20.07.19/11:19

İslamiyet Mükemmel Bir Sistemdir...

Başlatan P_Ýn_iLtÝ, 09.07.08/13:22

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

denge

AlıntıYani diyorsunuz ki Ömer bin Abdulaziz dönemine kadar müslüman halktan alınması gereken 40 da 1'lik zekat bu şekilde tahsis edilmemiş,acem olandan bu miktarın çok daha üzerinden alınmıştır öylemi?...


Evet, Emevilerin uygulamasaıdır.

P_Ýn_iLtÝ

Vermiş olduğunuz adrese teslim cevap için teşekkürler sayın Denge....

Emevilerin yahudileşme temayüllerinden biri olan ırk taassubuna tutuldukları tarihi bir gerçektir...Fakat bunun devletin her noksaına sirayet ettiğini söylememiz de abesle iştikal edecektir...Böyle bir iddanınızn veya söyleminizin olduğunu söylemiyorum,sadece belirtmek istedim...Elbette almanları,diğer insanlara üstün tutan,israiloğullarını diğer ırklara üstün tutan,türkleri diğer ırklara üstün tutan vs.. anlayışlar,ötekileştirilen ırklara zülme ve haksızlığa kapı açacaktır...Çünkü bu zulüm,kazsızlık ve adaletsizlik, bu zihniyete sahip bireylerin ve toplulukların eşkimiş meyvalarıdır....Ötekiler diye anılan,belli bir otorite altında ötekileştirilenler,bu adaletsizlikten nasibini alacaklardır maalesef...Bunu kesinlikle tasvip ediyor değiliz,İslam bunu kesinlikle tasvip etmez...İnsanlara örneğin zekat konusunda nasıl hareket etmeleri gerektiğini net bi şekilde açıklar,kimlerin nasıl, ne şekild zekat vermekle mükellef olduğunu,kime düşüp,kime düşmeyeceğini,adalet ölçüleri dairesinde belirler...Bu noktada  emeviler,eğer ki böyle bir uygulamada bulunmuşlarsa,adaletsizlik,haksızlık yapmışlardır...İslamın zekat noktasındaki ölçülerinin dışına çıkıp günahkar olmuşlardır...Bakınız islam arap olmayandan daha fazla zekat alın mı der?..bildiğiniz gibi kesinlikle hayır...Hata yine şahıslardan,İslama tabii olduğu söyleyen topluluklardan kaynaklanmıştır...Bunun islamdan olmadığı açıkça ortadadır...Nitekim bu anlayış ve uygulama Abdulmelik bin Mervan'ın kendi oğulları yerine, halife olarak vasiyet etmiş olduğu Ömer bin Abdulaziz ile sonan erip,bu batıl anlayışın köküne kibrit çöpü çakılmıştır elhamdullillah...












P_Ýn_iLtÝ

Geçmişini bilmeyen geleceğini görebilme yeteneğine sahip olamaz mefhumunu bilirsiniz sayın plastic...Farklı dediklerinizin yarın değişmeyeceğinin garantisini veriyor musunuz?...Talep ve red...İnsan yine insandır...

P_Ýn_iLtÝ

Sayın Plastic sizden ricam olayı kişiselleştirmemeye dikkat edelim lütfen,kişiselleştirdiğinizi söylemiyorum ama davulun sesi duyuluyor gibi...söz veriyorum ben bunun için çaba sarf edeceğim,yalnız siz de bu noktada dikkatli olursanız,kendimizi ifade edebilme,derdimizi anlatabilme açısından yerinde bir tavır olur...:):)Şunun farkına varmanızı isterim,sistemin mükemmel olduğunu,kusursuz olduğunu,ilan eden pinilti değildir,bunun yanında sistemin mükemmel olmadığını söyleyen bir Plastic vardır,fakat pinilti sistemin mükemmel olduğuna inanıyordur...Arada fark var değil mi?...

P_Ýn_iLtÝ

Sayın plastic ortada davul yok diyorsunuz ama bilmem farkında mısınız tokmağı da elinizden bırakmıyorsunuz...bakınız yine şaşırmışsınız,Mükemmel olduğuna inanan ,mükemmel olduğunu idda eden benim,ama onun mükemmel bir hayat nizamı olarak inşa eden benim minicik,kendine yetmez aklım değil...halaa mı anlamadınız...

Çelişiyor muşum,çekiniz efendi bu gereksiz zevatları,ya siz anlamıyorsanız,anlamak istemiyorsanız ya da başka bi şey...çelişki...nerde, kendimle çelişmişim söyler misiniz?

:)Merak etmeyiniz daha bunamadım ne dediğimin,ne yazdığımın farkındayım...


