18.07.19/10:38

Öldür(ül)me 'terminoloji'si

Başlatan asya, 04.03.08/12:35

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

asya

Eskiden devletler biraz daha mı dürüstlerdi acaba? Örneğin bugün 'Savunma Bakanlığı' adını kullanan makam, kendisine 'Savaş Bakanlığı' (bizde 'Harbiye Nezareti') derdi. Bugün 'Silahlı Kuvvetler' ('Armed Forces'ın çevirisidir) adını kullanan kurumun adı 'Ordu'ydu. Bu 'Ordu' da, bir yerlere gidince, savaş etmek için giderdi, 'işgal eder', 'muharebe eder'; 'hücum eder' ve 'zayiat verdirir', 'telefat verir'di. Bugünlerdeyse, 'harekât düzenleni'yor, 'tesisler tahrip edili'yor, 'sıcak temas sağlanı'yor ve 'teröristler etkisiz hâle getirili'yor.
Bütün bu 'terminoloji', 'insanlar öldürülüyor' dememek için. İnsanların öldürüldüğünü hepimiz biliyoruz; ama 'dilimiz varmıyor' herhalde, bunu açıkça dile getirmeğe. Üstelik 'şehitler ölmez' diye de bağırıyoruz, oysa pekâlâ biliyoruz ki, 'şehit' olmak 'ölmüş olma'yı gerektirir.
Zaten de öyle oluyor: İnsanlar ölüyorlar, çünkü öldürülüyorlar. Öldürülüyorlar, çünkü kendileri de öldürmeğe çalışıyorlar.
Hiç değilse, "Terör örgütü üyesi olmak, bile isteye insan öldürme amaçlı bir işe girişmektir; dolayısıyla, insan olmaktan çıkmayı ve kendi öldürülmesini de hak etmeyi içerir" diyebilsek, yapılan işin öldür(ül)me olduğunu daha açık olarak teslim edebileceğiz, kendimize de başkalarına da. Ama öyle de demiyoruz. Biz öldürünce, 'etkisiz hâle getirmiş'; öldürülünce de 'şehit olmuş' oluyoruz.
Devlet ikiyüzlüdür, en temelde; toplum da zaten yalanlar üzerine kuruludur, kendi kendine ürettiği uydurma söylemler aracılığıyla işler. Ama biz bütün bu işi biraz fazla ileri götürmüyor muyuz acaba?
Kendimizi aldatacak kadar ileri?...

Oruç Aruoba: Felsefeci

cosinus78

04.03.08/12:47 #1 Son düzenlenme: 04.03.08/13:08 asya
Sahip olduğumuz burjuva ahlakı bu ikiyüzlülüğü sağlamlaştırıyor. İnsanın inandığı doğruların çevresinden onay alması çok ciddi bir gereksinim olsa gerek. Biline biline bu yalanlara kanıyoruz. Herkesin bildiği ve çokça kullanılan "çabuk unutan bir toplumuz" kocaman bir yalan bence.

Sadece unutmak için dayanışmada bulunuyoruz.

akrepv

Yakın tarihimizde de bu tip Öldür(ül)me 'terminoloji'si kullanılıyordu hatırlarsınız eminim, şöyle ki;

''hücre evine yapılan baskın da <teslim ol> çağrısına ateşle karşılık veren üç terörist ölü ele geçirildi'' tabii bedenlerin de yakın mesafeden sıkılmış yüzlerce kurşunla. Bu ''yargısız infaz''ların adı da ölü ele geçirme idi örneğin.

Bir de G.W.Bush'un dünya savaş terminolojisine armağanı vardı di mi;

''Irak lıları özgürleştirecegiz'' demişti, yalan da değil hani, bu gün bir milyon Irak lı Bush sayesinde özgür bir şekil de yatıyorlar toprağın iki metre dibin de.

MrsBrown

Çocuk-toplumlarda işe yarıyor. Suçu / günahı , başkasına atmasını böylece kendini suçlamamasını sağlıyor. Çocuk-insanlar kendini aklıyor.

