20.07.19/11:24

Kuran ve Evrim Teorisi

Başlatan deniz, 17.06.04/11:43

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nihilast

Gerçeğin peşinde adım adım devam, bu zicirleme biir irade! Bu  mevzu konuşmak istiyor ama inatçı! Keçi inadı! :)

Gören kişi kendi kudretine tanıktır...  El yordamı ile aranılan bir kar çukuruna düşer elbet!

deniz

AlıntıGören kişi kendi kudretine tanıktır...  El yordamı ile aranılan bir kar çukuruna düşer elbet!


çok hoş  :rolleyes:

kursatotcu

şunu anlatmak istedim teselsül diye bir şey var yani silsile ancak zincirleme, sonsuza kadar gitmesine teselsül denir. bulduğum delil bunun imkansız olduğunu kanıtlıyor. basit bir anlatımla
zira kitaplarda anlatılanlar hem karışık hem tatmin etmiyor

kursatotcu

kursatotcu Yazdı:
zamanı allah varetti diyenlere soruyorum: allahın her varettiği cisim midir yani şekli var mı? evet dersen, peki bu şekli olan bir mekan kaplar mı yani bir yerde mi evet dersen, soruyorum: o halde zaman nerede?




Akli Allah yaratti diyorsan Kursat simdi sana soruyorum:

Allah'in her yaratttigi cisimmmidir ?

Yani Sekli var mi ?

Evet Dersen , Peki Sekli ve mekani olan YER KAPLAR MI, yani kafam da evet dersen, SORUYORUM ?

O zaman sendeki akil Nerde KURSAT ?

radyoman

evet biri böyel bir soru sordu bu ara bana hep bu  soru yöneltildiğinden cevap verelim: bakınız ben şunu iyice anladım ki   aslında bu milletin ekserisinin anladığı anlamda akıl yoktur. çünkü milletin ekserisinin anladığı akıl şudur: sanki allah kullarına onları varettiğinde veya belli bir yaşta iken onlara bir şey veriyor buna akıl deniyor. öyle ki o kullar bu kendilerine verilen şey ile yani akıl ile istedikleri düşünceyi yapabiliyorlar. bu esnada allah onlara müdahalede bulunmuyor başta verdi ya ha,  daha düşünmelerine müdahale etmiyor. kullar istediklerini düşünüyor. bazen iyi bazen kötü düşünüyor bazen doğru bazen yanlışı seçiyorlar tamam mı? işte kulun bu seçimi tamamen kendi hür iradesinde oluyor ve sadece allah başta akıl denen şeyi veriyor.  yani kul seçiyor, işte millet çoğunlukla akıl kavramından bunu anlıyor.  bakın buradaki ince nokta şudur: eğer kul bu düşünmeleri sonucu seçtiklerinde doğruyu bulduğuna inanıyorsa "aklettim doğruyu buldum ben akıllıyım" diyor. eğer yanlışı seçtiğini hata ettiğini düşünüyorsa diyor ki "nefsime uydum ben akıllı değilim" diyor.  misal zina edince hırsızlıkyapınca ne diyor "nefsime uydum" diyor.   namaz kılınca Kuran okuyunca nediyor "akıllı davrandım" diyor.  evet bu anlattıklarından çıkan sonç şudur: esasen bizim akıl dediğimiz ve nefis  dediğimiz şeyler ayrıca bir varlığa sahip değildir. yani hakiki manada söylersek  akıl ve nefis yoktur. sadece iyiyi seçerse kul iyi yönde düşünürse onun için akılı deniyor akletti deniyor. kötüyü seçerse kötüyü planlarsa , nefsine uydu ve akılsız, akletmiyor deniyor.  ben bunu diyorum: aslında bunların temel manası düşünce olmalarıdır. ve düşüncelerimizi allah vareder. dolayısıyla bana soruluyor: ee  akıl nerde o zaman nefs nerde o zaman, madem hür değiliz, o halde Kuranda niye "akletmezmisiniz"  deniyor. eğer hür değilsek niye böyle densin ki gibi sorular soruluyor. bakın bu ayetlerin manası şu deriz:   yani bu düşünme eylemini herne kadar allah varediyorsa da kullara isnad ediyor mesela kula yanlış seçimi, yanlış düşünceyi yaptırtanda allah  fakat  sonuçta "bu kul düşündü, seçti de" denebileceğinden dolayı  Kuranda "akletmiyormusunuz" şeklinde kınama vardır. sonuç: aslında milletin anladığı manada akıl ve nefs yoktur. nefs meseleside aynen akılı anlattığım gibi, ama onun tersi yönde. yani kul kötülük düşündüğünde  "neden nefsine uydun" denir. halbuki o sonuçta düşündü, yani bu nefs dedikleri de akıl gibi düşünceden başka bir şey değil. sadece düşüncelere yerine göre takılan bir mana. ve düşüncelerimiz cisimdir latif cisimdir yer kaplar ama nerede olduğunu ben bilmiyorum. göremediğimiz cisim türündendir. aynı ruh ve melek gibi.

