17.07.19/06:34

Kuran ve Evrim Teorisi

Başlatan deniz, 17.06.04/11:43

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

deniz

bence türk halkının %70 i protestan müslümanlığı benimsemiş durumda.

yani adnan hocacılarla sınırlamıyorum. nerdeyse bunların tümü evrime karşı.


Sapiens

Protestanlıkla evrimin ne alakası  var açıkçası anlıyabilmiş değilim
İslam içinde protestan denebilcek eksimler var tabii
Bazıları Teoride Protestanlara  benziyor
Bazılarıysa pratikte benziyor
Muhakkak daha evvelindede bu düşünceyi öne sürenler olmuştur ama 60 lı yıllarda seyyid kutup kitapları çevrilmeye başlayınca Kitabın önemi keşfedildi
Hatta Kitabı tek kaynak saymaya başlıyanlar dahi oldu
Ynai gelenek(gelenek sunneti de büyük ölçüde ihtiva etmekteydi)
yok sayılmak istendi Hatta bazıloarınca sayıldıda
Birde protestanların WASP(White Anglo Saxon protestanları gibi) bizdede Türkiyeli Ehli sünnet  düşüncesine sahip
oluşumlar da çıktı
bunlar şöyle düşünmekteydiler
dünyada silam adına bir şeyler yapılcaksa bu ancak anadoludan çıkmalıydı
Milli görüş hareketi büyük doğu hareketleri hatta Ülkücü hareket bile bir dönem buna inandı
Yaşar nuri Öztürk ten en radikal tavırlı cemaatlere kadar bezner şeyler söylendi hatta 15-20 kişilik minyatür cemaatler oluşup kuran mealinden yaşam çıkardılar
Bunlar YÖK ten çok daha evvel eşlerinin başlarını açtılar/açtıdrıdalar
Hatta bunlar çakır keyif olabilcek kadar içilebilceğini savunup domuzun sadce etinin yasak olduğunu bu nedenle şu jellybonların ynemsinde hiçsakınca olmadığını bile iddia ettiler
bazıları ramzan orucunu 7 güne bazıları 14 güne bazıları 21 güne indirdi namazlar önce 3 vakite indi sonra 6 ya sonra 7 e çıkarıldı
bir ara çok evlilik ve muta moda oldu sonra ilgili aytteki ALlahın tavsiyesi farkedildi (sanırım çok evlenemeynlerden biri keşfetti bunu ) bazı islmacılar tebliğ amacıyla hanımlarla buluşmaya başladılar tebliğ için sinemaya gittiler sonra elini tuttular sonra filimden çıktılar kadınlar tebliğ oldumu bilmiyorum belkide olmuşlardır bir defasında Tv de zap yaparken bir  dansözün danssonu duraklamsı ardından herkesin mübarek kandilini kutlamsını anısmıyorum belkide böyle bir tebliğin neticsinde olmuştur

Müslümanlar arasında daha öncede söylediğim gibi evrimci yaklaşımı savunanlar vardır lakin karşı olunan Darvinci evrim teorisidir
Darvin tanrıyı dışlayan yoksayan bir evrimci teori öne sürmekte
herneyse çok konuştum susayım




kiya

İslam'da Rönesans mı başlıyor? Türkiye'de bir grup öncü ilahiyatçı Darwin'in evrim teorisine ilk kez yeşil ışık yaktı!

Allah'ın izniyle maymuna evet!

Evrenin ve evrende hayatını sürdüren tüm canlıların bir evrim sonucu yaratıldığı düşüncesi, her geçen gün daha da fazla taraftar buluyor. Bu gelişmeden İslam da nasibini alıyor. İslam?la, bırakın Evrim Teorisi?ni, evrim kelimesinin bizatihi kendisinin bile bir arada kullanılmasının zinhar yasak ve günah olduğu inancı, yavaş ilerleyen ancak bilimsel temellere dayanan bir tartışmayla ortadan kalkacak gibi görülüyor.

Prof.Dr.Mehmet Bayrakdar:

"Allah'ın iradesini kabul ettiğimiz andan itibaren maymundan geldiğimizi kabul etmekte bir sakınca yoktur"
"Evrim Teorisi Hıristiyanlık teolojisini temelden sarsıyor, Müslümanların evrimden gocunacak bir yanları yok"
"Darwin'le çok fazla ters düşecek bir nokta yok"

Doç.Dr.İlhami Güler:

"Tanrı'nın insanı yaratması bir evrim süreci içerisinde gerçekleşti"
"Evrim geçirerek bugünkü insan olduk"
"İnsan olmadan önce insan altı bir varlıktık"
"Bir insanın Tanrı'nın yaratma işinin nasıl olduğunu son derece masum ve naif bir şekilde sorma ve bunun üzerine düşünce üretme hakkı vardır"
"Darwin'le Tanrı'nın insanı yaratmasının bir evrim süreci içerisinde olduğu noktasında birleşiyoruz"

