18.07.19/13:26

"Demokrasi", "Diktatörlük", "Darbe", AKP, Fetullah, ABD... vs.

Başlatan Büyük Doðu, 19.05.08/14:27

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Büyük Doðu

Demokrasi... Son derece mühim bir mevzu!.. Kuşatılmışlığımız... Bir yazarın çok yerinde tesbiti olarak: "Demokrasi palavrası adı altında insanımızı birbirine düşürüp, aramıza nifak tohumları ekmenin vasatı oluşturulurken, bir mütearifeymiş gibi takdim edilen demokrasi kalıpları içerisinde düşünmemiz ve çare teklif etmemiz isteniyor. Sanki demokrasi dışındaki çare teklifleri mutlak yanlışmış gibi. Her şeyden önce “demokrasi”, bir muhteva değil, yönetime gelme biçimidir ve demokrasi kisvesi altında her türden diktatörlük de mümkündür. Meselelerin tartışılmasını “Demokrasi” çerçevesine bağlamak, iktidara emperyalist işbirlikçilerinin gelmesinin garantisi oluyor."

"Mesele konuşmak", soğuk kanlı ve acele etmeden, başın başında karşısındaki insanın "hürriyetine yakınlık kurmak"la olur...

Bu çerçevede, lütfen, demokrasi mavalını aktüalite içinde ele alan aşağıdaki -bana göre muazzam!- tesbitleri soğuk kanlılıkla okuyunuz... Realitelere böylesi meczedilmiş-yedirilmiş bir fikrin önemine dikkatinizi çekerim...
Düşüncelerinizi merak ediyorum...

Selamlar... Saygılar...

Not: Yazarı tabiî ki ve ne yazık ki ben değilim, sayın forum yönetimi izin verirse -ki, izin vermezse adresini yazmam tabi ki- yazıların yayınlandığı derginin adını yazarım... Gerçi google dan aramak da bir çözüm

Büyük Doðu

Büyük Doğucu”luktan “Vahşi Batıcı”lığa çark edenlerle, Talabani-Barzani bozgunculuğunun maşalarının yuvalandığı AKP adlı örgütün kapatılması konusu, nasıl ki, sahte kutuplaşma tuzağına düşmeden;

“Sadece AKP adlı örgütü ve üstelik ‘laiklik ilkesi’ bahanesiyle kapatmak, hem eksik hem de sahte kutuplaşmayı kışkırtıcı yanlış bir adımdır. AKP ile birlikte sorumluluğu bulunan diğer partileri de Anadolu’yu Terörist Amerikan Sömürgeciliği’ne 50’lerden bu yana kullandığı bir saldırı üssü olarak tahsis etmek ve önce Allah’ın sonra milletin olan mülkü, 80’lerden bu yana ‘özelleştirme’ adı altında yağmalatmak suçlarından yargılanmak üzere kapatmak gerekir. Hatta ABD’ye ‘Tanrı’ gözüyle bakan, ehliyetsiz, iradesiz bir takım kara cahil sapkın tiplerin doldurduğu Dingonun ahırına dönmüş ‘meclis’in feshi elzemdir.” şeklinde değerlendirdiyseniz; Perinçek’in, Selçuk’un, Alemdaroğlu’nun Fetullah-Talabani-Barzani Terör Örgütü(*) tarafından sorgulanmasını da aynı şekilde değerlendirip, düşmanın sahte kutuplaşma tuzağına düşmeyeceksiniz.

Düşman medyası, kamuoyunda “başörtüsüyle ilgili şu veya bu sebeple menfî tutum sahibi olmakla birlikte, iç ihanet şebekelerine ve AB-D sömürgeciliğine şu veya bu derecede tavır alabilen kurum ve kişiler” olarak bilinen hangi kurum ve kişilere “vatansever hırsızlar”... “darbeci kemalistler”... “ulusalcı çeteler”... olarak saldırıyorsa, bilinmelidir ki, asıl maksadı türban-mürban olmayıp, hedef aldığı kurum ve kişilerin türbanla ilgili menfî görüşleri üzerinden “vatan”, “vatanseverlik”, “tam bağımsızlık”, “İstiklâl Savaşı”, “Ergenekon Destanı” gibi müsbet kavramları, ortak hafızadaki birleştirici tarihi dayanak noktalarını yıpratmak suretiyle her kesimden samimi vatanseverleri vurmaktır.

