığını iddia ediyor bu yazı.Alevilerde "la ilahe illallah muhammeden resullullah" diyorlar müslüman olmayan bunu söyleyemez.

ekip4

Alıntı yapılan: naysun - 03.02.08/15:25
Ne kadar yanlış bilgiler bunlar.Kışkırtıcı ve bölücü buluyorum  sözde ermeni soykırımı gibi uyduruk şeyleri
Hiç de bilimsel değil.Provakatör musunuz? Kuran da zaten mezhepler tanımı yoktur ki.İslamda mezhep yoktur.Mezhepler siyasi iktidarı ele geçirmek için uydurulmuş ayrıcalıklar.Bana ne yüzlerce yıl önce yapılan iktidar savaşlarından.Hala  saçma sapan konular yanlış bilgilerle oyalama taktikleri kınıyorum.Alevilerde şiilerde caferiyeler bilmem hangi tarikatlarda hepsi müslüman sadece salak gruplaşmalar.Bu gruplaşmalar kullanılarak insan kıyımları beni içten yaralıyor.Allah vardır Kuranı kerim vardır geriisi fasarya... >:(


ekip4

Alıntı yapılan: tanya - 03.02.08/15:54


naysun ,katılmıyabilirsin elbette
aleviligin islamla ilgisi yok oldugunu yaşam biçimleride göstermiyormu.
inanmak demek herkesin müslüman olmasınıda gerektirmiyor bence
bulundugu ve yaşadıgı ortamlar insanların birbirinden etkilenmesinden gelmiyormudur.
veya müslümansa aleviler neden cami yerine, cem evine gidiyor hiç düşündünüzmü...
Alevilik İslamın etkisinde kalmakla birlikte özü itibarıyla islamla taban tabana zıt unsurlar içeren bir inanç sistemidir. Alevilik İslamın özüdür şeklindeki görüşlerin gerçekle bir ilişkisi yoktur.

Alevilikle İslam arasındaki farkı anlamak için önce en temel kavram olan Tanrı kavramı üzerinde durmak gerekli. Tek tanrılı dinlerde yaratan ve yaratılan olmak üzere ikici görüş hâkimdir. Yaratan Tanrıdır ve öncedir. Yaratılan sonradır. Bu yaratılanların içindeki insanlara kul denir. İslamda Allah ve kulları vardır. O her şeye kadirdir. O kullarını yoktan var etmiştir. O kullarını sınava çeker. Kimini cennetle ödüllendirir. Kimini cehennemle ödüllendirir. O yücedir. Bu yüceliğini kullarını korkutarak gösterir.

Alevilikte ise insanla Tanrı birlik içindedir. (Vahdeti vücut) Yaratılış, Tanrının evreni ve insanı yoktan var etmesi değil, kendisini görünür hale getirmesidir. Dolayısıyla ölüm yoktur, sürekli bir var oluş vardır. Alevilikte Tanrı korkusu yerine Tanrı sevgisi vardır. İnsanı kamil aşamasına ulaşan kişi, artık Tanrı olmuştur. Tanrıya kulluk anlayışını red etmiştir.

Erdoğan Aydın '' Alevilik İle İslamiyet İlişkisi'' makalesinde bu tanrı kavramını bakın nasıl anlatıyor:

''Diğer yandan her dini algılayışta olduğu gibi buradaki algılayışta da Tanrı farklı özellik ve meziyetler gösterir. Nasıl ki Hıristiyanlık inancındaki Tanrı müslümanlıktaki Tanrıdan farklı özellik ve görünümler arz ediyorsa, Aleviliğin tanrısıyla Müslümanlığın tanrısı arasında da farklılıklar söz konusudur. Üstelik bu farklılık Alevilik ile Müslümanlık tanrıları arasında çok belirgin nitelikler gösterir. Bu açıdan Müslümanlıkla Museviliğin tanrıları arasında büyük benzerlikler gözlenirken, Hıristiyanlıkla Aleviliğin tanrı algılayışlarında kısmi benzerlikler görülür. Örneğin bu ikincilerde üçleme ve dünyevi düzene daha az müdahil bir tanrı algılayışı söz konusuyken, Musevilik ve Müslümanlıkta mutlak, ceberut ve dünyanın her işine sürekli karışan, kader belirleyen, dünyevi düzen (şeriat) dayatan bir tanrı anlayışı söz konusudur. Ancak benzer kimi özelliklerine karşın Aleviliğin tanrı anlayışı Hıristiyanlıktan da temelde farklıdır; çünkü Alevilikte vahdet-i vucut bağlamında insan suretinde bir tanrı algılayışı söz konusudur. Ve bu özgünlük, Hıristiyanlıktan da temel ayrımla, Alevi bireyin tanrı ile arasındaki ikiliğin kalkması anlamında Ene-l Hak anlayışına varır.''