Yrd.Doç.Dr.Hadi Adanalı:

"İnsan, maymun değildi, ama insan da değildi. İkisi arasında bir türdü"
"Katolik dünyası dört beş yıl önce papanın da ifadesiyle evrimi kabul etmiş durumda"
"İnsan öncesi insanlar, hayvan ya da yarı hayvan gibi bir konumdaydı ve dolayısıyla ilahi hitaba uygun bir hayatları yoktu"
"Evrim kabul edildiğinde ahlaki değerlerin yok olacağı itirazı doğru değil"

Evrenin ve evrende hayatını sürdüren tüm canlıların bir evrim sonucu yaratıldığı düşüncesi, her geçen gün daha da fazla taraftar buluyor. Bu gelişmeden İslam da nasibini alıyor. İslam'la, bırakın Evrim Teorisi'ni, evrim kelimesinin bizatihi kendisinin bile bir arada kullanılmasının zinhar yasak ve günah olduğu inancı, yavaş ilerleyen ancak bilimsel temellere dayanan bir tartışmayla ortadan kalkacak gibi görülüyor. Bir grup İslamcı bilim adamı ilk kez "Darwin'i ve maymun teorisini" kabul etme yönünde yeşil ışık yakıyor.
Bir grup öncü akademisyen, 'Evrimci Yaratılış Teorisi'ni tartışmaya açarak geleneksel İslam anlayışının en önemli tabularından birini "İnsanın, Tanrı tarafından yoktan var edildiği" inancını sarsıyor. İslam'ı evrimle tanıştırıyor, insanın yaratılışıyla ilgili ayetleri yeniden yorumlayarak evrimin Kuran'daki izini sürüyor. Daha çok materyalist bir bakış açısıyla yorumlanan evrime İslamcı yön kazandırılmaya çalışılıyor. İslam'daki evrim inancı Cabir bin Hayyan, Biruni, İbni Sina, İbni Arabi, Mevlânâ, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Muhammed İkbal gibi önemli İslam düşünürlerine kadar dayanıyor. Ancak, özellikle Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde akademik görevlerini sürdüren Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar, Doç. Dr. İlhami Güler, Yrd. Doç. Dr. Hadi Adanalı hocalar tarafından son yıllarda yeniden tartışmaya açılan evrim teorisi tartışmasının, İslam Rönesansı'nın en önemli öncülerinden biri olacağına inanılıyor.

TEMPO, evrim tartışmasının öncülerinden Bayrakdar, Güler ve Adanalı ile konuştu, İslam'ın evrim teorisi ile arasındaki ilişkiyi masaya yatırdı.

Prof.Dr. Mehmet Bayraktar
ANKARA ÜNV.İLAHİYAT FAK. ÖĞR. ÜYESİ

MAYMUNDA GİZLİ İNSANLIK TOHUMU AÇILIYOR

- 'İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi' adlı kitabınız, sanılanın aksine evrim düşüncesinin İslam'da oldukça kabul gören bir teori olduğunu ortaya koyuyor. Evrimin, İslam'da zamanla geri plana itilmesinin kökeni nedir?

Sadece evrim teorisiyle ilgili değil, günümüzde var olan bilimsel hatta sosyal alanlarda Müslümanlar maalesef bilim adamlarının zamanında söyledikleri birçok şeyi unutmuş durumda. Bu, genel olarak "İslam dünyası neden geri kaldı" sorusuyla bağlantılı olarak ele alınabilir. Doğru bilgiye ilim denilmesi zamanla yıprandı, dolayısıyla Müslümanlar genel malumatlara, kulaktan kulağa aktarılan bilgilere ilim demeye başladılar. Bu, İslam dünyasının en temel çöküş nedenlerinden biridir. Bu durum, bilimin İslam dünyasında siyasallaştırılması, bilimin İslam dünyasında siyasetin bir aracı olarak görülmesi olayıdır. Dolayısıyla, malumatların, hurafelerin İslam'da yer bulması, evrim teorisine karşı da reaksiyonu getirdi. Oysa, Müslümanlıkta ciddi bir evrim geleneği vardır. Bazı Müslüman düşünürler bugün evrim düşüncesi diyebileceğimiz ve Darwinizm ile paralellik arz ettiğini söyleyebileceğimiz görüşler ortaya atmışlardır. Kuran ayetlerine dayanarak ortaya atılan bir evrim teorisi oluşturmuşlardır. İslam dünyasında var olan evrimci diyebileceğimiz teori buradan doğmuştu: Kuran'daki yaratılışla ilgili ayetlerin daha bilimsel bir yorumundan ibarettir diyebiliriz.

- Peki İslam'daki evrim karşıtlığı nasıl gelişti?