Dikkat gerektiren bir husus; inandırıcı olabilmek adına, daha doğrusu zihinleri adamakıllı karıştırabilmek için, son hadisede olduğu gibi “örtünmeyle ilgili menfî görüşlerinden ziyade, AB-D sömürgeciliğine karşı istiklâlci görüşleri ön plânda bulunanlarla; istiklâlci lâfzından ziyade, sahte kutuplaşmayı azdırıcı abartılı ‘laiklik’ vurgusu yapan kişileri” yanyana getirmeleri... Elbette mukaddesatçı hisleri şekil tarafından okşayıcı ve ‘iyi kürtçülük’ Talabani ve Barzaniciliği kollayıcı bir üslupla.

Bunlar şöyle düşünürler;

“Türklerin Ermenilere soykırım uyguladığını ne güzel kabul edip rahatlayacaktık ki, Perinçek çomak soktu, Perinçek’i Alemdaroğlu’yla yanyana getirelim de gününü görsün. Gerçi Alemdaroğlu da Yunanlı kardeşlerimize dil uzattı, ‘İstiklâl Savaşı’ndan bahsetti ama, ‘başörtüsü düşmanı Alemdaroğlu’ görüntüsü çok daha keskin. Altan biraderler de bir başladı mı, tamamdır. Yahu biz ne şeytan herifleriz, ne dehşet psikolojik savaş ustalarıyız; aşk olsun bize!”

Demek ki, “vatan sevmez liberal çapulculuğun” borazanı yayın organlarından “Bertaraf Gazetesi”nde Türk insanına vatanın bir çift kadın memesine satılabilir bir nesne olduğunu propaganda eden “Çağdaş Ali Kemal” A. Altan adlı görevli unsur, “darbeci kemalistlerin kökü kazınacak” diye bağırdığında; bağırtıdaki “darbeci kemalist” tabirini “siyasi iktidarı fetih için İstiklâl Savaşı vermeye hazır samimi vatansever” olarak anlayacağız.

“Bir yanda Fetullahçılar diğer yanda aşırı milliyetçiler arasında bir mücadele”den bahsedenler yanılmakta. Bir yanda sadece Fetullahçılar olmadığı gibi, bir İstiklâl Savaşı, o savaşı verenleri “aşırı milliyetçi” olarak yaftalayıp, kenardan “tarafsız milliyetçi” olarak film seyreder gibi seyretmekle yetinilecek bir savaş değildir; “tarafsız milliyetçi” olmaz Nihat Genç yanlış biliyor.

Kesin hesaplaşma, Büyük Doğu topraklarını yüzyılın başında “demokratik sömürgeleştirme” saldırısı başlatan AB-D sömürgeciliği ve onun her kesimden kuklalarıyla; her kesimden samimi vatanperverler arasında.

(*) Fetullah-Talabani-Barzani’nin yanına savaş suçlusu Bush-Balair-Tayyip isimlerini eklerseniz, ortaya düşman medyasında “Çok Uluslu Koalisyon”, “Çok Uluslu Koalisyon Gücü” ve benzeri adlarla kamufle edilerek propagandası yapılan, bildirileri yayınlanan “Çok Uluslu Terör Örgütü” çıkar.
Papa’yla Fetullah, diyalogcu “Çok Uluslu Terör Örgütü”nün “Ruhani Liderleri”

27 MART 2008


****

Selâm ile...

Büyük Doğu topraklarında “darbe” üstüne “darbe” yiyerek dünya ölçeğinde çözülmeye başlayan “Çok Uluslu Terör Örgütü”nün Türkiye kolu “Fethullah-Talabani-Barzani Terör Örgütü\”nün saldırıları, adı geçen örgütün elebaşlarından G. Bush adlı şahsın teşvik ve telkinleriyle millici Perinçek ve İşçi Partisi üzerinde yoğunlaşıyor. Saldırının ilk günlerinde zihinleri bulandırmak, tereddüt uyandırmak için dahil edilen diğerlerinin görüntüleri yavaş yavaş silinirken; fotoğraf karesinde AB-D sömürgeciliğinin \”küçük ortadoğu projesi\”ni yere çarpan, Ermeni soykırımı yalanına karşı kararlı bir mücadele ortaya koyan ve insanlarımızın zihinlerinde \”özelleştirme\” adıyla meşru kılınmaya çabalanan vatan yağmacılığını reddeden, Çanakkale Ruhu\’yla silâhlı kurum ve kişilikler ön plâna çıkmaya başladı.

