19.08.19/18:40

Ulu Akhen in Hizmetkarları

Başlatan Khaos, 18.06.08/22:00

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Khaos

Ulu Akhen in Hizmetkarları

Doğayı izledik ve onu takip ettik bizler hep birlikte,
Karnımızı doyurduk ve avlandık,
Neşeli şarkılar söyledik ateş başında dans ederek  düşünmeden,
Dünü, bugünü, yarını;
Ve gördüğümüz her şeye isimler verdik,
İsimleri hatırlamak için Totemler yaptık ağaçlardan,
Sonra o isimlerin anlamını unuttuk,
Fakat totemlerimiz hala yanımızdaydı, unutmadık onları,
Bir gün her şeye, "totemlerimizin eseridir tüm bu olanlar" dedik;
Ve de çoşku ile inandık bu basit oyuna.
Sonra özgür olduğumuzu hatırladık ve, "herşey bizimdir" dedik,
Sonra özgür olduğumuzu unuttuk, "her şey totemimizindir" dedik.
Ve biz eksilttikçe özgürlüğümüzden kendimizi,
Ruhlarımız korktu karanlık düşlerde.
Daha çok totem istedik,
Her boşluğumuzu doldurabilecek.
Daha çok ağaç kestik,
Totemlerimiz için kurban ettik ormanımızı,
Yağmurlar kesildi, Rüzgar esmedi ve her şey kurudu,
Daha çok ağaç kestik ve daha da çok yalvardık totemlerimize,
Ama yağmur yine yağmadı, rüzgar yine esmedi,
Çocuklarımızı sunduk totemlere,
"En sevdiklerimizi al, ama bize yağmuru bağışla" diyerek,
Yağmur yağmadı, rüzgar esmedi.
Yağmuru getiren neydi unuttuk.
Hayatımız neydi bilmiyorduk.
Şimdi hep birlikte kızıla boyanıyoruz kızıl bir göğün altında.
Bizlere güneyin korkunç ırkı diyorlar,
Ama güneyde yaşamadık hiç,
Atalarımızın mezarlarını unutmaya çalıştık,
Ölüm bizim en yüce yoldaşımız oldu,
Kan en büyük ödülümüz,
Atalarımızın mezarlarını çiğnemek eğlencemiz,
İntikam ibadetimiz,
Kötü ruhlar diyorlar bizlere,
Ve biz bundan onur duyuyoruz.
Ateşler yakılsın!
Savaş boruları çalınsın!
Kınlar kanla dolsun!
Dün buradaydık görmediniz,
Yarın oradayız kusarken göreceksiniz,
Kendi damarlarınızdaki kanı.
Gördük ki,totemlerimiz masummuş,
Ama onları kırdık,
Atalarımız yanılmıştı, ama bizler masumduk.
Gördük ki denizin ötesinde kökü kazınması gerekenler yaşarmış,
Yağmur gecikmeyecek, rüzgar geri gelecek.
Ölümün çığlığı doğuda yankılandığında.
Tüm yakarışlar sona erdiğinde.

"Vingold un çağrısı"


Mongdai'de küçük bir harabeden devşirme yıkıntılar arasında yaşardı Soldo. Eski bir denizciydi, fakat o günler epey gerilerinde kalmıştı hafızasının. Yaşadığı yer küçük bir tepe üzerindeydi. Sabah ın ilk ışıkları ile birlikte biraz yürüyerek yükselmekte olan güneş e doğru baktı, gözlerini kısarak. Hava güzeldi ve hafif bir bahar esintisi ile gelen çiçek kokularını alıyordu.
"Ne berbat bir gün daha" diye geçirdi  içinden.

Soldo uzun zamandır herşeyden uzaklaşmıştı. Kendisini bomboş ve anlamsız hissediyordu. Hayata dair tek bir amacı dahi kalmamıştı. Denizden uzaklaştı, insanlardan uzaklaştı,kendinden ve hayattan uzaklaştı. Hayattan nefret ediyordu ve bunu sonlandırmak için kararlaştırdığı günün gelmesini bekliyordu. Hiç kimse bunu bilmeyecekti. Ölüsünü dahi bulamayacaklardı. Bunu uzun zaman düşünmüştü. Tasarladığı zaman gelmişti ve yarım gün mesafe uzaklıktaki bir dağa tırmanacak, en dik ilk uçurumdan kendini sonsuzluğa bırakacaktı. Bir anlığına tebessüm etti ancak bu tebessüm mutlu bir ifadeden ziyade boşvermiş ve alaycıydı.
"Eğer bunu bilen biri olsaydı bundan vazgeçmemi, dayanmamı ve tanrının yolunun bu olmadığını söyleyecekti" Küçük bir kahkaha atarak kendi kendine konuşmasını sürdürdü.
"Hey Tanrım!  Demek senin önerdiğin yol bu değil ha, öyle diyor vefakar diğer kulların. Ama beni bilirsin pek öyle sayılmam. Kimseye söylemeyeceğime söz veriyorum ve burada kimseler yok. Şu dar fakat doğru olan yol u bana bir istisna yapıp açıklamaya ne dersin? Nasıl olsa yeterince büyük bir cezayı hakettim bu hakaretlerimle sana ve çok yakında yanındayım? "

