16.07.19/22:23

İslamiyetin Bilime verdiği Önemle Bilimin gelişmesindeki katkısı?

Başlatan gostragon, 25.06.08/11:39

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

gostragon


Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Emevi halifelerinden Muaviye, bir milyon civarında kitabı barındıran “Darü’l-Hikme”yi (İlim Kültür Yuvası) kurar. Halife el-Hakim de, 400 bin ciltlik bir kütüphane kurarak bilim adamlarını Kurtuba’da toplar. 8. Yüzyıl’ın sonlarına doğru Halife Harun-el-Raşid, Aristoteles’in tüm kitaplarını, Galen ve Hipokrat gibi büyük bilim adamlarının birçok eserini Arapçaya çevirtir. Halife el Memun, Bizans’a ve Hindistan’a elçiler göndererek çevirmeye değer kitap aratır ve Bizanslıları yendiği savaşta, savaş tazminatı olarak sadece Eski Yunan yazmalarını ister.

Böylece İslam dünyası, önceki dönemlerde yapılan tüm bilimsel çalışmaları toparlayarak kaybolmasını önler; daha sonra bu çalışmalar, Arapçadan Batı dillerine çevrilir. Endülüs Devleti’nin kurulması ile Musevi, Hıristiyan ve İslam kültür geleneklerinin buluşması, İspanya’yı bilim ve kültür merkezi haline getirir.

İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından Cabir Bin Hayyan, ‘Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan maddeler, yanmayan maddeler ve madenler’ olarak dört grupta toplar. Cabir Bin Hayyan’ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier’e öncülük eder.


AKHENATON

İşte bir Müslüman Yalanı Daha ;konu iyi analiz etmemiz bilime islamiyetinmi önem verdiğini yoksa hristoların şiddet politikasınınmı etkili olduğunu iyi analiz etmemiz gereki , konuyla ilgili görüşte yazdığım yazı ;


Tarih sahnesinde oldukça hızlı yükselen islam döneminin iki şehri , bağdat ve cordoba' nın ihtişamı karşısında Roma bile sönük bir kasaba şehri olarak görünürken zaman içerisinde geri kalmasının sebepleri nelerdir.

Bu konuyla ilgili araplar topu Türklere , Türkler ise araplara atmaktadır.Ortada birden bire yükselen bir medeniyet ve birden bire düşen bir medeniyet vardır.

Tabi bugünkü siyasal islamın merkezinin kim olacağı konusunda küresel olarak yaşanan savaşlarda, islamın yükseliş ve düşüşündeki dönemlerdeki hakimiyet etkilimmidir.

İslamın ilk kurucuları ve yöneticileri , güç ve iktidarın yalnızca iyi kılıç kulanmaktan geçmediğini çok iyi bilmektedirler, aksi taktirde mekkeden medineye göçü izleyen yüzyıl biraz fazla zamanda batı hindistandan ispanyaya dek uzanan bir çografyada egemen olmasının başka bir anlamı yoktur.

İslam kuruluşunda ibrahiimi dinlerin judaist cizgisinden oldukça farklı bir politika izlemiştir.yahuhidilik ve Hristiyanlığın aksine yeni buluşulan kültürlerle buluşma ve kaynaşma olayına sıcak bakılmıştır.

Romanın dağılmasıyla birlikte hristiyanların kilise aracılığı ile toplumun her yapısına ve bilime koyduğu ipotek karşı cephe müslüman önderlerin durumu iyi değerlendirmesine yol açar.

Süreç içerisinde islammın yayılması ve insanlığın ruhunu özgürleştirmek için oluşturulmuş hristiyanlığın insan üzerindeki çöküntü etkisi ve islamın ibrahimi dinlerden gelen toplumlarda yaşayan insanlara baskı kurmayıp özgür bırakması bilim ve felsefe adamlarının çalışması için özgür bir ortam oluşturdu.

İslam altın çağını , emevilerin yıkılıp yerine abbasilerin gelmesiyle yaşadı. Bu dönemde gelen hükümdarlar mısırda ilk arkeolojik kazıları bile yapmışlardır.