Alevi dünya görüşüne uygun olarak Aleviliğe kabul edilecek bireylerin geçmek zorunda oldukları ‘kapı’lar vardır. Bu durum doğrudan yaşayarak öğrenmeleri gereken süreçleri kapsar. Bunlar kuralları Bilme-Öğrenme (Şeriat), Örgütlenme ve yol alma (Tarikat)dır. Seçilen dervişler ile uygulama (Mağrifet), gerçeklerle bütünleşme, paylaşma ve insan-insan ile doğa-insan arasındaki ilişkiyi teklik içinde birlik (Hakikat) olarak algılayan aşamalardır. Şeriat- Tarikat-Marifet-Hakikat diye bilinen her kapının on (makamı) basamağı vardır. Bütün bu eğitim sürecinin toplamı olan Kırk (Makam) Basamak gizlilik altında yürütülür

Alevilik insanın insan üzerindeki egemenliğine karşı çıkışın bir ürünü olarak cinsiyet ve yaş ayrımına da karşıdır. Bu ayrım insanın parçalanmasıdır. Alevilik aynı zamanda ırk-milliyet-din ayrımına karşı çıkışın da kendisidir. Diğer yandan yöneten yönetilen diye ayrılan bir iş bölümüne karşı çıkışın da kendisidir.

Muhammed’in tebliğ ettiği ve Ali’nin de aynen uyguladığı İslam’da namaz, ramazan orucu, hacc gibi ibadetler vardır. Ama Alevilikte bu ibadetler yoktur. Alevilik’te var olan cem, 12 hizmet, semah, müzik, dede, Muharrem orucu, müsahip vb. kavramlardan hiçbiri Kuran’da bir kez bile geçmez. Alevilik'teki Muharrem orucu, halka namazı, cem, semah, 12 hizmet, okunan duazlar vb. gibi adet ve ritüellerin, sonradan alınmış bazı İslami motifler içerme dışında İslamiyet'le hiçbir ilgisi yoktur. Aslında bunlar da Aleviliğin şeriatıdır.

Esasen Alevi araştırmacısı Nejat Birdoğan’ın ifadesiyle anımsatacak olursak:

“ Tanrısal köklerine bakıldığında, yani Alevi tapınmalarında ve inanmalarındaki ritüellerine bakıldığında, hiçbir özelliklerinin İslam dairesinden gelmediğini görüyoruz... cemlerdeki müzik, şiir ve semahın İslam kaynaklarında reddedildiğini bilmekteyiz. Ruh göçü, tanrının insanda tecelli etmesi, halka namazı, Kıbleye değil insana secde, vb. davranmalar da bizi İslam dairesinin dışına taşımaktadır. Ehl-i Beyt yandaşlığı ise Şah İsmail Hatayi’den sonra, yani XVI.yy başlarından sonra bir takiyye, yani kimlik saklama ... çabasından ileri gelmektedir.”

Bir de "Alevi İslam"cıların, "O Sünni yorumudur. Biz İslam'ı böyle yorumluyoruz" gibi tezleri mantıklı değildir. O dine inananlar onun kitabını ve peygamberinin uygulamalarını esas alır. Kuran'daki açık hükümleri de başka türlü yorumlama imkanı yoktur. İslam dünyasında (Sünni, Şii ) kabul gören bir tek Kuran var. Kuran'ın temel hükümleri konusunda itilafları yoktur. (Aleviler hariç) Müslüman olduğunu söyleyenlerin, Kuran’ı Allah kelamı kabul etmesi ve ona aynen uyması gerekir. Ama görüyoruz ki Aleviler biz islamı böyle yorumluyoruz deyip işin içinden çıkıyorlar. Bu yaklaşım gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Alevilik; Şamanlık, Zerdüstlik, ateistlik, manicilik vb. olmadığı gibi Müslümanlık da değildir. Peki o zaman niye Alevi erenleri, pirleri, hep “Allah, Muhammed, Ali, 12 imamlar” demiş?