deniz

kuranı okuyan biri için evrimin aksi yorumlar getirmesi mümkün gözükmüyor.

sanırım sizi kuranı okutamadıklarımızdansınız sayın budha..

bu da size olsun  ;D ;D ;D

RenaultFerrari

Rahman 29
....kulle yevmin huve fiy şe'nin
O her an yeni bir iştedir

Ayetindeki Yemve kelimesini İmamı Ali efendimiz
(An)ile tefsir buyurmuşlardır

Küçük, büyük görülen ve görülmeyen her zerre, her katre, her manzume, her alem bu kaidenin mahkumudur


Her yeni çıkan hali, hadiseyi
her mevcudu izhar eden kudreti mutlaka,
bu alemi kainatta meydana getirdiği değişmez emirleri ve kanunları mucibince, insanı da sahayı mevcudiyete atmıştır.

Fakat insan bu zuhurda, ayrı bir mazhariyete sahip olmuştur.

Evet, dendiği gibi insan, yalnız iki ayaklı tüysüz bir mahluk olsaydı bu kadar dedikoduya hacet var mı idi,


insan, tefekküre ve düşündüğünün bir çok
kısmını tatbike kendisini muhit olan eşyanın büyük bir kısmını tağyir ve tebdile muktedirdir. Asası buna müsait ve müsteit olarak zuhur etmiştir

Yani İnsan, bugünkü şekliyle insan olarak zahir olmuştur.
Bu namütenahi alemler, vicdanı insaniyi ihtivadan aciz iken,
vicdanı insan, bu kainatı ilmen ihtiva eder bir anda yaradılmıştır.

Zira insan, idrak ve tefekküre muktedir olarak tecelli etmiştir.
Onun için nüshai kübradır (Büyük alemdir), müstakil bir varlıktır.



konuşmayı sizin anlayacağınız bir şekle getirirmeye çalışayım

Kainat Evren bir alemdir değil mi ? Evet

İşte İnsanda vicdanıyla tefekkürüyle kainattan ayrı bir alemdir
Ondan daha büyük bir alemdir

evet Çünkü insanın içindeki Kuvvet elektiriklenince kainatın altını üstüne getirebiliyor
demek ki kainat İnsanın karşısında acizdir açizliği mutlaktır

İnsandaki kuvvet
Kainatta ki bütün büyük ve küçük cisimlerin hiç birinde yoktur ?

sadece bu elli atmış kiloluk kan ve kemik torbasına taaluk eden bu kuvvet
kainatta başka hiç bir şeyde yoktur ne kocaman gezegende ne şunda nu bunda...

işte O tarif edilmez Kuvvet Kainatta sadece ve sadece
O kainattaki ufacık bir cisme yani senin elli Atmış kiloluk kan ve kemik torbası olan şu bedenine taalluk etmiştir
işte ceseden bir hayvan olan bu bedenin O kuvvete müsait ve elverişli bir şekilde yaratılmıştır

Yani insan Müstakil bir varklıktır
kainattan daha büyük bir alemdir
kainatta hiç bir yere sığmamış
sadece bu bedene taalluk etmiştir
İnsan kendi cesedinin içinde şöyle bir düşünürse
kendi içindeki Anı hazır yapılmış olarak bulmuştur
ve bu varlık kainatın altını üstüne getirebiliyor
o halde kainatta büyüklük bakımında gezegen kadar büyük olmayıp (yani azamet=Büyüklüğü)
başka bir büyüklüğe yani mekana dahi sığmayan o manevi büyüklüğe (yani Kibrya=manevi büyüklüğe) tek mazharı olan
insanın İşte O manevi büyüklüğü yani Kibriya kendisinin başlı başına müstakil bir varlık olduğunu gösterir

işte onun bu kainat da taaluk ettiği cisimde Ona müsait ve elverişli bir şekilde olmuştur
yani İnsan eski zamanlarda da şimdi ki zamanlarda da
yine bugünkü şekliyle İnsan olarak zahir olmuştur

her mevcudu izhar eden kudreti mutlaka,
bu alemi kainatta meydana getirdiği değişmez emirleri ve kanunları mucibince, insanı da sahayı mevcudiyete atmıştır.

fakat insanın bedeni bu zuhurda ayrı bir mezhariyete sahip olmuştur

Ademim camurunu kendimi elerimle yoğurdum der Kudret
yani bedenin oluşumunu vasıtalara bırakmadım ayrı bir mezhariyete sahip demektir bu



BUDHA

 Renault kardeş ELHAK doğru yazdın


Hayal gücüde artık yetmemeye başladı..