P_Ýn_iLtÝ

Çelişki namına bir şeyin gözükmediğini söylemek çok da zor değil,bu sizin hüsnü kuruntunuz...bakış açısı diyelim....Size zorla yazdıran mı var,yazmayınız,girmeyiniz bu cemaate,duymayınız,okumayınız iki sure...allah allah sanki birileri kolunuzdan tutup zorla sizi başlığın altına yazıp dert yanmaya zorluyor,ondan sonra abuk subuk yaptığınız yorumları analiz,tahlil sayıyorsunuz...Zaten bu meselelerde size yeterli gelebilecek birinin varlığından söz edilebilinir mi bilmiyorum...anladınız...son...

P_Ýn_iLtÝ

uzatmayacağım,teşekkürler sayın plastic....

nisan

Alıntı yapılan: P_İn_iLtİ - 09.07.08/13:22
İslamiyet’te; Kur'an'a aykırı kanun çıkarılamaz. Laik sistemde ise; insanlar tarafından yazılmış olan Anayasaya aykırı kanun çıkarılamaz.

Bilindiği gibi, günümüzde bir çok devlet idaresi şekli vardır. Komünizm, sosyalizm, monarşi, krallık gibi. Bunların içinde günümüzde en yaygın ve en gelişmiş olanı demokrasi ve laik sistemlerdir. Bu sistemler insanlık tarihi boyunca denenerek geliştirilmiş ve günümüzde de yaygın olarak tatbik edilmektedirler. Bu sistemler insan aklının ve tecrübesinin ürünü olduğundan beşeri sistemler olarak adlandırılırlar. İslamiyet de bir sistemdir. Bu sistem ise, hayatın her alanında tatbik edilecek kanunlar içeren ve Allah tarafından gönderilmiş olan ilahi bir sistemdir. İslamiyet; alış-verişin nasıl yapılacağından çocukların nasıl eğitileceğine, hangi suça ne ceza verileceğinden neleri yiyip neleri yiyemeyeceğimize kadar hayatın her alanında geçerli kanunlar ihtiva etmektedir. Bu kanunların tatbik edilmesi Allah’ın kesin bir emridir. Bu kanunların tatbikine karşı çıkmak ise İslam’ı red etmek anlamına geldiği bütün muteber kitaplarda yazılıdır.
Şimdi, Laik sistem ile Allah’ın gönderdiği ilahî bir sistem olan İslam’ın kısaca ve ana hatları ile bir karşılaştırması yapalım.
* İslamiyet’te; devleti idare etmek için seçilenler, devleti Kur'an ve hadislere göre idare etmek zorundadırlar. Laik sistemde ise; seçimle iş başına gelenler, insanlar tarafından yazılan Anayasaya ve insanlar tarafından çıkarılan kanunlara göre devleti idare etmek zorundadırlar.
* İslamiyet’te; Kur'an'a aykırı kanun çıkarılamaz. Laik sistemde ise; insanlar tarafından yazılmış olan Anayasaya aykırı kanun çıkarılamaz.
* İslamiyet’te; devleti Kur'an'a göre idare etmek Allah'ın emridir. Bunu sağlamak için çalışmak her Müslüman’a vaciptir. Laik sistemde ise; devlet idaresi dini esaslara dayandırılamaz. Devleti dini esaslara dayandırmaya çalışmak en büyük suçtur.
* İslamiyet’te; din, hayatın her alanında tatbik edilir. Laik sistemde ise; din, devlet işlerine karışamaz, devlet ise din işlerine karışabilir ve dinin tatbik edilmesinde sınırlamalar getirebilir.
* Faiz, İslamiyet’te kesin olarak haramdır ve yasaktır. Laik sistemde ise faiz, ekonominin vazgeçilmez şartıdır.
* İslamiyet’te; zina yasaktır ve büyük günahlardandır. Laik sistemde ise; zina serbesttir ve fuhuş haneler açılarak zina teşvik edilmiştir.
* İslamiyet’te sarhoşluk veren her türlü alkollü içki haramdır ve büyük günahlardandır. Laik sistemde ise; alkollü içkiler serbest olup, bizzat devlet tarafından üretilip, satılır.
* İslamiyet’te kumar haramdır. Laik sistemde ise kumar serbesttir ve bizzat devlet tarafından oynatılır. Piyango gibi.
* İslamiyet’te kadın, el ve yüzü hariç bütün vücudunu örtmek zorundadır ve bu, Allah'ın kesin bir emridir. Laik sistemde ise; kadınlar istedikleri gibi giyinebilirler ve istedikleri gibi açılıp saçılabilirler; bu konuda teşvikte edilirler, hatta bazen de zorlanırlar.
* İslamiyet’te çocuklara, ilk olarak zaruri olan dini bilgiler öğretilir ve yedi yaşında namaz kılmaları istenir.
* Miras, İslamiyet’te Allah'ın Kur'an'da emrettiği şekilde paylaştırılır. Laik sistemde ise; miras, insanların yazdıkları kanunlara göre paylaştırılır. Allah cc, ölen kişinin anne- babasına mirastan pay verdiği halde, laik sistemde anne - baba mirastan mahrum bırakılmıştır.
* Mahkemelerde suçlulara cezalar, İslamiyet’te; Allah'ın emrettiği şekilde verilir ve insanlar arasındaki problemler bu kanunlara göre halledilir. Mahkemelerde Allah’ın hükmüyle hükmedilmesi Allah’ın kesin bir emri olduğu gibi, iman etmiş olmanın da şartıdır. Laik sistemde ise; mahkemelerde insanların kendi fikirlerine göre çıkardıkları kanunlara göre hüküm verilir.
Kısaca ve ana hatları ile yaptığımız bu karşılaştırmada görüldüğü gibi; İslamiyet ile Laik sistem ve Demokrasi, gece ve gündüz gibi birbirlerine zıttırlar. Birinin olduğu yerde diğeri olamaz.
İslamiyet başlı başına bir sistemdir ve tamamının günlük hayatta tatbik edilmesi Allah’ın kesin olarak emridir. Bir mü’min, İslam’ı olduğu gibi, bir bütün olarak kabul eder ve tatbikatı elinden gelmese bile, en azından onların tatbikatına taraftar olur.