Bir süreliğine etrafına bakındı aynı alaycı ifadesiyle. Yaşadığı arazi rüzgarın getirdiği kokuların aksine çorak ve kuru bir yerdi.  Sadece kuru bir toprak, bir kaç eski yerleşim yıkıntısı ve de birkaç kurumuş çalının hışırtısından başka ses yoktu. Gökyüzüne baktı . Orada da uçan kuş dahi görünmüyordu. Yapayalnız ve unutulmuş olduğunu hissetti. Bu gerçek onu boğuyor, nefret ettiği insanları bile özlüyordu.
Susuyorsun yine. Sen hep susarsın zaten. Yoksa şeytana mı danışmalıyım böyle şeyleri o hiç çekinmez ve içimden konuşur öyle ya." Eminim bu yere o herşeyi gören gözlerin bakmıyordur bile. Ve eminim karşina çıktığım zaman beni yeniden hatırlaman vakit alacak. Beni yaratmış olman ne büyük bir hata değil mi? Neden tamamen silmiyorsun bu gücün varken? Cezalandırılmaya bile değmem ben. Sadece bağıracağım; ama yine amacının parçası olamayacağım." Senin varolduğunu biliyorum. Ama senden ve yarattıklarından nefret ediyorum." Tüm bu evren ve hayat senin bencil kuruntularınla kuruldu. Bu hayat beni öldürüyor, zehirliyor, köreltiyor gün ve gün. Çoktan ölmeliydim. Ama senin büyük yalanların beni de aldattı. Bana layık gördüğün bu kaderi diğer özel kullarınla kıyaslamak için çizdin. Sana kötü bir haberim var! Sana hala inanıyorum. Ama seni seviyor muyum diye sorma zaten o büyüklüğünün bu mahluğun onayına ihtiyacı mı var değil mi? Şeytana değil, sana acıyorum. Onun kazanamayacağına eminsin çünkü güçlüsün. Ama o da kazanamayacağını ve son anda sonsuz gücünü kullanarak hile yapacağını biliyor. Neden uğraşıyor dersin? Bizi senden daha iyi tanıdığı kesin."

Soldo tepeden inerek harabeye doğru geri döndü. Hazırladığı yolculuk araçlarını yanına aldı. Üç adet uzun ve sağlam gemicilik günlerinden kalma ipler, çekiçler, tırmanmak için yeniden yonttuğu çapalar, biraz da yolluk. İpler tırmanmak içindi. Çıkacağı yüksekliğe kadar onları kullanmak zorunda oluşu ve bunun ölüm için oluşu bir an için garip geldi, fakat fazla düşünmedi bunun için.

Yola çıktığında bir yandan da hayatını düşünüyordu. Pek uzun olmasa da uzun yıllar denizlerde dolaşmış, sayısız yerler, yaşamlar ve insanlar görmüştü. Doğunun neredeyse 4 büyük kıtasında da bulunmuştu. Savaşları,hastalıkları,aşkları ve acıları hep gerisinde bırakmış, yüzen adasına bir şekilde hep geri dönmüştü. Bir ara sırf kavga edip kılıç kullanmayı öğrenmek için korsanlara bile katılmış, bir sürü masum insanı canından etmişti altınları için. Bu en son ve içinden çıkamadığı son deneyimi olmuştu aynı zamanda. Bütün bunları anımsadıkça, merhamet dileyen genç kızlar, ölmek istemeyen fakat savaşma gücünden ve kılıçtan yoksun çaresizce evini koruyan erkekler, ondaki tiksinti duygusunu daha da kabartıyordu.

Soldo onlara yaptıklarından ötürü hiç bir suçluluk duygusu hissetmiyordu.  Hiç acımadığını farketmişti ilk savaşında daha. Onlardan ve yerleşik yaşamlarından hep nefret etmişti. Tıpkı asilzade babasından ettiği gibi. Bu insanların hepsinin ölmesini diliyordu. Hele ki  öldüresiye nefret ettiği o kadınlar. Onlara duyduğu fiziksel arzuya karşın üzerlerindeki hem küçümseyici hem de kutsanmışlık fikri onu çileden çıkarıyordu.  Canını aldığı iki kadın sürekli rüyalarına girerdi hala. Evet en sonunda binlerce yıllık erkeklik onuru geleneğini de çiğnemiş, o iki genç kızın kendi ellerinden ölümünü izlemişti.  Aralarına katıldığı korsanlar bile "sen lanet bir katilsin kahrolası, bizler altın için onları canından daha şiddetle koruyanları öldürürüz ama sen sadece öldürmek için aramızdasın" diyerek günlerce işkence ve aşağılamadan sonra bu bölgede ölüme terketmişlerdi.

