25.08.19/19:47

İslam'da Namaz

Başlatan I_M_A_N, 09.09.04/23:14

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

adnan

Alıntı yapılan: ZeRDuShT - 13.03.06/17:26
Alıntı yapılan: adnan - 13.03.06/17:02
tanrı bunlara kanmaz tabi..
ama kandırmak ta çok basit..iki damla göz yaşı yeter..


harbi mi? - ben iyi bir tiyatrocuyumdur, o zaman yırttım... ;D
ya bir de böyle gülmeyin benim pek dinle aram yoktur,
ama diyorum ki böyle namaz kılıyor gibi yapsak,
allaha şükür etsek, türkçe olarak, bir kaç dakika,
namaz olarak sayılmaz mı


yırttında neyi yırttın onu bilmiyorum...kefenimi?..tövbe tövbe ne diyom ben ya vaktimi geldi nedir..
namazın namaz olarak kabulü kurallarına uyarak mümkündür..

Alıntı yapılan: denge - 06.03.06/20:06
Bu konuda herkes birşeyler karalamış, bari ben de bir iki lakırtı edeyim.

Namaz ilginç bir biçimde Kuran'da hep zekat/infak ile beraber geçer. Namaz kişinin Allah ile bağını, infak ise toplum ile bağını temsil eder.

Bu ritüelin sembolleri anlamlıdır. Önce tekbir getirirsin, dünyaya ait ne varsa elinin tersiyle itmeyi ifade eder bu. Sonra kıyama durursun, kişi burada Rabbisiyle konuşur aslında, namaz yalnız kılınırken sesli de olabilir, hatta tavsiye edilir. Ne konuştuğunu bilmek zorundasın, çünkü Allah bilinç ister kuldan. Anlamıyorsan eğer, bildiğin dilden konuşursun. Sonra ruku, boyun eğiş...Sen halıksın ben mahlukum, Sen mabudsun ben abidim dersin, kulluk bilincini hatırlarsın, günde üç kez ya da beş kez, hiç farketmez. Çünkü insan gün içinde çok fazlaca ilahlık iddaasında bulunuyor farkında olmadan. Ve buluşma anı; secde. Bir teslimiyet, itaat. Farkına varabilen için dünyada en büyük huzur kaynağı. Ardından oturuş, diz üstü çökmüşsündür artık, istemeye başlarsın. Ne istediğini de bilmek zorundasın, ne istediğini bilmeyene istediği verilmez çünkü. Bu oturuş da ki dua kesinlikle Türkçe olmalı. Ve selam, ama ne zaman? Sadece yanında birisi varsa. Uzak bir yere gitmişsindir aslında, O'nun huzuruna. Selam dersin yanındakine, yalnızsan bunun da mecburiyeti yoktur.

Çıplak da kılınır namaz, tüm maskelerini ve rollerini bir kenara bırakırsın böylece. Hem acizliği temsil eder çıplaklık, daha iyi sığınırsın O'na.

Birileri "ben vasıl oldum" der kılmaz, birileri ben zevk almıyorum der kılmaz. Hastalandığınız zaman nasıl canınız yemek yemek istemezse, ama hayatınızı devam ettirebilmek için yemek yemek zorunda iseniz ve yemek yemedikçe iyileşme şansınız tamamen ortadan kalkıyorsa, namaz da aynen öyledir, lezzet alabilmek için o an zevk almasanda devam edersin, çünkü o kalp iyileştikçe zevk almaya başlarsın. Doping gibi gelir gün içinde, çünkü evrenin yaratıcısından güç istersin usulunce.

Ama zor bir ibadettir,"Şüphesiz Allah'tan kalbi titreyenler dışında namaz herkese zor ve ağır gelir" (2/45)




Alıntı yapılan: adnan - 06.03.06/20:21
namaz budur...eyvallah...
iznin ile arada ki bir şeye ilave edeyim...
tekbirden sonra emir almaya hazır oldugunu bildirmek için el baglarsın.
emir gelir ve baş üstüne der gibi rukuya eyilirsin..
kıyama kalkar aldıgın emri uygularsın..
bu uygulama eşyanın hakikatini gösterir.
gördüklerin karşısında secdeye varırsın.elinde degildir gördüklerin hayretle secdeye vardırır..

devamı sen de var zaten...
çok güzel anlatmışsın..umarım kızmassın...

