18.07.19/10:42

Asırlar çete kovalamakla geçti

Başlatan Khaos, 23.03.08/22:56

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Khaos

Osmanlı, çetelerden kurtulduğunu göremeden dağıldı. Altı asır boyunca saray dahil her güç odağı yaslandığı klik/çetenin gücüyle ayakta durdu. Cumhuriyet devrinde de aynı dert sürdü geldi...



AVNİ ÖZGÜREL (E-mektup | Arşivi)

Geçtiğimiz haftaya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın AKP hakkında kapatma talebiyle dava açma girişimiyle başlamıştık. Ne olacak bu işin sonu diye düşünürken polisin Ergenekon soruşturması kapsamında gerçekleştirdiği bir dizi gözaltı haberi işitildi. Şaşkın bir bekleyişle önümüzdeki haftaya diktik gözümüzü..
Önce bir hususu ifade edeyim; kırk yıllık gazetecilik hayatımda ben sonuç vermiş bir önemli soruşturmaya tanık olmadım. Türkiye sadece cinayetler bakımından değil, adi veya siyasi suçlar bakımından da 'fail-i meçhul'ler ülkesidir. Ya da daha doğru bir ifadeyle sanık bulunca olayı aydınlattığını sanıp yaşananları unutma sürecine giren ülke. Ergenekon diye adlandırılan çete ve buna yönelik operasyon hakkında kanaatlerimi geçen ay 'Vatan Elden Gidiyor' Çetesi başlıklı üç yazıya konu ettim. İlgilenen okusun..
Bu girizgâhın ardından maziye bakabiliriz. Mazi dediğim de sıradan bir şey değil..
Koskoca Osmanlı tarihi. Dünyada ilk kez, bir çetenin devleti esir alıp iktidarı gaspettiği coğrafya burası.

İttihatçılık öncesi
Çete işi herhalde bizim tabiatımızda var. İktidar yetkisini kullanan kadroya tepesi atanın örtülü/açık bayrak açmasının mazisi dersek Orta Asya'ya kadar uzanmak mümkün. O kadar ki, ciltler dolusu yazıp yine de tamamını anlatmamak şartıyla..
Fatih Sultan Mehmed'in saltanatında 'Buçuktepe Hadisesi'nden tutup Arnavutluk'un fethinin tamamlanamayış sebeplerinden çıkabiliriz mesela. Buçuktepe'yi merak eden internetten okuyabilir. Arnavutluk meselesi ilginçtir. Pek üzerinde durulmadığı için burada yazayım. İmparatorluğun kurucusu Fatih'in Balkan coğrafyasında en fazla Arnavutluk'ta sıkıntılanmış ve zorlanmış olmasının temel sebebi asker ve sivil bürokrasinin 'Bu fethi tamamlarsak sultanın bize ihtiyacı kalmaz, ganimet payımız kesilir. Ordunun bir kısmını burada terhis etse ne denir..' diyerek savaşta gayretsizlik göstermiş olmasıdır. Benzer bir durum 1514'te Çaldıran'da Yavuz'un başına geldi. Zafer sonrası İran'ın bütününü zaptetmeyi planlayan ve buna hazırlanan padişah ordu içinde
oluşan bir çetenin gece otağını baskın verip çadırına kurşun yağdırması üzerine İstanbul'a geri dönmek zorunda kaldı.
Sonraki asırlarda da devam etti bu çeteler mücadelesi. Saray bile çarşı-çete oluşturmak, emrivaki/entrika/suikast planlamak zorunda kaldı pek çok hadisede. Haklı haksız hapse atmalar, mal müsadereleri, sürgünler, kalebentlik veya kürek mahkûmiyeti denilen cezalandırmalarla geçti seneler. Son asırlarda maruf kişiler 'değişimi çabuklaştırmak' adına yeltenmeye başladılar bu işe.. Ali Suavi gibi bir aydın 5. Murad'ı tahta çıkarmak hevesiyle etrafına adam toplayıp Çırağan Sarayı'nı basmaya kalktı. Mithat Paşa gibi bir insan ihtilal örgütü kurdu, kafasına göre saltanat değişikliği gerçekleştirdi.