İslam'da evrime karşı olmak Hıristiyanlığın ve Museviliğin etkisiyle gelişmiştir. Çünkü Evrim Teorisi, Hıristiyanlık teolojisini temelden sarsan bir teoridir. Müslümanların ise evrimden gocunacak bir yanları yok. Ama Müslümanlar, Hıristiyanların etkisinde kalarak bugün bu teoriye karşı durmaktadır. Hıristiyanlar, Tanrı'yı insan kabul ettikleri için, eğer insan maymundan türemişse; bu, dolaylı ya da doğrudan Tanrı'nın da maymundan gelmiş olabileceği görüşünü ortaya çıkaracağı için, evrime karşıdır. Bu nedenle akide olarak çok ters bir durum onlar için. İslam da bundan dolaylı etkilendi, oysa bizi sarsacak bir şeye değildir evrim.

- Dolayısıyla maymundan geldiğimizi söyleminin İslam'la ters düşen bir yanı yok...

İslam âlimi Cahiz'in söylediği gibi bakacak olursak: "Allah dilediği zaman insanı maymundan, maymunu insandan yaratabilir." Bu, insanın illa maymun olması, maymunun insan olması anlamına gelmez. Bir ölçüde varoluşçu evrim ya da biyolojik evrimin oluşum sürecinde, evrim, basitten karmaşığa doğru ilerler. Dolayısıyla, bu süreçte bir safhada maymun, ondan sonra insan yaratılıyor. Bizzat maymunun insanlaşması değil de, bir çekirdeğin açılımı gibi bu süreci algılamak mümkün. Maymunda gizli olan insanlık tohumunun maymundan çıkarak insan olması şeklinde izah ediliyor örneğin bu süreç. Burada maymunu insan yapan da Allah; insanı da maymuna da dönüştürecek odur. Tanrı'nın yaratıcılığını kabul ettiğimiz müddetçe, insanın maymundan geldiğini söylemekte bir problem yoktur. İslam felsefesiyle, bilim tarihiyle yakından ilgili biri olarak ben de bu Müslüman evrimcilerin yaratılış görüşlerini şahsen kabul ediyorum. Yani, Allah'ın iradesini kabul ettiğimiz andan itibaren maymundan geldiğimizi kabul etmekte bir sakınca yoktur.

- Peki tüm bu görüşleriniz doğrultusunda Darwin'in görüşleri size ne kadar yakın?

Darwin'le uyuştuğumuz noktalar var. Darwin'le uyuşuyoruz yani. Darwin'le çok fazla ters düşecek bir nokta yok. Ancak bazı yeni Darwinciler, materyalist görüşleri doğrultusunda, evrimin Tanrı'nın iradesi dışında gerçekleştiğini söylüyorlar. Ters düşülecek tek nokta burasıdır. Evrenin yokken yaratıldığını ancak yaratma biçimin ve sürecinin evrim şeklinde olduğunu kabul ediyoruz biz ve bu noktada klasik Darwincilerle bir ayrılığımız söz konusu değil. Bu bağlamda, insan insan olmadan önce, gerçek anlamda bir insan yoktu. İnsana ait bilgiler Tanrı'da vardı ama insanın Adem olarak ortaya çıkışı zaman içinde, bir evrim geçirdikten sonra oldu. Bunu doğrudan maymunun insanlaşması olarak da, güneş ısısı altında bir çamurun ekmek mayalanır gibi mayalanması şeklinde de anlayabiliriz.

Doç.Dr. İlhami Güler
ANKARA ÜNV. İLAHİYAT FAK. ÖĞR. ÜYESİ

EVRİMİ SAVUNAN DARWIN ZATEN ALLAH'I İNKÂR ETMİYOR

- Bize öğretilen ya da söylenen, evrimin sözcük olarak bile İslam'a dahil edilemeyeceğiydi. Fakat sizlerin öncülüğünde bunun doğru olmadığını görüyoruz. Bu kutuplaşmanın Türkiye için kaynağı neydi?

Bu, benim kişisel kanaatim, cumhuriyet kadrolarının biyoloji kitaplarında insandan söz edilen bölümlerde evren, bilimsel bir bilgiymiş gibi veriliyordu. Halk geleneğinde bildiğiniz gibi, Allah Adem'i yaratmıştır. Allah insanı kendi iradesiyle yaratmıştır. O düşünce şimdi de gelenekte yerleşmiş bir durumdur. Cumhuriyet dönemindeki bu pozitivist yaklaşım ile bilimi dinin yerine ikame etme anlayışı, Darwin teorisinin dinin alternatifi olarak konulmasına neden oldu. Denildi ki "Bizi Tanrı yaratmadı, din Tanrı tarafından yaratıldığımızı söyler oysa bilim insanın evrim süreci ile yaratıldığını iddia eder". Onu bir dini inanç gibi sundular. Halkın yerleşik tarihten getirdiği İslam inancı, dolayısıyla evrim teorisine tepki göstermesine yol açtı. Daha sonra biliyorsunuz, Marksist teorinin de Türkiye'de etkinleşmesi ve Darwin teorisini savunmasıyla, halk ile cumhuriyetin eğitim kadroları ve daha sonra komünist düşünceye sahip insanlar arasında evrim konusunda kutuplaşma oldu. Bu, dini bir çekişme halini aldı ve dolayısıyla bilimin konusu olmaktan tamamen çıkarıldı.

