25.08.19/19:49

kader nedir?

Başlatan marcos, 13.08.04/16:13

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sadece köpek

kader diye birşey yoktur rastlantı ve zorunluluk yasasının insan toplumu üstüne etkileri ve bunun kader diye adlandırılması vardır. kavramlar birşeyi karşıladıkları ölçüde varlardır. yani görüntü ve gerçek çakıştığında bilimlere ihtiyaç kalmayacak bilmem anlatabildim mi

kursatotcu

işte size maturidi mezhebinin kurucusu olan ebu mansur maturidinin kitabı ve düştüğü çelişkiler. *** Kitap: Kitabu't -Tevhid Yazar: Ebu Mansur Maturidi Çeviren: Hüseyin Suudi Erdoğan
Cüz'i İrade'nin Mahluk Oluşu
--- Sayfa 350: ...Belki de Allah onu var etmiştir. Veyahut taşta bulunan ve ondan çıkan ateş gibi olur. Her ikisinden hangisi olursa olsun o, sonradan var olma hadistir. Hadis olan da mahluktur.
--- Sayfa 375: Bununla beraber eğer güzelliğin ve çirkinliğin kendilerini yaratan olmaksızın meydana gelmeleri caiz olsaydı, her şeyin yaratıcı olmaksızın var olması caiz olurdu. Bu hususu ifade etmek, tasdik etmek İslam'dan çıkmak demektir. Kuvvet ancak Allah'tandır.
--- Sayfa 378: Cenab-ı ZülCelal'in her şeye malik olduğu sabit olduğu vakit O'nun her şeyi yarattığını söylemek lazımdır. Çünkü kul yaratmaya malik değildir.
--- Sayfa 386: Bununla beraber bütün müslümanlar hiçbir ihtilafa düşmeden, gerçekten Cenab-ı Allah'ın Halık olduğunu ve kendisinden gayrının mahluk olduğunu kabullenip ispat etmişlerdir.
--- Sayfa 389: Sonra şöyle demek caizdir ki, gerçekten Allahu Teala her şeyin yaratıcısıdır. Allah'ın kendisi yaratıcıdır, kendisinden başkası ise yaratılmıştır.
İman'ın Mahluk Oluşu
--- Sayfa 381: Sonra da kullarına iman nimetinden dolayı, kullarının kendisine şükretmelerini emretti. Allahu Teala'ya hamd etmek, şükretmek, O'nun verdiği nimetlere karşı olur. Bunların yaratıcısı olmadığı halde, kendi fiili olmayan hususlar için kendisine hamdedilmesini, bir kimseye nimetini ulaştırmayınca da ondan şükretmesini talebetmek caiz olmaz. Kuvvet ancak Allaht'andır.
--- Sayfa 406: Müminlere iman nimeti için kendisine hamdetmelerini emretmiştir. Bu hususların, kendi fiili ile olduğu sabit olur.
--- Sayfa 476: Bunu açıklayan hususlardan biri de mutlak olarak şöyle demenin caiz olmasıdır: Hakikaten iman, Allahu Teala'nın nimetlerinden bir nimettir. Gerçekten mümine Cenab-ı Hak in'am ve ihsan etmiştir. Eğer Allahu Teala'nın kendisine olan fazlı, ihsanı olmasaydı, küfür pisliğinden temizlenemezdi. Ve böylece kendisi büyük bir azaba duçar olurdu.
--- Sayfa 478: Bu hususta asıl olan şudur ki, gerçekten onu ifade etmek, emri isteme yerine veyahut nimetleri izafe etme yerine çıkar. Bunda ise elbette ki o iki husustan biri bulunmaz. Öyle ise Allah'a izafe edilmesi caiz olmaz. O, tıpkı bizim dediğimiz gibidir ki; gerçekten Allah tahkik edildiğinde her ne kadar her şeyin Rabbi ve her şeyin ilahı ve her şeyin yaratıcısı ve her şey de kendisinin ise de; bu hususla, pislikler, çirkin ve kötü olanlar ve ancak onlara istihkak (hak kazanma) kesbetmesiyle zikrolunan şeylerden benzerlerinde söylenmez. Onların bir olan Allah'a izafe edilmesi o husus üzerinden çıkar. Her ne kadar onlar yaratılmış iseler de, Allah'a izafe edilen şeylerden, onların küfrü yaratılmış ise de.