Öncelikle Alevilik adı yaklaşık 200 yıldır kullanılan bir terimdir. Selçuklu'ya karşı Babai isyanını gerçekleştiren Alevilere Osmanlı döneminde Işıklar dendi. Daha sonra Safevileri destekleyen bu halka siyasi anlamda Kızılbaş adı verildi. Çünkü Safeviler askerlerine kızıl taç giydiriyordu. Kızılbaş sözcüğüne yüklenen kötü anlam nedeniyle, daha sonra bu ad terkedilerek, Alevi adı benimsendi.

Hz. Ali kültü anlayışı Alevilik inancına 15. yy ila 16. yy arasında geçiyor. Daha önceden Alevilik inancında Hz. Ali diye bir şey yok. O halde Ali sevgisi Alevilik inancının özü veya temeli olamaz. Nitekim 15. yy öncesi Alevilik inancını incelediğimizde örneğin 1270 yılında ölen Bektaşı Veli'de Ali kavramı geçmez. Ali sevgisi Alevilik inancına 15. ve 16. yy da safevilerin etkisiyle geçer. Ali sevgisiyle beraber, Şii inancındaki 12 imam sevgisi de Aleviliğe entegre olur. Bunlar öylesine entegre olur ki bugün birisinden Aleviliği tanımlaması istendiğinde ilk akla gelen Ali olur. Alevilik 15 yy. sonrası 12 İmam ve Ali’yi Osmanlı baskısı karşısında Aleviliği meşrulaştırma araçlarından birisi olarak kullanmıştır. Bu politikayı Alevi Şiirlerinde de görmek mümkündür. Yoksa Aleviliğin 12 İmam’la bir politik bir ilişkisi yoktur.

Yeri gelmişken bir gerçeği belirtmekte yarar var.Osmanlı tarihçileri Hacı Bektaşi Veli’nin de Nakşibendî Şeyhi Ahmet Yesevi’den destur aldığını yazmaktadır. Aynı zamanda Hacı Bektaşi Veli’nin hacca gittiği de yazılıdır. Halbu ki Ahmet Yesevi ile Hacı Bektaşi Veli aynı zamanda yaşamamışlardır. Çünkü yaşadıkları tarih çok farklıdır. Diğer yandan Hacı Bektaş Veli hacca gitmediği gibi onun ismini niteleyen sıfat Hacı Bektaşi Veli de değildir. İsmi niteleyen sıfat Hace (Önder- Öğretmen) Bektaş Veli’dir. Böylece tarih çarpıtması ile Alevilik içinde yer alan Hace Bektaşi Veli din ile politik olarak ilişkilendirilmiştir.

Alevilik inancının kökenini Muhammedin ölümü sonrası Ali'nin başından geçen olaylarla açıklamak aleviliği değil şiiliği tanımlar. Oysa şiilikle alevilik arasında dağlar kadar fark vardır..Alevilikte namaz,oruç ve hac yoktur ama şiilikte vardır. Alevilikte müsahiplik vardir,şiilikte yoktur..Alevilikte cem ayini vardir,şiilikte yoktur.Alevilikte semah vardir,şiilikte yoktur .Alevilikte kadin-erkek eşittir.Toplumsal yasamda etkin rol üstlenir ve cemlere birlikte katılır. Şiilikteki temel anlayış şeriattır. Ayrica şiilikte gecici nikah olan " muta " vardir..Alevilikte yoktur ve tarihte görülmez.

Bakınız ünlü araştırmacı Melikof alevilik hakkında ne diyor:

"Asla Şii olmadı"

Melikoff, Aleviliğin "senkretik" bir inanç sistemi, yani çeşitli inanç unsurlarını bir araya getiren bir sentez olarak nasıl geliştiğine bakarak, hem Orta Asya'dan kaynaklanan Şamanizm unsurlarının, hem de Anadolu halk sufiliğinin Aleviliği oluşturmadaki rolünü vurguluyor.