- Bu coğrafyada İslami kesimin evrimi savunan bir yaklaşımı ifade etmesinin yakın tarihte örnekleri var mı?

70'li yıllarda Süleyman Ateş, eski Diyanet İşleri Başkanı, fakültede bir dergide yazmıştı. Kuran'a dayanarak, yani Mehmet Bayrakdar İslam felsefecilerine, kelamcılara dayanarak söylemişti. Süleyman Ateş tamamen bunların dışında Kuran'a dayanarak, Adem'in yaratılışını konu etti. O, Sünni düşünceye göre "Allah eliyle heykel yaratır gibi Adem'e şekil veriyor, ondan sonra da ona birden bir ruh üflüyor. Ve Adem birden canlanıyor. İnsan haline geliyor" yaklaşımına karşı geleneksel Sünni dini akideyi eleştirdi. Bu yaratmanın böyle olmadığını, Adem'den önce de evrim sürecinin olduğunu; bu evrim sürecindeki insanlaşmayı, insan olma onurunu, insan olma şerefini ve dolayısıyla denenmeye ehliyetli bir hale gelmeyi ifade eden bir aşama, ara durum olduğu tarzında yorum yaptı.

- Size göre evrim ne?

Ben de Kuran'a baktığım zaman, Allah'ın yaratmasıyla evrim arasında geleneksel anlamda konulduğu gibi bir çelişki konulması gerektiği kanaatinde değilim. Evrimle yaratmayı Kuran'a söz konusu edilen 'halata' fiiliyle ifade edilen, yani yaratma anlamına gelen, bu yaratma fiilinin yoktan ve anlık olarak, yani Allah ağacı bir anda yarattı, kurbağayı bir anda yarattı, denizi bir anda, yani doğadaki organik ve inorganik olarak ayrı olan şeyleri bir anda yaratma tarzında değil de Kuran'ın geneline baktığımız zaman birçok ayetten Tanrı'nın bütün evreni ve dolayısıyla bu evrenin içinde de özellikle insanın yaşadığı dünyayı bir süre içerisinde, bir zaman içerisinde yarattığı şeklinde anlıyorum. Dolayısıyla burada evrimle yaratma eş süreç. Türkçesi açıkça evrimdir bu ifadenin. Tanrı'nın insanı yaratmasının bir evrim süreci içerisinde olduğu düşüncesini bir yorum olarak söylemekte herhangi bir sakınca görmüyorum.

- Öyleyse Adem Adem olmadan önce neydi?

Orada çok net bir şey yok açıkçası. Yani nasıl bir varlıktı? Belki insan altı bir varlıktı. Yani burada maymunlarla, maymun sülalesi dediğimiz varlıklarla aramızda bir türden türe geçiş tarzında bir şey olup olmadığını ben bilimsel olarak bilmiyorum. Ama ben her halükârda insanın bilinçli hale gelinceye kadar -insan altı diyelim- insan olma bilincini kullanması, dolayısıyla kendi dışındaki dünyanın şuuruna varma seviyesine gelmeden önce bir sürecin geçtiğini, dolayısıyla orada da bir evrim sürecinin ortaya çıkmış olabileceğini bir ihtimal olarak söylüyorum. Darwin teorisine göre -o aranın nasıl olması gerektiğine yönelik- birtakım insan öncesi varlıklara dair kalıntılar var.

- Öyleyse insan insan olmadan önce neye benziyordu?

Başka bir türden mi bu hale geldik, yoksa türün kendi içerisinde bir evrimi sonucunda mı bu hale geldik, o konuda ben çok net konuşamıyorum. Her halükârda insan olma, organlarımızın olması, bir kurbağanın, bir atın, bir sineğin sinek haline gelmesi, bir evrim sonucunda olduğu gibi, biz de canlı olduğumuz için onlarla aynı kategorideyiz. Bir kurbağanın kurbağa oluşuna geliş süreciyle insanın insan olma noktasına geliş süreci aynıdır. Canlıların son hallerini almaları sırasında bir evrim geçirdikleri kanaatindeyim ben. Kuran'da bir ayet var, diyor ki, "İnsan kendinden söz edilir bir hale gelinceye kadar aradan uzun bir zaman geçti." İnsan suresinin ilk ayetidir bu. O sürenin geçmesi neyi ifade ediyor? Tanrı orayı boş tutup da uzun bir boşluk döneminden sonra mı insanı birden ortaya çıkardı? Çok anlamsız bir şey. Tanrı'nın bir anda kendi iradesiyle, mesela " ol " demesiyle bir şeyin anında olması. Bu ayeti aslında biz yanlış yorumluyoruz. Bir ayet var, "Biz bir şeyi istediğimiz zaman ona "ol" deriz, o da olur" Yasin suresinde bir ayettir. Bu ayet, Kelam geleneğinde şöyle yorumlanır: Allah bir anda insanın olmasını istedi. Yoktan bir anda insan ortaya çıktı. Oysa bunu şöyle yorumlamak da mümkün: Tanrı bir şeyin olmasını istediği anda o olmaya başlar. "Yekûn" fiili oluşum ifade eder. Oluşmayı başlamayı ifade eder. Kainat oluşu ifade eden bir şey. Bir şeyin bir anda olmasını ifade eden bir şey değil. Süreci ifade ediyor, dolayısıyla evrimleşerek bir noktaya gelme süreci.

