20.07.19/00:51

Kuran ve Evrim Teorisi

Başlatan deniz, 17.06.04/11:43

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Amelie

Önyargılarla okumuycan bitanem.
Komikmiş.
14 asır önce ama Allah göğü 7 kat yarattığını söylemişti!
Kuranda da yazıyor
Bu da 19.yy de keşfedildi
Allah gelip size görünse de bi kılıf bulursunuz siz.
Darwin'e acıyorum.Aslında onun bi suçu yok.Onun dedesi Erasmus Darwin bu konu hakkında notlar alıyodu.Küçük Charles da onun izini sürerek böylesine aptalca bir teori oluşturdu.
Darwin'in yazdığı mektuptaki itirafı:
"Tavuş kuşunun tüylerini görmek beni hasta ediyor"
Neden acaba?

ice cream

alakasız yer ve şekillerde karşılaştığım, sanırım bir grup insanın böyle alakasız bir şekilde düşüncelerini yaymak gibi bir amaca hizmet eden bir yazının ilk cümlesi. ama ben bu cümleyi okuduktan sonra geri kalanını okuyacak güce sahip oluyor muyum? hayır. olmadık yerlerde aklıma gelir oldu, her defasında gözümün önüne evrim teorisinin bir gece aniden cart diye çöküvermesinden sonra televizyonda geçen altyazılar, sokaklara dökülmüş panik halindeki ateistler geliyor. hepsi panikle telefona sarılıyorlar, gsm operatörleri kitleniyor. bir abondone, bir baş dönmeleri.. tam bir kaos yaşanıyor. sonra benim karnıma ağrılar giriyor, bir bakmışsınız gecenin bi vakti kalkıp entry yazıyorum. insanlar böyle böyle deliriyor sözlük.

- alo hilmi abi? iyi misiniz? orda çürümüş diyorlar?
- sorma orhan çürüdü, şoktayız, panikteyiz.
- napıyorsunuz abi?
- panik yapıyoruz orhan, sürekli bir panik hali var. hani ben agnostiktim güçlü olmak bana düşüyor ama yengen perişan, çocukları aldı kuran kursuna götürdü, ben de birazdan günah çıkarmaya gidiyorum. siz iyi misiniz, baban, oğlun, kutsal ruh?
- panik abi, herkes panik herkes atak. çürümez diyorlardı.
- titanic’e de batmaz diyorlardı , olsun şimdi çürüdü ama belki ordan bir çiçeğin bedenine yürüyecek.. sordum sarı çiçeğe orhan, ah orhan
- hilmi abi sakin ol belki tam olarak çürümemiştir
- titriyorum durduramiyorum manyak oldum kardeş (cama yumruk atar el kol kesilir)
- ya ben de ne yapacagimizi bilemiyorum ama sakin olmaliyiz abi bi dur hele
- duramiyorum yangin sondurucuyu getir ordan
- abi naapcaksin yangin sondurucuyu
- bilmiyorum orhan telaş icindeyim gitti guzelim evrim teorisi

Ekşi sözlükten alıntıdır.

Amigdala

Evrim-İslam çelişkisi biçiminde ortaya konulan 
1-İnsanın cennette yaratılması ve oradan dünyaya indirilmesi meselesi
2-Adem&Havva olayı
hakkında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi profösörü Mehmet Bayraktar ın görüşlerini "İslamda Evrimci Yaradılış Teorisi" isimli eserinden alıntı yapıyorum.

