18.07.19/06:51

Gırtlağımdaki vidanjör

Başlatan SefiL|SaH, 27.05.08/14:54

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

SefiL|SaH

27.05.08/14:54 Son düzenlenme: 27.05.08/16:02 SIFIR
Gırtlağımdaki vidanjör

Hayatta başınıza en kötü ne gelmiş olabilir ki ? bir kaç kere dayak yiyip üzerinizde sigara söndürülmüş,parmağınız kapıya sıkışıp tırnağınız düşmüş, annenizin babanızı dövüşüne tanık olmuş,çocukken tacize uğramış,en sevdiğiniz hayvan öldürülmüş bağırsakları kafasına dolanmış, oral sex’e zorlanmış, iç çamaşırlarınıza geceden kalma spermler bırakılmış yada grup sex partisinde makatınız da bisexsüelliği hissetmiş olabilirsiniz.Yani tüm homosapiens acılarınız damaklarınızda tortu bırakmış olabilir...

İNTİHAR.... Marihuana’nın verdiği dünyadan mahrum bırakmak kendini ya da halissünasyonların bitişi.

Şehrinizde ki en yüksek binayı seçip çıkmışsınız tepesine,ayaklarınız ölüme değiyor. Kararsızlık,endişe,öfke,kin yapışmış gırtlağınıza yutkunamıyorsunuz. Tüm canlı yayınlar da siz varsınız,hayatta hiç olmadığınız kadar popülersiniz. Acaba aşağıya indiğimde bir velet imzalı fotoğraf ister mi benden ya da yalvarır mı cesetime ; bir fotoğraf çekilebilmek için sorusu içimde... Ölmenin de bir stili olmalı ; kafalama atlayıp beynimi patlatmalıyım ki her parçam birinin üstüne sıçralamalı. İnsanlar bana üzülmeyi düşünmeden önce kusmalı heryere. Benim gibi ölümüm de mide bulandırmalı... Yo yo yo! aşağıda ki juri üyelerinden tam puan almalıyım,birincilik bende kalmalı ve en ünlü ölü olmalıyım...

Ya da hiç konuşmadan inmeliyim aşağıya,arka kapıdan kaçmalıyım. Yangın merdivenini ilk defa paniksiz bir iş için kullanmalıyım, ve o kadar dikkatli atmalıyım ki adımlarımı, her bir basamakta bir o kadar korkmalıyım ölümden. Beni kimsenin tanımayacağı yerlere kaçmalıyım,iyi bir iş bulmalı ; lunaparkda ki baloncu olmalı ve herkese gülümsemeliyim.Evlenmeliyim,o kadar mutlu olmalıyım ki herkes fısıltıyla benden bahsetmeli...
Arkamda birini hissediyorum ; nefesi karıştırıyor tüm intihar renklerimi ve bir gülümseme beliriyor suratında. Yangın merdivenini arıyor gözlerim,yanıma oturmasına izin veriyorum. En güzel dumanı göğüs kafeslerime doldururken dalıyorum mahrumiyetsizliğime... Gülüyor ve İTİYOR !

DÜŞÜŞ BAŞLIYOR...

ŞERİT BİR

“Ben içimdeki kötülükle doğdum. Katil olduğum gerçeğinin önüne geçemiyordum; tıpkı bir ozanın ilhamını bastıramayıp şarkı söylemesi gibi.. Dünyaya gözlerimi açtığım yatağın yanında şeytan benim arkadaşım olarak beklemekteydi ve o günden beri benimle beraber.”
Dr.Henry Howard Holmes