- Geleneksel İslam inancı bunları tartışmıyor ama...

Doğru, belli bir kesim tartışmıyor. Onlara göre, inanç olarak, akide olarak, şudur: Allah bir anda yaratmıştır. Evreni yaratmıştır, daha sonra da bunların içerisinde, dünya varlığı içerisinde bu gördüğümüz hayvanları ve insanları yaratmayı istemiştir. Onları yaratmıştır, bu çok fazla tartışılmaz. Tanrı bunu söylüyorsa, buna inanırsın ya da inanmazsın. Müslüman'a düşen inanmaktır. Ama ben diyorum ki, "Bir insanın Tanrı'nın yaratma işinin nasıl olduğunu son derece masum ve naif bir şekilde sorma ve bunun üzerine düşünce üretme hakkı vardır." Bu sorgulamayı Tanrı'ya karşı çıkmak gibi olumsuz yorumlamak doğru değil.

denge

Oh be, dindar insanlara bunu anlatmaya çalışıyordum sürekli... Ama sakalımız yokki dinlesinler. :) Evrim dine ters bir şey diil... Evrende varolan herşey zaten bir sebep üzerine bina edilmiş, bu kuran da da böle geçer. Bugüne kadar evrimi reddeden insanlara hep şunu söylüyordum; ister kainat kendi kendine milyonlarca ihtimallerden biri tutarak gelişsin, isterse gerçekten "akıllı tasarım" olsun, ne fark eder? Bunu tartışmak ile Allah'ın varlığını tartışmak birbirinden bağımsız şeyler. Gerçi şunu da unutmamak lazım... Genellikle bilim adamları inanan insanlardır. Yani bilimin dine ters düştüğü, akıllı insanlar için geçerli olmamıştır hiçbir zaman...

keje

Benim anlamadığım illa birşeylerin değişerek,evrim geçirerek mi bu güne gelmiş olması gerekiyor.Yani şöyle anlatayım;şimdi bildiğimiz kuş türleri ortaya çıkmadan önce kuşa en çok benzeyen bir tür ilk olarak ortaya çıkmış olduğunu,sonra onların yaşam koşullarına göre şekillenerek bugün bildiğimiz kuş türlerinin ortaya çıktığını düşünelim.Sonuçta en başta belli bir tür vardı yani "ilk yaratılan tür" peki neden insan başlı başına bir tür olmasın yani kendi türünde ilk olmasın?Maymun ile çok benzer özellikler gösteriyor olması onun maymundan geldiğin bir kanıtı mıdır yani?

torq

keje bu konuda biraz bilgi sahibi olduktan sonra her şeyin değişerek ve doğa koşullarına uyum sağlamak amacıyla geliştiğini göreceksin. Ama kulaktan dolma bilgilerle sadece insanın maymunla bağlantısını evrim gibi algılamaya çalışırsan hiç bir sonuca varamazsın. Bu durum, sadece bir din kitabını okuyarak dinler tarihi hakkında bilgi sahibi olmaya benzer. Güzel bir söz vardır bilirsin, "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz".

keje

Evrimin ve de evrim teorisinin sadece insanın maymunla olan bağlantısından oluştuğunu söylemedim.Yalnızca herşey evrim geçirerek oluşmak ZORUNDA mı diye sormuştum...

Allah ayetinde her canlının sudan yaratıldığını söylemiştir.Hz.ademi ise topraktan yaratıldığını.Böyle bir durumda diğer canlı yaratıkların önce sudan oluştuğunu sonra evrim geçirerek türlere ayrıldığını kabul edebiliriz fakat insanın maymunun evrimleşmesi ile oluştuğunu nasıl söyleyeceğiz?O zaman önce maymun topraktan yaratıldı sonra insana dönüştü öyle mi?Öyleyse diğer canlılar ve insan diye ayrım yapılırken,maymun ve diğer canlılar diye ayrım yapılması gerekmez mi?

Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.  (Hac Suresi, 5)

kiya

17.10.06/17:16 #57 Son düzenlenme: 17.10.06/17:21 kiya
evrim konusunda, yaratılışçıların yaşadığı en büyük sorun nuh peygamber efsanesidir. bilindiği gibi nuh peygamber, her canlının erkeği ve dişisinden birer adet gemisine almak suretiyle büyük tayfundan korunmuştur.

şimdi, din inancı açısından burada bir çelişki doğmaktadır. nitekim, nuh peygamber'le beraber, canlılığın yeniden inşası resmedilmektedir. bu durumda, şu an yeryüzünde varolan ve türü tükenen bütün canlıların bir gemiye toplanmaları gerekiyordu ki, bu da nuh'un gemisinin boyutu hakkında akla ve hayale uymayan bir resim ortaya çıkaracaktı. elbette tanrı'nın nuh'a böyle bir gemi vermesi mümkündü ama bu büyüklükte bir gemi de efsanenin geri kalanı ile uyumsuz oluyordu. boyut sorununu halletsek bile mikroorganizmaların nasıl olup da tek tek toplanabildiğinin izahı olması gerekiyordu.

bu nedenle, hristiyan teolojistleri içinde nuh'tan sonra canlılığın evrim geçirdiği ancak ilk canlıların tanrı tarafından gönderildiği tezini dillendirenler de olmuştur. nitekim, darwin de ilk tezlerinde bu tutuma karşı değildi. ancak, araştırmaları onu belli oranda naturalizme kaydırdı ve canlılığın kendiliğinden de başlamış olabileceğini düşündü sanırım. bu konuda bir başka teist açılım ise, canlıların tek bir zamanda yaratılmadığı, ve nuh'un tufanından sonra parça parça yeryüzüne gönderildiği iddiasıdır ki, kutsal kitaplarda bu konuda dayanak bulmak imkansızdır.

ne olursa olsun, yaratılışçılığın evrim konusundaki tavrı, tutarsızlıklar ve anlamsızlıklarla doludur. halbuki, denge'nin de belirttiği gibi, dinsel inanç açısından çok daha tutarlı bir yol tutmak var iken, bu ısrarı sürdürme nedenlerinin de verecekleri her tavizin, naturalistlerin ekmeğine yağ sürebileceği korkusu olabilir.

ikarill

03.08.07/18:15 #58 Son düzenlenme: 03.08.07/19:21 deniz
http://www.evrim-teorisi.org//  adlı sitesinden sadece bir konu baslıgı adı altındaki cevabı yayınlayacagım, ilk defa hayun yahya nın iddalarını okudum, ve cevapları ortada komik iddalara karsı.


   
Harun Yahya'nın 20 Soruda Evrim Teorisinin Çöküşü adlı kitabındaki bilimsel yanlışlar ile başladığımız bu bölümün sonunda umarız ki bilimin gerçeğini gördüğünüzde neden bilimadamlarının neredeyse tamamının evrimi desteklediğini görecek ve sizin de ya içinizde bir şüphe uyanacak ya da evrimi destekleyeceksiniz. Sitenin diğer bölümlerini de okuyarak evrimin hayatımızın bir parçası olduğunu, dünyayı nasıl şekillendirdiğini daha net görebilirsiniz.

Bu kitaptaki birçok bilimsel yanlışı ve gerçek dışı iddiayı ortaya koymaya çalışacağım. Bu yazımda kitabın birinci bölümü olan Evrim Teorisi neden bilimsel ve geçerli bir teori değildir? bölümündeki yanlışları teker teker inceleyeceğim.




Şimdi kitaptan bazı alıntılar yaparak bilimsel olarak hatalı ve gerçek dışı noktalara değinmek istiyorum. Harun Yahya şöyle demiş: 
Bugün biyoloji, paleontoloji, genetik, biyokimya, mikrobiyoloji gibi bilim dalları, canlılığın hiçbir şekilde tesadüfler ve doğa şartları sonucunda kendiliğinden meydana gelemeyeceğini kanıtlamıştır. Canlı hücresi, bilim dünyasının ortak kanaatiyle, insanoğlunun bugüne kadar karşılaştığı en kompleks yapı ünvanını korumaktadır. Modern bilim, tek bir canlı hücresinin dahi büyük bir şehirden çok daha kompleks bir yapıya ve içiçe geçmiş olağanüstü sistemlere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Böyle kompleks bir yapı, ancak bütün parçaları aynı anda ve eksiksiz olarak ortaya çıktığında işlev görebilir. Yoksa hiçbir işe yaramaz, zaman içinde dağılır, parçalanır ve yok olur. Evrim teorisinin iddia ettiği gibi milyonlarca sene diğer parçalarının "tesadüflerle" oluşmasını bekleyemez. Dolayısıyla sadece tek bir hücrenin kompleks yaratılışı dahi, Allah'ın canlılığı yoktan varettiğini açıkça göstermektedir.