--- Sayfa 571: Bunun üzerine biz: "Kim ki imanın yaratılmış olduğunu nefyederse, onun sözünün hiçbir manası yoktur" diyoruz.
--- Sayfa 573: Sonra mahlukatın bilinmesinin yolu nakli delil olup, aklın ondan nasibi olmamasından veyahut mahlukatın bilinmesinde yolun akli delil olmasından hali kalmaz. Mahlukatın bilinmesi, aklın dahli olmaksızın nakli delil ile elde edilirse, buna göre mutlak olarak ifade edilmek suretiyle Allahu Teala'nın "İşte bu sıfatlara sahip olan Rabb'in Allah'tır. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Her şeyi yaratan O'dur..." (En'am 102) kavli celili ile imanın mahluk olduğunu söylemek vacip olur. Çünkü iman, Allah'ın gayri olan bir şeydir. Allah'ın onu yarattığını söylemek vacip olur...
Bu hususu Cenab-ı Allah "O Allah'tır ki göklerle yeri ve aralarında olanları altı günde yarattı" kavl-i celili beyan ediyor. Aralarında olanlardan biri olan iman da onun gibidir. Tevfik Allah'tandir.
--- Sayfa 574: Bu hususta Resul-i Ekrem'den bir hadis rivayet edilmiştir, buyuruyor ki: "Hakikaten Cenab-ı Allah imanı yarattı; O'nu haya ve cömertlikle süsledi." Nebiyyi Muhteremin "Gerçekten Allah yüz rahmet yaratmıştır" buyurduğu da rivayet edilir. İmana rahmet dendiği bilinir. Binaenaleyh Allahu Teala'nın yaratmış olduğu şeyde kendisine zıt olup reddeden ve kendisine uyan veyahut uymayan bir benzerinin olması vacip olur. Zıttı ve benzeri olanı da mahluktur. Sonra o, kendisine süluk eden bir yol, kendisi ile cezalanan bir din, seçilen bir mezhep ve itikad edilen bir dindir. Bunların hepsi de mahluktur. Sonra yüce olan Allah, onun mislini bazen ağaçla, bazen görmek ve işitmekle, bazen hayat ile bazen temiz ve pak olan yerle ve bazen de nur saçan bir kandille verdi. Bunların hepsi de mahluktur. İman da bunun gibidir. Sonra küfrün örneğini de zikrettiğimiz şeylerin zıtları ile verdi ki, yaratılma ve hadis olmada hepsi bir arada toplu olarak görülürler. iman ve küfrün ikisi de bunun gibidir. Tevfik Allah'tandır.
Sonra iman, sahibi için güzeldir, hayırdır ve hidayettir. Vasfı bu olan her şey mahluktur. Yüce olan Allah şöyle buyuruyor: "...Fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde güzelleştirdi..." (Hucurat 7); " ...Henüz iman kalplerinize girmemiştir." (Hucurat 14); "Ey şanlı Resul kalpleriyle inanmadıkları halde ağızları ile "inandık" diyenlerle (münafıklarla) Yahudiler'den küfür içinde koşanlar seni üzmesin." (Maide 41) Bu ayetlerin hepsi imanın kalpte olduğuna delalet etmektedir. O, O'nun fiilidir. Mahluk olmayanın kalpte olması mümkün değildir.
İstitaat
--- Sayfa 413: Fiilin kuvveti de onun gibidir. Öyle ise fiille beraber olduğunu söylemek lazım gelir.