----

İlk insan yeryüzünde yaratılmıştır.Bu fikrin kaynağı olan "Rabbin meleklere:'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.' dedi" mealindeki ayette,ilk insanın yeryüzünde yaratıldığı,açıkça belirtilmektedir.Buna ilaveten,Hz Adem in topraktan yaratıldığını belirten ayet ile,her canlının sudan yaratıldığını işaret eden ayet de,bu fikri kuvvetlendirmektedir.Bilindiği üzere,ayrıca ilk insanın,su,toprak ve çamurdan yaratıldığını belirten birçok ayet vardır.
Buna rağmen,İslam dünyasında geçmişten bugüne kadar yaygın olan kanaat,ilk insan olan Hz.Adem in cennette yaratıldığı,sonra eşi Havva ile şeytanın aldatması üzerine yasak meyveden yemelerinden dolayı ordan kovularak,yeryüzüne indirildikleri şeklindedir.Hiç şüphesiz bu görüşün kaynağı İsrailiyat dediğimiz Yahudi-Hristiyan geleneğidir.Bu görüşün benimsenmesinde,elbette Hz Adem in yaratılışını konu alan "Ey Adem! Sen ve eşin cennette yerleşin.." mealindeki ayetler ile "Ey Ademoğulları!Ebeveyinlerinizi,ayıp yerlerini birbirlerine göstermekle cennetten çıkardığı gibi,şeytanın sizide fitneye uğratmasından sakının." mealindeki ayetlerde geçen 'cennet' kelimeside büyük rol oynamıştır.Zira Hz Adem ve eşinin cennette yerleşmesini ve oturmasını,oradan çıkarılmalarını konu alan bu ve benzeri ayetlerde geçen cennet kelimesi,hep ahiret hayatının geçirileceği cennet olarak anlaşılmıştır.
Halbuki,içerisinde ne olduğu açıkça Kur an da belirtilmeyen 'yasak ağaç' ın da bulunduğu bu cennet,sanıldığı gibi ahiret hayatının geçirileceği cennet değildir.Buradaki cennet yeryüzünde bulunan yeşillik ve bahçelik olan güzel bir yerdir.Kur an ı Kerim de 'cennet' kelimesi sıklıkla ahiret hayatının mutluluk içeren bir boyutu için kullanılmıştır.Ancak aynı kelime,gerek Hz Ademi in yaratılışını anlatan ayetlerde,gerrekse 2.Bakara,265-266;17.İsra ,91;34.Sebe ,15-16 vb ayetlerde zımnen veya açık olarak yeryüzünün yeşil ve güzel kısımları için de kullanılmıştır.Burada kelimenin sözlük anlamlarından birisinin de bahçe olduğunu hatırlatmaya gerek yoktur.
Bu konuyu bağlantılı olarak ilk insanın yeryüzünde yeşili çok güzel bir bahçede yaratılmış olmasını daha güçlü bir ifadeyle anlatan şu ayet vardır " Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirmiştir"
Ayrıca genel olarak canlı hayatın ,özel olarakta canlı hayatının kökenini Kur an yeryüzüne bağlamakta,toprak,su ve ısı bileşimleriyle ilgisini kurmaktadır.Bu meyanda birçok ayet vardır.

" Sizi yerden çıkarıp büyüttü"
"Muhakkak sizi topraktan biçimlendirdik"
"İnsanı yaratmaya çamurdan başladık"
"Allah insanı,ateşte bişmiş gibi bir çamurdan yarattı"

Birçok benzeri arasında seçerek zikrettiğimiz bu ayetler,ilk insanın yeryüzünde yaratılmış olduğunu göstermeye yeter derecede kanıttır.
Bunlara ilaveten,Kur an da Hz Adem in yeryüzünde yaratılmış olduğunu gösteren başka deliller de vardır.Bunlar,Hz Adem in durumunu dile getiren fiillerdir.Eğer Hz Adem ve eşi,bilinin nedenlerden dolayı cennette yaratılıp yeryüzüne indirilseydi,o zaman nezele ve onun türevleri kullanılmış olmalıydı.Zira Kur an da su gibi maddi şeylerin ,vahy gibi manevi şeylerin yeryüzüne gelmesini veya iletilmesini ifade için hep bu fiil kullnılmıştır.Halbuki Hz Adem ve eşi için hep, hebeta ve harace fiilleri kullnılmaktadır.Bu fiillerden birincisi "yüksek bir yerden,faydalanarak veya hızlıca düşmek,emeklemek,bir yerden ayrılmak" anlamındadır.İkincisi ise "çıkmak" demektir.Her ikiside mekansal bir düzlemde olan hareketler için kullanılan fiillerdir.



---- ve devamı...