Calakalem


Bana namaz kılmaz diyen
Ben kılarım namazımı
Kılarısam kılmazısam
Ol Hak bilir niyazımı

Yunus Emre

...σzαη...

yunus baba yine döktürmüs dimi ya.....

Sapiens

Namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz

korhankoral.com

korhan koral'dan:
Bir konuda ibadetler meselesidir. Tasavvufa göre İslâm, Yaradanına ve O'nun kurduğu ilâhî nizâma teslim olmayı ifâde ettiğine, ve bu teslimiyyetin özü ise, abdın (kul) Hâlik 'ine (Yaratıcı) ibâdeti (kulluğu) ile ifâde edildiğine göre, ibadet, bütün var sanılan varlık aleminden ve bu aleme yönelik düşüncelerden sıyrılarak Hakk’a yönelmektir. Zira “De ki: "Şüphesiz Allah, dilediğini dalâlete düşürür , kendisine  yöneleni de hidayete erdirir."(13/27).  İbadetle Nefs, itâ'ate başlayıp, benliğini bırakmaya yöneltilir. Kişisel mizaca göre ibadet, yani benlikten sıyrılma şuuru, zorlamayla yada zevkle gerçekleşir. Ancak her iki durumda da işin özünde, benlikten sıyrılma isteği yada çabası vardır. Allah’ın ibadetlerimize ihtiyacı olmadığı, ibadetlerin, bir nevi kişisel gelişim araçları olduğu açıktır (daha önce dediğimiz gibi, Allah Gani’dir.). İbadet, kutsal birliğin farkında olma erdemini gerçekleştireceğimiz her türlü hareket ve davranıştır. Biz her an ve her yerde bu birliğin indinde olduğumuza göre, gerçek ibadet, bu gerçeğin farkında olarak yaşamaktan ibarettir. O nedenle Kur’an’da olumsuz olarak “Vay haline o namazı eda edenlerin ki namazın anlamının farkında değildirler.” (107/4,5)   denirken, olumlu olarak, “Onlar ki ,namazlarında huşu içindedirler.” (23/2) denmektedir.6 Birinciler, ibadet anında bile dünya hayatından sıyrılamamış olan bilinçleri, ikinciler ise her şeyden sıyrılıp saflığına yönelmiş bilinçleri temsil eder.  Hua hu ching’de geçen şu satırlar, demek istediklerimizi daha da netleştirecektir: “Sıradan insana göre mabet kutsal olduğu halde tarla öyle değildir/ Bu ise hakikate aykırı olarak gelişen bir ikiliktir” “Ne ilahiler söylemek, bir fırtınanın uğultusunu dinlemekten/ Ne tesbih çekmek  nefes alıp vermekten daha kutsaldır/ Ne de dini kisveler, iş giysilerinden daha ruhanidir/ Tao ile yekvücut olmak istersen yüzeysel maneviyata kapılma/ Bunun yerine, sakin ve basit,/ Düşüncelerden ve kavramlardan uzak bir hayat yaşa/ Huzuru, tek gerçek güç olan anlama erdemini edinmekte bul”www.korhankoral.com

Julius Caesar

İslam’daki namaz ibadetinin cahiliye döneminde Araplar tarafından bilinen ve Kâbe’ de yapıla gelen bir ibadet sekli olduğunu rivayetlerden anlıyoruz. Kur’an’da da “es-salat” seklinde marife bir kelime olarak zikredilmesi bunu ortaya koyuyor.