Annem ile babamın konuşmalarını merdivenlerin sonuna oturmuş dinliyordum ; "uzak bir yerlere göndermeliyiz bu çocuğu. Annanesinin yanına mesela,yeni arkadaşlıklar edinmeli, başka bir çevre çözüm olabilir düzelmesine..." "Bu yaşta piskoloğa götürmeye utanıyorum" demişti geçenlerde annem, telefonda bir arkadaşına. Neyim vardı ki benim ? yaşıtlarım gibi yaşamıyordum sadece,onlarla moronların buldukları oyunları oynayıp gülmüyor,ağlamıyordum. Mesela saklambaç oynamaya hiç ihtiyaç duymuyordum,zaten hiç farkedilmiyordum.Onlar kan görmeye dayanamazken ben haşarelere otopsi yapıyor ve tüm organlarını onlar için yaptığım ufak laboratuarımda ki kavonozlara koyuyordum.,Çok seyrek zamanlarda arkadaş edinebiliyordum fakat aileleri bir yaratıkmışımcasına uzaklaştırıyolardı benden.Yaşıtlarımın aksine aptal çocuk dergileri yerine pornografik yayınlara bakmak daha haz vericiydi benim için.Micky mouse’un maceralarındansa samantha fox’un göğüüsleri daha heyacanlıydı.Hannibal Lecters yakalanmamalıydı hiç!Ve hiçbirşey ayıp olmamalıydı... Ablamın fahişeliğine ortak olup,gece yarısı tüm erkeklerine kapıyı ben açıyordum,paranın yarısı benim oluyordu. Bazen, paramı ablamı yatakta seyretmek için kendisine veriyordum.Babamın kütüphanesinde saatlerimi geçiriyor,tüm ansiklopedileri karıştırıyor ve cilt cilt onları ezberlemeye çalışıyordum.Akşam yemeklerini yatağımın altında parmağımı emerek geçiriyor ve kimse paylaşmak istemeyeceği için mutlu oluyordum.Şunu soruyordum kendime ; şu insanlar ne zaman büyüyecek ?

Sekiz yaşıma annamemin çatı katında ki odasında tek başıma duvarları yumruklayıp, çıkar beni buradan sürtük diyerek girdim. İki günden beri o odada tek başıma kafayı yemek üzereydim. Annanemin ceza anlayışına göre bir asır orada kalmalıymışım ama aklım ermediği için yaptığım bir hatadan dolayı iki günlük bir ceza yetermiş bana. ( Annemin neden bir manyak olduğu artık çok karmaşık gelmiyordu ) Bunu elinde kocasının kendisini terbiye ederken kullandığı kayışı sallarken söylüyordu.Bundan korktuğumu sanarak sesini daha da kalınlaştırıp hızla konuşuyordu. " Paralar,bu paralar, söyle çabuk piç kurusu nerden geldi bunlar? "
O dar ve küstah kafası, hırsızlık yaptığımı söylüyordu kendisine. Aklınca okulda herkes tenefüsteyken ben onların çantalarından araklamıştım.Ya da daha büyük bir suça ortak olmuşta olabilirdim. O üstüme geldikçe ben daha fazla susuyor ve ağzımı o kadar sıkı kapatıyordum ki dişlerimin arasından süzülen kan tat veriyordu susmama. Bir an içimden onu bahçeye çıkarıp,ayaklarına beton döküp sabitlemek,boynuna sağlam bir misina dolamak ve misinayi bir beygire bağlamak geçiyordu..
Sonra ne mi olacaktı? Dedemin nalbant atölyesine gidip, nalı ateşe vericektim ve bir kor halindeyken beygirin kıçına basacaktım. Kaç kişi bu şekilde bir ölüme şahit olabilirdi ki. Acaba kopmuş kafasını kızgın saça basıp kafasız bedenini kendisine mi göstermeliydim?
Beni uyandıran, bedenimde patlayan ilk kayış darbesinin verdiği haz oldu.Annanemin verdiği 7/24 işkence hizmeti benim ona karşı olan duyarlılığımı arttırıyordu. Sözde buraya iyileşmek için gönderilmiştim. KENDİMCE DAHA DA İYİLEŞİYORDUM ! Bir an durakladı. kayışı tutmaktan yorulan elini değiştirmek istedi. Ben yorulduğunu düşünüp bir an korktum Çünkü daha üst doruklara ulaşmalıydım.Alaycı bakışlarımı buruşuk bedenine dikip vahşetine devam etmesi için şunu sordum ;
Sahi annane büyükbabam seni niçin terk etti ?