NTV'nin Bilim köşesinde Evrimci İtiraflar




ŞEMPANZELERİN GENETİK GEÇMİŞİ BİR MUAMMA!




  Araştırmaya göre, şempanzelerin kökenlerine ilişkin muamma devam ediyor. İnsanın atalarına ait bulunan onlarca fosile karşın, bugüne kadar birkaç diş dışında ilk şempanzelere, hatta gorillere ait tek bir kemik dahi bulunamadı. İnsanla maymunun genetik haritaları yüzde 99 oranında birbirine benziyor.(1)

Şempanzenin fosil kayıtlarına ne olduğunu öğrenmek için ' Evrim için Nükleer Bomba' adlı makalemizi okuyabilirisiniz.

% 99 oranına cevabımız;
D.N.A’nın mutasyonu Darwincilerin en popüler argümanlarından olan İnsan-Şempanze genetik kodlarının birbirlerine %98,4 oranında benzemesine ve 1,63 oranında farklı olmasına dayanmaktadır. Acaba  gerçek böyle midir?99 rakamının altında tayan gerçek tam anlamıyla nedir?Gelin yapmamamız gerekeni yapıp sorgulayalım.En son yapılan eşlemede insan DNA sının 3,1 milyar gen eşleşmesi, şempanzenin ise 3,2 milyar çift-eşleme yaptığı görülür brüt fark ise yaklaşık olarak 1,44 dür. Genetik kodların deşifresinde gen haritalarında farklı 68,000 gen eşleşmesi olduğu kanıtlanmıştır. Buna ek olarak protein kodlayan bölgelerde, insanla şempanze arasında 231 ortak gen bulunmuş, bunlardan 47’si oldukça farklı amino asid dizilimleriyle, RNA kopyalamalarında oldukça farklı bir kodlamalar yaptıkları kanıtlanmıştır. Özet olarak ortaya çıkan,canlıların asıl farkı olarak kabul gören protein faklılığının sonuç olarak insanla şempanzenin arasında %20,4 farklı olduğunu gösterir.Buda insanla şempanze arasındaki gerçek net farkın %98,4 yerine %95 oranında olduğudur. Her ne olursa olsun  mutasyonun 68,000 adet ve işleyen mekanizmaları olumsuz etkilemeyecek şekilde tekrarı, işlemesi ve birikmesi gerekmektedir.



   Bunun anlamı aynı zaman dilimi içersin de Darwincilere göre Hominid denilen evrimsel ataların 4–3,5 milyon yılda ortak atadan evirilmesi;(Australopithecus anamensis Australopithecus afarensis’le başlayan) sırasında aynı doğal habitat da insan şempanzeden teorik olarak 5,5 kat daha hızlı mutasyon geçirmiştir yâda evrilmiştir. Bu matematiksel olarak imkânsızla eşdeğerdedir tıpkı Mutasyon mekanizmasının son derece işlevli ( bizi insan yapan) 68,000 işleyen değişiklik yapması gibi..(2)





Hobbit’in özgünlüğü tartışılıyor!




WASHINGTON - Hobbit adlı bir insansıya ait olduğu düşünülen iskeletlerin genetik bir hastalığı olan bir insana ait olduğu öne sürülüyor. Flores adasında bulunan Hobbit iskeleti bilim dünyasında büyük ilgi görmüştü. Homo floresiensis adı verilen cüce insansının 1900’lü yıllara dek insanlardan uzakta adanın ormanlarında izole olmuş bir şekilde yaşadığı tahmin ediliyor.

Antropoloji konusunda uzmanlaşan Chicago’daki Field Museum uzmanı Robert D. Martin, Hobbit’in Hobbit’in gerçekten yeni bir canlı olup olmadığının iskeletten anlaşılamayacağını ifade etti. Martin’e göre, söz konusu iskeletler beyin küçülmesine neden olan mikroensepali adlı bir genetik hastalığa yakalanmış bir insan. Bu görüşü daha önce de başka bilim insanları dile getirmişti.

SOFİSTİKE TAŞ ALETLER

Martin, iskeletin beyninin cüce bir insansı için çok küçük olduğunu vurguluyor. İskeletin 400 santimetre küp olan beyin hacminin, ancak 30 cm’lik bir boya sahip kişide bulunabileceği belirtiliyor.