Terörist batı sömürgeciliğine karşı topyekün İstiklâl Savaşı verip tam bağımsızlığın kazanılması görevini; biri sadece \”lâiklik ilkesini muhafaza\”, diğeri sadece \”lâiklik ilkesine güya karşı olma\” bahanesiyle birbirleriyle yıllardır güya dalaşmak suretiyle insanlarımızın enerjisini ziyan ederek gürültüye getiren sahte kutuplaşmanın her iki kutupçuğundaki \”güya düşman kardeşler\”in ağzında hep aynı sakız;

\”Efendim yüzde 47 oy almış AKP\’yi kapatmak, darbe yapmak millet iradesini hiçe saymaktır\”. Her kesimden samimi vatanseverlerin, vatansever mücahitlerin, düşmanı topraklarımızdan sürüp çıkaracak bir İstiklâl Savaşı\’nı başarmak üzere görevi ele alacak olması millet iradesini hiçe saymak oluyor da; aynı düşmanın Irak\’a yönelik 2003 Saldırısı\’na milletimizin yüzde 90\’ı karşı olduğu halde \”tezkere paçavrası\”nı meclisten geçirmeye çalışmak, yabancı düşmanla gizli anlaşmalar yapmak, Kuran ayetlerine sansür uygulamak, Gelibolu yarımadasını âdeta düşmana terk etmek ve Irak Devleti\’ni sırtından hançerleyen kuklaları Çankayalarda ağırlamak mı millet iradesini dikkate almak oluyor?

Yüzde 53\’ün farklı partilere dağılmış olmasıyla değişmeyecek bir gerçek; farklı partilere bölünmüş olsa da, ülkeyi AKP\’nin yönetmesine karşı olmakta birleşenlerin oranı olarak yüzde 53 rakamı, ülkeyi AKP\’nin yönetmesinden yana olanların yüzde 47\’sinden besbelli ki büyüktür.

Hem öyle \”makarnadan millet iradesi\” filan olmaz.
Dolayısıyla telâşa gerek yok; o sesler, her kesimden samimi vatanseverlerin, Mücahit Silâhlı Kuvvetlerin İstiklâl Savaşımızın Irak ve Afganistan Cephelerinde düşmana indirdiği “darbe”lerden geliyor. O “darbe sesleri”nden korkacak olanlar elbette sizler değilsiniz; kopacak çıngardan bırakınız Çandarları, Çongarları, Birandları, Altanlarıyla, sahte kutuplaşmanın her iki kutupçuğundaki borazanlar; vatansevmez Bertaraf Gazetesi, sahte mukaddesatçı Yeni Şafak, Vakit, palavradan Atatürkçü Cumhuriyet Gazetesi ve diğerleri korksun; bırakınız 1915 Çanakkale Kara Savaşları\’nın yıl dönümü yaklaştıkça; “Bu yıl bizi de dedelerimiz gibi bir \’darbe\’de denize dökmesinler?” diye telâşlanan Anzak soyunun ödü patlasın.

Zihinlerinizi gerçek hayatta asla mevcut olmayan \”mutlak kötü darbe\”yle, \”mutlak iyi şekli demokrasi\” saplantısından arındıracaksınız

03 NİSAN 2008




***



Selâm ile...

Sözü, \”Zihinlerinizi gerçek hayatta asla mevcut olmayan \’mutlak kötü darbe\’yle, \’mutlak iyi şekli demokrasi\’ saplantısından arındıracaksınız\” cümlesinde bırakmıştık. Arındırdınız mı?

Fakat bazılarınız bu saplantıdan arınmanın önemini anlamış gözükmüyor.

\”AKP\’nin her kesimden işbirlikçilerin yuvalandığı bir parti olduğunu, sadece lâiklik ilkesinin korunması bahanesiyle kapatılmasının yanlış olacağını biz de biliyoruz; bu yanlışlık yapılırsa daha büyük bir oy oranıyla geri dönerler\” dedikten sonra, \”O halde darbeyle olmaz\” sonucuna varırsanız; düşmanın \”Büyük Doğu\” adının müspet çağrışımını tasarrufuna alma hesabıyla atik davranıp \”Büyük Ortadoğu Projesi\” adıyla propaganda ettiği \”küçük ortadoğu projesi\”ni; bir kutupçuğu sadece lâiklik ilkesini güya muhafaza etme, diğeri güya karşı olma bahanesiyle birbirleriyle yıllardır kavga ederek, bir yandan \”smokinleyip\” diğer yandan \”türbanlayan\” sahte kutuplaşma tuzağına yuvarlanırsınız.