ŞERİT İKİ

“Bana tepeden bakarsanız, bir aptal görürsünüz. Bana aşağıdan bakarsanız, tanrınızı görürsünüz. Bana tam karşımdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz”
Charles Manson

Gözlerimi açmalı mıyım açmamalı mıyım ? Günlerdir her sabah aynı konçerto ; .Mozart’ın La majör 23. Piyano Konçertosu ya da basitçe "KV. 488". En sevdiğim tını annanem sayesinde bir işkenceye dönüşmeye başladı. En mantıklısı Mozart’ın katili olmadan kendimi günün kollarına bırakmak. Niye her sabah kalktığında yüz yıkarsın ki ? Uykuda seni kirleten nedir ? Yoksa herkes de biraz automysophobia mı var? Hem bugün büyük bir gün. İlk defa sevdiğim bir oyunu okulda oynatacaklar, kurbağaya otopsi yapan ahmakları izleyeceğim. Böğürtülerine,acıma duygularına ve vücutlarının titremelerine tanık olup sessiz kahkahalar atacağım. Çabuk olup bir kurbağa yakalamalı ve okula gitmeliyim... Acaba daha büyük bir hayvan parçalamama izin verirler mi? Kurbağa çok sıradan benim için, Şaşırtıcı tek yanı tüm organlarını ayırdığın da kalbinin pıt pıt atmaya devam etmesi.Örneğin bir kokarca olabilirdi, onun kokmasına sebeb olan organı elime alır ve ona ; korkup koku salınacak bir durumun olmadığını anlatırdım...
Sınıfa girdiğim anda içimi acıma duygusu kaplamıştı ve içimde hiç cinayet isteği olmamasına rahmen iyi not alabilmek için katil olmak zorundaydım. Evet okulumda canlı bir organizmanın nasıl öldürüleceği öğretiliyordu bugün. Maestro ise öğretmenimdi. En şanslı olan benim kurbağamdı,profosyonel bir katilin elinde ustaca öldürülecekti ama bu acı çekmesine engel olmayacaktı tabi. Mezbaha da işler pek de iyi gitmiyordu. Kafasız kurbağalar sıraların üzerinde sağa sola zıplamaya başlamış kaçacak bir delik arıyorlardı.Çok eğleniyordum...Acemi katiller ilk işlerini ellerine yüzlerine bulaştırmıştı.Soğukkanlı hayvanların sıcakkanlı katliamı hala sürerken,maestro oturduğu yerden nasıl bir katil olduğunu anlatıyordu.Hiçbir acil servis kurtaramazdı artık onları,ambulansa gerek yoktu,kimse 911’i aramaya yeltenmiyordu. Kim katildi ve hangi yargıç yargılayabilirdi ki burdaki seri katilleri.İçimden bir an ; hey kermit failleri! hanginiz bu akşam Muppet show’u izleyebilecek diye bağırmak geldi.Acaba ben aynısını kermite yapabilir miydim ? Belki de ünlü bir kurbağayı katletmek zevkli olabilirdi. Miss piggy intikam için gelir miydi peşimden ? yoksa başka bir karaktere aşık olduğu senaryolara boyun eğmek zorunda mı kalırdı ?

Kaos ortamı devam ederken birden gözümün önünde beliren şey ile irkildim. Birisi parmağının üstünde ki kalbi gösterirken,aynı anda gözümün içine bakarak sinsi bir gülümsemeyle şunu söylüyordu ;

PIT PIT PIT ...

...