Hobbit’in ise boyunun 95 cm olduğu düşünülüyor.Hobbit canlısına ait olduğu tahmin edilen iskeletin bulunduğu bölgede sofistike taş araçların modern insanlar tarafından yapılmış olduğu izlenimi veriyor.

HASTALIKLI OLSA BEYİN BÜYÜK OLURDU

Hobbit’in ayrı bir insansı tür olduğunu savunan bilim insanları ise, söz konusu genetik hastalığı yaşayan hayvanların beyinlerinde küçülme oranları ile kıyaslandığında, Hobbit’in beyninin bu hastalığı taşımayacak kadar büyük olduğunu belirtiyor. Buna göre, bu hastalığı taşıyan bir insan olsaydı beyni daha büyük olmalıydı.(3)





Kaynakça:

1.Araştırma İngiliz bilim dergisi Nature’da yayımlanmıştır.
Not: Anadolu Ajansı, New Scientist, Livescience ve Associated Press’ten yararlanılmıştır.

Metnini orjinali için tıklayın; Ntvmsnbc

2. W.Dembski
”Reflections on Human Origins”  PDF tam metin
sayfa 2–9 Özet Çeviri;  Mustafa Ajlan Abudak


Discovery Institute, Seattle


3.Associated Press
Güncelleme: 14:49 TSİ 23 Mayıs 2006 Salı

Metnin orjinali için tıklayın; Ntvmsnbc

ALINTIDIR.

darkmoon

08.09.06/15:06 #47 Son düzenlenme: 22.08.07/13:18 anka
Hazreti Muhammed evrimci miydi?
Tayfun Atay/Birgün gazetesi


Güneydoğu Asya’daki Borneo ve Sumatra adalarında yaşayan orangutanlara bu isim bölgedeki yerliler tarafından verilmiştir. Şempanze ve gorille birlikte insana biyolojik olarak en yakın üç maymun türünden biri olan orangutan, yerlilerin dilinde “orman insanı” demektir.

Yerlilerin orangutanla kurdukları insani özdeşim o derecedeydi ki 19. yüzyılda bölgede araştırma yapan bir bilimcinin İngiltere Doğa Tarihi Müzesi’ne göndermek için birkaç orangutan öldürüp derisini yüzdüğünü gördüklerinde sıranın kendilerine de geleceği kaygısıyla paniğe kapılmışlardı!..

* * *

Uygarlıktan nasibini almadığı sanılan “ilkel” Borneo yerlileri orangutanı insan sayarken günümüz “modern” insanı kendisinin maymunla olan biyolojik irtibatını hiç içine sindiremedi. İnsanın da bir “primat” (maymun) olduğunu anatomik, morfolojik, genetik, paleontolojik, vd. kanıtlarla ortaya koyan evrim teorisini de benimseyemedi. Aksine onu reddetti, hatta lanetli bir düşünce saydı.
Ve pek çok bakımdan modern dünyayı geriden izleyen Türkiye, bu konuda liderliği kimseye bırakmadı...

* * *

Geçen hafta gazeteler yazdı; Amerikan “Science” dergisindeki bir araştırmaya göre, dünyada evrim teorisine en az inanan ülke Türkiye imiş. Türklerin yüzde 75’i, yani dörtte üçü evrime inanmıyor.

Evrime inanmayanların en fazla olduğu ikinci ülke ABD. Ancak aradaki fark yine de çok büyük. Evanjelik (protestan) hıristiyanlığın evrim karşıtlığını yaratılışçı tezler çerçevesinde neredeyse yüzyıldır sistematize ettiği bu ülkede bile insanların yalnızca yüzde 33’ü evrime inanmıyor.

Araştırma ekibinin başı Jon Miller, “insan, hayvanların daha aşağı türlerinden gelişmiştir” görüşünü yanlış bulan Türklerin hayli yüksek orana varmasını anlaşılır bulduğunu söylemiş. “Çünkü Müslüman inanışında evrim teorisine yer yok” diye de hüküm vermiş.

* * *

Yıllardır antropoloji derslerimde evrim teorisini ve insanın evrimini öğrencilere anlatıyorum. Bunun yanı sıra kendi antropolojik özelleşme alanımın din olması dolayısıyla yaratılış inancı ve onun modern zamanlarda evrim-karşıtlığı temelinde geliştirilmiş “bilimsi” (bilimsel değil) formülasyonlarına da aşinayım. Bu nedenle Türkiye’de de adeta temcit pilavı gibi sık sık gündeme gelen bu evrimcilik-yaratılışçılık kutuplaşmasına dair söyleyecek sözüm çok.

