25.08.19/19:48

Evlilik

Başlatan deniz, 17.06.04/11:45

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

YÜRÜYENADAM

KIYMETLİ DÜŞÜNCELERİN İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM SEVGİLİ "BLOK"

ÖZGÜR

Ben 30 yıldır evliyim ve 26 yaşında bir kızım 28 yaşında bir oğlum var.Dile kolay gelen bir 30 yıl neler yaşanmadı ki,ama iyi ki evlenmişim ve dünyaya yeniden gelmek mümkün olsa yine eşimle evlenirdim.Ve evliliğe olumsuz bakanlara tavsiyem doğru insanı bulunca evlenmeleri çünkü yalnız yaşanmıyor.
Evliliğin tarihi yazıldı
Amerikalı evlilik uzmanı Stephanie Coontz "Evlilik Tarihi" adlı kitabında bu kutsal kurumun yüzyıllar içinde geçirdiği değişimi gözler önüne seriyor. Coontz'a göre 18. yüzyılda mantık, 19. yüzyılda aşk vardı. Şimdi ise seks ön planda. Günümüzde aile hayatında yaşanan krizi ise kadın-erkek eşitliğine bağlayanlar var.

18. yüzyılda Mantık, 19.'da Aşk vardı, şimdi Seks ön planda

Amerikalı evlilik uzmanı Stephanie Coontz "Evlilik Tarihi" adlı kitabında bu kutsal kurumun yüzyıllar içinde geçirdiği değişimi gözler önüne sererken ülkeler arası çarpıcı farklılıklara da dikkat çekiyor.

Amerikalı evlilik uzmanı Stephanie Coontz, evlilik ve aile hayatı üzerine yaptığı araştırmalarla tanınıyor. "Marriage, A History" (Evliliğin Tarihi) adlı kitabında ise evlilik kurumunun tarih içindeki değişimini ortaya koyuyor. Coontz'un araştırmalarına göre bugün pek çok kişinin evliliğe olan inancını yitirmesi, bu kutsal kurum için 'tehlike' çanlarının çaldığını düşünmesi, aslında yaşadığımız çağdan kaynaklanmıyor. Tarih boyunca birçok kez evlilik ve evlilik dışı birlikteliklerde zorlanmalar, değişimler görüldü. Geçmişte öyle zamanlar ve topluluklar oldu ki evlilik dışı ilişkiler ve bu ilişkilerden doğan çocuklar daha yaygındı, hatta bugünkünden daha çok kabul görüyordu. Üstelik aynı cinsler arasındaki evlilikler bazı kültürlerde kabul görüyordu.