--- Sayfa 488: Sonra Kaderiyyeler-ki kendilerine Mutezile ismi verilmiştir-haberi bize isnad ettiler. Halbuki biz o haberden, söz ve inanç bakımından beriyiz. Fakat onların bu husustaki yalanı Kaderiyye'nin ismi hakkında bize isnad ettikleri yalanları gibidir. Sonra Kaderiyye hakkında olduğu gibi, Mutezile'nin cüreti ve aptallığının büyüklüğünü bilmeleri için, biz her iki mezhebin karşısında öne sürdüğümüz o fikir ve görüşlerimizde ne kadar haklı olduğumuzu zikrederiz. Bizim fiilin meydana gelmesi için kudretin, fiilden önce olmasını kabul etmeyip inkar ettiğimiz içindir ki, onlar bize, "Cebriyye" ismini vermeye kalkıştılar. Ve cebir felsefe ve fikrini kabul ettiğimizi iddia ettiler. Sonra onlar fiili öyle bir kuvvette gerçekleştirdiler ki, o vakitte kudret bulunmaz. Fiilin vasfolunduğu vakitte kudretsiz olarak gerçekleşmesi, cebri ve ihtiyarı anlayan kimse için, onun fiille birlikte gerçekleşmesinden cebr manasına daha yakındır.
--- Yorum: Mutezile, Maturidi'nin; "Kişinin kudreti fiille beraberdir" düşüncesinin cebre gittiğini söylüyor; dedikleri doğrudur. Bununla birlikte Maturidi cebr itikadını reddediyor.
İrade
--- Sayfa 433: Allah'ın hakkında zikrolunan husus ise o, Allah'ın kudreti, dilediğinin olması ve saltanatının cereyan etmesidir. işte Allah'ın böylece rububiyeti tamam olur.
--- Sayfa 459: Dünyada kişi, bazen sevmediği ve razı olmadığı şeyi işler. O'nun dilemediği fiilin gerçekleşmesi mümkün değildir.
--- Sayfa 473: Küfür gerçekten çirkindir. Ve kulun fiilidir. O'nun Allah'ın kazası ve hükmü olması mümkün değildir.
--- Sayfa 452: Sonra müslümanların arasında "Allah'ın dilediği olur; dilemediği olmaz" deyimi yerleşip, nesilden nesile intikal etmek suretiyle bilinmiştir.
--- Sayfa 453: Yine başkasının hükmü ve mülkü altında bulunan bir şeyin, onun istemediği ve dilemediği halde meydana çıkarılması, o kimsenin zayıf ve mahkum olduğuna delalet eder. Sıfatı bu olan kimsenin de Rab ve ilah olması mümkün değildir. Bunun içindir ki, bu sıfatlarla yani irade etmek, istediğini yapmak, istemediğini yapmamak gibi kemal sıfatlarla Allah'ın vasfolunması lazımdır. Tevfik Allah'tandır.
Yine hakikaten Cenab-ı Hak, olacağını bildiğinin gayri olarak ve olacağını haber verdiğinin gayri olmasını murad etmiş olsaydı sefih ve yalancı olmasını murad etmiş olurdu. İradesi böyle olan kimsenin ilah ve Rab olması asla caiz değildir. Kuvvet ancak Allah'tandır.
--- Sayfa 467: Ebu Mansur diyor ki: Bizimle Kaderiyye mezhebi arasında iki noktada kelam vardır: Biz onlara sual edip deriz ki, Allahu Teala ebedi olarak olacak olan şeyi, olduğu hal üzere bildi mi? Eğer hayır bilmedi derlerse kafir oldular. Çünkü onlar Rab'larını cehaletle vasfettiler. Eğer evet bildi derlerse, kendilerine: "Allahu Teala ilmini bildiği gibi yerine getirmeyi diledi mi yoksa dilemedi mi?" denir. Eğer hayır dilemez derlerse o zaman Allahu