24.08.19/08:36

Ağıt yakmak...

Başlatan fikir, 29.07.08/13:19

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

fikir

Toplum olarak, ölenlerin ve gidenlerin ardından, methiyeler dizmeye ve ağlamaya çok meraklıyız.

Ölenin hangi koşullarda (yaşı, hastalığı, kaza, intihar vs.) öldüğünden çok, onun hayatımızdaki yeri ve geride bıraktıkları üzerinde ağlar ağıtlar yakarız.

Yine bir şekilde yerinden, yurdundan, evinden, işinden, okulundan, mahallesinden hatta sanaldan ayrılan insanların arkasından da, niçin gittiğinden çok, sadece ayrılığa dair sözler söylenir ve üzüntü duyulur.

Genel olarak ağıt yakma duygusunun olumlu bir tarafı olmadığını düşünüyorum. Oysa sebepler üzerinden değerlendirme yapmak; sonraki zamanlarda ölüm sebebini azaltmaya, ayrılık içinde hem gideni hem kalanları geliştirmeye ve ders çıkarmaya yaramalıdır diye düşünüyorum.

Ölen ve giden, önceden neyse ve niçin ölüp/gittiyse bu gerçeklerden değerlendirme yapmanın daha faydalı olacağına inanıyorum.

Kaldı ki, arkasından ağıt'a ağıt yakmak çok sık görülür...

"Senin için az ağlamamıştım, cehennemin dibine gidesin..."

MrsBrown

Ama üzülüyorsun. Çok üzülürken, gitmesi, nedeni üzerinde muhasebe yapmak zor. Onu uğurlamalısın önce. Vedanı etmelisin. Ağıt işte buna yarıyor olabilir. Vedalaşmaya, uğurlar olsun demeye.
Üzüntünü yaşayıp, yasını tuttuktan sonra, muhasebeye geçilebilir. :)

nisan

Sanirim, hayatimizdaki olaylari sebeplerinden cok, sonuclari ile degerlendiren bir bakis acimiz var. Olabilir mi?

Fakat son bolumde bahsedilen konu, gercekten ilginc ve dusunulesi.. Bir o kadarda gulumsetici..

asya

Ölenin, gidenin ardından üzülebiliriz; onsuz yapamayacağımızı ya da bu denli sevdiğimiz kişiyi artık göremeyeceğimizi düşünürüz, bu çok doğal. (Ölenin arkasından ağlamanın kişinin kendi ölümünü düşünmesi nedeniyle olduğu da söylenir ama genç yaşta insanların ölümü kolay kolay hiç bir nedenle düşünmediği gerçeğiyle çelişiyor bu sav.)

Üzülmek tamam da ya ağıt? Ölenin/gidenin arkasından ağlayıp dize vurmalar, methiyeler dizmeler neden? Bu bana sahtekarca geliyor bazen.

Bununla ilgili bir anımı sizlerle paylaşayım kısaca:
Yıllar önce 6 yaşındaki kardeşimi yitirdik. Annem çok kötüydü, sakinleştiricilerin yardımı ve öteki çocuklarının varlığı tesellisiyle konuyu biraz kapatmaya çalışıyorduk. Biliyorsunuz geleneksel başsağlığı dilemelerini, gelip gidenleri. Günlerce sonra bir tanıdığımız geldi bu amaçla. Kapıyı ben açtım ve açmamla dondum kaldım. Kadının içeriye öyle bir girişi vardı ki, gelirken başına bir şey gelmiş sandım. Nasıl feryat figan, anlatamam! Gelip annemim boynuna sarıldı ve haykırışlarını sürdürerek kardeşimin güzelliğinden, zekiliğinden, büyüseydi çok büyük adam olacağından ve daha bir sürü saçmalıktan bahsederek hüngür hüngür ağladı. Tabii annem de... Hepimiz öfkeden deliye döndük, kadının bu abartısı nedeniyle. İki yaşındayken görmüştü kardeşimi ve o zamandan sonraki gelişimini bilmiyordu bile! (Bu arada annemin kahve ikram etmemi istemesi üzerine kahvesine şeker yerine tuz atarak intikamımı aldım ben de. :D)

Bir de sürü psikolojisi var tabii, ağlayanlar ağlatabiliyor, üzülenler "sahi ya!" dedirtebiliyor insana.

Ayrıca biliyorsunuz, atasözlerimize bile girmiştir; "kör ölür, badem gözlü olur".

asya

Acılıyım ya, yanlışlıkla yaptığımı sandı ama annem yutmadı. Neyse ki hak verdi de, azarlamadı beni :D

rapsodi

:) ya bide böyle vadaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa bla bla ağlayanlar yok mu onların o samimiyetini derinliğini görünce ortam kaldırmasa bile bir gülme ihtiyacı doğuyor bende. Nedense böyle şeylerde (allah kimseye yaşatmasın) gözünden iki damla yaş gelmeyen dik duran tipler daha ilgi çekici ve içli gözüküyor tabii annelerimiz dışında. ( kız kardeşlerde öyle olabiliyor)

davar çobaný

bigün yayladan köye geldim. tam bizim dama yaklaştım, bir feryat figan ki sormayın. gözü körolamayasıca köyü ayağa kaldırmış. benim yedinci oğlanda (ellerinizden öper şimdi 29 yaşında) daha beşşikte. dedim hay anasına, bizim eşber'in kundağını çok sıktı da öldürdümü yoksa bu avrat. neyse koşa koşa eve gittim. bir de ne görem. uyuz bi pisiğimiz (kedi mi diyorsunuz siz) vardı, sıçanla oynarken, tırpana çarpmış kelle gitmiş.

kör olmayasıca da ona ağıt diziyor. oysa sabah akşam sopayla kovalardı.

bastım küfürü, pisiği de attım damın arkasına
tarı günahlarımı affede, hangi birini edecekse