Söz vermek yetiyordu

Geleneksel olarak tanımlanan ve artık geçmişte kaldığı düşünülen pek çok şey bugün yeniden karşımıza çıkıyor. Örneğin, resmi olarak evlenmeden birlikte olmak, çok eskiden doğal kabul edilen bir durumdu. Eski Roma'da evlilik dışı beraber yaşamak, sadece çiftlerin isteğine kalmıştı. Kadın ve erkek evlenmek istediklerini birbirlerine ifade ettiklerinde, bunu evlerinin mutfağında bile yapsalar artık evli kabul ediliyorlardı. Evlilik için resmi tören şartı daha yakın tarihlerde ortaya çıktı. Kilise bile bin yılı aşkın süre iki kişi arasındaki bu sözü evlenme akti olarak kabul etti. Ama bugün olduğu gibi o dönemde de çiftler bir kere birbirlerine evlendiklerini söylediklerinde, kilise de bunu kabul ettiğinde, hiç seks yapmamış, birlikte yaşamamış olsalar bile bu sözlerini geri alamıyorlardı. Yine de Orta Çağ'da verilen bu sözün pratikte bozulması bugünküne oranla çok daha kolaydı. Stephanie Coontz günümüz birliktelik ve evliliklerinin yapı olarak hala yüzyıllar öncesinden etkiler taşıdığını söylüyor. Ama söz konusu olan evliliğin toplum içindeki yeri ve karı-koca arasındaki ilişkiyse, geçmişteki hiçbir şey bugün sahip olduklarımıza benzemiyor. Tüm dünyada evliliğin şekli, değeri ve anlamı dramatik olarak değişmeye devam ediyor. Dünyanın hemen her yerinde evlilik kurumunun tehlike içinde olduğunu düşünenlerin sayısında büyük bir artış var. Fakat buradaki "tehlike" kavramının anlamı ülkeden ülkeye değişiyor. Örneğin, Amerika'da siyasetçiler evlilik dışı ilişkilerden doğan çocukların sayısının her geçen gün artmasından endişeleniyor. Almanya ve Japonya'da ise tam aksine planlamacılar, çocukların yetiştirileceği ailelerin yapısını göz önünde bulundurmadan, doğum sayısını artırmaya çalışıyor. Japonya'da, doğum sayısı artırılmadığı takdirde nüfusun 2050 yılında üçte bir oranında azalmış olacağı öngörülüyor. Amerika'da öğrencilere güvenli seks eğitimleri verilirken ve medya bekareti överken, Japonya'da bir saatliğine kiralanan "aşk" otelleri açılıyor; medyada "Gençler, seksten nefret etmeyin" başlıklı yazılar çıkıyor. Birleşmiş Milletler 21. yüzyıla kızların 12, 13 yaşlarında evlendirildiği Afganistan, Hindistan ve Afrika'da evlilik yaşını yükseltmeyi amaçlayan bir kampanyayla girdi. Öte yandan Singapur'da genç yaşta evlilik destekleniyor, kampanyalar yapılıyor. İspanya'da 25-29 yaşları arasındaki kadınların yüzde 50'sinin bekar olması ise ekonomistlerin ülkenin büyümesi ve doğum oranları hakkında endişelenmesine neden oluyor. Çek Cumhuriyeti'nde ise boşanma oranını yüzde 50 oranında azaltacağı düşünülerek, bekarlık neredeyse kutsanıyor. Her ülke evlilik kurumunda yaşanan krizlere farklı nedenler gösteriyor. Suudi Arabistan'da ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde hükümet, genç kız ailelerini yüklü miktarda başlık parası istemekle suçluyor. Çünkü bu ülkelerde yüksek başlık parası nedeniyle genç erkekler evlenemiyor. İtalya'da ise evlenmeyi tercih etmeyen ve "ana kuzusu" olarak tanımlanan erkeklerin artması endişelere neden oluyor. İyi eğitim almış yirmi ve otuzlu yaşlarını süren bu erkekler, Türkiye'de olduğu gibi ailelerinin evlerinde oturmaya, annelerinin pişirdiği yemeği yemeye devam ediyorlar.

Gelenekler krizi tetikliyor

Aile hayatının krizde olmasını kadınerkek eşitliğine bağlayanlar da yok değil. Kadın-erkek eşitliğini benimseyen toplumlarda, kadının yeniden doğurganlığını hatırladığı döneme kadar doğum oranının hızla düşeceğini iddia ediyorlar. Oysa Japonya'da kadınlar, kadın-erkek eşitliği olmadığı için evlenmeyi ve çocuk yapmayı reddediyor. Çin'de ise kadınların karşısında olan gelenekler yüzünden yakında erkeklerin evlenecek kadın bulamayacağı söyleniyor. Çin'de ailelerin tek bir çocuk yapmasına izin veren yasalar nedeniyle, çoğu anne baba bebeğin kız olduğunu öğrenince kürtajla aldırıyor. Bu nedenle bugün Çin'de her 100 kıza karşı 117 erkek bebek dünyaya geliyor. 2020 yılına gelindiğinde Çin'de 30 ile 40 milyon arası müzmin bekar 'erkek' olacağı tahmin ediliyor. Stephanie Coontz erkek-kadın ilişkilerinin son otuz yılda, üç bin yıl boyunca gösterdiği değişimden daha hızlı farklılaştığını söylüyor. Ve Coontz'a göre bu değişim, evlilik kurumunda da gözleniyor. Örneğin 1950'li ve 60'lı yıllarda görülen, ekmeği erkeklerin kazandığı, kadınların tam gün ev hanımlığı yaptığı evlilikler... O tarihlere kadar tek bir kişinin ekmeği kazandığı evliliklere sık rastlanmıyordu. Binlerce yıl boyunca kadınlar ve çocuklar ekmeği kazanma işini erkeklerle paylaştı. Eve ekmek getiren, tarlada yiyeceğini yetiştiren, sonra bunu alıp pazara satmaya götüren kadınların varlığı alışılmadık bir durum değildi. 1950'lere gelindiğinde ise, özellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da kadının ev işlerini yaptığı, erkeğin ekmeği kazandığı evlilikler desteklenmeye başlandı. Ayrıca yine 50'lerde toplumda herkesin evlenmesi, hatta genç yaşta evlenmesi gerektiği fikri yerleşti. Yüzyıllar boyunca Avrupa'daki evlilik oranı 1950'lere oranla çok daha düşük, evlilik yaşı daha yüksekti.