Gerek Tevrat ın Tekvin bölümünde ve gerekse Kur an ın bir çok ayetinde geçen Hz Adem,Yahudiler,Hristiyanlar ve Müslümanlar tarafından,genel olarak,ilk insan ve ilk peygamber olarak kabul edilmiştir.Tefsirciler arasında adem kelimesinin Arapça bir kelime olup olmadığı ve hangi manalara geldiği konusu tartışılmıştır.Bazıları kelimenin aslınınArapça olmadığını,Aramca,İbranice veya Süryanice olduğunu söylemişlerdir;buna karşılık,Arapça olduğunu söyleyenlerde vardır.Genel kanaatin,kelimenin aslının Süryanice olduğu ve toprak anlamına geldiği yönünde olduğunu söylemekle yetinmeliyiz.
Mesele,Kur an daki kullanılışında Adem in cins veya özel isim olup olmadığı;buna bağlı olarak da,ilk insan (adem) ile Hz Adem in aynı olup olmadığıdır.
Bunu belirtmek,özellikle Adem kelimesinin geçtiği bütün ayetleri,halife,insan,beşer ve özellikle de nefs vahide kelimelerinin bulunduğu ayetler ışığında ele alarak meseleyi incelediğimizde,adem kelimesinin,hem cins,hemde özel isim olarak müştereken kullanıldığını görürüz;bunun için de,adem kelimesi aynı anda hem ilk insan ve hemde ilk peygamber olan Hz Adem anlamında kullanılmaktadır.Adem in alife olması,insan ve beşer olması,cins isim olarak kullanıldığını gösterirken,eşi de kendisinden var edilen nefs vahide olması da,özel isim olarak kullanıldığına işaret etmektedir.Önce ilk insan ve ilk peygamber Hz Adem yaratılıyor;ondan da hemen sonra eşi yaratılıyor.
Burada şöyle bir yorumda bulunabiliriz.Nevs vahide(tek nefs) ve nefsden onun eşinin yaratıldığı hususu dikkate alındığında,nefs vahide,ilk başta henüz erkek veya kadın,başka bir tabirle Adem ve Havva (Kur an da Havva ismi yoktur;sadece eşi kelimesi vardır) şeklinde belirlenmezden ve ikiye bölünmezden önce (belki şimdiki tabirle mutasyona veya metamorfoza uğramadan önce) her iki cinsi de birlikte temsil eden,insan çekirdeğidir.İlk nefisten,Allah sırasıyal Hz Adem i sonra eşini var etmiştir.Bu durumda,ilk insan ,henüz cinsiyet söz konusu olmadan nefs vahide olmuştur;bu da,aynı zamanda cins isim olarak adem e işaret ediyor.Nefs vahide veya adem,cinsiyet olarak iki şekilde belirlenince,erkek olan Adem şeklinde özel isimle,dişi olan eşi şeklinde anılıyor.Kur an da eşe özel olarak Havva gibi isim verilmiyor.Hz Adem in eşine Havva denmesine,bazı hadislerde rastlanır.Ayrıca müslümanlar onu Havva olarak isimlendirmede,Yahudi-Hristiyan geleneğinden esinlenmiş olabilir.
Dolayısıyla,İslam düşünürlerinin yeryüzünde yaratıldığını söyledikleri ilk insandan kasıtları,ya nevs vahide veya doğrudan Hz Adem olmalıdır.İbn Tufeyl ve İbnu n Nefis gibi düşünürler,ilk insanın eşinin,yani Hz Havva nın oluşumundan hiç bahsetmemektedirler.Bu dikkate alındığında,ilk insandan kasıtlarının,daha ziyade nevs vahide olması daha muhtemeldir.

