16.07.19/22:27

Ezan

Başlatan lebiderya, 19.06.08/18:21

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

lebiderya

 Allâhu Ekber Allâhu Ekber.                                             اللّهُ اَكْبَرُ  اللّهُ اَكْبَرُ

  Allâhu Ekber Allâhu Ekber.                                               اللّهُ اَكْبَرُ  اللّهُ اَكْبَرُ

  Eşhedü en lâ ilâhe illâllah                                              اَشْهَدُ اَنْ لا اِلَهَ اِلاَّ اللّهُ

  Eşhedü en lâ ilâhe illâllah                                               اَشْهَدُ اَنْ لا اِلَهَ اِلاَّ اللّهُ

  Eşhedü enne Muhammeder-Resûlüllah                اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدَاً رَسُولُ اللّه

  Eşhedü enne Muhammeder-Resûlüllah                  اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدَاً رَسُولُ اللّه

  Hayye ale's-Salâh                                                                      حَىَّ عَلَى الصَّلاةِ

  Hayye ale's-Salâh                                                                     حَىَّ عَلَى الصَّلاةِ 

  Hayye ale'l-Felâh                                                                         حَىَّ عَلَى الْفَلاحِ

  Hayye ale'l-Felâh                                                                         حَىَّ عَلَى الْفَلاحِ

  Allâhu Ekber Allâhu Ekber                                               اَللّهُ اَكْبَرُ  اللّهُ اَكْبَرُ

  Lâ ilâhe illâllah                                                                                 لا اِلَهَ اِلاَّ اللّهُ



"Allah en büyük ve en yücedir. Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehâdet ederim. Muhammed'in (asm) O'nun Resûlü olduğuna da şehâdet ederim. Haydin namaza! Haydin kurtuluş ve felâha! Allâh en büyük ve en yücedir. Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur." Öğle, ikindi, akşam ve yatsı vakitlerinde ezan bu şekilde okunur. Sadece sabah namazında Hayye ale'l-Felâh dendikten sonra iki kere de: Es-Salâtü hayrün mine'n-nevm: Namaz uykudan hayırlıdır, denilir. Bu ilâveyi Peygamberimiz Hz. Bilâl'e emretmiştir. Uyku dünya rahatını, namaz ukbâ saâdetini te'min ettiğinden ve ukba rahatı, dünya rahatından efdal olduğundan böyle denmiştir. Sabah namazının kazası için okunan ezanda bu ilâvenin söylenmesinde ihtilâf vardır.

ezan bittiğinde okunacak dua da budur:
(Allahümme rabbe hâzihid-da’vetit-tâmmeti vessalâtil kâimeti âti Muhammedenil vesîlete vel fadîlete veddereceterrefî’ate veb’ashu mekâmen mahmûdenillezî vaadtehu inneke lâ tuhlifül mîâd.)
ANLAMI:
Ey Allah' ım, bu davetin (ezanın) ve kılınmak üzere bulunan namazın mukaddes Rabbı. Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (s.a.v) vesîleyi, fazileti ve yüksek dereceyi ihsan et. o 'nu kendisine söz verdiğin "makam_ı Mahmud' a " eriştir. Şüphesiz sen sözünden caymazssın.




Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed s.a.v min ruhu için, ehli beytinin, ashabı kiramın ruhu için, sair peygamberlerin ruhu için, Bil cümle evliyaların ruhu için, bil cümle şehitlerimizin ruhu için, Bilal habeşi hazretlerinin ruhu için, Dünya ve Ahiret muradımız için, geçmişlerimizin ruhu için, kendi ruhu makamımız için, Allah rızası için. Elfatiha.

ulgnil

ezan türkçe ye çevrilip bir dönem türkçesi okunmuştur.
fakat menderes zamanında ezan yine arapça ya çevrilmiştir.
bunu bir makale kaleme alarak eleştirir Orhan Veli
doğru olanın halkın anlayacağı şekilde yani türkçe olması gerektiğini belirtir.
ve menderes hükümetini de bu kararından dolayı oldukça elştirir.
ve bir kaç gün sonra da -çok da fazla içmemesine karşın o gün-
bir çukura düşer.bir kaçgün sonra da ölür zaten

okuduğum dergide yayımlanan makalesi de vardı.
kimsenin zan altında bırakmak doğru değil ama
makaleden birkaç gün sonra ölümü de ilginç gelmişki insanlara "orhan veli nin şaibeli ölümü "diye başlık atılmıştı yazının başına.