Aşk bitince boşanma arttı

1950'lerde yaşananlar, evlilik kurumunun 150 yıllık geçmişine oranla ciddi şekilde değişime uğramasına neden oldu. Aslında tüm bu değişimlerin temeli 18'inci yüzyılda atılmaya başlandı. 18'inci yüzyılda aşkın evlilik için en gerekli neden olduğu ve gençlerin evlenecekleri kişileri aşkı göz önüne alarak seçmeleri gerektiği radikal bir fikir olarak ortaya çıktı. 19'uncu yüzyılda evliliklerin aşk üzerine kurulması, 20'inci yüzyılda ise seksin evlilikler üzerinde oynadığı rol bu kurumuna yepyeni bir çehre kazandırdı. 18'inci yüzyılın sonlarına gelinceye kadar evlilik iki kişinin seçimine bırakılan ekonomik ve politik bir işbirliği olarak görülüyordu. Aşkın bir evlilik için mutlaka olması gerektiği düşüncesi, bu kutsal kurumun tercihe bağlı hale gelmesine neden oldu. Artık insanlar ancak kendilerini mutlu edecek bir aşk bulduklarında evlenmeye başladılar. Evlilikte, 18'inci yüzyılın sonunda başlayıp 21'inci yüzyıla kadar devam eden bu değişim, boşanma olgusunu da ortaya çıkardı. Çünkü insanlar aşkları bittiğinde, artık bir işbirliği olmaktan çok mutluluk kaynağı olarak gördükleri evliliklerini sona erdirmeyi tercih etmeye başladı. Bu da aşkın gelip geçici olduğu, aslolanın bu kutsal kurum olduğunu savunanlarla evlilikte aşkı savunanların hala çözüm bulamayan ve bulacağa da benzemeyen tartışmalarına yol açtı.


YÜRÜYENADAM

AHHHHHHHHHHHH!
O DOĞRU İNSAN YOK MU?
NASIL BULUNUR Kİ O ? :(

denge

O doğru insan yüz kişi de bir falan rastlanır herhalde; böyle zayıf bir ihtimal için dönüşü olmayan bir yola girilmez. Sakın üstteki arkadaşlara kanma yürüyenadam ama sen yine de yürü, he he yolun açık olsun. :P

blok

Sevgili Denge,
söylediğin şeylere inanmamızı beklemiyorsun herhalde ?
Kaldı ki, bu düşüncelerin sana ait olduğu noktasında da ciddi endişelerim var. Benim tanıyabildiğimin tersine fazla karamsar gördüm seni.

Öncelikle "doğru" kavramı göreceli. Tartışılması da günler alır. "doğru" ya nereden baktığın önemli.
Sonra niye herkes "pişmiş aş"ın peşinde. Niye yemeği pişirmeyi ya da kendileri pişmeyi düşünmezler. Bir de konuya buradan bakalım mı ne dersin?

denge

Sevgili blok, sen bana değil de Can Dündar'a inan o zaman. :P

Ayrıca konu hakkında senin yazdıkalrın tecrübe ise benimkiler de öyle... haa düşüncelerim benim hayatım baz alınarak söylenmiş şeyler değil ama etrafımdaki evli çiftlere baktığımda hayatından memnun olan hiç kimse göremiyorum, iki taraftan biri mutlaka benliğini yok etmiş..hmm ama sen şimdi beni değil Can Dündar'ı dikkate alıyodun dimi , he he. Ben o zaman üstteki mesajda yazdığım bir şeyi düzeltiyorum; hani 100 kişiden 1 kişi diyodum ya, Can DÜndar'ın  40 çift arkadaşının boşandığını söylemiş, o zaman özür dileterek düzeltiyorum; 40'da 1 şansızın var, deneyin ve görün. :P

Konuyu böyle geçiştirdiğime bakma blok, söylenecek çok sözüm var ama bugün yazasım yok, okuyasım var. :)

blok

Sevgili Denge,
Öncelikle bir şeyi düzeltmeme izin ver. Benim konular üzerinde inançla işim olmaz. Bu Can Dündar gibi seviyeli bir kişi de olsa. Bilginin bittiği yerde inancın başladığını bildiğim için bildiğim konularda konuşmayı,
aksi takdirde dinleyip,öğrenmeyi yeğlerim.
Konuya gelince, dayanağım  tecrübe mi, bilgi mi? İstersen o bende kalsın.
Benim tartıştığım husus,  "doğru" kişiyi arayanın kendisinin "doğru" kişi olup olmadığından emin olma, yani diğer bir deyişle "kendini bilme" noktası. Evlilik iki "doğru"nun yan yana gelip, paralel iki çizgi gibi yol alması değil, iki "eğri"nin bir araya gelerek yamukluklarıyla birlikte birbiriyle örtüşüp, zamanla aradaki mesafenin de kapanmasıyla tek cizgi halinde ve doğrularak, düzelerek yol alabilmesi olgusudur.Ve sanırım marifet de buradadır.Ayrıca burada, yukarıda değindiğim paralel doğru çizgilerin, bir engel karşısında arasındaki mesafenin zamanla artması ve ayrılması riski de yoktur.