saygılar


Khaos

Kurumsal Din, belli dönemlerde bilimin ilerlemesi ve kanıtlarının karşı konulamayacak kadar artması nedeniyle kendini belli dönemlerde günceller. Örneğin incilde bir şanssızlık eseri dünyanın şekline dair bir anlatı elçilerin işleri kısmında dile gelmiş, fakat öyle olmadığı anlaşılınca onun olmadığı başka kitaplar baz alınmıştır. Her Din in kendini koruma yolu farklıdır. Hıristiyanların sayısız incil nüshası vardır. Biri işe yaramayınca ortaya başkası çıkar. İslamda ise dil uzmanları oturup aslı hiç bir zaman anlaşılamayacağı iddia edilen her şeyi bilen kutsal kitaptan daha önce hiç anlaşılamamış yeni bir anlam türetiverir. Bin yıldır yanlış okunmuştur nasıl oluyorsa. Bu olguları Din e uyarlama çabasıdır ve kurumsal Din bu yola girmezse ve kanıtı kalmazsa yok olacaktır. Ancak topluma onun yerini tutacak daha etkili yeni bir inanç bulunamazsa onu yönetmek mümkün olamayacağından yeni bir inanç sistemi oturmadan önceki tamamen terkedilemez. 21. yüzyıl bu açıdan Din in son çırpınışlarına sahne olacak görünmektedir. Doğuda ve batıda. Ancak doğudaki daha önemlidir batı bu hegemonyayı kapitalit aygıtı ile bastırmış durumdadır. Batı uygarlığında ABD dışında din in toplum hayatı üzerinde yaptırım gücü kalmamıştır. Ancak Türkiye de dahil tüm islam ülkelerinde türlü yaptırımlar Din bahane edilerek sürdürülmektedir. Çünkü ekonomisi zayıf üretimi düşüjk ülkelerin yapay bağlara ihtiyacı vardır.

Bu noktada yapay ve mecburi bir değişiklik olduğu anlaşılsa da genel kitle açısından Evrimin Din de kabulu gelişim açısından olumlu bir tavırdır; desteklenmelidir. Çünkü Dünyanın yuvarlak olup olmaması kararı Rahiplere bağlı olmadığı gibi, evrimi çürütmeye kalkışırsa Din kendini çürütmeye ve altını oymaya başlayacak, teknoloji ve bilim ilerledikçe müslüman sayısı azalacaktır :D

jeffrey

benim de ortaokuldayken bir teorim vardı.
adem n kromozomlu bir hücredir efendim bu mitoz geçirir havva olur sonra döllenirler mayoz geçirirler 4 yavru olur,kabil habili fagositoz ile yer,olaylar gelişir...
evet saçma biliyorum .eğleniyorduk işte...

reis34

bak khaos kardes bır ıncıl teknolojı ılerledıkce degıl ınsanların zevklerıne gore degısmıstır ıkı bır kere teknolojı ılerledıkce musluman sayısı degıl evrıme ınanaların sayısı azalacaktır cunku ınsanlar artık yılanın surunupte oldugu bulgusuna ınanmayacaklar  :)

Amigdala

Khaos ,evrim teorisinin İslamiyet le küstürülmesi kasti yapılan bir şeydir.Bu ülkenin insanını bilimden ve aydınlanmadan ne kadar uzak tutarlarsa ;ülkenin sömürülmeside o kadar kolay olacaktır.Evrim teorisi ,karartma politikasının sadece birisidir.ABD'de Neo-Con merkezli bilinçli bir davranıştır.Evrim karşıtlığı,akıllı tasarım safsatalarıyla ussal hale getirilmeye çalışılarak ,hedef ülkelere empoze edilmiştir.Tabi din istismar edilerek.


PhalanX


korhankoral.com


Allah’ın mahiyeti ve aslında bu mahiyetle evrenin ilişkisini açıklayan ve dolayısıyla evrensel sistem ve Zat’tan ayrı tutulamayacak olan sünnetullah kavramı, ne yazık ki, sıradan müslüman ya da diğer dinlerden inanırlarca felsefi temelde tam olarak kavranılamamış, bundan kaynaklanan inanç eksiklikleri, dogmatizme ve yobazlığa kapı açarak her dinden samimi inanırların hem dünyevi hem de ilahi düşünce biçimlerini belli katı kalıplara sokmuştur. Bu kitapta, bahsedilen bu kavramlar ele alınarak, okuyucuda dogmatizmin tersi olan düşünce serbestliğinin açılmasına çalışılmıştır. Elbette bu hedef için üzerinde durmayı düşündüğümüz bazı önemli konulara, kitap bütünlüğü içinde değinilmiş, ancak okuyucu için de bu kitabın bu tarz fikirlerle ilk temas olabileceği düşünüldüğünden, öncelikle, okuyana kısa bir fikir cimlastiği yaptırmak amacı güdülmüştür. www.korhankoral.com