Soldo iki yıldır buradaydı. Ancak artık içindeki nefretini yansıtabileceği kimseler aramaktan vazgeçmişti. Gençliğinin en büyük umudu büyük okyanusu aşıp batıynın bilinmez topraklarını bulmaktı çocukluğundan beri. Ama bu hemen hemen bütün insanlara göre aptalca bir hayaldi. Büyük okyanus ve bekçisi Otrang ın korkunç nefesinden hiç bir gemi kurtulamazdı. Yıllarca birgün güçlü ve büyük bir gemi sahibi olma umuduyla babasını da reddetmiş ve denizlerde yaşamıştı. Babası kendisi ve kardeşleri gibi onun da müzisyen olmasında diretmişti yıllarca. O ise o aptal asilzadelerin kendisine gösterdiği maymun ilgisinden nefret ederdi her zaman ve bunlara müzik değil korku vermek gerekir diye geçirirdi içinden. Bu sebeplerle genç yaşında evden ayrılmış,ilk bulduğu gemide karın tokluğunas miçoluk yapmış, türlü tehlikelerle de yüzleşmişti. İlk defa korsanlarla karşılaştığında onların kendisinden daha özgür oluşu, güçlü görünüşleri karşısında kendi çaresizliğini farkedişi, en önemlisi de hayatı boyunca bu şekilde gemilerde çalışarak asla bir gemi sahibi olamayacağını anlaması Soldo nun aklına onlar gibi olabilme düşlerini sokmuştu. Bu arzusunu gerçekleştirmesi için ilkin gaddar ve acımasız olması gerektiğini anlamış,  değerli  yüklerin taşınacağı bir gemiye tayfa olma şansını elde ettiği ilk gün o güne kadar türlü yerlerde rastladığı bu tür insanlara önceden yanaşıp gemideki tüm askerlerin yerini ve mühimmatının miktarını, gideceği rotayı bildirmişti. Karşılığında tek istediği de onlara katılmak olmuştu.

Ancak işler umduğundan daha zor ilerliyordu. Uyum sağlaması epey zordu. Çünkü herkesin korkunç canavarlar olarak andığı bu silahlı hırsızların da kendine göre bir hiyerarşisi ve kuralları vardı. Örneğin başlangıçta en pis işler hep ona kaldığından ganimnmetten hep en az payı aldığı gibi, herhangi bir pusuda ilk feda edilen de kendisi oluyorddu ve daima başının çaresine bakmanın yolunu bulmak zorundaydı. Bu onu daha da acımasız yapmıştı. Gruba sonradan katılmış olmanın neden olduğu dışlanmışlığı, kimsenin duraksamadan yapamayacağı gaddarlıkları ve gözüpekliği ile dengeliyordu.

Khaos

Ancak yıllar geçtikçe umudu giderek tükeniyor ve bunun yanında acımasızlığı artıyordu. Bazı baskınlarda ani tepkilerinin neden olduğu vahşet yüzünden rehine değeri olan deniz subaylarını öldürmüş, bu durum hem onları zor duruma sokmuş hem de haklarındaki idam kararlarının artmasına neden olduğu gibi, sarı bayraklı korsanlar olarak da adlandırılan, genelde birtakım şaibeli deniz subaylarından ve askerlerden oluşan kimseye bağlı olmayan kelle avcılarının da yüksek ödüle karşılık gelen cazibeli bir hedefi olmuşlardı, hem denizde hem de indikleri limanlarda. Son cinayetinden sonra ödül üç e katlanmış ve liderlerinin emriyle türlü aşağılamalardan sonra onu ne kelle avcılarının ne de diğer yasa koruyucularının uğramayacağı bu çorak eski yerleşim bölgesinde bırakarak sözde iyilik de yapmışlardı. Tabi bunun bir nedeni de son olaydan sonra birçok insanın gözü önünde gerçekleşen bu olay vasıtasıyla etraflarındaki kelle avcılarının ve yasa koruyucularına karşı kendi suçlarını da Soldo nun üzerine atma şansı bulmuşlardı. Artık aralarında o olmadığına göre bir süre ortalarda görünmedikten sonra onları takip edenler de azalacaktı.

Bunları düşünerek yol alırken,aklına her zaman böyle olmadığı geldi. Mutlu günleri de vardı. Sadece annesini sevmişti. O ona hiç kötü davranmamıştı. Çocukken babasının zoruyla eline tutuşturulan flüdü ile birlikte türlü arkadaşlıklar bile edinmiş, hatta sevdiği kızlar bile olmuştu. Ancak müziğe yeteneği yoktu ve bunun yüzünden yaşı ilerledikçe babasının şiddet ve aşağılamalarının miktarı artmıştı. Başka bir hayat şansı yoktu ama o daima deniz kıyılarında gezinip ötesinde neler olduğuna dair düşler kurardı. Hangi saatte hangi gemilerin yaşadığı kent in limanına geldiğini bir bir ezberlemişti. Bir defasında babası onu daldığı ve vakti unuttuğu bir vakitte limanda yakalamış tekme tokat eve kadar aşağılayarak götürmüştü. Bu sırada etraftaki insanların kahkahalarını da hiç unutmamıştı. Bir kısmını tanıyordu. Hatta iyi geçinirdi ve mutlu hissederdi aralarında. Ama bunca aşağılandığı anlardaki neşelerini farkettiğinde, babası bir yandan onları selamlarken bir yandan da onu tartaklamayı sürdürdüğünde gösterdikleri umursamazlıkları onda ki ilk en büyük sarsıntıyı yaratmıştı. Soldo bir daha o limana gitmedi. Kafasına koyduğu kaçış gününe kadar da babası ne derse onu yaptı. Ondaki bu ani değişimi ve kayıtsız hali tek farkeden annesi ise bir süre sonra hasta düşüp verem den ölmüştü. Onun ölümünden sonra giderek daha da yalnız ve acımasız biri olmuştuı ,hayattaki onu teselli eden tek dostu da gittiğinden. Bir de kızkardeşi vardı ancak o her zaman babasının gözdesiydi. İyi keman çalıyordu ve bu konudaki yeteneği yüzünden babasının ona gösterdiği ayrıcalık altında gün geçtikçe ezildiği gibi kızkardeşi de Soldo nun işe yaramaz bir aptal olduğunu düşünmeye başlamıştı çoktan. Kendi yaşıtları ile ona oynadığı oyunların haddi hesabı yoktu, sürekli dalga geçip eğleniyorlardı.