Düşmanın işine yarayacak olan \”darbe\”, her kesimden samimi vatanseverleri tasfiye edip uygun şartları oluşturduktan sonra bir \”seçim tiyatrosu\”yla daha büyük bir oy oranıyla sahneye sürmek üzere kukla örgütlerden \”sadece AKP adlı örgütü ve üstelik sadece lâiklik ilkesini muhafaza etme bahanesiyle\” kapatmaktan ibaret bir \”darbe\”dir. Vatansevmez liberal çapulculuk böyle \”şiir gibi bir darbe\”yle yakayı kurtarabileceği gibi; \”Efendim, vatana ihanet suçları işlediklerini biliyoruz ama, bir darbe maalesef AKP\’nin işine yarar\” cinsinden bir \”şekli demokrasicilik\” tekerlemesiyle de iktidarını koruyabilir.

\”Büyük Doğucu\”luktan \”Vahşi Batıcı\”lığa çark eden \”küçük doğucu\”larla, Talabani, Barzani maşalarının yuvalandığı \”şemsiye örgüt\” AKP\’yi, sömürgeciliğin saldırısında sorumluluğu bulunan bütün parti ve örgütlerle birlikte;

-batının zorladığı \”şekli demokrasi tiyatrosu\”na bir daha dönmemek;

-vaktin siyasilerinin M. Kemal\’in ölüm döşeğindeki vasiyetini hiçe sayarak vatanımızı saldırılarına tahsis ettikleri taşeron terör örgütü NATO\’dan çıkma kararı alıp, bu kararın icabını geniş halk kitlelerini seferber etmek suretiyle vatan sathındaki bütün işgal-terör üslerini mühürleyerek yerine getirmek;

-ve güya tam üye olabilmek için \”uyum sağlamak, ayak uydurmak\” adı altında AB\’ye parçalanmaktan vazgeçmek şartıyla kapatırsanız; bu hareket, ruh itibarıyla \”ordu-millet\” olan Türk milletinin siviliyle-askeriyle düşmana indirdiği \”destan gibi\” bir \”darbe\” olur ki; indirilen bu \”darbe\”yi, \”darbe\” deyince bazılarınızın zihinlerinde liberal çapulcu propagandayla çizilmiş menfi suret ve kavramları canlanan \”darbe\”lerle karıştırmamak lâzım.

\”Şekli demokrasi\” hem batıda hem doğuda kitlelelerin afyonudur.

10 NİSAN 2008


***

Selâm ile...

Mevcut liberal çapulcu vatansevmez rejimin kaçınılmaz dağılışını durduramayacaklarını bildikleri hâlde, “vatanseverlerin akıllarını karıştırabilirsek belki önleyebiliriz” düşüncesiyle işbirliği yapan sahte kutuplaşmanın her iki kutupçuğunun bu maksatla oynadıkları oyunu ve paylaştıkları rollerin özelliklerini; gelişecek hâdiseleri değerlendirirken göz önünde bulundurmayı hiç unutmamak üzere iyi anlamak lâzım.

Büyük Doğu topraklarından bir daha dönmemek üzere defolacağını farkında olmaktan kaynaklanan çaresiz bir küstahlıkla, Türk’ün yola koyuluş destanı “Ergenekon”a saldırmaktan hayâ etmeyen sömürgeci düşman tarafından sahnelenen bu oyun; her kesimden sapına kadar samimi vatanseverlere, enerjilerini liberal çapulcu kukla rejim yerine, eksik hassasiyetlerle lâiklik ekseninde bölünüp birbirlerine yönelterek ziyan ettirme oyunu.