Namazın Hz. İbrahim’den beri devam ettiğini vakitli olmasa da Arapların bir sekilde namaz kıldığı rivayet edilir. Kâbe ve çevresine Mescid’i - Haram denilmesi, mescidin de secde edilen yer anlamına gelmesi burada secdeli namaz kılındığının kanıtı olarak gösterilebilir. Müsriklerin kendilerine göre birtakım hareketlerle namaz kıldıklarını Kur’an bize haber vermektedir.

“ onların Kâbe’de ki namazları sadece ıslık çalmak ve el çırpmaktan baska bir sey değildir, inkârınıza karsılık olarak azabı tadın” (Enfal, 8/ 35)

Bu ayetin nüzul sebebini Vahidi İbn Ömer’den söyle rivayet eder ; “ Müsrikler Kâbe’yi tavaf ederler,
ellerini çırparlar, ıslık çalarlar ve yanakları yere koyarlardı, derken bu ayet nazil oldu”.
(el-Vahidi, 1997: 193)

Cahiliye dönemi Araplarının bu sekil namazları yanı sıra o dönemde Hanif olarak tarif edilen inançlı insanlarında namaz kıldıkları rivayet edilmektedir. (Soysaldı 1997: 30)

İzutsu bu beyitte geçen salât kelimesini söyle yorumlar; “Cahiliye döneminde bilinen bu maddi “salât” İslam ın “salât”ından baskadır. Fakat sekil ve yapı aynıdır.

Aradaki tek fark ise orada kıble, mukaddes Kâbe yerine Đran imparatorudur ve Allah’a tapınma yerine krala tapınma vardır. ( İzutsu, 1975: 141)

Yine Lisanu’l-arab da söyle denir; “salât” dua manasınadır. Bir hadisi serifte Hz.peygamber söyle der; “sizden biriniz yemeğe çağrıldığınızda ona icabet etsin. Eğer oruçlu değilse yesin, oruçlu ise dua etsin” sonra “salât, yemek veren için bereket ve hayırdır” (İbni Manzur, 1968: XVI, 465) dedi.

“Salvanu” kelimesi hakkında Cevali bu kelimenin İbrani dilinde Yahudi kilisesi manasına geldiğini aslının “saluta” olduğunu söyler. (es- Suyuti, 1987: I, 372)

Maxime Rodinson’un doğu Hıristiyanlarının kendi ibadetlerine “salat” dediklerini, İslam da ki namazında doğu Hıristiyanlarının bu ayinlerinden esinlenerek tanzim edildiğini iddia eder. M Rodinson namaz ibadetinin Hıristiyanlıkta emredildiğini ve doğu Hıristiyanlarının bunu uyguladıklarını haber vermektedir. (Rodinson, 1994: 86)

A.J. Wensinck de “Salat” kelimesinin daha önceki dillerde de mevcut olduğunu söylemekte ve namazla Yahudi ve Hıristiyanların dini ayinleri arasındaki benzerliklerle ilgili tespitlerde bulunmaktadır. Wensinck’in kaydettiğine göre Aramice salota kelimesinin istikakı çok açıktır, kökü olan “salle” Arami dilinde katlamak, bükmek manasına gelir. Salota bir mastar ismidir. “katlamak” v.b.fiillere delalet eder. Çesitli Arami lehçelerinde namaz gibi ayin seklindeki dua manasında kullanılmıstır. Hiç
olmazsa Süryani dilinde genellikle Ba’uta denilen ferdi ve serbest dua manasına
gelebilir(Ates, 1996: 50)

Goldziher de namaz müessesesinin cahiliye devrinde mevcut olmadığını “salât” ıstılahının Hıristiyanlıktan alınma gayri Arap bir kelime olduğunun buna delil teskil ettiğini iddia etmektedir(Ates, 1996: 51).

Cahiliye Araplarında abdest, gusül, namaz ve oruç var idi. Özellikle kutsal kabul edilen zemzem suyu ile abdest ve gusül önemli ibadetlerden sayılırdı. Namazın bazılarında kıyam, bazılarında rüku, sücud, bazılarında da kuud var idi. Allah’a hitaben namazda bazı sözler dahi söylenirdi. (Ahmed Mithat 1329: 167) Bu geleneğin İbrahimi dinden kaldığını söyleyebiliriz.