Canlılığın kendiliğinden oluşması ile evrim teorisinin bir ilişkisi yoktur. Evrim teorisi türleşmenin nasıl oluştuğuyla ilgilenir. Canlılığın nasıl oluştuğu hala belirsizliğini koruyan bir konudur ama bilim dünyasındaki baskın görüş abiyogenezdir. Yani canlıların cansız maddelerden oluştuğu görüşü. Ama bunun nasıl olduğuyla ilgili farklı görüşler mevcuttur, değişik hipotezler vardır. Bunların evrim teorisiyle ilgisi yoktur. Evrim teorisi canlılığın oluşumundan sonraki kısım ile ilgilenir ve bunlarla ilgili tezler ortaya koyar. Kısaca evrim teorisine Harun Yahya'nın burdaki iddiasıyla saldırmak cahilce bir yaklaşımdır. Ayrıca kaldı ki burdaki iddiası da doğru değildir. Yaşamın doğal koşullarla kendiliğinden oluşması, yaratılışçıların yaptıkları cahilce istatistik hesaplamalarından çıkan sonuçlar gibi olanaksız değildir tam tersine oldukça muhtemeldir (1). Yaratılışçıların düşünmek istedikleri gibi hiç yoktan tamamen tesadüf ve şans eseri bir hücre elbette meydana gelmemiştir. Burda kademe kademe bir ilerleme ve en sonunda bugünkü bildiğimiz anlamda prokaryot bir hücrenin oluşumu söz konusudur. Yoksa yaratılışçıların saptırmaya çalıştığı gibi bir durum yoktur. Ortada sadece elementler veya ufak moleküller varken "bunların bir anda şans eseri birleşmesiyle hücre oluşturmuştur" diye bir görüş veya iddia yok. Kısaca yaratılışçılar konunun temeline inmeden konuyla ilgili fazla bilgisi olmayan insanları bu tip saptırmalarla kandırmaya çalışıyorlar. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi almak isteyenlerin Ian Musgrave’in yazısını abiyogenezle ilgili yazısını okuması faydalı olacaktır.

Aynı kitaptan başka bir alıntı daha:

Oysa ilk canlı hücresinin, hatta bu hücrenin içindeki milyonlarca protein molekülünden tek bir tanesinin dahi kendiliğinden oluşmasının imkansız olduğu, akıl ve mantığın yanı sıra, ihtimal hesaplarıyla matematiksel olarak da kanıtlanmıştır. Yani evrim teorisi daha ilk aşamada, ilk canlı hücrenin varoluşunu açıklama aşamasında çökmüştür.

Aslında yukarda bu konuya değinmiştim. Bir hücrenin veya proteinin bir anda şans eseri oluştuğunu kimse iddia etmiyor. Ama yaratılışçılar genelde bu tip aslında var olmayan düşünceleri varmış gibi gösterip bunları sözde çürüterek evrimi çürüttüklerini iddia ediyorlar. Bu konu için yukarda linkini vermiş olduğum yazının oldukça faydalı olduğunu düşünüyorum.

Başka bir alıntı daha: 

Uzun yıllar evrim teorisine inanan Nobel ödüllü bilim adamı Francis Crick bile DNA'yı keşfettikten sonra, yaşamın kaynağının rastlantı ve tesadüfler olamayacağını şöyle itiraf etmek zorunda kalmıştır:

Darwin’in teorisinin bilim dünyasına hakim olmasından bu yana, paleontoloji (fosil bilimi) bu teori temel alınarak yürütülmektedir. Ancak buna rağmen dünyanın pek çok farklı bölgesinde yapılan fosil kazıları, teoriyi destekleyen değil, çürüten sonuçlar vermiştir. Fosiller, farklı canlı gruplarının yeryüzünde özgün yapılarıyla aniden ortaya çıktıklarını, yani yaratıldıklarını göstermektedir.

Bugünkü mevcut bilgilerin ışığında dürüst bir adam ancak şunu söyleyebilir: Bir anlamda hayatın kökeni mucizevi bir şekilde ortaya çıkmıştır.1

1. Francis Crick, Life Itself: It's Origin and Nature, New York, Simon & Schuster, 1981, s. 88


Burda çok açık bir aldatmaca var. Francis Crick kitabında "directed panspermia" yani "yönlendirilmiş panspermia" tezini anlatmaktadır. Yani Dünyadaki yaşamın uzaylılar tarafından bilinçli olarak Dünya'ya getirilmiş olabileceğinden bahsetmektedir. Ama Crick aynı zamanda kitabında abiyogenezin de Dünyadaki yaşamın başlangıcını oluşturmuş olabileceğini söylemektedir. Ama burda gözden kaçmaması gereken konu bunların evrim teorisiyle veya evrim düşüncesiyle ilgisi olmadığıdır. Crick, evrim teorisinin doğruluğunu savunmaktaydı. Yani Harun Yahya'nın söylediği gibi eskiden evrim teorisini kabul edip DNA'nın yapısını görünce imana gelmesi gibi hayali bir durum söz konusu değildir. Tekrar söylüyorum yaşamın başlangıcı ile evrim teorisi farklı konulardır.