Okuyucunun nelerle karşılaşacağını bilmesi açısından, kitapta öne sürülen bazı fikirler ve kavramları başlıca ve kısaca sıralamakta fayda var:  Allah, aşkın ve içkin, yani şeyleri hem içten hem dıştan kuşatma halinde olan, aslında Mutlak anlamda sadece kendi varlığı olan Salt varlık’tır. Tüm âlemler bu varlığın izafi yansımalarından oluşmuş, sünnetullah gereği değişim ve evrim temelinde ifade bulan geçici oluşumlardır. Evrenin evrimi, Big-bang ile başladığı andan itibaren, maddi manevi, canlı cansız tüm yaratıklar için her an sürüp gitmekte, evrenin ve belki evrenlerin ve bu evren veya evrenler içre her birimin (âlemlerin) herhangi bir andaki hali, başka herhangi bir andaki haliyle asla aynı olmamaktadır. Mutlak varlığın sadece içkinliğine bakmak, Allah’ı algılamada bilincin, panteizm, materyalizm, ateizm v.b. felsefelere kapılma olasılığını yüksekseltir. O’nun sadece aşkınlığına bakmak da, bilinci, âlemlerden ayrı, gökte taht kurmuş veya mantıksal çıkarımla olması zorunlu olan ilk neden olarak yaradılışı başlatıp sonra herşeyi kendi haline bırakmış bir tanrı düşüncesiyle blokolendirebilir. O nedenle, bu iki bakış açısını da barındıran İslam, Tevhid(birlik) dinidir ve bu manada gelmiş geçmiş tüm dinlerin aslı İslam’dır, denir. Evrensel evrim olarak genelleyebileceğimiz oluş macerası, bu oluşlardan bir oluş olan bilincimizce, aslında son derece açıktır. Ancak nedense genelde inanırlar, Big-bang ve Kuantum teorilerinden hoşlanır da, evrim teorisinden hiç ama hiç hoşlanmaz. Oysa Big-bang ve Kuantum teorileri, evrenin genişleyip halden hale geçişini, özündeki değişim ve akıcılığı, evrensel evrimi, tüm açıklığıyla ortaya koyar. Cansız dediğimiz madde için geçerli olan evrim, maddenin bizce canlı formları bütünlüğündeki halleri ve biliniç için de geçerlidir. Çünkü sünnetullah tektir ve her oluşta kendini aynı temelden ifade eder ki o temel de hiç bir oluşun mutlak olarak olamayacağı, dolayısıyla vesleler zinciri geçmişinden oluşması ve oluştayken de başka nedenlere dayanarak olabiliyor olması, her an değişim halinde bulunması zorunluluğudur. Aksi hal, her oluşun Allah olmasını gerektirir. www.korhankoral.com

Kitapta bu perspektifle, ilk insanların cennedi bilinç halini kaybedişlerinden dolayı, cennet, cehennem, ahiret, kıyamet; cennedi bilinç kaybına neden olmasından dolayı şeytan, iblis, cin; insanlığın yaradılışını anlatan Kur’an kıssalarında çok kere üzerinde durulduğu için de melek kavramları gibi kavramların gerçek anlamları üzerinde düşünülmeye ve okuyucuya belki de yeni olabilecek ufuklar açılmaya çalışılmıştır. www.korhankoral.com

korhankoral.com

ÖNSÖZwww.korhankoral.com

Allah’ın mahiyeti ve aslında bu mahiyetle evrenin ilişkisini açıklayan ve dolayısıyla evrensel sistem ve Zat’tan ayrı tutulamayacak olan sünnetullah kavramı, ne yazık ki, sıradan müslüman ya da diğer dinlerden inanırlarca felsefi temelde tam olarak kavranılamamış, bundan kaynaklanan inanç eksiklikleri, dogmatizme ve yobazlığa kapı açarak her dinden samimi inanırların hem dünyevi hem de ilahi düşünce biçimlerini belli katı kalıplara sokmuştur. Bu kitapta, bahsedilen bu kavramlar ele alınarak, okuyucuda dogmatizmin tersi olan düşünce serbestliğinin açılmasına çalışılmıştır. Elbette bu hedef için üzerinde durmayı düşündüğümüz bazı önemli konulara, kitap bütünlüğü içinde değinilmiş, ancak okuyucu için de bu kitabın bu tarz fikirlerle ilk temas olabileceği düşünüldüğünden, öncelikle, okuyana kısa bir fikir cimlastiği yaptırmak amacı güdülmüştür.www.korhankoral.com