Kutupçuklardan birinin rolü, “sadece lâiklik ilkesini muhafaza etmeyi bahane eden” bir hassasiyet üzerine kurulmuşken; AKP adlı örgütün kapatılmasını, bu rolün icabı olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığına sahip çıktığı zannını uyandıracak bir dille, sadece lâiklik ilkesini güya muhafaza bahanesiyle ve “demokratik rejimin korunması” adına isterken; diğer kutup rolünü, “laiklik ilkesine güya karşı olan” bir dille oynuyor; AKP adlı örgüte dokunulmamasını, bu rolün icabı olarak mukaddesatçı hisleri okşayan, hatta “keseleyen” bir dille ve yine “demokratik rejimin korunması” adına istiyor.

Sık sık kullandıkları “demokratik rejimin korunması” tabirindeki “demokratik rejim”, “şeklî demokrasinin paçayı kurtaracağı” umuduyla sahneledikleri bu oyunda “liberal çapulcu rejim”i örtüleyen kod adı.

Mevcut liberal çapulcu statükoyu korumakla görevli kutupçukların şu meşhur “darbe mi, demokrasi mi” tekerlemesiyle devam edelim; biri “yönetime gelme”, diğeri “yönetme biçimi” olan “darbe” ve “şeklî demokrasi” arasında birinin diğerine tercih edilebileceği cinsten bir ilişki kurmak dile aykırıdır.

Patlak veren bir “yönetme krizi”ni rejim içinde aşmak amacıyla yönetime gelmek için gerçekleştirilen “rejim içi darbe”lerle, mevcut statükoyu dayandığı dış ittifaklarıyla birlikte berhava etmek üzere yönetime gelmek için devrim hareketlerince gerçekleştirilen “yönetime el konulan ân olarak darbeler”i birbirine karıştırmamak gerekir.

Fakat “yönetme krizi”ni ister ideolojik çerçevesine ve dış ittifaklarına bağlı kalarak rejime bir çeki-düzen verip, statükoyu korumak üzere aşmak maksadıyla gerçekleştirilmiş olsun; isterse ideolojik çerçeveyi değiştirmek veya “ihanete uğrayan ideolojik çerçeveyi” yeniden tesis ederek mevcut statükoya son verip meseleyi kökünden halletmek maksadıyla gerçekleştirilmiş olsun, her iki durumda da “yönetime el koyma”nın adı darbedir. Görüntüsü üniformalı veya sivil, fark etmez.

Meselâ, “Sömürgeci Terörist Ülkeler Listesi”nin ilk iki sırasını paylaşan ABD ve İngiltere’nin ele başlığını yaptığı “Çok Uluslu Terör Örgütü”nün 2003 yılı 20 Mart’ında Irak’a saldırıp, görev başındaki millîci mücahid vatansever yönetime karşı, ülke içindeki vatan hainlerini kullanarak “dış destekli liberal çapulcu bir karşı-devrim darbesi” düzenlemeden evvel; ona bu saldırı esnasında ve sonrasında hiçbir zorluk çıkarmayıp yardım edecek sallabaş unsurlardan kurulu AKP adlı örgütü bir “seçim tiyatrosu”yla yönetime getirme üzere, örgütün Türkiye-Irak kolu olan Fethullah-Talabani-Barzani Terör Örgütü’ne bağlı Turuncu Kafalı düşman medyasını seferber ederek vaktin koalisyon hükümetini paramparça etmesi, basbayağı rejim içi bir darbeydi.

Kötülüğü, iyiliği darbeyle yönetime gelenlerin yaptıklarında arayacaksınız.

17 NİSAN 2008



Büyük Doðu

***

Selâm ile...

“Yönetime gelme biçimi” olarak darbeleri;

-mevcut statükoyu dayandığı dış ittifaklarla birlikte korumak maksadı güden rejim içi darbeler

-ideolojik çerçeveyi değiştirmek ya da “ihanete uğrayan ideolojik çerçeveyi” yeniden tesis ederek mevcut statükoya son verip “meseleyi” kökünden halletmek için gerçekleştirilen darbeler olarak ikiye ayırdıktan sonra, “rejim içi darbe”ye bir misal vermiş; turuncu kafalı düşman medyasının bütün bir 2002 yılı boyunca kampanyalarla seferber olup vaktin koalisyon hükümetini parçalamasının, aslında “Çok Uluslu Terör Örgütü”nün 2003 yılı Mart ayında Irak’ta “dış destekli liberal çapulcu bir karşı-devrimci darbe” düzenlemeden evvel, bu saldırı sırasında ve sonrasında kendisine zorluk çıkarmasından kuşkulandığı vaktin koalisyon hükümetini yıkıp, yerine AKP adlı paravan örgütü getirmek üzere tertiplediği bir “rejim içi darbe” olduğunu” hatırlatmıştık.