Trafik canavarı mesela. Trafikte o öldürüyor, yanımızdan hızla geçen arabanın, makas yapan arabanın içindeki bir trafik canavarı. İnsan değil. Aynı toplumda yaşadığımız bir başka vatandaş hiç değil. Soyut bir şey o öyle, arada sırada kötü şeyler yapan. Bizi ilgilendirmeyen.

nzn

vijdani ret hakkını kullandığı için bir çok kişi yargılanıyor bu ülkede.suçları halkı askerlikten soğutmak...halka bir hiç uğruna can vermek zorunda olmadıklarını hatırlatmak...
kanınıza ihtiyacımız var diyemeyenlerin arkasına sığındıkları kaledir,şehit kelimesi.hiç kimse sormaz,kumara kurban gitmek şehitlik midir?cennet fantezilerinin olduğu bir dünyada hayata,çağa tutunamayanlar,bari şehit olalım deyip,bu duruma karşı çıkmıyorlar.bu dünyaya yaşamak için geldik,kör kurşuna kurban gitmek için değil!

MrsBrown

Gündemimiz bu olduğu için şehit  - etkisiz hale getirme gibi yalancı nezaket tabirleri daha çok ilgi uyandırıyor haliyle.

Tezgahtar' a, "satış temsilcisi" denmeye ne zaman başlandı?
MİY miydi? Müşteri İlişkileri Yöneticisi sıfatı. Orda yaptığı iş yöneticilik değil aslında ama sıfatı o olunca ne oluyor? Neden öyle bir sıfat uydurma gereği duymuş patronlar?

Bülent Ersoy' un malum sözleri sarfettiği programın o bölümüne denk gelmiştim. Dangır dungur konuşan, üstündeki ışıltılı elbise ve makyaja rağmen efe gibi kükreyen bir kadın yarışmacı gönlümü çelince kanalı değiştiremedim. Yarışmacı, "Ankarada gece alemindekilere selamlar" deyince, jüridekiler itiraz etti. Gece alemi deme, beraber çalıştıklarımız de. Hatta beraber sahne aldıklarımız dersen daha iyi olur. Sözün gücü işte. Yaptığını ya da ne olduğunu çok güzel gizliyor. Önce kendini sonra da başkalarını kandırabiliyorsun. Yaptığın iş, gece aleminde, sesini ve nasıl söylediğini umursamayan insanlara, üç kuruş paraya sesini satmak değil de sahne almak oluveriyor. Tabii yarışmacının umrunda değildi bu, o hala gece alemci, kendisi ve tanıdıkları için. Ama o programı izleyen kişiler için, Ankara'da da sahne çalışmaları olmuş tecrübeli bir ses sanatçısı. Bitti. Söz, gerçeği yendi. Herkes manipule edildi, sözlerin büyülü odasına hapsedildi. Çıkış kapısının anahtarı da paspasın altında değil.

lodos

Alıntı yapılan: cosinus78 - 04.03.08/12:47
Sahip olduğumuz burjuva ahlakı bu ikiyüzlülüğü sağlamlaştırıyor. İnsanın inandığı doğruların çevresinden onay alması çok ciddi bir gereksinim olsa gerek. Biline biline bu yalanlara kanıyoruz. Herkesin bildiği ve çokça kullanılan "çabuk unutan bir toplumuz" kocaman bir yalan bence.

Sadece unutmak için dayanışmada bulunuyoruz.

       Katılıyorum.ekleyecek çokda şey var ama şimdilik bu kadar.belki detaylarda...

lodos

Alıntı yapılan: MrsBrown - 04.03.08/13:26
... sözlerin büyülü odasına hapsedildi. Çıkış kapısının anahtarı da paspasın altında değil.