Yolda bunları düşünerek tebessüm ediyordu. Tüm hayatı berbat bir hikayeydi. Tek yapabildiği de bunun intikamı olmuştu. Üstelik o çocukluk anıları; aklındaki o deniz kıyısında geçirdiği anlara dair kalmış olan tek iyi anıları da şu anda yeniden anımsamıştı, ölüme doğru yürürken.


Soldo ulaşmaya çalıştığı hedefe yani tırmanacağı kayalık dağa doğru yaklaştığında bir anlığına duraksadı. Önündeki küçük tepeye sessizce ilerleyerek yere yattı ve ileriyi gözlemeye koyuldu.

"Kahrolası kader" diye geçirdi içinden ve küfrederek göğe baktı. Gitmesi gereken güzergahta pek de tekin görünmeyen bir yığın adamın homurtuları yükseliyordu. Biraz daha içeri sokularak kim olduklarını anlamaya çalıştı. Bunlar doğunun en korkunç insanları, Vingold un klanıydı. Soldo onlardan birini esaret altında tutulduğu bir hücrede tanıma şanssızlığını tatmıştı. Bu insanlar ya öl ya öldür düşüncesi ile yaşıyorlardı, asla plan yapmaz, hücrede bile ölümüne kavga ile istediklerini yaptırırlardı. Soldo onların kaba kuzeybatı halkının farklı bir şivesiyle konuştukları dillerini anlayabiliyordu. Dilleri bile kimsenin şvesine benzemezdi yüksek sesle ve daha kaba konuşurlardı. Duydukları yüzünden titremeye başlamıştı.

Efendi Toar! Çevremizde sinsi bir kedi gibi gizlenerek bizi izleyen şu zavallı yalnızı ne yapacağımızı hala söylemedin.
-Toar kaba bir kahkaha attı. Vingold un koleksiyonuna uygun şekilli bir kafatası varsa akşam iyi bir ödül kazandırabilir bize ganimet paylarından karşılığında. Fakat işe yaramaz bir güneyli ise sadece efendimizi, Vingold un varisini eğlendirebilecek.
-Varislerin orada bu tip işe yaramaz denilen kafalara ne yaptığını çok merak ediyorum bazen .
-Bir insanı öldürmeden en uzun süre ölmek için yalvartmanın yollarını denedikleri söylenir. Garip ilaçların ve bitkilerinin etkisi inanılmazmış. Bir defasında neredeyse tüm derisi yüzüldüğü halde hala ölmemiş birini gördüm. Şaşkınlığımı görünce "Bu halk ın yemek kültüründe benzerini köpeklere yaptıklarını ve o hayvanların ölüme karşı bu insanlardan çok daha dayanıklı olduğunu söyledi. Güneylilerden gerçekten nefret ediyor olmalılar.

-Köpekleri mi yiyorlarmış, hem de başlarını kesmeden derisini yüzerek.
-Şaşırdın mı? Hangi hayvanları ne şekillerde yediklerini duymak için zamanın var genç Kor. Bunları öğrendiğinde sen de klanın değişmez savaşçıları olacaksın birgün. Kimbilir belki de yeni varis sen olursun ilerde.
-Benim öyle garip ruhani yeteneklerim olduğunu sanmıyorum Toar. Dün gece en güçlü savaşçımız Anglad ı rezil edişini de gördükten sonra şüphem kalmadı. Onun bileğinin bükülemeyeceğini sanırken çocukla oynar gibi oynadı.
-Çünkü Anglad ın korkusu vardı Kor. Varisler gerçek birer aslan gibidirler. En güçlü kişileri onların kendi zihinlerindeki şüpheleriyle alt ettiklerini söylerler hep. Gerçek bir hayvan olup Akhen e erişebilmemiz için daima onlardan öğreneceklerimiz vardır.

Soldo bu dehşet insanlar hakkında ilk kez yeni birşeyler duyuyordu. Asla yabancılarla, yakalandıklarında düşüncelerinden bahsetmezlerdi. İnsanlar bu klanın bu derece bir vahşet ile neden saldırıya geçtiğini bilmezlerdi. Onlara şeytan isimleri verilmişti. Çünkü asla esir almazlar ve vahşetlerinde yaşlı kadın çocuk ayrımı gütmezler hatta özellikle önce çocukları katlederlerdi ailelerinin gözü önünde. Kimi girdikleri köylerde insanlar aniden öldürülür ve başları kesilirdi. Bedenleri kancalara asılıp kafaları üst üste yığılırdı. Ama en büyük vahşetler güneyde gerçekleşirdi. Soldo hücrede kaldığı sürece vingold klanından ölüm mahkumu savaşçının kendisine sunulan her et yemeğinde birine saldırdığını ve öldürmeye çalıştığına şahit olmuştu. Bir hayvandan bahsederken gözleri ışıldardı. O zamanlar sürekli bir olay çıktığından sebebin et yemeğinin kötülüğü olduğunu sanmıştı. Bu insanlar neye inanıyordu böyle?