"Göçmen Türkmenlerin Müslüman olması bir dakikada gerçekleşmedi" diyor.

"Müslüman olmak için birkaç asır lazım, kültür lazım. Şehirdeki insanlar mezhep biliyorlar, kültür alıyorlar. Fakat göçmen Türkmenler böyle bir kültür almıyor. Müslümanlığı kendi inaçlarına uydurmaya çalışıyor. Alevilik böyle oluştu."
Bu şekilde Anadolu'ya göçeden bir Türkmen dervişi (ve Mevlana 'nın çağdaşı) olan Hace Bektaş 'ın Aleviliğin ortak başlangıcı olduğunu, ama sonradan ayrı iki cereyan oluştuğunu söylüyor. "Bektaşilik zaman içinde büyük önem kazandı; Bektaşiler yerleşik düzene geçti. Osmanlılarla ilk Bektaşiler arasında yakın ilişki vardı; aynı Türkmen boyundan geliyorlardı. Osmanlıların Trakya ve Balkanları fethetmesinde Bektaşiler büyük rol oynadılar, Gazi oldular. Anadolu'da kalan göçmen Alevilerle aralarında inanç farkı yoktu, ama büyük sosyal farklar vardı."

Anadolu Alevilerinin, daha sonraki yüzyıllarda Şiiliği ve 12 İmam inancını İran'da resmi devlet dini haline getiren Safevilerden etkilendiğini, fakat "asla Şii olmadıklarını" savunuyor Melikoff:

"Türkmen Alevilerin Hz. Ali'yi tanrılaştırmasının, Şiilikle hiç bir ilgisi yok. Bu bambaşka bir şey. Bunu anlamam tam 25 yıl sürdü."

Ne sonuca vardınız diye sorduğumda, Melikoff'un cevabı ilginç:

"Ali, aslında eski Türklerin gök tanrısı. Yani Şamanizm'in izleri var. Müslüman olduktan sonra bu gök tanrısı büsbütün yokolmadı, Hz. Ali ile birleşti. Daha sonra tabii ki Şiiliğin bazı tesirleri oldu. Başka unsurlar girmeye başladı."

Osmanlı İmparatorluğunun Alevilere yönelik saldırılarına karşı Alevilerin bizde İslam’ın bir mezhebiyiz diyerek Sünni-Osmanlıya karşı meşrulaşma çabaları vardı. Bektaşilik içindeki Babağan kolu Osmanlıyla işbirliği yaparak ‘şeriat kapısı’ politikasını siyasi bir ilke haline getirmiştir. Oysa Alevilik bu politika doğrultusunda davranan insanları düşkün insan olarak niteler. Bu düşkün politikaların izleri bugün hala vardır. “Kızılbaş” halkının ser çeşmesi Dedegan kolu ise bu uzlaşmaya evet dememiştir. Bu iki politik çizginin izlerini günümüzde hala görmekteyiz.

Sonuç olarak bu inancın önderleri (Horasan erenleri, Rum erenleri, ) bu inancı "sır" olarak, İslam inancının içine saklamak zorunda kalmış, bir nevi takiyye yapmışlardır. Yoksa yaşama olanakları kalmazdı. Asıl bilgileri sır olarak, anlayana ve mürşit seviyesine gelene açıklamışlardır. Sıradan Aleviler inancın sadece zahiri yönüyle, şeriatıyla yetinmiş, "Allah Muhammed Ali" deyip semah dönmüştür. Zaten Alevi adı da bu gizlenmenin bir parçasıdır. Hıristiyan Bizans'ın ve İslam'ın gaddarca kıyımlarına karşı, bu inancı devam ettirmenin başka yolu da yoktu. Bugünkü Alevilik dediğimiz de aslında kendini İslam içine gizleyerek gelen Batıniliktir. Dıştan bakanlar onu İslam içi sanabilir.