ŞERİT ÜÇ


VE onbir yaşımdaydım...
Annanem haftasonu göl kıyısında arkadaşları ile yapacağı kamp hazırlıklarını bitirmiş yola çıkarken, arkasından ben ve bana bakması için çağırdığı, iki blok ileride oturan arkadaşının kızı ile arkasından el sallıyorduk. İlk defa annanemden nefret etmemiştim. Bu kızı başıma dikmekle bütün cinsel arzularımı ayaklandırmış ve olası bütün ihtiraslarıma ön ayak olmuştu... Arkasından kapıyı kapatıp evde yalnızca ikimiz kalınca,aklımdan geçenleri okumaya başladım. Önce bir duş alacak ve yan komşumuzun bahçesinden çaldığım g-string’i kıçıma takacaktım.Ama daha önce ailemin sapık olduğunu söylemeli ve annanemin odasında ki vibratör çöplüğünü göstermeliydim ona. Ben hazırlanırken o vibratörleri kullanma talimatına göre kullanmalı ve böylelikle geceye hazırlık yapmalıydı.Daha fazla titreşim ve isteğe göre yapay kayganlaştırıcı.
Kapının çalması,toplu bir sex’in iniltilerinin habercisi gibiydi.Yoksa buda sürtüğünü eve mi çağırmıştı ? yoksa bana sadece izlemek mi düşecekti ? Mutfakdan geçerken kızın yemekleri nasıl yaptığını gördüm ; sanki, sebzeleri cinsel isteklerini tatmin eder gibi kesiyordu ve bıçağı yatak oyunlarından kalma bir ustalıkla yiyeceklerin üstünde gezdiriyordu. Kapıyı açtığımda David’in soluğu üzerimde, işlediği bir günahı çıkarıyordu sanki.Konuşmak için bir boşluk yakaladığında " çabuk bize gidelim" dedi ve arkasını dönüp koşmaya başladı...

David,tek arkadaşımdı. Annesi david’in doğumunda ölmüştü.Babası şehir dışında çalışan bir sigorta satıcısıydı ve eve ayda iki defa gelip ihtiyaçları karşılar sonra ortadan kaybolurdu.David’i zaman zaman karısının katili olarak görür ve bayılana kadar döver, zaman zaman ise karısının reelkarne hali olduğunu düşünüp onunla iyi geçinirdi. Yıllardan beri piskolojik tedavi görüyor ve düzenli olarak intihar teşebbüslerinde bulunuyordu. David, hayatını bir barda garsonluk yapan ablası ile birlikte geçiriyor ve sürekli insancıl yanlarını canlı tutabilmek için çabalıyordu. Bir tarafı babasının kendisini katil olarak görmesi yüzünden canileşmiş,bir tarafıda yine babasının kendisine bir kadının ruhunu barındırıyormuş gibi davrandığı için bisexsüel olmuştu... Katil zamanlarında genellikle suskun ve dalgın olur,insanlara bakıp ellerini ovuştururdu. Bu hali bazen o kadar uzun sürerdi ki, kendini kaybeder,dudaklarını ısırmaya kanatmaya başlardı. Onun bu durumuna şahit olmak, bir korku filminin son sahnesini seyretmek gibiydi.Bisexsüel hallerine rastlamak çok eğlenceli ve heyecan verici oluyordu.Bir anda nazikleşiyor, aksanını değiştiriyor ve fantazilerinden bahsetip ne kadar şehvetli olduğunu tüm erkeklere anlatacağını söylüyordu... Bir keresinde okul kantinin de ; " hey ! makatıma hepinizi sığdırabilirim" diye bağırmış ve okuldan üç gün uzaklaştırma cezası almıştı. Rehberlik öğretmeni babasını okula çağırmış, fakat babası onunla ilgilenmediğini söyleyip ablasını aramalarını istemişti. Ablasının da yapabilecek pek fazla birşeyi yoktu. Onun tek çaresi, benim beyin hücrelerimizi canlı tutan fikirlerimdi !