Teala'nın, kendisinin cahil olmasını dilemiş olduğunu söylemeleri gerekir. Kendisinin cahil olmasını dileyen de, hüküm ve hikmet sahibi olmaz. Eğer evet dilemiştir derlerse, bu sefer de Allahu Teala'nın her şeyin, olmasını bildiği fiilleri olmasını dilediğini ikrar etmiş olurlar. Bu husus Ebu Hanife'den rivayet edilen husustan bende yerleşendir. Yoksa ben Ebu Hanife'nin beyan ettiği meseleyi lafzı lafzına zikretmiş değilim. Kuvvet ancak Allah'tandır.
--- Sayfa 570: Gerçekten Kaderiyye fiilleri mahlukat yaratır ve fiillerin yaratılmasında Allah'ın iradesinin ve tedbirinin hiçbir dahli yoktur diyorlar. Cebriyye ise, fiillerin yaratılması işini Allah'a havale edip kulun, fiillerin yaratılmasında asla ve kat'a bir dahli olmadığını öne sürdü. Binaenaleyh Cebriyye her çirkin ve mezmum olanı Allah'a hamletti. Allahu Teala'nın fiilinin vasfı, bunun olmasından Allah yücedir, beri ve münezzehtir. Kaderiyye ise fiillerin yaratılışını, O'nun hakkındaki cehaletleri sebebiyle, mahlukata yükledi. Bu hususta ifade edilmesi gereken orta söz "Kulların kendilerinden meydana gelen şeye göre, fiillerinin olması, olduğu had üzere de Allah'ın fiilleri yaratmış olduğunu" ifade etmektedir. Tevfik Allah'tandır.
--- Yorum: Maturidi cebri kabul etmediğini bildiriyor.
--- Sayfa 465: En'am 148. ayetin izahında "Allah'a ortak koşanlar şöyle diyecekler: "Eğer Allah dileseydi, ne biz müşrik olurduk; ne babalarımız..."
Üçüncüsü: Onların bu hususu müslümanların "Her şey Allah'ın dilemesiyle olur" demelerinden istihza etmeleri için söylemiş olmaları, tıpkı insanın "Ben öldüğüm zaman ileride gerçekten diri olarak (mezardan çıkarılacak mıyım?)" (Meryem 66) dediği gibi ki, bunu müslümanlarla alay etmek için demiştir. Münafıkların "Şehadet ederiz ki (kalplerimizdeki inancı açığa vururuz ki) doğrusu sen, muhakkak Allah'ın Peygamberisin." (Muhammed 1) sözleri gibi. Fakat kendilerinden meydana gelen bu husus istihza olduğu için ta'n olundular.
--- Sayfa 474: Allah küfrü takdir etmiş ve sonradan vukubulması için hükmetmiş midir?
--- Sayfa 457: Sonra der ki, Cenab-ı Hak sövülmeyi murad eder mi? Bu soruyu sormakta hata etmiştir. Bilakis bu sualin doğru olanı şöyledir: "Allahu Teala kendisine dil uzatan kimseden, kötü ve öfkelenmiş olan sövme fiilinin olmasını diler mi?" Sonra bu sözüne karşı "Maazallah" der. Zira Cenab-ı Hak, ondan bu fiili nehyetmiş ve bu fiile karşı gazap etmiştir. Hüküm ve hikmet sahibi olan bunu asla yapmaz.
--- Yorum: Günümüzde kelam kitaplarında Maturidi mezhebine göre; imanın ve cüz'i iradenin mahluk olmadığı anlatılıyor. Oysa bunların mezhep imamı diye gördükleri şahıs, imanın mahluk olduğunu ifade ediyor. Allah'tan başka her şeyin mahluk olduğunu söylemesiyle ve cüz'i iradenin ise yaratılmadığı hususunu bildirmemesi dolayısıyla çıkan çekişkiler ortadadır.
Sorulabilir ki: "Peki Ebu Mansur Maturidi böyle dedi de, niçin günümüzde onun dediğinin tersi şekilde bunlar anlatılıyor?"