lebiderya

o makale bulunabilirmi?

ulgnil

bulunur elbet araştırmak lazım
ah arşivleseydim o yazıları

lebiderya

Burada geçen kasıt yazdığı doğrultusunda başına gelenler tesadüfi değil demek isteniyorsa, durumda onu gösteriyor ise, şunu belirtmek isterimki müslümanlık bu değil.
Fakat, gerçek olan şuki insanın yapısı olarak forumda da bunu net olarak görülebildiği gibi asabi, tavizkar olmayan, birbirinin üzerine çirkince giden şekilde bunları çoğaltmak mümküm yaklaşımlar kışkırtıcı, söylenenler baştan çıkarıcı, tetikleyici çoğaltmak yine mümkün bu davranışlarda yanlış olan davranışlar.
Biz yanlışların üzerine gidip düzeltmedikçe insan olarak, insanlar insanlıktan utanmaya devam edecektir.
Bunu dine yüklemek ise, yine biz insanların acizliğinden başka birşey olmayıp günahkeçisi yaratmakta üstümüze olmadığıdır.

eBRuLi

konuyu okuyunca araştırdım o makaleyi ve buldum şöyleymiş makale..

14 Mayıs 1950: Demokrat Parti, seçimde kullanılan oyların yüzde 53'ünü alarak, 487 milletvekilliğinin yüzde 86'sını kazandı.


2 Haziran: Adnan Menderes hükümeti güvenoyu alarak göreve başladı.


16 Haziran: Ezanın Arapça okunması yasağı kaldırıldı.


18 Haziran: Türkiye'nin ekonomik durumunu incelemek ve bir program hazırlamak üzere Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası heyeti geldi.


18 Haziran'ın ne anlama geldiğini daha sonra yazacağım. Ama 16 Haziran'ın ne anlama geldiğini bir başka şairin, Orhan Veli'nin kaleminden aktaracağım. Aşağıda okuyacağınız yazı 15 Haziran 1950 tarihli "Yaprak" dergisinde yayınlandı:


YAPRAK DERGİSİ'NDEN


"İlk Demokrat Parti hükümetinin ilk ele aldığı meselelerden biri de bu ezan meselesi oldu. Sebebi meydanda: En mühim iş buydu çünkü. Bir hafta daha ezan dinlemeye tahammülümüz kalmamıştı. Ezan hemen Arapça'ya çevrilmese hep birden ölecektik.


Ne hayat pahalılığının önemi vardı, ne de elimizi kolumuzu bağlayan kanunların. Ne köylünün kalkındırılmasını düşünmek gerekiyordu, ne okulları arttırmak, ne yurdu onarmak. İlk üstünde durulacak iş şu, memleketi felakete götürmek üzere olan ezan işiydi. Demokrat Parti'yi de hemen bu işi halletmesi için iktidara getirmiştik zaten.


Şaka bir yana, bu olay basınımızda türlü yankılar, türlü tepkiler uyandırdı. Bizim söyleyeceklerimiz söylenenlere pek bir şey eklemeyecek. Bununla beraber, biz de düşündüklerimizi gelecek nesillere vesika halinde bırakmak istiyoruz. Onun için birkaç cümle söyleyeceğiz:


Ezanın Türkçe okunması Atatürk'ün sağlığında, Atatürk'ün isteği ile kanunlaşmış olmasaydı da ezan Arapça okunsaydı bugün ezan meselesi diye bir meselemiz belki de olmayacaktı. Bu konuda belki bugün düşündüklerimizi düşünmeyecektik. Ama ileriye doğru olduğundan şüphe etmediğimiz bir karardan geriye dönülünce iş değişiyor. Salt bir ezan meselesi olmaktan çıkıyor iş. Daha bir sürü geriliğin başlangıcı, daha bir sürü geriliğe göz yummanın işareti oluyor. Bu düşüncemizin doğru olup olmadığını anlamak için belki de biraz beklemek gerekecekti. Ama ona hacet kalmadı. Başbakanın demecini duyar duymaz sarıklar cüppelerle sokaklara uğrayan softalar düşüncemizin doğruluğunu çabucak ortaya koydu. Sarıkla cüppeyi mühim saymayalım. Ama işin bu kadarla kalmayacağına da kalıbımızı basabiliriz. Daha neler olabilir diye düşünüyoruz da aklımıza şunlar geliyor:


İşte ramazana giriyoruz. Oruç yemenin kafirlik olduğunu düşünen kimseler tarafından pekala taşa tutulabiliriz. O kimseler çoğalabilir. Kafirlik sayacakları işler oruç yemeden ibaret kalmaz. Memleket yararına görmek istediğimiz işler bugün nasıl komünistlik oluyorsa, o gün kolayca kafirlik olur. Milli heyecan'ın yerini dini heyecan alır. Hükümet o heyecanı yatıştırmaktan acizdir. Dini heyecan her istediğini yapmaya başlar. Sonu neye varır bu işlerin? Görmek istemeyiz ama herhalde çok kötüye.


Ezan meselesi tek başına bir şey değil. Mühim olan, sonu. Şaşıp üzüldüğümüz nokta da sayın başbakanın böyle tehlikeyi görememiş, düşünememiş olması." (Orhan Veli, Şairin İşi, YKY, S. 271-272)

....................

BÜYÜK ŞAİR OLMAK


Büyük şair olmanın bir koşulunun da günün önünü görmek olduğunu Orhan Veli'nin bu yazısı bize kanıtlamaktadır. (Devam edecek.)

Özdemir İNCE tarafından yazılan bu makale, 07 Haziran 2006 Çarşamba günü yayınlanan Hürriyet Gazetesindeki köşe yazısıdır.


lebiderya

Ebruli teşekkür ederim yazı için. Ulgnil söyleyince merak etmiştim.
Demekki Atatürk milletin dinine karışmamış daha o zamanlar, ezanı serbest bırakmış, bırakmasına ,herkezin anlaması içinde türkçe yapmış. Dini kullanma daha o zaman vardı zaten, hemde cahilce. Din ve devlet işlerinin ayrılmasıda devletin sıhhat bulması açısından gerekliydi. İnsanların kendini geliştirmesi gerkiyor her konuda, körü körüne bir bağlılık insanın kendine kadar, toplumada çıkıyor.özümsemek gerekir, olması gerekeni.

NOHUT

neyi özümsemek gerekiyor ?

lebiderya

19.06.08/21:56 #8 Son düzenlenme: 19.06.08/22:23 lebiderya
Madem din,dil,ırk gözetmeden bu topraklar üzerinde kardeşçe yaşamak var. Ama birbirimize katlanmak zor bir o kadar, değerlerimizi özümseyip ,insanca yaşamayı bilmek var.

eBRuLi

Atatürk kimsenin ibadetine karışmadı ki hiç bir zaman , islam dininin en yüce din olduğunu defalarca belirtmiştir ..
''Dinime , bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam , buna da öyle inanıyorum .'' demiştir .
Atatürk,  herkesin felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu; kimsenin ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağını, anayasa hükmüne bağlamıştır.

Atatürk, din konusunu , gündelik çekişmelerin üzerine çıkarmış, yüce Allahın ve sevgili Peygamberimizin buyrukları doğrultusunda, vatandaşların yüreklerindeki kutsal mevkiye yükseltmiştir.

Atatürke saldıranlara bakınız , vatandaşın dini inancını ekmeğine katıp yapıp yiyen , gerçekte dinden habersiz din simsarlarıdır çoğu

bu konu uzun lebiderya , fakat başka bir bölümde bu konuya daha önce değinmiştik .. bulursam linki yollarım .


lebiderya

Alıntı yapılan: eBRuLi - 19.06.08/21:59
...

Atatürk, din konusunu , gündelik çekişmelerin üzerine çıkarmış, yüce Allahın ve sevgili Peygamberimizin buyrukları doğrultusunda, vatandaşların yüreklerindeki kutsal mevkiye yükseltmiştir.


çok güzel bir buluşma. çok güzel ifade etmişsin.
Biz insan olarak buluşup, kaynaşamıyoruz. Sanki .zaman zaman gözümüzü çıkaracağız.