Arkasından koştum ama yetişemedim.Nefesim boynuma dolanmış,soluk soluğa durduğum yere diz çökmüş kendime gelmeyi bekliyordum... Ne yapmış olabilirdi ki ? Katil tarafı kana susayıp ablasını parçalara ayırmış ve benden yardım istemek için mi gelmişti eve. Suç ortağı olup onu gece yarısı bir çöp kontenyarına mı taşıyacaktık. Ya da gece mezarlığa gidip gömecek miydik ? Kazdığımız mezara david’i de iktirip ileride anlaşılacak bu cinayetin zanlısını hapishanede ki erkeklerin kadını olmaktan kurtarmalı mıydım ? Ama bu saatte ablası işte olmalı ve göğüslerine sıkıştırılan beş dolarlık bahşişlerle ilgileniyor olmalıydı.Belki de 2 yıldan beri yapmak istediğini başarmış ve şimdi korku ile ne yapacağını bilmiyor ve olanların sonuçlarından çok korkuyordu…
Yapabileceğim tek şey vardı ; bir an önce david’in evine gidip o korkunç senoryalarımdan birine tanık olmaktı…


DELİ SAÇMASI

kelime

Alıntı yapılan: SefiL|SaH - 27.05.08/15:27
Elbette benim hocam ... ; )


yazılarının devamını beklerim. ilgiyle okuyacağım.

eldiven

Güzel, gece vakti bu yazıya okkalı bir yorum yazacağım. Önce bir güzel okumalıyım.
Okuduğum kadarı ile bu gibi yazılara aç, kendi eserlerini sunan yazarlara özlemle kalmışım...

Xantippi

Marquis De Sade halt etmis,

SefiL|SaH

cürmün efendisi Marquis haa ; )) eyvallah hocam...

lebiderya

evet gerçekten güzel bir yazı. Fakat çokta hayal ürünü olmayıp, gerçek yaşamlardan uzak olmasa gerek. Ve bir ksırdöngü vidanjörü. Annelerin terbiye adı altında çocuklarına neler kazandırdıkları, neler verip aşılamış olduklarının farkındalığında olmamaları ama çocuğun iliklerine kadar bunun farkındalığı ile dolu olup hayata bakış açısının daha şiddet ve acımasızlığa itmesi. ya ebeveyn olduğundaki kendi çocğuna terbiye şekli ne olur. annesinden gördüğü ve itici bulduğu şiddetten kaçarak alamadığı tüm sevgiyi boşaltmakmı çocuk üzerinde. yoksa çocuğun masum hatalarında al sana bakim benide böyle terbiye etmişlerdi gibisinemi.dönme dolap misali döner dururmu nesilden nesile yanlışlar. yoksa dur mu denir. yaşanılan çirkefliğe karşı dolu dolu olarak.
   gel minik kuş gel yanıma.
   söyle söyle anlat bana...

asitikimperia

Alıntı yapılan: SefiL|SaH - 27.05.08/14:54
Tüm canlı yayınlar da siz varsınız,hayatta hiç olmadığınız kadar popülersiniz. Acaba aşağıya indiğimde bir velet imzalı fotoğraf ister mi benden ya da yalvarır mı cesetime ; bir fotoğraf çekilebilmek için sorusu içimde...
..
DELİ SAÇMASI


hömm.. hoşlandım denemez, ama yiğidin hakkını öldürmeyerek iyi bir kurgunun olduğunu söylemeliyim. bir de bu alıntıladığım kısım, mor ve ötesi'nin "canlı yayındaki yitme"sini, devamında tabii ki, kanat güner'i ve "eroin güncesi"ni hatırlattı. kanat da bu tatta bir hayatı oldukça akıcı yaşamıştı. değineyim dedim ki bildiğini düşünüyorum, deli gömleği severi, onu da sever sanırım.

tebrikler. :)