Bu dönem felsefe arayışlarının yoğun olduğu dönemdir.Bugün insanlık , pisagoru, aristoyu platonu ve daha bir çok felsefeciyi tanıyorsa bu abbasi araplarının sayesindedir.Eğer ki abbasiler olmasaydı Hristiyan kilisesinin süreç içinde katletmediği bilgi gibi bunlarda tarihin derinliklerinde kaybolacaktır.
Abbasi döneminde elegeçirilen yerlerde bulunan bilim adamlarına belirli koşullar halinde özgür yaşama imtiyazı sayesinde islam dünyası en yüksek medeniyet seviyesine ulaşmıştır.Bu dönemde bir çok eser arapçaya çevrilerek islam dünyası içerisinde ortodoksin islam inancından farklı düşünen bir çok bilim adamı yetişmiştir.Bu dönemde hristiyan toplumlarında bilimin ve felsefenin geri kalmasının nedeni , hristiyanların ibrahimi dinler dışında özellikle , hristiyanlık inancı dışındaki inançları cadı avcılığı ile her türlü baskı ve şiddeti uygulamasıdır.

Ezoterik kökenden gelen bir çok eser arapçaya çevrilmiştir.Özellikle tıp ve anatomi konularında büyük atılımlar yapılmıştır.

Romanın çözülmesiyle , hristiyan kilise baskı ve zulümle avrupayı hristiyanlaştırmış , avrupa feodal bir karanlığa gömülmüştür.

Bu noktada önemli olan konu , bu yüksek bilgi birikiminin islam felsefesi içinden çıkmadığıdır. Bu yüksek bilgi daha önce roma ve belirli toplumlarda özgürce yaşarken seküler dinlerin yerleşik hal almaya başlamasıyla iskenderiyeden başlayan bilgi katliamı sadece iskenderiye ile kalmamış , gnostik öğretilerin bulunduğu bölgelerde tüm hızıyla sürmüştür.

Arap toplumunda özgürce yaşamak ve bilgiyi bir adım daha öne taşıyan gruplar pers, berberi ve Türk gruplardır.

İşte islam medeniyeti denen medeniyetin özü budur. Dinsel despotizm karşısında sığınacak yer arayan bilim ve felsefe insanlarının belirli süre özgür yaşama imkanı bulmalarıdır.

Bu dünya üzerinde dinlerin sağladığı hiç bir bilimsel ve düşünsel bir katkısı olmayıp. Nice' ninde dediği gibi tüm düşünce sistematiğini ve bilgilerini aldığı düşünceyi sekülerleştirerek onu şeytan olarak ad etmiştir.

tarih sahnesinde batı tipi rasyonel düşüncenin insanlığa dikte ettirmeye çalıştığı , seküler dinler ve tek tanrıcılık insan düşüncesinin rasyonelizmin doğal ve zorunlu bir sonucu falanda değildir.

http://gorusforum.org/index.php?showtopic=914&hl=

gostragon


AKHENATON


gostragon

Doğru söylüyon burda bir tek sen anlan beni.  :D
    Müslüman bilim adamları öncelikle, bilim evrensel olduğu için – İlim Çin’de dahi olsa gidip alınız.(Hadis) - Batı'da Roma ve Doğu'da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak, kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye özgün olarak katkıda bulunmaya başlamışlardır. Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.
        İslam Tarihi'ne baktığımızda, Kuran'la birlikte Ortadoğu coğrafyasına bilimin de girdiğini görürüz. İslam öncesindeki Araplar, türlü batıl inanışa ve hurafeye inanan, evren ve doğa hakkında hiçbir gözlem yapmayan bir toplumdur. Ancak İslam'la birlikte bu toplum medenileşmiş, bilgiye önem verir hale gelmiş ve Kuran'ın emirlerine uyarak evreni ve doğayı gözlemlemeye başlamıştır. Sadece Araplar değil, Türkler, Kuzey Afrikalılar gibi pek çok toplum, İslamiyet'i kabullerinin ardından aydınlanmıştır. Kur’an'da insanlara öğretilen akılcılık ve gözlemcilik, özellikle 9. ve 10. yüzyıllarda büyük bir medeniyetin doğmasına yol açmıştır. Bu dönemde yetişen çok sayıda Müslüman bilim adamı, astronomi, matematik, geometri, tıp gibi bilim dallarında çok önemli keşifler gerçekleştirmiştir. Tıp ve eczacılıkta İbn-i Sina ve Razi gibi alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi eklerken ; tarih ve coğrafya bilimlerinde İbn-i Haldun, İdrisi ve Taberi gibi pek çok İslam âlimi, bilimsel teorilerde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik alanında, on birinci yüzyılda İbn-i Heysem, bu bilim dalını tek başına yeniden inşa etmiştir.

one



AMA ?

İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİNİ YAKMANIN , BİLGELİĞİ  DÜNYA ÜZERİNDEN SİLMENİN AYIBINI VE HATASINI   HİÇ BİR   ŞEY

TEMİZLEYEMEYECEK !

conan

İskendireye kütüphanenesinin Müslümanlar yaktığına eminmisin one aşağıdaki yazıyı oku istersen .


Öncelikle şunu ifade edelim ki, ne Yakubi, Belazuri, İbn Kesir, İbn Abdil Hakem ve Taberi gibi İslam tarihçileri; ne de onların eserlerinden istifade eden Markizi, Ebul Mehasi, Suyuti gibi diğer tarihçiler eserlerinde bu konuya yer vermemişlerdir.

Avrupalılardan bu meseleyi araştıran Gibbon, Butler, Sedilot, Güstave Le Bon ve bir çok tarihçi bu meselede kesin bir sonuca varamamakla beraber, İskenderiye kütüphanesinin Hz. Ömer’in emriyle Amr b. As tarafından yakıldığı suçlamasının doğruluğundan şüpheye düşmüşler, bunun İslami ananelere ters düştüğünü ifade etmişlerdir.

Kütüphanenin yakılması ithamını el-ifade vel itibar isimli eserinde hiçbir kaynağa dayanmadan Amr bin As’a nisbet eden ilk tarihçi Abdullatif Bağdadi’dir (629/1231)

Sonraki tarihlerde bu iddiaya sarılanların iddialarını ispat içi ileri sürdükleri gerekçeler son derece temelsizdir. Zaten daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bu konuyu araştıran Avrupalı Hristiyanlar dahi konunun doğruluğunu teslim etmemişlerdir.

Burada birkaç hususa daha dikkat çekmekte yarar vardır:

Birincisi M.Ö. 48 yılında Julius Sezar’ın donanmasını yakması üzerine, diğeri de Roma İmparatoru Thedosius zamanında M. S. 391 senesinde olmak üzere, İskenderiye kütüphanesi iki defa yangın geçirmiştir.

Orazius, Miladi 5. asrın başlarında İskenderiye şehrini ziyaret ettiği esnada kütüphane raflarının boş olduğunu gördüğünü bildirir

Kütüphaneyi Amr’ın yaktığı iddiasında bulunan tarihçilerden Ebul Ferec Malti (685/1286) bildirdiğine göre, kütüphanenin kitapları İskenderiyenin hamamlarında yakılmıştır ve bu yakma işi altı ay sürmüştür. Böyle bir iddia asılsızdır. Çünkü o tarihte İskenderiye’d 4000 hamam olduğu bilinmektedir. Kitapların bu kadar çok sayıda olan hamamı altı ay idare etmesi, aklın almayacağı bir husustur. Kaldı ki, Amr’ın zararlı gördüğü kitapların imhasını yine kendilerine yaptırması ve bu işin altı ay sürmesi, makul değildir. Çünkü bu müddet zarfında işe yarayan kitapların saklanması mümkündür.

İskenderiyenin fethinden sonra imzalanan anlaşmaya göre mecbur olmadığı halde, “Müslümalar kiliselere karşı kötü davranmayacak, Hristiyanların işlerine karışmayacaklardır” şeklinde bir madde koayrak Hristiyanların dinlerine karışmayan, kiliselerine dokunmayan Amr’ın onların kitaplarını yakacağını düşümek alken mümkün değildir.

Konuyu Atine Akademisi müdür Papa Rigiopolo’nun itirafıyla tamamlayalım:

“Meşhur İskenderiye Kütüphanesi Sezar’ın Mısır’a ulaşması sırasında yanmış olup kitapların geriye kalan az bir kısmı da İskenderiye şehrinin Müslümanların eline geçmesinden çok zaman evvel mahvolmuş olduğundan, AMr bin As’ın söz konusu kütüphaneyi yakmış olduğuna dair malum hikaye sonradan uydurulmuştur

humanist_


conan


flzf

eğer islamiyet olmasaydı diğer dinlerin anlamsızlığı belki biraz daha az anlaşılırdı ama insan gene günün birinde doğru yolun akıl olduğunu bulur bu günden çok daha ilerde olurdu
Çünkü islamiyet dahil tüm dinlerin anlamsızlığı farklı farklı birkaç allah ın olmasıyla(hristiyanların allahı´,musevilerin allahı gibi)daha açık bir şekilde gün yüzüne çıkıyor ve bir nebzede olsa inanan zavallı insanların gerçeklere yönelmesine yol açıyor