Ölüme gittiği bu yolda birden dehşete kapıldı. Kendisi için kolay ve çabuk bir ölüm tasarlamıştı, ancak bu kişilerin elinde buna imkan yoktu. Konuşmasından ve tipinden kendisinin güney halklarından olduğunu anlamaları uzun sürmeyecekti. Üstelik eskiden o da bahsedilen geleneksel yemeği severek yerdi. Zaten bu vahşilere kendini savunması gülünç olmaktan öte bir anlam ifade etmezdi. Dahası kolunda hala korsanların dövmesi vardı ve ünü bir dönem diğer korsanları aşmıştı saldığı dehşet yüzünden. Kelle avcıları için asılmış ilanları elbet içlerinden birileri görmüş olmalıydı. Gizlice uzaklaşmak için davrandığında bazı hareketler sezinledi. Yüzünü dönmedi ama arkasının çevrilmiş olduğunu anladı kaçmayı düşündüğü yönde. Bunun üzerine ani bir hareketle öne atılarak hızla koşmaya başladı. Arkasındaki klan savaşçıları ulumaya benzer seslerle kovalıyorlardı. Sanki bir canavardan kaçar gibiydi ve onca mücadelesine rağmen bu kadar hızlı koşabildiğinin farkına varmamıştı daha önce. Şimdi hedefe ulaşmıştı garip bir biçimde ve hızlıca kayalık dağa tırmanmaya başladı. Savaşçılar da peşindeydiler. Neyseki ok ile düşürmek istemiyorlardı onu canlı ele geçirmek zorundaydılar. Ya da okçuları var mıydı göremiyordu. Anımsadığına göre insanları yaralamaktansa kasap gibi doğramayı yeğlerlerdi.

Fakat tırmanmakta epey hızlıydı. İpini ve aletlerini de kullanarak bir süre sonra arayı epey açmıştı. Yaşadığı sürece böylesi bir çabası olmadığını fark etti birdenı Ölmemek için hiç olmadığı kadar kendini yormuş nefesi tıkanarak göğsünde dayanılmaz bir acı oluşmuştu. Bir süre soluklanmak için durdu ve düşünmeye başladı. Şu anda ölmeyi düşündüğü yerden daha yüksekte olduğunu görüyordu. Fakat içinde garip bir his onu bu eylemi gerçekleştirmekten alıkoyuyordu. Atlarsa kendi arzusuyla aldığı karar gereği mi yapmış olacaktı bunu, yoksa onlardan ve yapacakları eziyetlerden korktuğu için kaçmış mı olacaktı. Her iki durumda da öleceğine göre neden düşünüyordu bunu anlayamadı. Bu garip his ve mücadele onda yaşama devam isteği yaratıyordu şu anda. Savaşçılardan birinin diğerine Soldo nun ismini haykırdığını duydu yerinden kalkmaya hazırlanırken. Bu onu dövmesinden tanıdıkları anlamına geliyordu çünkü üzeri değişik işlenmiş olan boynundaki korsan dövmesi ile tanınır ilanlarda bile bu ayrıntı işlenirdi.

Daha sonra çevik bir savaşçının hızla sol tarafındaki bir yarıktan kendisine yaklaştığını sezinledi. Nereden çıkmıştı bu adam. Ondan daha hızlı ve güçlüydü. Diğerlerinin ona hayranlıkla baktığını görüyordu, bu kişi bahsettikleri acımasız liderleri olmalıydı. Çok iri yarı değildi ama görünümünde ürkütücü bir güven vardı. Gerçekten de bir insandan ziyade vahşi bir hayvan gibiydi ve tırmanırken hiç aşağı ya da bastığı yerin güvenli olup olmadığına bakmıyordu bile sanki her noktasını biliyordu. Üstelik de sadece ellerini ve ayaklarını kullanıyordu bunun için. Uzun zaman denizde girdiği ganimet mücadelesi savaşlar, bazılarını akılla ya da hileyle alt edip yenemeyeceğini öğretmişti ona. Bu savaşçı da onlardandı. Kendisini aşağı bırakmak zorundaydı artık. Ancak o sıra savaşçıdan duyduğu cümleler onu duraklattı.

Khaos

-Ölmeyi tasarlayan bir cani için pek fazla düşünüyor Soldo.
Hayal edemediği bir dehşetin askerleri onu ölümden bile korkuttu sonunda.

-Ölmek istediğimi kim söylüyor? diye seslendi.
-Yüzündeki ifade aptal korsan, yüzündeki ifade. Bir at da, bir aslanda, bir şahinde ifade yok sanır sizler. Onlarda olmayan tek ifade şu an senin yüzündekidir. Canları yanar, yavruları öldüğünde üzülürler,neşelenirler,severler. Ama ölmek için çabalamayı pek azı ister,eğer kurban değil ya da kafeste tutsak edilmemiş iseler.