     Doğrudur.Sözlerin büyüsü konulu: küfre bir kılıf uyduralamıyor.Sokakta, yolda, orda burda her yerde muhabbetlerde, kızgınlıklarda, şakalaşmalarda küfür!küfrün büyüsü bulanamıyomu?Rahatsız eden her söze bir büyü oluşturuluyorsa?Buna oluşturulamıyorsa son çare kadınlardamı küfre başladı ne?Ama çare olmamalı kadınlar yine büyülü kalmalı sözde ve özde, değiştirilmemeli.Terördede kullandırmamalı, kimsede kendisini alet ettirmemeli.

ice

04.03.08/17:55 #8 Son düzenlenme: 04.03.08/21:40 Hades
Günümüzün savaşları ile eski savaşlar arasında en temel fark savaşın trajedisini, savaş ile ölümün arkadaşlığını gözlerden saklamak konusunda savaştan fayda sağlayan devletlerin, kurumların, güçlerin kullandıkları son derece sofistike ultra profesyonel yöntemlerdir. Bunun en başında da medya yardımı ile dezenformasyonun yanısıra ondan daha önemlisi savaşı günlük hayatın sıradan bir parçası haline getirerek zihinlerde normalleştirmeye hizmet eden bir terminoloji yaratmaktır. O kadarki bu terminolojiyi bi fiil savaşan
askerler bile benimsediğinden içinde bulundukları savaşın ne anlama geldiğini idrak etmekte çoğu zaman oldukça gecikirler. Bu konuda örneklerden bir kaç tanesi bombardımanın adı hava harekatı, silahlı çatışmanın adı sıcak temas vb. dir. Öte yandan savaşan taraflardan diğeri de boş durmaz kendi terminolojisi yaratır. Silahlı örgütün adı halk hareketi, mutlak önderin adı liderlik, adam öldürmenin adı ise imha etmedir vs.

Konuyla ilgili açılışı Oruç Aruoba'nın nefis yazısıyla yapıyorum. Hadi kolay gelsin.


Öldür(ül)me 'terminoloji'si
04/03/2008 (173 kişi okudu)


AlıntıORUÇ ARUOBA (Arşivi)

Eskiden devletler biraz daha mı dürüstlerdi acaba? Örneğin bugün 'Savunma Bakanlığı' adını kullanan makam, kendisine 'Savaş Bakanlığı' (bizde 'Harbiye Nezareti') derdi. Bugün 'Silahlı Kuvvetler' ('Armed Forces'ın çevirisidir) adını kullanan kurumun adı 'Ordu'ydu. Bu 'Ordu' da, bir yerlere gidince, savaş etmek için giderdi, 'işgal eder', 'muharebe eder'; 'hücum eder' ve 'zayiat verdirir', 'telefat verir'di. Bugünlerdeyse, 'harekât düzenleni'yor, 'tesisler tahrip edili'yor, 'sıcak temas sağlanı'yor ve 'teröristler etkisiz hâle getirili'yor.
Bütün bu 'terminoloji', 'insanlar öldürülüyor' dememek için. İnsanların öldürüldüğünü hepimiz biliyoruz; ama 'dilimiz varmıyor' herhalde, bunu açıkça dile getirmeğe. Üstelik 'şehitler ölmez' diye de bağırıyoruz, oysa pekâlâ biliyoruz ki, 'şehit' olmak 'ölmüş olma'yı gerektirir.
Zaten de öyle oluyor: İnsanlar ölüyorlar, çünkü öldürülüyorlar. Öldürülüyorlar, çünkü kendileri de öldürmeğe çalışıyorlar.
Hiç değilse, "Terör örgütü üyesi olmak, bile isteye insan öldürme amaçlı bir işe girişmektir; dolayısıyla, insan olmaktan çıkmayı ve kendi öldürülmesini de hak etmeyi içerir" diyebilsek, yapılan işin öldür(ül)me olduğunu daha açık olarak teslim edebileceğiz, kendimize de başkalarına da. Ama öyle de demiyoruz. Biz öldürünce, 'etkisiz hâle getirmiş'; öldürülünce de 'şehit olmuş' oluyoruz.
Devlet ikiyüzlüdür, en temelde; toplum da zaten yalanlar üzerine kuruludur, kendi kendine ürettiği uydurma söylemler aracılığıyla işler. Ama biz bütün bu işi biraz fazla ileri götürmüyor muyuz acaba?
Kendimizi aldatacak kadar ileri?...

Oruç Aruoba: Felsefeci

ShugunPeh