Selahattin Altıntaş...


Altintas nasil yorumlamis bilmem ki? Izole edilmis bir yerden sanirim.

Bu sistem bahsedildigi gibi eger bir butunse, musluman niye parcalara ayirir ki o zaman?

Sanirim belki caglar oncesinin mukemmel sisteminden bahsetmis.Bugun bu mukemmel sistem yok ne yazik ki..

conan

Laiklik
Laikliğin doğduğu Fransa'dan başlayalım: Millet üzerinde büyük bir baskı unsuru olan, vatandaştan kafasına göre vergi alan, kralları arzu ettiği gibi tahttan indirip/tahta bindiren Hristiyan kilisesine tepki olarak doğmuş bu laiklik fikri. Fransızca anlamı "Dini kamusal alandan kovmak" demektir. Bu yüzden Fransız laikliği çok serttir. Haç, türban, başörtüsü gibi sembollere kamusal alanda izin vermezler. Başörtüsü dini bir zorunlulukken diğerleri aksesuardır. Ama Fransızlar başörtüsünü de bir aksesuar olarak görmeyi tercih edip yasaklarlar. Bütün korkuları 200 sene önce mezara gömdükleri dini otoritenin tekrar hortlamasıdır. Bu nedenle dine düşmanca davranırlar. Laiklik hiç de burdakilerin zannettiği gibi "din özgürlüğü" ya da "devletin dinlere eşit mesafede durması" falan demek değildir yani. (= extreem laïcisme)
Amerika'da laiklik ise bundan çok farklıdır. Fransa gibi kötü bir deneyime sahip olmayan Amerika, laikliği "din özgürlüğü ve devletin dinlere eşit mesafede durması" bağlamında tanımlamıştır. Bu yüzden Amerika'da kamusal alanda dine karışılmaz. İnançlar (hatta farklı içtihadlar) devlet tarafından korunur. (= gematigd laïcisme)

Türkiye'nin laiklik anlayışı -malumu ilan etmeye gerek yok- Fransa modeline benzer.

Osmanlı'nın Fransa'ya okusun adam olsunlar diye gönderdiği Jön Türkler, patates, fötr şapka, laiklik gibi şeylere hayran olmuş, "niye bunlar bizim memlekette yok?" diye komplekslere girmişlerdir. Bugün "Türkiye laiktir laik kalacak" diye ortalığı yıkanların laiklikten sadece "başörtü yasağını" anlamaları, laiklik anlayışlarının Fransa'dan ithal olmasından, kendilerinin de Jön Türkler'in torunları olmasından kaynaklanır.

Bu anlayış sürdüğü müddetçe laiklik Türkiye'nin en önemli problemlerinden biri olmaya devam edecektir.

Osmanlı laik miydi?