Sizi onlar mı gönderdi? Bu ne saçma bir durum, ölmüş olmalıyım sanırım ve cezam bununla yargılanmak.
Saçma mı öfkeli korsan? Peki ya öldürdüğün o kadınlar? Diğer öldürdüklerimiz değil ama o kadınlar kardeşimizdi. Onları hayvan oldukları için öldürdün. Onlar bizim dokunmadıklarımızdandı.
-Kahrolası gerçekten ölmüş olmalıyım, ne zaman attım ben kendimi aşağı? Herşeyi bildiğine göre.
-Yüzünden herşeyi okuyabilir hayvanlar hayattan nefret eden Korsan. Konuşmak ve sormak kendine insan diyen senin gibi kötü ruhların doğrulardan kaçma yöntemidir. Daha ölmedin ama yargın pek iç açıcı değil. Sen en az sayıdaki en son kardeşlerimizin de, konuşan kardeşlerimizin de katilisin. Ölmemiş insanların, hayvan torunlarının, Akhen in ruhunu halen yitirmemiş hayvan insanlarının da katilisin.

-Onlar, o kadınlar sizin klandan değillerdi. Onları nereden tanıyorsun?
-Bizim klan sadece biz miyiz sanırsın, düşüncesiz hırsız?
Bizim kardeşimiz dağda kükreyen aslandır, çayırlarda otlayan sığırdır. Esir edilmiş hayvanlardır. Ve tabi de hala çocuksu saflığını yitirmemiş olanlardır. Onlar bunu bilmez ama biz her yerde onları korumak için varoluruz. Oraya gittik ve herkesi öldürdük, orda olmalıydın. Ama iki kadın eksikti yaşaması için işaretlediklerimizden.
-Siz hepiniz delisiniz. İnsanları hayvanları yedikleri için öldürmeniz daha da saçma yarattığınız dehşetten.
Savaşçı tok bir kahkaha attı bunun üzerine.
-Demek Soldo bizi haksız buldu. Demek biz katiliz ve o zavallıları öldürüyoruz. Bir tanrıya inanıyorsun Soldo. Kişisel bir tanrıya. Akhen in yaşatan ruhuna değil,sana benzeyen yaşlı adama. Onun seni cezalandırırken ne kadar büyük bir dehşeti var. Sen bunları hak etmediğini düşünmüyorsun. Küçük kızkardeşine başka gözle baktın. En büyük günah denilen şeyleri hayal ettin. Bir kadının güzelliği karşısında onun sana yaşamı için yalvarışının ve her türlü doğa dışı saçma arzunu bu uğurda kabul edebileceğini düşünerek alçaltmaya çalıştın. Bedeninden canı çıkarken titremesinden haz aldın. Birçok kişiyi sırf güçlü görünebilmek için öldürdün. Ve ölünce, kendini öldürmeye karar verince, yeraltında sürekli başın yarılarak kızgın ateşler içinde tüm bedenini kurtlar kemirerek cezalandırılmayacağını umuyorsun. Senin tövben, yaşamaktan vazgeçmeyi tören haline getirmekten ibaret.

”Onların hepsi yalancı.” Diye kükredi birden Soldo. “O kadınlar kazaydı. Diğer adamlar önünde küçük düşecektim. Beceremedin diyeceklerdi. Öldürmek değil korkutmak istedim onları ama bana saldırdılar.”
-Onlar vahşiydi değil mi Soldo? Hiç beklemiyordun sana ölümüne karşı çıkacaklarını? Siz kötü ruhlar korkaktır çünkü.
-Evet kahrolası vahşi. Bizler ödleğiz. En kötü şekillerde ölmeliyiz. Ama bunu size yaptıran kim? Ulu ruhunuz sizi benden ayrı kılmıyor. Öldürdükçe haz alıyorsunuz. Neler yaşadığım hakkında ne biliyorsun ki? Evet bir zamanlar gaddarlığımla çok canlar aldım. Şimdi benden daha gaddarların karşısında yakınıyorum.

Sen zaten bir ölüsün Soldo. Çoktan terk etti Akhen seni. Küçük bir çocukken yitirdin onu ve yerini kirli şeylerle, korkuyla doldurdun. Sana canının hissini tekrar anımsatacağız. Son çırpınışlarında gerçekten yaşamı hatırlayacaksın. Onu korumak için nelere dayanabildiğini tekrar anımsayacaksın.
-Bunun için ölmem mi gerek hem de o şekilde. Bırakın kendimi burdan atayım. Ve her şey acısız sona ersin.
-Ölmek istemiyor musun Soldo?
-Bundan size ne? Bu adaleti sağlama hakkını size ulu ruhunuz mu verdi? Hayvanların yargıçlığına soyunmak. Nefret ettiğiniz o insanların neler çektiğinden haberiniz yok!
-Öyle mi dersin? Nefretin bu türünü sizlerden öğrendik. Ahken in ruhuna tecavüzünüzü ve onun çocuklarına yaptıklarınızı gördük. Kendi acılarınızın intikamını aldığınız çocuklarınızı, karılarınızı, hayvanlarınızı gördük. Neden bunun aynısını size yapanlar zihninizde dehşet uyandırıyor? Sana hayat veren bu yaşama sen neler verdin? Ondan umarsızca kopardıklarını nerede kullandın ve şimdi neredeler?
-Her şey bir aldatmaca! Hiçbir şey istediğin gibi olmaz, elinden uçup gider. Sana sadece nefret kalır. O masum denilen insanları ellerinde güç olduğunda gördüm. Benden daha iyi değiller ama kendi cinayetlerini kendi elleriyle işlemezler. Diğerlerini alkışlarlar. Hiçbir gayeleri yoktur. Sadece yemek yerler, gülerler,alay ederler,küçümserler. İnançları sadece bir bahis konusudur. Tanrıya dua eder cenazelerde üzülüyor gibi yapar ama şeytanca düşünür ölünün tabutunun değerine bakarak kıyaslarlar.
-Demek Soldo pek öfkeli bir çocuk. İçindeki kötü ruh seni yok etmiş korsan. Söylediklerin doğru ama bu seni haklı kılmıyor. Çünkü sen de aynı ihaneti çok daha fazlasıyla sürdürdümn şikayet hakkını da böylece reddetmiş oldun. Sen ölmek istemiyorsun. Neden kaçıyorsun bitkin korsan? Kendinden kaçmanın bir yolu var mı?