İttihad çetesi
Şimdi adına 'Ergenekon' denilen örgütün kendince kurguladığı Kur'anlı/bayraklı/ silahlı törenlerin kaynağı İttihad Terakki. Ucundan kenarından mason teşkilatınında bulaştığı bu örgüt gizli yemin merasimi, kendi içinde özel ast-üst ilişkisi oluşturması, silahlı eylem ve tetikçi yetiştirmesiyle tanınıyor.
2. Abdülhamid'in idaresinden rahatsızlık duyan ve ülkeyi siyasi bakımdan ileriye taşıyacak reformları gerçekleştirmek iddiası taşıyan İttihad Terakki için bu amaç doğrultusunda yapılan ne varsa meşruydu. Devlet dairelerini basmak, ordu kumandanı/ sadrazam demeden kurşunlamak, kabadayı yöntemlerini benimsemeyen gazetecileri sokak ortasında öldürmek dahil. Nitekim bu yolla iktidarı ele geçirdi. Tabii bir kere gücü elde edince reform iddiasını falan bıraktı bir yana. Zorbalık devri başladı. Bu dönemde İstanbul'da Bekirağa Bölüğü, İstanbul dışında Sinop Cezaevi İttihad Terakki muhaliflerine tahsis edildi adeta. İttihadçıların o denli hoşuna gitmişti öylesine inanmışlardı ki çete oluşturma işine ve bunun yararına Teşkilat-ı Mahsusa kurulduğunda örgüte verilen görevlerin başında Osmanlı coğrafyasının her noktasında çete oluşturmak, istilaya karşı direnişi çeteler üzerinden örgütlemek yer alıyordu.

Komitacılık ve Cumhuriyet
Gelenek Cumhuriyet döneminde de sürdü. Özellikle 1935'ten sonra. Yani Atatürk-İnönü ihtilafının ortaya çıktığı dönemde. Harbokulu üzerinden oynanan oyunlar fazla eşelenmedi daha. Atatürk'ün ölümünden önceki üç yıl tıpkı rahmetli Bülent Ecevit'in başbakanlıktan uzaklaştırılmak istenip, bu amaçla sağlık kuruluşları dahil bazı örtülü organizasyonlara gidildiği süreçte yaşananlara benzer hadiselerin meydana geldiği, bilinçli bazı dedikoduların yayıldığı bilinir.
Ama herhalde İttihadçı geleneğin 'komitacılık' iye isimlendirdiği faaliyetin su yüzüne vurduğu dönem 1950-60 devresidir. İhtilal gruplarının gerçek sayısını kimsenin bilmediği bunlar arasında müzakereler yapılıp protokollar imzalandığı dönemdir sözünü ettiğim. Tabii, darbeye gerekçe oluşturmak için uygun zemin için provakasyonların hazırlandığı dönemdir aynı zamanda. Netice malum. 27 Mayıs. Ardından o ihtilal sırasında hevesi kursağında kalanların iki darbe teşebbüsü.. Ve nihayet ülkenin 12 Mart muhtırasıyla yüzyüze geldiği çete faaliyeti. Şimdilerde Deniz Gezmiş gibi genç, idealist, yürekli gençlerin ismiyle taçlandırılıp perdelense de 12 Mart öncesi tablo devlet içinde ve dışında çeteleşmenin ne boyuta tırmandığını herhalde hafızalardan silemez.
Keza aynı durumu uluslar arası aktörlerin devreye açıktan girmesiyle 1980'de bir kez daha yaşadığımızı herhalde unutmadık.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=250915&tarih=23/03/2008

Buçuktepe İsyanı

Osmanlı İmparatorluğu'nda Fatih Sultan Mehmed döneminde yeniçeriler tarafından, maaşlarını protesto etmek amacıyla başlatılan bir ayaklanma şeklinde ifade edilebilir.

Ekonomide, yükselen enflasyona karşı denge işlevi görecek mali katalizörlerin bulunmaması sebebiyle, yapılan tağşişin, esnaf ve yeniçerilerin alım gücünde ciddi bir düşüşe sebep olduğu ifade edilmektedir.

Tağşiş edilerek akçenin değerinin düşürülmesinin ardından maaşları günlük 3 akçeye gerileyen yeniçeriler, Edirne'de bir tepeyi işgal ederek bu yeni duruma karşı protestolar ile tepkilerini göstermişler ve maaşlarının tekrardan düzeltilmesi taleplerini dile getirmişlerdir.

Sonunda yeniçerilerin protestoları sonuç vermiş ve maaşları günlük 3 akçeden 3,5 akçeye yükseltilmiştir. O günden sonra Edirne'de protestoların yapıldığı tepenin ismi "Buçuktepe"; vakanın ismi ise "Buçuktepe İsyanı" olarak adlandırılmıştır.

Konuyla ilgili detaylı bilgi, Şevket Pamuk'un "Osmanlı ve Diğer Kentlerde Beşyüz Yıllık Fiyatlar ve Ücretler, 1469-1998" isimli yapıtı ile bu kitaptan özetlediği bilgileri okuyucularına sunan Prof. Emre Kongar'ın "Tarihimizle Yüzleşmek" isimli yapıtından edinilebilir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Bu%C3%A7uktepe_%C4%B0syan%C4%B1

asya

Bu gidişle de bir asır daha çete kovalanacak bu ülkede. Mantar gibi çete ürüyor, irili ufaklı...
Devletin içi çete ağıyla sarmalandıktan sonra ne bekleyebiliriz ki?