Başka bir alıntı daha: 

Evrim teorisinin bir diğer büyük hezimeti de fosil kayıtlarındadır. Yıllar süren arkeolojik çalışmalarda bulunan fosiller arasında, evrim teorisinin öne sürdüğü gibi, canlıların basit türlerden kompleks türlere kademe kademe evrimleştiğini göstermesi gereken ara geçiş formlarına bir türlü rastlanamamıştır. Eğer gerçekten bu tür canlılar geçmişte yaşamışsa bunların sayılarının ve çeşitlerinin sayılamayacak kadar çok olması gerekir. Daha da önemlisi, bu ucube canlıların kalıntılarına mutlaka fosil kayıtlarında rastlanması gerekir. Çünkü bu ara geçiş formları gerçekten var olmuş olsa, bunların sayısı bugün bildiğimiz hayvan türlerinden bile fazla olmalı ve dünyanın dört bir yanı fosilleşmiş ara geçiş formu kalıntılarıyla dolup taşmalıdır. Evrimciler 19. yüzyılın ortasından bu yana dünyanın dört bir yanında yaptıkları hummalı fosil araştırmalarında bu ara geçiş formlarını aramaktadırlar. Oysa, 150 yıla yakın bir süredir büyük bir hırsla aranan bu ara geçiş formlarından eser yoktur.Kısacası fosil kayıtları da canlı türlerinin, evrimin iddia ettiği gibi ilkelden gelişmişe doğru bir süreç izlediğini değil, bir anda ve en mükemmel halde ortaya çıktıklarını göstermektedir.

Burada yine ardı ardına inanılmaz bilimsel yanlışlar sıralanmış. Geçiş türleri bulunmadığı tamamen yanlıştır ve tüm yaratılışçılar bu yanlışı sıkılmadan tekrarlar. Hatta en bariz geçiş türlerinden biri olan Archaeopteryx'in sürüngenler ile kuşlar arasında bir tür olduğunu kabul etmeyip birçok kuş ve sürüngen özelliği birada taşıyan bu türün normal bir kuş olduğunu iddia ederler. Ama 2005 yılında bulunan ve şimdiye kadar bulunmuş Archaeopteryx fosilleri içinde en iyi korunmuş olan fosil sayesinde daha önceki fosillerle elde edilemeyen bilgilere ulaşılmıştır. Bu fosil sayesinde kuşların ayaklarındaki ağaç dallarına tutunmaya yarayan ters yönlü parmağın, Archaeopteryx'te olmadığı anlaşılmıştır (2). Ayrıca kemik yapısının da uçamayan theropod dinozorlarla büyük benzerlik taşıdığı belirlenmiştir. Yani kuşların theropod dinozor kökenine dair düşünce bu son fosille daha da güçlenmiştir.

Balıkların amfibiyanlara, amfibiyanların sürüngenlere, sürüngenlerin kuşlara ve memelilere evrimine dair geçiş türlerine ait birçok fosil bulunmuştur. Ama yaratılışçılar bu fosilleri her zaman görmezden gelmekte ve hepsine bahaneler bulmaktadır. Yukarda anlattığım gibi en bariz geçiş türlerinden biri olan Archaeopteryx'i bile kabul etmemek için kırk takla atan yaratılışçıların diğer fosillere bahaneler üretmekte zorlanmadığını tahmin ediyorsunuzdur heralde. Eğer diğer geçiş türleri hakkında bilgi edinmek istiyorsanız ve İngilizce biliyorsanız bu sayfayı inceleyebilirsiniz.

Kitabın ilk bölümüdeki iddiaları böylece cevaplamış olduk. Aslında bunlara iddia demek pek doğru olmaz. Çoğu yanlış bilgi ve aldatmaya yönelik kasıtlı çarpıtmalardır. Bunların içinde ciddi bilimsel bir iddia yoktu maalesef. Kitabın ileriki bölümlerinde bilimsel iddialarla karşılaşmayı umuyorum ama bu konuda pek de umutlu değilim çünkü Harun Yahya ve onun gibilerin nasıl çalıştıklarını ve amaçlarını çok iyi biliyorum.

Kitabın diğer bölümlerinin incelemelerinde buluşmak üzere hoşçakalın.


ikarill

Alıntı yapılan: zuğaşi berepe - 03.08.07/19:11
yaratılmışların en şereflisi olan bir insan acaba neden atalarının maymun olmasını bu kadar ister?


arkadasım sen evrim i maymundan türemek diye basitlestireceksen seninle isaret dilinde konusmak gerekir ya da maymunların yaptıgı gibi birtakım sesler cıkarmak gerekir, oku oku.