-Kahretsin arınmak istiyorum ben! Her şeyi unutmak istiyorum. Hatırlamak istemiyorum. Yeniden başlama umudu yok mu hiç?
Savaşçı bir kahkaha daha attı bunun üzerine.

-Küçük Soldo ağlıyor. Belki senin derini yüzmekle başlamam. Ölmek isteyenleri öldürürüm. Çürümüşleri canlandırırım ama bu ölümcül acıya eşdeğerdir. Kanın önce vücudunda akmalı. O duyduğun derisi yüzülmüş adam iyileşti ve yaşıyor. Ama diğer öldürdüğümüz halklar; onlar ölmeli.
-Neden? Bana söylediğin de bu değil mi? Sizin içinizde de o kötü ruh yok mu öyleyse?
-Onlar kardeşlerimize hiç saygı duymadılar. Bir hayvanı yemeden önce öldürmeyen çok az başka hayvan vardır. Onları öldürmek için kafeslerde kötü beslediler. Vurdular,aşağıladılar, kullandılar, saygısızca tükettiler. Sadece büyük ruh taşıyan hayvanları değil, birçok ruh taşıyan ağaçları da keserken hiç düşünmediler. Eğer biz onlara ne yaptıklarını göstermezsek asla kabul etmeyecekler. Onları hiç saygı duyarak öldürmeyeceğiz. Onlara hak tanımayacağız. Merhamet göstermeyeceğiz,acımayacağız. Evi için ağacı deviren o adamın hissizliği ile bacağını baltayla keseceğiz. Gösteriş olsun diye hayvanı öldürmeden yemek diye sunanın canlı canlı derisini yüzeceğiz.  Yaşadığı yerdeki gölü kurutanların vücudundaki tüm suyu çöl bitkileriyle onlardan öldürmeden alacağız. Akhen in ruhuna ve çocuklarına ne yapıyorlarsa aynısını onlara yapacağız. Çünkü onlar kendilerine olmadıkça hiçbir şeyin farkına varamazlar. Büyük Alondor, ilk efendimiz bize bu yolu öğretti. Onların kendi çocuklarına yaptıklarını da unutma. Sana yaptıklarını da. Bizim ortaya çıktığımız yerde nasıl birden iyileştiklerini ve duaya sığındıklarını gör. Onları kovalayan canavarlar yokken kan emiciler gibi birbirlerini tüketirler. Sadece en büyük korku onları birbirine yeniden bağlayabilir. Bu dehşet onların çocuklarına sunulmuş bir ödül. Sağ kalanlar onların varisi olmayacaklar.

Bize çağlar boyunca şeytanın hizmetkarı diyecekler. Kanlı dehşetin en ileri aşaması diyecekler. Kimsenin aklına gelmeyen işkence ve öldürme metotlarımıza akıl sır erdiremeyecekler. Oysa hiç düşünmüyoruz. Akhen in ruhuna ve çocuklarına ne yapılıyorsa bunu onlara yapıyoruz. Kendilerini ne kadar da üstün ve özel hissediyorlar,öyle olmadıklarını anlayacaklar. Kurbanlık hayvanlar ne hisseder öğrenecekler. Saygısızca katlettikleri ne hisseder bilecekler. Sesi umursanmayan küçük çocuklarda uyandırılan nefret ne hayal eder öğrenecekler. Bizi hiç sevmeyecekler ve bundan ötürü mutluyuz. Çünkü bizim onlara verdiğimiz şeyin kıymetini sadece Akhen bilir.  Aslanın dişleri arasından kurtulan yaralı geyiğin oracıkta neden yığılmayıp tekrar koştuğunu o bilir. O geyik bir daha asla bir aslana yem olmayacaktır.

-Bunları bana neden anlatıyorsun bu sözler yaptıklarımı değiştirmiyor. Üstelik öyle olmayan ilkel avcılar da gördüm, onlara ne yapacaksınız? Sizin düşmanınız kim?