denge

Alıntıbildiğim konularda konuşmayı, aksi takdirde dinleyip,öğrenmeyi yeğlerim.


Ay hiç tarzım değil blok, ben de aksine bilmediğim konularda konuşmayı, bildiğim konularda susmayı, öğrenmek yerine de kafadan sallamayı tercih ederim. :P

AlıntıKonuya gelince, dayanağım  tecrübe mi, bilgi mi? İstersen o bende kalsın.


Senin ki ne bilmem, top secret galiba. :P . Ama benimki gözlem bu arada övünmek gibi olmasın analiz yeteneğim de pek kuvvetlidir. :)

AlıntıBenim tartıştığım husus,  "doğru" kişiyi arayanın kendisinin "doğru" kişi olup olmadığından emin olma, yani diğer bir deyişle "kendini bilme" noktası.


Ya hu Sokrat'ın hayattaki en büyük ideali kendini bilmek; bunu çözdükten sonra bırak evliliklerin kurtulmasını, dünya kurtulur bea. :) Zaten bütün çatışmalar kendini bilmezler tarafından çıkmıyo mu?

AlıntıEvlilik iki "doğru"nun yan yana gelip, paralel iki çizgi gibi yol alması değil, iki "eğri"nin bir araya gelerek yamukluklarıyla birlikte birbiriyle örtüşüp, zamanla aradaki mesafenin de kapanmasıyla tek cizgi halinde ve doğrularak, düzelerek yol alabilmesi olgusudur.


Alengirli bir şekilde ifade ettiğin şeyi ben daha basit bi dille şööle açıklayayım; senin -masumca- çizgilerin düzleşmesi dediğin şey  aslında kendinden ödün vermek ya da kendinden başka bişeye dönüşmek anlamına geliyor.


Bu arada ben evliliğimde mutluyum ama evlikik bana göre yine de "müstehcen ve münasebetsiz bir kurum". ;)


Khaos

Alıntı yapılan: denge - 14.06.07/23:20
[
Bu arada ben evliliğimde mutluyum ama evlikik bana göre yine de "müstehcen ve münasebetsiz bir kurum". ;)




Ooouvv ağır bir durum. En azından mutlu olmana sevindim. Bütün evli arkadaşlarım (özellikle de kadın olanları) bu durumdan nefret etmekte ve suçu eşinde aramaya çok meyilli bu bunalımının sonucu olarak. Üstelik kızkardeşim de evlenmek üzere bütün bu karmaşıklığın hem toplumbilimsel hem pratikte arkadaşlarının evliliklerini görmüş olan benim önümde. Garip durumlar. Daha garibi şu an üyesi olduğum ve açmış olduğum her iki sitede de aynı kelimelerle aynı konunun tartışılıyor oluşu. Evlilik. Bana uzak bişi.

blok

Tarzına saygım var Sevgili Denge. Ama bilmediğin konularda konuşma sırasında "ahkam kesme" yanılgısına
düşme ihtimalini de göze alıyorsun demek ki.
Dayanağımın tecrübe mi, bilgi mi olma konusundaki suskunluğumu, burada sadece bir "yazar" olarak tanınma isteğimden kaynaklandığını söylemem gerekiyor galiba. Bundan başka bir düşüncem olmadı.Yaşım,cinsiyetim ya da medeni halimin burada öneminin olmadığını düşünüyorum.
Diğer konularda hem fikirim seninle. Biri hariç şüphesiz. O da, evliliğin "münasebetsiz ve müstehcen bir kurum olduğu" şeklindeki düşüncen.
Evlilik dışı birliktelik daha mı az müstehcen. Ya da satın alıp trafiğe tescil ettirmeden çıktığın otomobilinle
çarptığın çocuğa karşı, araba senin üzerine kayıtlı değil diye hiç mi sorumluluğun yok ?
Evlilik de bir tescildir. Evlenmeden birliktelik ise bana göre daha işin başında sorumluluk altına girme korkusuyla hareket edenlerin kaçış yoludur.