G.Bush adlı “sömürgeci başı”nın 2000 yılında yapılan başkanlık seçimlerini “kaybettiği halde kazanmış sayılması”da, hem Afganistan’da, hem Irak’ta tezgâhlamak için fırsat ve bahane kolladığı “darbeleri”, ABD başkanı sıfatıyla mutlaka onaylayıp, sürdürecek bir kuklaya ihtiyaç duyan aynı “Çok Uluslu Terör Örgütü”nün tertiplediği yine bir “rejim içi darbe”dir.

Keza, Büyük Doğu tarihine tıpkı eski Cumhurbaşkanı T.Özal gibi, “önce Allah’ın sonra milletin olan mülkün kapılarını asrın başından bu yana fırsat ve bahane kollayan ‘Vahşi Batı’nın yağmasına açarak milletini korkunç bir yoksullaşma ve köleleşme sürecine sokan adam” olarak geçen eski Rus Devlet Başkanı Yeltsin’in o zamanki mevcut anayasaya aykırı kararnameler çıkarmasına ve turuncu kafalı Rus sallabaşı Yegor Gaydar’ı Başbakan yapmasına izin vermeyerek Rus Devleti’nin kuklalaşmasına “bir dur demek için”, üyelerinin büyük bir bölümü Rus milletiyle birlikte ayağa kalkan o zamanki Rusya Meclisi’nin* 1993 yılı Ekim ayında yıkılması da...

Üyelerinin önemli bir bölümü, “demokratikleşme, batıya ayak uydurma, reformlarla dışa açılma” adı altında Rus insanının ruhundan edildiğini görüp, istiklâlci bir hissiyatla tutum alan o meclise saldıranlar, kısa adıyla ÇUTÖ (Çok Uluslu Terör Örgütü) olarak bilinen aynı ahtapotun desteklediği liberal çapulcu iş birlikçiler ve kimi kandırılmış unsurlardı.

“Şekli demokrasi”nin, daha açık ifadeyle, adı “demokrasi” ya da “batı tipi demokrasi” olarak konulan bir “şekilciliğin” bütün ülkelerin ve milletlerin kabul etmekle yükümlü tutuldukları evrensel bir din ilân olunduğu bir “dünya”da; “darbe” kavramının içi bu “din”in meczuplarınca öylesine boşaltılıp, anlamı o derece menfileştirilmiştir ki; meselâ Yeltsin’in tezgâhladığı darbe, mevcut statükoyu dayandığı dış ittifaklarla birlikte korumak maksadı güden rejim içi bir darbe olduğu halde, sırf “şekil” incinmesin “korunmuş” olsun diye “darbe”nin adı “darbe” olarak pek ifade olunmaz;

Bir yönetime gelme biçimi olarak darbeler, şüphesiz sadece devrim hareketleri tarafından değil; karşı-devrimler tarafından da gerçekleştirilir. Fakat bir “darbe”nin, müspet bir anlam yüklenen bir devrim hareketinin mi, yoksa menfi bir reaksiyonu temsil eden bir karşı-devrimin mi eseri olduğu; hem darbeyi yiyen rejimin, hem darbeyi indirenlerin, hem de iki tarafın nitelik değerlendirmesini yapacak olanların, hangi inanışın dünya görüşüne bağlı olduklarına göre değişiklik arzeder.

“Yeltsin’in darbesi”, her kesimden samimi vatanseverlerin, vatan mücahitlerinin nazarında haklı ve doğru bir tespit olarak liberal çapulcu bir darbedir; ama kıvrımları “Türk’e Türk değil, Amerikan propagandası yapan turuncu borazanların gazıyla zehirlenmiş bir zihniyetin sahibiyseniz, o darbeyi “reform önerilerini ve yönetim değişikliklerini engellemeye çalışan hantal-bürokrat-baskıcı Parlamentodan Rus halkını özgürleştirme hareketi” olarak görürsünüz. Gördürülürsünüz...