Her ne kadar adını koymasa da Osmanlı laikti. Adını koymayı gerektirecek bir problemi yoktu zaten. Müslümanlık azınlıklar üzerinde bir baskı unsuru değildi. Farklı dinlerden insanlara ayrımcılık uygulanmıyordu. Hatta gayrimüslümler az bir vergiyle askerlikten bile yırtabiliyorlardı. II. Mahmud "reyamdan müslümanları camide, hristiyanları kilisede, yahudileri de kendi mabetlerinde görmek isterim" demişti. Bu ifadesiyle üç büyük dini aynı cümlede, aynı konuma koymuş, devlet işlerine karıştırmamıştı.

Laiklik gibi bir problemi olmayan Osmanlı'nın Fransa'dan patetesle birlikte laikliği de getirmesi ilginç bir durumdur

kiya

evladım laiklik senin bildiğin gibi değil; evet fransa laikliği hala jakoben izler taşır ve evet, abd laikliği daha iyimserdir.

ve fekat bunun konumuzla hiçbir ilgisi yoktur. laiklik, kralları tahttan indirip bindiren kiliseye tepki olarak da doğmamıştır. nitekim, kralların da başpiskoposları tahttan indirip bindirmelerine çok tanık olmuştur hıristiyan alemi. yani kral kiliseye bağlı olduğu kadar, kilisenin de krala bağlı olduğu gerçeğini görürseniz, söylediklerinizin anlamsızlığını anlarsınız (yani umud ediyorum).

şimdi efendim bu islamici çevrede "laiklik olmasın, ama olacaksa da amerikan laikliği olsun" anlayışı pek bir moda. şimdi sormak gerekir; amerika bu laiklikle mükemmel yaşıyor da, fransa, günü birlik batıyor mu?

ee, peki fransız laikliği bu elemanlara neden batıyor o zaman? efendim, avrupa kültürü, abd'nin aksine pragmatizm ve oportunizmi siyasi bir çizgi haline getirmemiştir. halbuki abd'de pragmatist ve oportunist olmayanın siyaset sahnesinde yeri dahi yoktur. bu nedenle bütün kurum ve kurallarının içinde bu anlayışın izlerini görmek mümkündür.

efendim, bizim bu müstakil sanayici ve işadamları da tabi; özellikle bu pragmatist ve oportunist yanını sevmektedir abd'nin. zaten sağ "özgürlükçü" ekibin üç sacayağı menderes-özal-tayyip üçgeninin türkiye'yi "küçük amerika"ya çevirme istekleri boşuna değildir.

halbuki kıta avrupa'sında "laiklik, laikliktir!" mesela brecht'in dediği gibi "man is man!" avrupa'da da mesela berlisconi ya da sarkozy gibi pragmatist elemanlar çıksa da, genel olarak "devlet adamı, devlet adamıdır!"

tabi, abd'nin özgürlük ve kölelik savaşlarından edindiği kibir, uçsuz bucaksız coğrafyanın yarattığı heyecan ve dahi gangster ve haydutlardan kalma pragmatizmi birleştirdiği bu siyasi çizgi; türkiye'ye neden bu kadar uymaktadır da, kültürel ve sosyal olarak daha yakın sayılabilecek fransa uymamaktadır bilinmez.

haa, maalesef türkiye, laikliği de kendine benzetmiş ve iğdiş etmiştir o ayrı bir konu.

osmanlı'nın laik olarak tanımlanabilmesi ise maalesef mümkün görünmüyor. ancak osmanlı idaresinin, avrupa'nın aksine doğrudan dinsel bir baskıya maruz kalmadığı da bir gerçek. bunun nedeni ise laik olmasında değil, padişahların aynı zamanda halife ünvanı taşımasında aranabilir. nitekim, halifelik; herhalde şeyhülislam'ın üzerinde bir makamdır din açısından. şöyle söylenebilir: osmanlı'da devleti yönetenden daha yüksek bir dinsel kurum yoktur, olmamıştır ve dahi olamazdı da...

ancak avrupa'da kilise, her vakit devletten ayrı örgütlenmiş ve idare üzerindeki etkisini "ayrı bir kurum" olarak daha ciddi bir boyutta sürdürebilmiştir. osmanlı'yla kıyaslarsak, hiçbir kral, aynı zamanda papalık mevkine oturabilmiş değildir.

öte yandan konuya dahleyleyecek olursak şunu soralım:

madem islamiyet mükemmel bir sistemdir; o vakit neden bir tane bile bırakın mükemmeli, azıcık düzgün islam ülkesi yok?

neyse neyse, boşverin, yine diyeceksiniz ki; onlar müslüman değil, zaten dünyada islam ülkesi de yok!

ee madem yok, demek ki olmuyormuş kardeşim, zorlamanın manası da yok, di mi ya...