Okuyucunun nelerle karşılaşacağını bilmesi açısından, kitapta öne sürülen bazı fikirler ve kavramları başlıca ve kısaca sıralamakta fayda var:  Allah, aşkın ve içkin, yani şeyleri hem içten hem dıştan kuşatma halinde olan, aslında Mutlak anlamda sadece kendi varlığı olan Salt varlık’tır. Tüm âlemler bu varlığın izafi yansımalarından oluşmuş, sünnetullah gereği değişim ve evrim temelinde ifade bulan geçici oluşumlardır. Evrenin evrimi, Big-bang ile başladığı andan itibaren, maddi manevi, canlı cansız tüm yaratıklar için her an sürüp gitmekte, evrenin ve belki evrenlerin ve bu evren veya evrenler içre her birimin (âlemlerin) herhangi bir andaki hali, başka herhangi bir andaki haliyle asla aynı olmamaktadır. Mutlak varlığın sadece içkinliğine bakmak, Allah’ı algılamada bilincin, panteizm, materyalizm, ateizm v.b. felsefelere kapılma olasılığını yüksekseltir. O’nun sadece aşkınlığına bakmak da, bilinci, âlemlerden ayrı, gökte taht kurmuş veya mantıksal çıkarımla olması zorunlu olan ilk neden olarak yaradılışı başlatıp sonra herşeyi kendi haline bırakmış bir tanrı düşüncesiyle blokolendirebilir. O nedenle, bu iki bakış açısını da barındıran İslam, Tevhid(birlik) dinidir ve bu manada gelmiş geçmiş tüm dinlerin aslı İslam’dır, denir. Evrensel evrim olarak genelleyebileceğimiz oluş macerası, bu oluşlardan bir oluş olan bilincimizce, aslında son derece açıktır. Ancak nedense genelde inanırlar, Big-bang ve Kuantum teorilerinden hoşlanır da, evrim teorisinden hiç ama hiç hoşlanmaz. Oysa Big-bang ve Kuantum teorileri, evrenin genişleyip halden hale geçişini, özündeki değişim ve akıcılığı, evrensel evrimi, tüm açıklığıyla ortaya koyar. Cansız dediğimiz madde için geçerli olan evrim, maddenin bizce canlı formları bütünlüğündeki halleri ve biliniç için de geçerlidir. Çünkü sünnetullah tektir ve her oluşta kendini aynı temelden ifade eder ki o temel de hiç bir oluşun mutlak olarak olamayacağı, dolayısıyla vesleler zinciri geçmişinden oluşması ve oluştayken de başka nedenlere dayanarak olabiliyor olması, her an değişim halinde bulunması zorunluluğudur. Aksi hal, her oluşun Allah olmasını gerektirir.www.korhankoral.com

Kitapta bu perspektifle, ilk insanların cennetten kovulmasından dolayı, cennet, cehennem, ahiret, kıyamet; cennetten kovulmaya neden olmasından dolayı şeytan, iblis, cin; insanlığın yaradılışını anlatan Kur’an kıssalarında çok kere üzerinde durulduğu için de melek kavramları gibi kavramların gerçek anlamları üzerinde düşünülmeye ve okuyucuya belki de yeni olabilecek ufuklar açılmaya çalışılmıştır.