Yaşanılan “şuur zıplaması”, “zihin değişikliği”ni göremez ve “ayak uyduramazsanız”; meseleleri bugüne kadar çözemeyen “statükocu” bir “dil”le çözmekte ısrar ederseniz varacağınız yer “kahrolsun Amerika, zalim Saddam” edebiyatını yapanların yanı olacaktır.

Hakikatinde, Küçük Ortadoğu Projesine taraftar Küçük Doğuculara karşı olan bütün anti-emperyalistler Büyük Doğucudur. Bu hakikat his hâlinde yaşanmazsa bilgi olarak da hiçbir kıymeti yoktur.

*Duvarında “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” ibaresi yazılı Ankara’daki “Meclis” binasını dolduran zevatın ise; Rus vekillerin Rusya’nın turuncu sömürgeleştirilmesine karşı seslerini yükselttikleri o günlerde, aynı “Uluslararası Terör Örgütü”nün Irak Devleti’ni yıkmak için tertiplediği 17 Ocak 91 Saldırısı başarısızlıkla sonuçlanır sonuçlanmaz; zamanın Cumhurbaşkanı T.Özal’ın, Talabani ve Barzani’yle beraber ön ayak olmasıyla, “Kuzey Irak nüfusunu koruma” adı altında “Irak’ın kuzeyini Irak Devleti’nin hükümranlığından koparma, ülkeyi etnik köken ve mezhep temelinde parçalayıp, kukla beyliklere bölme görevi”yle Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilindeki Silopi’ye “çekiç güç” kod adıyla yerleşen Amerikalı işgalcilerin işgal süresini her 6 ayda bir oylama yoluyla “demokratik biçimde” uzatarak “demokratik rejimi korumakla” meşgul olduklarını hatırlamak lâzımdır.
24 NİSAN 2008



***

Selâm ile...

“Çay arası” vermek için neredeyse darbe yapmayı göze almış bir hâliniz var; “münasip değildir” diyemem ama evvela sözü tamamlamalı...

“... Ergenekon Saldırısı’nı tezgâhlayan Türk düşmanı vatan-sevmez turuncu borazanların gazıyla zehirlenmiş bir zihniyetin sahibiyseniz, ‘Vahşi Batıcı’lığın 93 yılı sonbaharında Rusya’da gerçekleştirdiği darbeyi, ‘reform önerilerini ve yönetim değişikliklerini engellemeye çalışan hantal-bürokrat-baskıcı -hatta darbeci eğilimler barındıran- Parlamentodan Rus halkını özgürleştirme hareketi’ olarak görürsünüz. Gördürülürsünüz” demiştik.

İnsanları böyle gördüren “o taraf”ın borazanları;

“haksızlık etmeyin, biz sadece ‘Parlamentonun fesh edilmesiyle Rus halkı aslında reform önerilerini ve yönetim değişikliklerini engellemeye çalışan hantal-bürokrat ve baskıcı –hatta darbeci eğilimler barındıran bir parlamentodan özgürleşmiş oldu’ dedik. Meclisin yerle bir edilmesini hiçbir zaman açıkça onaylamadık; çünkü biz demokratız, her çeşit darbeye karşıyız; sandığa inanıyoruz” diye itirazda bulunuyorlar.

İçimizden bazıları da;

“Peki ya her çeşit darbeye gerçekten karşıysalar? Bu insanlar darbe yönetimini benimsemeden bazı demokratik kazanımları savunuyor olamazlar mı?” diye turuncu turuncu soruyor.

Elbette olabilir, niçin olmasın... Ancak bu takdirde “hem her çeşit darbeye karşı olmak, hem de bazı darbelerin sonuçlarını “her çeşit darbeye karşı olma prensibinden kıl kadar olsun ayrılmış sayılmamak” kaydıyla benimseyip savunabilmek için “o her çeşit darbeleri” şöylece ikiye ayırma mecburiyeti doğuyor.

a- Ya Özal, Yeltsin ve benzeri misâllerde olduğu üzere, batı uygarlığının tek doğru ve evrensel bir uygarlık olduğuna iman etmiş; evin/vatanın kapılarını sömürgeci karar merkezlerinin “küçük doğu projesi” adıyla bilinen “demokratik sömürgeleştirme” maksatlı siyasî-iktisadî-askerî-kültürel taleplerine ardına kadar açmakta tam itaatkâr kadroların yolunu temizleyip, yönetimde tutmak; yada Irak, Afganistan, Yugoslavya hatta Ukrayna, Gürcistan ve benzeri birçok misâl olduğu üzere batı uygarlığının tek doğru evrensel bir uygarlık olduğunu kimisi hiç, kimisi yeterince benimsemeyen evin/vatanın kapılarını liberal çapulculuğa açmamakta kararlı samimi vatansever kadroları yönetimden uzaklaştırmak için, bazen açık güç kullanımıyla, bazen “seçim” yoluyla gerçekleştirilen karşı-devrimci darbeler.