Erdoğan Aydın, ''Alevilik ile İslamiyet İlişkisi ''makalesinde şöyle yazıyor:

'' Aleviliğin, İslam'ın bir yorumu olduğu şeklindeki açıklama da bilimsel çözümlemede geçersizdir. Aksine, karşımızda duran gerçek, kendi içinde mükemmel bir tutarlılık sergileyen bir inanç bütünlüğünün, kendini İslami kavramlarla, daha açığı İslami bir kılıf içinde ifade etmesidir. Peki böylesi özsel bir farklılık niçin kendini İslami kılıf içinde ifade etmektedir? Bu sorunun çok açık ve tartışma götürmez bir yanıtı vardır; bu da kendisini kuşatan İslami baskıdır. Kendini kuşatan sistematik baskı ve ideolojik saldırıyla İslamlaştırılmaya çalışılan Alevi-Batıni anlayış, kendini koruyabilmek ve sürdürebilmek için, kendi farklı teolojisini İslami kavramlarla kılıflamaya ve bu yolla söz konusu basınca karşı esneklik elde etmeye ve o basıncı püskürtmeye çalışmıştır. Dolayısıyla, İslami söylem zorlanarak Aleviliği “İslam'ın bir ifadesi” olarak göstermeye çalışılan tüm açıklamalar birer safsatadan ibarettir.''

Eğer bu gün Alevilik çağdaşlık çizgisini korumak istiyorsa bu asimilasyona karşı çıkılmalıdır. Daha düne kadar solla birlikte ezilen, çeşitli yer ve zamanlarda katliama uğratılan, köylerine zorla cami yaptırılan, çocuklarına zorunlu din dersini getirerek zorla asimile etmek isteyen bu İslami zihniyete entegre olmak Aleviliğin ''72 millet de birdir'' insancıl düşüncesine ters düşmek değil midir? ''Benim kabem insandır'' düşüncesine ters düşmek değil midir? Çizgisini mümin-kafir ikilemi üzerine kurmuş Sünni ve Şii İslam’a uymak uğruna bu insancıl değerlerden vazgeçmek kendi özlerine ihanet değil midir?...Ve tüm bunlardan daha önemli olarak Atatürk'ün laik ve demokratik cumhuriyet'inin kesintiye uğramasının tarihi sorumluluğunu üstlenmek değil midir? Onun muasır medeniyetler seviyesine ulaşma hedefinden sapma değil midir?...

Sonuç olarak tüm bu gerçeklerden hareketle vardığımız sonuç Alevilik İslam değildir. Var olan baskılar karşısında İslami bir kılıf içerisinde kendilerini ifade etmeleridir. Tarihi gerçekler de bunu doğrulamaktadır.

Kaynaklar:



Akdağ, Mustafa: Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi, C. 1, Ankara 1959.

Eröz, Mehmet: Eski Türk Dini (Gök Tanrı İnancı) ve Alevilik, Bektaşilik. İstanbul 1992.

Mélikoff, Irène: Uyur İken Uyardılar–Alevilik, Bektaşilik Araştırmaları. İstanbul 1993.

Roux, J. P.: Türklerin Tarihi: Büyük Okyanustan Akdeniz’e 2000 yıl. Çev. Galip Üstün, İstanbul 1991.

Sümer, Faruk: Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişimesinde Anadolu Türklerinin Rolü. Ankara 1992.

Togan, Zeki Velidi: Umumi Türk Tarihine Giriş. C.1, İstanbul 1970

..alıntıdır..

ekip4

Alıntı yapılan: naysun - 03.02.08/16:36
en mezheplere inanmıyorum. 4 kutsal kitap da aynı şeyi söylüyor.Tanrı vardır. İbadet etme oruç tutma gelenekler görenekler vb uygulamalar bile aynı.  Tanrıya farklı ibadet etti diye  insan ayrımcılığını sevmiyorum.Alevilerin tanrısı ayrıymış da sunilerin ki de farklıymış... Hristiyanın tanrısı nasılmış? sunilerin ki nasılmış?alevilerin tanrısı nasıl mış? çok merak ettim doğrusu..Musevilerin tanrısı ile müslümanların tanrısı arasında benzerlik sözkonusu imiş Uyduruk şeyler Sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorumHerkesin tanrısı aynıdır.Değişen insan düşünceleri ve uygulamalarıdır Din adı altında çevrilen iktidarı ele geçirme oyunları.Şİmdi bölücüler Alevileri kullanmak istiyorlarSiz aleviler İslam değiller  diyeceksiniz ben aman efendim onlar da islamdır diyecem siz birçok kaynak göstereceksiniz ben size kaynak gösterecem.Kısır döngüde dönüp duracağız.Sonra....Herkesin inancı kendine tanrıya nasıl ibadet ediyorsa etsin Müslüman olsun musevi olsun hristiyan olsun ne olursa olsun .Tek Tanrı vardır.herkes nasıl yorumlarsa yorumlasın ama din ile siyaset birbirine karıştırılmasın Sizin yaptığınız bölücülük. Sizi
laikliğe davet ediyorum :)