Cahiliye döneminde Cuma ile ilgili bazı uygulamalar göze çarpmaktadır. Bu dönemde, Ka’b b. Lüey b. Galib b.Fihr b. Malik’in Kureys’i Cuma günü toplayıp, içinde birde hutbe kısmı bulunan haftalık bir ibadet icra ettiğini görmekteyiz. O dönemde bu ibadete “Yevm’l-Arube”, (Araplık Günü), yahut “Ma’ruzat” (Açıklama ) Günü adı verilmekteydi. Ka’b’ın bu güne “Cum’a” adını verdiği akledilmektedir.
İbnu’l- Cevzi, Ka’b’ın okuduğu bu hutbelerden bazı kısımları nakletmistir.
(Hamidullah, 1966: I, 134; (Ates, 1996: 63)

Alusi’nin tarihçi İbni Siri’den naklettiğine göre; Cuma namazı ile ilgili gelismeler söyle olmustur: Hicretten önce Cuma namazının farz olduğunu bildiren ayetler henüz inmemisti, buna rağmen Medineli Müslümanlar kendi aralarında toplanarak söyle bir karara vardılar. “Yahudiler ile Hıristiyanlar haftada bir gün toplanıyorlar. Bizlerde kendimize bir gün ayırarak toplanalım ve Allah’ı topluca zikredelim, sükredelim.

Cumartesi günü Yahudilerin, Pazar günü Hıristiyanların günüdür. Arube gününü ise biz kendimiz için toplanma günü yapalım” Medineliler Cuma günün arube günü diyorlardı.

Medineli Müslümanlar yukarıdaki kararı aldıktan sonra Esad b. Zürare’nin evinde toplandılar. Esad burada toplanan cemaate iki rekat namaz kıldırdı ve birde konusma yaptı. Toplandıkları o güne Cuma adını verdiler(Yavuz, 1986: 14).

Cuma namazının farz olduğunu bildiren ayet peygamberimizin Medine’ye hicretinden sonra inmistir(Yazır, 1935: VI, 4977).

liyenda

Cuma Namazı
Cuma, müslümanlarca bir bayram günüdür. Bu mübarek günde müslümanlar mabetlerde toplanırlar. Okunacak hutbeleri dinleyerek faydalanırlar. Hep birlikte cuma namazını kılarlar. Sonra ya başka ibadetlerle uğraşır veya ziyaretlerde bulunur yahut günlük işleri ile uğraşmaya koyulurlar.
Bir hadis-i şerifde buyuruluyor:
"Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün, cuma günüdür. Adem aleyhisselam O gün Cennet'e konulmuş, O gün Cennetten çıkarılmıştır. Kıyamet de o gün kopacaktır."

Bütün bu olaylar, nice hayırları ve; hikmetleri toplamaktadır.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hicretleri zamanında Medine'ye yakın bulunan "Salim İbni Avf" yurdunda "Ranuna" denilen vadi içerisinde "Beni Salim Mescidinde" ilk cuma hutbesini okumuş ve ilk cuma namazını kıldırmıştır.

Cuma namazının vakti tam öğle namazının vaktidir. Cuma namazı için minarelerde ezan okunur. Camilere gidince önce aynen öğle namazının sünneti gibi, dört rekat cumanın ilk sünneti kılınır. Ondan sonra cami içinde bir ezan daha okunur. Minberde cemaata karşı bir hutbe okunur. Bu hutbeden sonra ikamet alınarak cumanın iki rekat farzı cemaatle aşikare okuyuşla kılınır. Bir farzdan sonra yine öğlenin ilk dört rekat sünneti gibi, cumanın son dört rekat sünneti kılınır. Bundan sonra da "Zuhrü ahir" diye dört rekat namaz kılınır. Bu son öğle namazı, öğlenin dört rek'at farzı gibi kılınmakla beraber sünnetlerde olduğu gibi dört rek'atın hepsinde fatihadan sonra sûre okunması daha iyidir. Arkasından da "Vaktin sünneti" niyeti ile aynen sabah namazının sünneti gibi iki rekat namaz daha kılınır.