Ama özellikle söyleyebileceğim şu: Kutuplaşmacı perspektiften yaklaşılıp, ak ve kara karşıtlığının girdabına saplanıldığından, bu meseleye ilişkin hayli geniş ve karmaşık bir “gri alan” bulunduğu fark edilmiyor. Öyle olunca da toptancı genellemeler ve peşin hükümler tartışma gündemini dolduruyor.

“Müslüman inanışında evrime yer yok” peşin hükmü de bunun sonucu. Türkiye’de bazı İslâmcı çevrelerin kamuya yönelik evrim-karşıtı propagandasının yüzde 75’lik oran kadar bu peşin hükmü de beslediği söylenebilir. Ancak ilginç olan, bu evrim-karşıtlığının ABD ve Hıristiyanlık kaynaklı, “protestan-fundamentalist” bir söylem malzemesine dayanması. Yani evrim-karşıtı yaratılışçılık, tıpkı Darwinist evrimcilik gibi bize Batı’dan ithal!..

* * *

Oysaki İslâm tarihine bakıldığında, Darwin’den yüzlerce yıl önce, Darwin’i sollayacak ölçüde iddialı ve cüretkâr evrimci görüşler sergileyen İslâm âlimleri var. Bu konuda İlahiyat profesörü Mehmet Bayrakdar’ın
“İslâm’da Evrimci Yaratılış Teorisi” adlı kitabı (İnsan Yayınları, 1987) eşsiz bir kaynaktır.

Prof. Bayrakdar İslâm düşünce tarihinde 9. yüzyıla kadar geriye giden bir evrimci yaratılış kavrayışı olduğuna işaret etmekte. Bu, tanrının evreni, evrim süreci aracılığıyla yarattığını savunan bir düşünsel pozisyon.
Gözleme dayalı bilimsel çalışmaları ve akıl yürütmeleriyle çarpıcı evrimci görüşler geliştirenler arasında
Nazzâm, Câhız, İbn Miskeveyh, İbn Tufeyl, Mevlânâ Rûmi ve
18 yüzyıl Osmanlı âlimi Erzurumlu İbrahim Hakkı belirtilebilir.


* * *


Örneğin Basralı Câhız maymunun evriminden insanın oluştuğunu söylemenin ötesinde,
evrimin ters yönde de cereyan edebileceğini, yani insandan da maymun türeyebileceğini söylemiştir
(Bayrakdar, s. 176-177). Üstelik Darwin’den 1000 sene önce!..

18. yüzyıl İslâm âlimi Abdülkadir Bidîl de “Âdem, Âdem olmadan önce maymundu” diyebilmiştir (Bayrakdar, s. 164).
Herhalde orangutanı “orman insanı” olarak adlandıracak kadar kendisine yakın kılan Borneo yerlileriyle bundan
daha hemfikir bir pozisyon bulmamız mümkün değildir?!..

Dahası var, ama sıkı durun! 10. yüzyıl sonu ile 11. yüzyıl başında yaşamış olan
İbn Miskeveyh, “El Fevz ül-Asgâr” adlı kitabında evrimden söz ederken İslâm peygamberinin,
“Halanız hurma ağacına hürmet gösterin. Çünkü o Âdem’in çamurunun artığından yaratılmıştır” dediğini kaydetmektedir!

İbn Miskeveyh’e göre bu, hurma ağacının bitkilerin en son ve şerefli,
hayvanlar âleminin ise ilk ve en aşağı mertebesi olduğuna işarettir (Bayrakdar, s. 108).

Söz konusu görüş ve yaklaşımların bilimsel yeterlilikleri tartışılabilir tabii.
Ancak tartışılamayacak olan bu yaklaşımların evrimci mahiyetidir.
Kendi dönemlerinde tepki gören, dinsizlikle ve şeytanlıkla suçlanan bu “evrimci” âlimler,
“doğal seçilim”den “ara türler”e kadar modern zamanlarda “evrim" denince karşımıza çıkan
pek çok kavramsal ve kuramsal kategorinin ilk örneklerini bize sunmaktadırlar.

Modernliğin neresindeyiz sorusu kadar demek ki İslâm’ın neresindeyiz sorusunu da sormak gerekiyor.

..................................................

deniz

evet ötreden beri savunduğumuz görüşler..
kuranda yaratılış hikayeleri evrimseldir. bir çırpıda olup biten bir şey yoktur.

hristiyan evrim karşıtlarının tepkieri ahynen bizim protestan müslümanlarca benimsenmiştir.




darkmoon

"protestan islam" konusundan devamla.. evrim karşıtı protestan müslümanlar derken mesela Adnan hoca ve grubunu mu kastediyorsun..