ekip4

Alıntı yapılan: nisan - 03.02.08/19:02
Son derece anlamsiz bir baslik olmus. Sanirim bugunlerde derdimiz Alevileri bir sekilde elestirmek.

Tanya cem evlerine gitmeleri sana ne dusunduruyor? Cem evine gidince insan baska birseye mi inanmis oluyor acaba? Mevlevihaneye gidenler icin de ayni seyi soyleyebilir misin mesela?



Muslumanlikla bu anlatilanlarin hicbir ilgisi yoktur cunku kitap mezhepleri emretmez.


ekip4

Alıntı yapılan: sessiz.. - 03.02.08/19:13
"naysun ,katılmıyabilirsin elbette
aleviligin islamla ilgisi yok olduğunu yaşam biçimleride göstermiyormu.
inanmak demek herkesin müslüman olmasınıda gerektirmiyor bence
bulundugu ve yaşadıgı ortamlar insanların birbirinden etkilenmesinden gelmiyormudur.
veya müslümansa aleviler neden cami yerine, cem evine gidiyor hiç düşündünüzmü..."

tanya bunları söylüyorsunda sen bunları gerçekten araştırdınmı? alevilerin ne oluğunu onların kaynaklarından öğren lütfen


ekip4

Alıntı yapılan: Sapiens - 03.02.08/20:05
  Bilimsel olmıyan bir iddia hele hiçbir ilişkisi yoktur demek  o kadar abartılıki  bu Bakışla yola çıkarsak dünyada hiç bir müslümanın islamla hiçbir lakası olmaıdğı iddia edilebilri durun bitmedi aynı şekilde hiç bir insnaın hrsitiyanlıkla alaksı olmaıdğıda iddia edilebilir   


neden zertüşlük deniyor daha eski dinlere değil de neden zerdüştlüğe gidiliyor  Kürt aleviler için iddi bir nebze  kale alınır cindten olabilri islam önceisnde kürtlerin zerdüşlikle alakalrı olmuştur  lakin türk olan alevilerin zerdüştlükle hiç alakalrı olmamıştır  anadoluya  müslüman olarak gelmişlerdir   şu denebilri Bazı alevielrin hala bazı şaman gelenekelrini sürüdğünü iddia ederseniz amenna derim hatta sadce alevielrde değil sünnilerde dahi böyledir diye ilave ederim

Son söz Aleviliğin islamla hiçbir alakası yoktur demek karacahilliktir   hiçbir  kelimesi olmasa belki kabul edilebilir konuşulabilri di ama hiçbir deyince ayzarın niyeti hakkında olumsuz düşünceler hasıl oluyor


ekip4

Alıntı yapılan: naysun - 03.02.08/20:31
İsmail Beşikçi kimdir bence onu araştır tanya Öğrenmen gereken çok şey var Sapiens gerçekten yazılanlar taraflı ve kasıtlı yazılmış.Bilimsel değil.Kürt milliyetçiliği yapmış bir bir sosyolog.Tanya da bir provakatör

ekip4

Alıntı yapılan: gobilibozo - 03.02.08/21:15
Evet başlıkitici olmuş,hiçbir alakaları yoktur abartılı bir vurgu gibi gelddi bana...
Evet alevilik hak bir mezhep değildir bana göre,bunu da gerekirse izah edebilirim...
Benim merak  ettiğim aleviler kendilerini nasıl görüyorlar,alevi bir arkadaşımız varsa ve sorumu cevaplarsa sevinirim,çünkü onların kendilerini nasıl gördüğü çok önemli...