Cuma şartlarını kendilerinde toplayan kimseler için iki rekat cuma namazı "Farz-ı ayın"dır. Cuma namazının diğer namazlardan başka olarak kendisine özgü on iki şartı daha vardır. Bunların altısı vücubunun (farz olmasının), diğer altısı da edasının şartlarıdır.

Kaynak: Büyük İslam İlmihâli, Ömer Nasuhi Bilmen


Cenaze Namazı
Cenaze namazı, vefat eden din kardeşlerimiz hakkında duâ olmak üzere bir farz-ı kifâyedir.

Cenaze namazının kılınması için aranan şartlar şunlardır:

Ölenin müslüman olması. Müslüman olduğu bilinmeyen, bu hususta hâli gizli olan kimsenin Cenaze namazı kılınmaz. Ölenin müslüman olduğuna muteber şâhid ve delil lâzımdır .
Ölünün yıkanarak temiz kefene sarılmış olması.
Ölünün, imam ve cemaatin önünde olması.
Ölünün tamamının veya bedeninin çoğunun mevcut olması. Eğer bedeninin çoğu gitmiş veya başsız olarak yarısı varsa namazı kılınmaz, yıkanmaz. Bir beze sarılarak gömülür.

Cenaze Namazının Kılınışı

Cenaze namazı dört tekbir ve kıyâmla edâ edilir. Bu namazda secde ve rükû yoktur.

İmam, ölünün göğsü hizasında durur. Cemâat da arkasında saf tutar. Cemâata ölünün erkek veya kadın olduğu duyurulur, ona göre niyet edilir. Yâni "Allâh için namaza, meyyit için duâya, er kişi (veya hâtun kişi) niyetine uydum hâzır olan imâma" diye kalben niyet edip imamın arkasından tekbir alınır. İlk tekbiri alırken eller kulak hizâsına kadar kaldırılıp göbek altında bağlanır, Sübhâneke, "ve celle senâüke" ile okunur.

Bundan sonra eller kaldırılmadan ikinci bir tekbir alınır. Bu tekbirleri imam âşikâr, cemâat ise gizli alır. "Allâhümme salli ve Allâhümme bârik..." okunur. Bundan sonra üçüncü tekbir alınır ve Cenaze duâsı okunur.

Cenaze duâsını bilmeyenler burada "Allâhümme innâ nesteıynüke..." yi yâni kunut duâsını veya duâ niyeti ile Fâtiha-i şerîfeyi okurlar. Daha sonra dördüncü tekbir alınır, eller yan tarafa bırakılıp selâm verilir.

Üçüncü tekbirden sonra okunacak Cenaze duâsı:



ٱَللّٰهُمَّ ٱغْفِرْ لِحَيِّنَا وَمَيِّتِنَا وَشَاهِدِنَا وَغَآئِبِنَا وَكَبِيرِنَا وَصَغِيرِنَا وَذَكَرِنَا وَاُنْثَانَا ٱَللّٰهُمَّ مَنْ اَحْيَيْتَهُ مِنَّا فَاَحْيِهِ عَلَى ٱْلاِسْلاَمِ وَمَنْ تَوَفَّيْتَهُ مِنَّا فَتَوَفَّنَا عَلَى ٱْلاِيمَانِ وَخُصَّ هٰذَا ٱلْمَيِّتَ بِٱلرَّوْحِ وَٱلرَّاحَةِ وَٱلرَّحْمَةِ وَٱلْمَغْفِرَةِ وَٱلرِّضْوَانِ ٱَللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ مُحْسِنًا فَزِدْ فِى اِحْسَانِهِ وَاِنْ كَانَ مُسِيئًا وَتَجَاوَزْ عَنْهُ وَلَقِّهِ ٱْلاَمْنَ وَٱلْبُشْرٰى وَٱلْكَرَامَةَ وَٱلزُّلْفٰى بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ ٱلرَّاحِمِينَ