Cevap: Çünkü iman mahluk kabul edildiğinde direk cebr düşüncesi ortaya çıkar. Ebu Mansur Maturidi iman mahluk dedi ama, hala cebre muhalif kaldı. Yani dediği lafın nereye gittiğini anlamadı. Sonradan gelenler, özgürlüğü savunanlar, baktılar ki iman mahluk kabul edilince iş cebre varıyor. Bundan dolayı, imanın Allah'ın yaratmasıyla (mahluk) olduğunu kabul etmediler. İnsan fiillerini Allah'ın yarattığını Maturidi bildiriyor; ama "Cüz'i irade yaratılmamıştır" şeklinde bir ifadesi yok. Bu sefer sonradan gelenler düşündüler, taşındılar baktılar ki insanın fiillerini Allah yaratınca iş yine cebr olacak; bu sefer bu işi (Kulların fiillerini Allah'ın yaratmasını) inkar etmediler. Ama kendilerince başka bir formül buldular. Bu da "Cüz'i iradenin mahluk olmadığı ve kişi hür iradesiyle arzu eder, seçer; bunun üzerine Allah da fiili yaratır" şeklinde bir görüştür. Ve bu izahı çok kullandılar. Hatta "Hayır ve şer Allah'tandır" ifadesini buna göre şöyle yorumladılar: "Evet, hayırda, şer de Allah'tandır; ama mesela kul içki içmeyi hür iradesiyle ister, Allah da bu hareketi yaratır. Yani, yaratma yönünden hayır ve şer Allah'tandır. Dolayısıyla kul özgürdür, cebr yoktur" dediler. Yani günümüz Maturidi kitaplarında geçen "Biz fiili hür irademizle yapmak isteriz, peşine Allah fiili yaratır" şeklinde bir izah Maturidi'nin kitabında yoktur. Bunlar sonradan bu mezhebe eklenmiş, açıklamalardır. Keza cüz'i iradenin yaratılmadığı iddiası da sonradan çıkmıştır. Yani şunu söylemek istiyorum ki; Ebu Mansur Maturidi, özgürlüğü savunanların ve her şeye rağmen savunmak isteyenlerin dayandığı simge durumuna geldi. Öyle ki, özgürlüğü savunmak için, bir şey söylemeleri lazım gelince; söylediler, yazdılar ve "Bu Maturidi mezhebidir" dediler. Ve Maturidi ismi yüzyıllardan beridir Ehli Sünnet'ten olduğu yazılageldiği için, genelde pek tepki almadan fikirlerini yayabildiler. Görüldüğü gibi kitabı çelişkilerle doludur. "Her şey Allah'ın iradesiyle olur" diyor, sonra da bu görüşle uyuşmayan, zıt şeyler söylüyor.
Maturidi görüşünün bu denli yayılmasındaki etkenlerden biri de, insanların ekserisinin özgürlük inancına çok meyilli oluşlarıdır. Ve şunu açıkça söyleyelim ki, Maturidi mezhebindeki kişilerin ekserisi bu savundukları fikirlerle hakikaten, samimi olarak kadere inandıklarını düşünmektedirler. Ve evvelden yaşayan şöhretli kişilerin arkasından genelde giderler ve onlara çok bağlıdırlar. Onları eleştirmek akıllarına pek gelmez. Zaten eleştirenleri de içlerinde barındırmazlar. Yani kendilerinden evvel yaşamış ve alim diye anılan kimselere karşı genelde bir nevi saygı vardır ve özellikle şurası dikkat çekici bir husustur ki o insanların, kendilerine oranla daha iyi bildiklerini rahatlıkla kabul ederler. Hele bir de, kendi zamanlarında yaşayıpta, evvelkilerin hata yaptıklarını söyleyip; bu hususta delil de getiren kimseleri; ekseri insanlar adeta şeytan gibi, düşman gibi görürler