IV. SON SÖZ

Son bölüm boyuca ileri sürdüğümüz düşüncelerden anlaşılacağı üzere, biz ne evrim teorisinin raslantıya dayalı açıklamalarına, ne de tasarım teorisinin bir uçak tasarlayıp yapan bir mühendisler ekibi gibi Allah’ın yaradılışı bir nevi gökten indirerek gerçekleştirdiği görüşlerine katılmıyoruz. Zira tasarımcıların iddiası, Allah’ın alemlerden ayrı olarak, ötelerden, alemlerde bir tasarım yaptığıdır. Tıpkı mühendislerin, kendilerinden başka bir şeyler bütünlüğü olan maddeleri, bir plan ve programla uçak haline getirmeleri gibi. Bu görüşte Allah ve alemler ikiliği gizlidir. Bu görüş, mutlak gerçeğin bir yanını dikkate aldığından, eksik ve sonuçta insanı yanlış bir çıkarıma götüren bir görüştür. Biz evrenin ve doğanın geçmişinde ve şu anında her an hüküm süren değişim, gelişim ve evrimin bilimsel ve felsefi gerçekliğine, bu gerçekliğin ortaya koyduğu, şeyi şeyin özünden ihata eden Allah’ın alemler açısından içkin olan vasfına, ancak bu içkinliğin de, aşkınlığının bir delili olduğuna, ve bunlardan dolayı Yaratıcı’nın şey ile birlikte bir ilim, irade ve kudret sergilediğine, ancak aslında şeylerden farklı da olarak, tam anlamıyla gerçek varlığın O, izafi varlığın da şeyler olduğuna inanıyoruz. Öyleki Allah, alemlerle sınırlandırılamaz ama alemler de Allah’ın tecellilerinden bağımsız oluşlar olarak düşünülemez. Bu tam anlamıyla Kur’an ve hadislere, gelmiş geçmiş tüm dinlerin İslam olması nedeniyle, bu inanç sistemlerinin de bozulmamış özsel gerçekliğine uyan, İslami bir düşüncedir. Evrim de bu düşüncede bir bilimsel gerçeklik olarak kabul edilebilir bir teoridir. İslami düşünceye göre, yanlış olan evrimi kabul etmek değil,  ateist evrimi kabul etmektir. Zira evrim, sadece canlılar için olan bir şey de değildir. Allah’ın şu anki bilgilerimize dayanarak 15 milyar yıl önce evreni yaratmasından itibaren, tüm canlı-cansız ayrımıyla sınırladığımız evrensel mekanizmalarda, tam anlamıyla her an bir evrim vardır. Evrenin evrimi, hiçlik noktasından başlayarak sürekli yeni formlarla oluşması, yıldızlar ve gezegenlerin oluşum ve değişimleri, tüm bunların özündeki maddenin halden hale geçişi, bilimsel bir gerçeklik olarak ortadadır. Evrenin ve maddi dönüşümlerin ardında yatan evrimin, neden bu evrene ait unsurlar olan canlılarda da olduğu anlaşıldığında, buna karşı çıkılır da aksi iddia edilemeyecek kadar belirgin bir şekilde ortada olan evrenin evrimine karşı çıkılmaz? Bu evrim ki Allah’ın yaratmasının nasıl sürekli ve dinamik bir yaratma olduğunu, tüm zamanlar içre, evrenin bir anının diğer bir anıyla aynı olmadığını ve olamayacağını ortaya koyan bir gerçekliktir.www.korhankoral.com

Evrim gerçeğinden ve sünnetullahın işleyişinden hareketle de demeliyiz ki, insanlık, iki kişiden türemiş olamaz. Olsa olsa iki kişi olarak yani cinsiyet ifade etmeksizin kişi ve eşi olarak (iki cinsiyetli tür anlamına) simgelenmiş bir gruptan türemiştir. Kur’an’da Adem ve eşinden tekil olarak bahsedilmesi, onların bir grup adı olduğu gerçeğine ters değildir. Zira aynı tekillik, insanlığı insan olarak ifade eden ayetlerde de vardır. Örneğin “…, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık” ifadesinde de insandan tekil olarak bahsedilir; ama elbette buradaki insan deyişi, insanlık anlamında bir çoğulluk ifade eder. Aynı şey, “Gerçekten biz insanı en güzel biçimde yarattık” ayeti için de geçerlidir. “İnsanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken uzun zamandan (dehr) bir süre (hin) gelip geçmedi mi?” ayeti de bunu gösterir. Hz. Muhammed de “Allah Ademi kendi suretinden yaratmıştır.” derken elbette bir kişiyi değil tüm insanlığı kasteder. “Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife yapacağım (yeryüzüne bir halife atayacağım).” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi halife yapacaksın?”ayeti de, Allah’ın bir kişiyi halife yapmak için yaratmadığı, tüm insanlığı halife yapmak için yarattığı gerçeğinden düşünülürse, gerek Allah’ın gerekse meleklerin tekil olarak bir kişiden bahsetmelerinin ardında bu bir kişinin tüm insanlığı simgeleyen bir tekillik olduğunu ortaya koyar.www.korhankoral.com