"Allâhümmağfir lihayyinâ ve meyyitinâ ve şâhidinâ ve gâibinâ ve kebîrinâ ve sağîrinâ ve zekerinâ ve ünsânâ. Allâhümme men ahyeytehû minnâ feahyihî alel islâmi ve men teveffeytehû minnâ feteveffehû alel îmâni ve hussa hâzelmeyyite (*) birravhi verrâhati verrahmeti velmağfireti verrıdvân. Allâhümme in kâne muhsinen (**) fezid fî ihsânihî ve in kâne müsîen fetecâvez anhü ve lakkıhil' emne velbüşrâ velkerâmete vezzülfâ birahmetike yâ erhamerrâhimîn." (***)

(*) Kadın ise "hâzihil meyyite" denir.
(**) Kadın ise "in kânet muhsineten fezid fî ihsânihâ ve in kânet müsîeten fetecâvez anhâ ve lakkıhel'emne" denir.
(***) Mânâsı: Allâh'ım! Bizim dirilerimizi, ölülerimizi, hâzır ve gâib olanlarımızı, büyüklerimizi ve küçüklerimizi, erkeklerimizi ve kadınlarımızı afv ü mağfiret buyur. Yâ Rabb! Bizden yaşattıklarını İslâm üzere yaşat. Bizden öldürdüklerini iman üzere öldür. Bilhassa bu ölüyü kolaylığa, rahatlığa, mağfirete, rızâna erdir. Yâ Rabb! Eğer bu ölü, muhsin ise ihsanını artır; ve eğer yaramaz bulunmuş ise affet. Kendisine emniyet, beşâret, kerâmet ve kurbaniyet nasib buyur, rahmetinle, ey erhamerrâhimîn."

Cenaze erkek çocuk ise, yukarıdaki duâ "alel îmâni" den itibaren şöyle okunur: "Allâhümmec'alhü lenâ feratan vec'alhü lenâ ecran ve zuhrâ. Allâhüm-mec'alhü lenâ şâfian ve müşeffean."

Cenaze kız çocuk ise, yukarıdaki Cenaze duâsı "alel îmâni" den itibâren şöyle okunur: "Allâhümmec'alhâ lenâ feratan vec'alhâ lenâ ecran ve zuhrâ. Allâhümmec'alhâ lenâ şâfiaten ve müşeffeaten."

Mühim Hatırlatma

Bir çok kimseler, Cenaze namazının dördüncü tekbirinde, ya hiç ellerini bırakmadan selâm vermekte veya sağ tarafa selâm verince sağ elini, sol tarafa selâm verince de sol elini yana bırakmaktadır.
Bu hareketlerin her ikisi de yanlıştır. Doğrusu, dördüncü tekbiri aldıktan sonra her iki eli yana bırakıp selâm vermektir. Çünkü kendisinde sünnet olan bir zikrin bulunduğu kıyamlarda eller bağlanır. Sünnet olan bir zikrin kalmadığı kıyamlarda ise, eller bağlanmaz, yana salınır. (Dürer, 1/ 53)

Cenaze namazı içinde imam açıktan "Allâhü Ekber" diye tekbir aldıkça bazı kimseler kafalarını kaldırmaktadırlar. Bu da yanlış ve tehlikeli bir harekettir. Doğrusu, ne kafa ile ve ne de başka bir azâ ile namaz müddetince hiçbir harekette bulunmamaktır.

Cenaze namazı kılınıcak yer veya ayakkabı temiz değilse, ayakkabıyı çıkarıp üzerine basmalıdır.

Kaynak: Muhtasar İlmihal (Resimli Namaz Hocası) 67. Baskı, Hasan Arıkan