-Onlar kardeşlerimiz. Biz et yemeyiz çünkü etini yediğin hayvan yeniden filiz vermez. Ama bunu öğrenmeyenler ve öldürdüğü hayvana kardeş gibi bakıp üzülerek ayin eşliğinde canını alanlar kardeşlerimizdir. Onlar ne fazla ne az ne de saygısızca tüketirler. Akhen den özür diler bizi böyle sen yaptın, bu hüznün ve savaşın nedenini bilmiyoruz derler. Onlar hayvandır. Onlar aslandır, şahindir,  kurttur. Çölde dinlenen devedir, pusuya yatmış çakaldır, Akhen in ruhuna kayıtsız yaşayamazlar. Ama ona kayıtsız olanlar bunun aynısı kendilerine yapılmadıkça her şeyin kanını emecekler. Sen ise Soldo, ölmesini arzuladıklarının ve öldürdüklerinin yarısında doğrusun fakat diğer yarısında kendini cezalandırıyorsun sürekli. Sen diriltilebilirsin. Akhen seni yeniden kabul edebilir eğer gücünü korursan.

-Sizler delirmişsiniz. Benden ne istiyorsunuz? Batıda gerçekten canavarlar olduğu doğruymuş demek. Bende ömrüm boyunca o uçsuz okyanusun ötesini düşledim bir aptal gibi. Ve bu düşüm meğer kabusummuş aynı zamanda.
Savaşçı bir kahkaha daha attı.

-Peki ya sizler Soldo? Seni ölümde asalet sahibi yapan nedir? Neden kendini yüksek bir dağdan aşağı bırakıyorsun? Tanrıya daha mı yakınsın? Bugünlerde ona daima yakınmışsındır eminim. Kendi dehşetinizi kadar gaddar inandığınız sahte ruhlar da. Tıpkı sizler gibi. Akhen in ruhu bir batıl öyle değil mi? Bizler sizin düşmanınız evet. Bizler şeytanız sizin için evet. Ama bizler sizi şeytan görmüyoruz ölüsünüz siz. Sizi diriltmek için bütün korkularınızla yüzleştiriyoruz ve en büyük kabuslarınızla, en korktuğunuz aşağılamalarla. Sen seni küçük düşürenlere karşı ne yaptın? Hiç bir şey küçük düşürecek başkalarını buldun. Sizler aç bir hayvanın saldırısına uğramaktan çok korkarsınız. Onları öldürür ve kendinizi kutsarsınız. Onların ruhu ve aklı yok diye kendinizi teselli eder fakat aslında korkusuzluklarından intikamınızı alırsınız. Saf gerçekse şu ki, sizlerin ruhu yok. Pıhtılaşmış kanla dolu ölü bedenlersiniz. Sizler varoldukça Akhen in ruhu yasa boğulacak. Artık rüzgarlar batı da eskisi gibi değil,gökyüzü daha kızıl. Yağmurlar geç geliyor. Çünkü ağaçları ve bitkileri,hayvanları acımasızca öldüren, yakan, tüketen kötü ruhlar istila etmiş doğusunu. Onun öfkesi saklıdır. Ama bizler onun öfkesinin gizli eliyiz ve o istemeden onu koruyacağız daima.
Ve sen Soldo, sen hiç tatmadığın acılar tadacaksın. Eğer içindeki Akhen in sesi yeniden yükselirse tüm acılarını unutacaksın. Fakat korkak bir ölü olmak istiyorsan da yine ona en yakın hale getirilip istediğin sona ulaşacaksın. Bizler Akhen in öfkeli nefesini aşmak için fırtına kuşlarını takip ederek sizi bulduk ve atalarımızdan daha hainlerin varlığını gördük. Bu görev bittiğinde geri dönmeyeceğiz. Artık tüm bu kirlenmişlikle birlikte kirlendik ve burada öleceğiz. Ama başkaları gelecek. Sizler batıya gelmeden ve bizim elimizdekileri de yok etmeden önce bizler geleceğiz. Beklemeyeceğiz. Siz yolu bulamadan biz bulacağız. Siz öldürmeden biz sizi kendi dehşetinizle öldüreceğiz ve acımızı böyle unutacağız.

-Peki ya ben? Kardeşiniz miyim,yok ettiğiğiniz kötü bir ruh mu?
-Buna senin ruhun karar verecek Soldo fakat seçim yapmadan önce tüm neden olduğun acıları bir bir anımsayacaksın önce. Kaçmak yok artık.

Savaşçı bu sözlerin ardından üç hamlede yukarı sıçradı ve Soldo nun yanına ulaşarak bıçağını alnına dayayıp sertçe bastırarak Soldo nun çığlıkları içinde alnında derin bir kesik oluşturdu.

Soldo acıyla bağırıyor ve kendini aşağı bırakmak için uğraşıyordu. Ancak buna izin verilmedi. Soldo ölmeyecekti ve bu ilk hamle kendi bedensel varlığını ve kanını hissetmesi için açılan ilk çentikti bedeninde.
Vingold un klanının yöntemleri doğu kıtalarında her zaman dehşet yarattı. Söylendiğine göre içlerinde en korkulan kişi boynunda garip bir dövme taşırdı. İstilalar bin yıl boyunca devam etti ve direnenler hiç affedilmedi. Batının solmuş bedenleri ve ruhları sayısız kurtarıcılar aradılar, yeni Tanrılar yarattılar. Kendileriyle ve yaşamın ruhuyla barıştıkları günlere kadar içlerindeki bu intikamcılarla ve kendileriyle savaşları sürüp gitti. Ama en usta vahşetin sahipleri en umulmaz zamanlarda tekrar karşılarına çıktı. Ve bu insanların dev fırtına kuşlarının sırtında denizin öte yakasından geldikleri bilinmediği için de kimse nereden geldiklerini bilmedi.