Öyleyse “Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi.” ayetini de tek bir kişiden bahsediyor olarak düşünmeyebiliriz. “Ve Âdem'e isimlerin tümünü öğretti.” ifadesi de, tüm insanlarda isimlerin bilgisi olduğuna göre, tek bir kişiyi kasteden bir ifade değildir. “Sonra Âdem, Rabbinden bazı kelimeler öğrenip belledi de (Rabbinden öğrendiği sözlerle) O'na yöneldi (tevbe etti). O da onun tövbesini kabul etti.” ayeti hükmünce, eğer Adem tek bir kişiyse, sadece o tek kişinin tevbesi kabul edildiğinden bağışlanın da o kişi olması gerekir. Oysa en azından biliyoruz ki, eşi de Adem’le birlikte bağışlanmıştır. Oysa bir kişinin tövbesi, başka bir kişiyi kurtaramaz. Demek ki buradaki tövbe eden, bir kişi değil bir gruptur.

Kur’an’da, daha genel ifadeyle tüm sembolik mistik metinlerde, tekillik ve çoğulluk kavramlarını çok dikkatli analiz etmek gerekir. Zira aslında bu yaşadığımız ikilik aleminin özünde teklik vardır ve ikilik zannı, o ikiliği yaşayanlarcadır. Bu nedenle o ikilikle sınırlı olmayan ya da o ikilik sınırlarından teklik boyutuna yaklaşmış olan bilinçler için tek, ikiliğe bürünmüş bilinçlerin gözündeki çoku temsil edebilir. O nedenle dikkat edelim, Allah ve meleklerin konuşmalarıyla sembolize edilen ayetlerde Adem ve eşine tekli hitap varken, aşağıda da yineleyeceğimiz bize hitap edilen ayetlerde çoklu hitap sözkonusudur. Bu tür hitaplara bir örnek de iblis kavramı hakkında verebiliriz.“Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde etmişlerdi. İblis etmemişti (İblis müstesna).” ayetinde de, çoğul olan meleklerin karşısında tekil olan iblisi görüyoruz.  Oysa iblis ismi de, Adem ismi gibi, tek bir varlığı değil, aynı özelliklere sahip bir varlık grubunu temsil etmektedir. Ve onlar içinde simgesel olarak iblis adı altında bir tekil hitap sözkonusudur.www.korhankoral.com

“Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım.”, “Onu kıvama erdirip (ona güzel ve düzgün bir biçim verip) içine ruhumdan üflediğimde, önünde secde ederek eğilin!”” ayetlerindeki tekil ifade ile “...Biz insanı çamurdan bir sülaleden (süzmeden) yarattık.”, “Sizi bir çamurdan yaratan...”, “Ve O’nun ayetlerindendir ki, sizi topraktan yaratmıştır, sonra siz şimdi insansınız. (Yeryüzüne) yayılmaktasınız.”, “Allah sizi yerden bir nebat tarzıyla bitirdi.” ayetlerindeki çoğula hitap, aynı konuyu, yani insanlığın yaradılışını işledikleri dikkate alınırsa, Adem’in bir cins ismi olduğu gerçeğini bize yakalattırır. Yukarda bazı bölümlerde de özellikle Hamdi Yazır'’n Adem'’n bir cins ismi olduğuna dair görüşlerini yer yer vermiştik.

Demek ki insanlık ne gökten indirilme iki kişiden türemiştir ne de insanın yaradılışında evrensel evrimi dışayan bir sünnetullah hüküm sürmüştür. Her şey, bakan bilince göre anlamlanan yanılsamalardan ibarettir. Tüm bu yanılsamaların özünde ise Mutlak varlık daima var olarak oluştadır. Biz sadece O’nun tecellilerini yine birer tecelli olan zihinlerimizde anlamlandırıyor ve buna göre dini ve dünyevi görüşlerle izafi varlığımızı elimizden geldiğince sürdürmeye çalışıyoruz. Oysa tek gerçek O’dur ve tüm din denen şeyler de, insanda O’nu bilmenin idrakini yükseltmeye çalışan araçlardır. Öyleyse, “De ki: "Allah bana yeter!" (39/38) ve “Allah de ötesini bırak” (6/91)…www.korhankoral.com