Bu darbeler, yönetime gelme biçimi olarak elbette “kötü” kabul edilmekle birlikte, maksatları ve demokratik kazanımları “iyi” oldukları için “iyi-kötü darbeler” sayılıyor.

“O taraf”ın zihinlere “turuncu devrim” adıyla propaganda ettiği darbeler işte bu “iyi-kötü darbeler”dir.

b- Yakın tarih itibariyle, 1922 “Anadolu Darbesi”, 68 BAAS Darbesi, 60’ların başında Küba, 90’larda Venezuella, bugünlerde BBC, CNN gibi “yalan makineleri”nin psikolojik savaş yürüttüğü Zimbabwe ve benzeri birçok misâlde olduğu gibi, sömürgeci düşmanı kovup, evin/vatanın ardına kadar yağmaya açılmış kapılarını kapatarak önce Allah’ın sonra milletin olan mülkü, millîleştirme hamleleriyle yeniden milletine kazandıracak; kesim ayırımı yapmaksızın, işbirlikçi yiyici hainlerin yediklerini fitil fitil burunlarından çıkartacak vatansever kadroları yönetime getirmek üzere devrim hareketlerince kotarılmış darbeler.
Bu darbeleri, sadece yönetime gelme biçimi olarak değil, özellikle ve aslında millîcilik/ulusalcılık, İstiklâlcilik/tam bağımsızlıkçılık prensipleri ve de bu prensiplerle kazandırmaları “kötü” olduğu için “kötü-kötü darbeler” saymak gerekiyor.

“Bu nasıl şey” mi?

“Çok Uluslu Terör Örgütü”nün Irak’ın millîci-mücahit-vatansever yönetimi ve halkına yönelik, gerek 17 Ocak 91, gerekse 20 Mart 2003 tarihlerinde başlattığı açık saldırıları, “Her çeşit savaşa, her çeşit şiddete karşı çıkan “anti-militarist” insanlar olduğumuz için açıkça ‘saldır’ diyemiyoruz, sen saldırıp devrimine bak” anlamında, “Saldırıya karşıyız ama Saddam Hüseyin yönetimini de hiç mi hiç desteklemiyoruz haa!” demek suretiyle, açıkça “destekliyorum” demeden destekleyip, yine de desteklemiş sayılmamak gibi bir şey.

Buna mantık disiplinine turuncu tecavüz diyoruz. Mantığın kötü yola düşmesi...

Kaldı ki bir de “bu taraf” var. Bu taraftan bazıları da, haklı olarak;

“İleride bize haksızlık etmeyin diye şimdiden söylemiş olalım; meclisin bir darbeyle yerle bir edilmesini... demeyelim de, liberal çapulcu statükoyla birlikte varlığının ‘bu haliyle’ sona erecek olmasını, “Türk Milletinin aslında istiklâlci-reform önerileri ve yönetim değişikliklerini engellemeye çalışan laçka, şipşakçı teknokrat –hatta renk renk mini minnacık idareciklere bölünme eğilimleri barındıran- bir meclisten kurtulması olarak göreceğimizi” şimdiden söyleyip, niçin hâlâ ve pekâla darbe karşıtı demokrat sayılmamız mümkün olmasın?” diye sorabilir.

1 MAYIS 2008

deniz

Eski yazıları karışıtırıken denk geldim. Anladığım kadarıyla IBDA-C ci birisi tarafından yazılmış Enteresan fikirleri var.

Üstteki yazıyı internette BARAN Dergisi 69. Sayısı Önsözü olarak karşıma çıktı. https://anadoluhaber.blogspot.com/2008/05/baran-dergisi-69-say-kt.html

IBDA-C hakkında detaylı bilgilere buradan ulaşabilirisniz:

https://onedio.com/haber/dosya-ibda-c-ve-salih-mirzabeyoglu-na-dair-bilmedikleriniz-339825