kursatotcu

1- Allahın yaratığı cüz-i iradeye yok demiyoruz ve özgür de demiyoruz.
2- Allaha sövme fiilinin işlenmesi için gerekli olan her şeyi(düşünce, cüzi irade) Allah yarattıktan sonra daha nasıl Allah sövdürtmüyor diyebiliriz.İçki içmek de şer Allaha sövmek de şer  müslümanlar şerrin Allah'tan geldiğine inanır.
3-İçki; maturidi,eşari mezhebine göre rızıktır.Müslümanlar rızkın Allahtan geldiğine inanır.İçkiyi Allah içirmiş olmuyor mu?
4-Firavun imanının kabul edilmediği konusunda bana katılmıyorsun o halde cevap ver :Firavun iman ettiğinde hayatta mıydı yoksa ölmüş müydü? Hayattaydı dersen soruyorum iman ettiğinde de iman etmekle mükellef miydi?(Araf 158)
 size göre hem iman teklifi var hemde iman etmesi kabul edilmiyor.Peki bu teklifi mala yutak (kaldıramayacağı yükü yüklemek)değil mi?Halbuki mutezile , maturıdiye ve siz de teklifi mala yutak'ı kabul etmezsiniz çünkü bunu kabul etmek cebr'i kabul etmek demektir
 

kursatotcu

soru: Allah şerri irade eder mi?   soru: düşünmek istemediğiniz halde düşündüğünüz bir düşünce oldu mu?   evet derseniz soruyorum: madem siz istediğiniz  düşünceyi hür olarak düşünebiliyordunuz  nasıl oluyorda düşünmekten rahatsızlık bir düşünceyi düşünüyorsunuz? demek ki bu düşüncenin kaynağı siz değilsiniz eğer siz değilseniz kim? cevap: Allahtır tek yaratıcı odur.  eğer şeytan derseniz evet o vesvese verir ancak o da yaratıcı değildir yani o da, Allah onun ne yapmasını,  ne şekilde düşünmesini isterse şeytan ancak onu yapabilir.   kendimden bir örnek vereyim ben bazen Allaha sövme düşüncesini içimde buluyorum oysa ben bu düşüncenin kabulunün ve tasdikinin küfür olduğunu biliyorum böyle bir şeyi düşündüğümde çok bunalıyorum bunu düşünmek istemiyorum  o halde neden düşünüyorum? cevap: çünkü Allah o düşünceyi bende yaratıyor bende tıpış tıpış bu düşünceyi düşünüyorum zira ben Allahın bende yaratmış olduğu düşüncelerin mahalliyim o neyi düşünmemi isterse ben ancak onu düşünebilirim.       soru:  Allahın iradesi sizin irade ettiklerinizi irade eder mi? (daha doğrusu etmiş miydi?) zira onun iradesi ezelidir. ısrarla bu sorularımın cevaplarımı bekliyorum mümkünse hemen     soru: Allah dilemeseydi siz bu satırları okuyabilir miydiniz?

Çakýl Taþý

31.01.05/14:02 #124 Son düzenlenme: 31.01.05/14:04 Çakýl Taþý
Olumlu veya olumsuz diye tabir edebileceğimiz düşünce varmıdır? Bence vardır...

Eğer ki bu düşünceler;

İçimizde olumsuz olarak doğuyor ve olumsuz olarak sonuçlanıyorsa, fiiliyata geçsin, geçmesin burada insanın iradesinin karıştığı bir olumsuzluk vardır.

İçimizde olumsuz olarak doğuyor ama biz onu olumluya yöneltip ve olumlu olarak sonuçlandırabiliyor isek burada da insanın iradesinin karıştığı bir olumluluk vardır.

İçimizde olumlu olarak doğuyor ve fakat biz bunu olumsuz olarak sonuçlandırıyor isek fiiliyata çıkartalım yada çıkartmayalım sonuç olumsuzdur.

İçimizde olumlu olarak doğan ve bizimde olumluluğunu devamettirdiğimiz ve olumlu olarak sonuçlandırdığımız düşüncelerimizde fiiliyata çıksın çıkmasın olumludur.

Dikkat ederseniz içimize doğan bir düşünüşün içimizde yaşadığı bir evre var işte bu evre insanın cüz'i iradesidir. Bu düşüncelerin ilk içimize düştüğü ve fiiliyata çıkışı bizim irademiz dışındadır. Ama bu iki evre arasındaki evre bizim irademiz altındadır.

Yani ilk ve son, alfa ve omega odur, yani külli irade. Ama alfa ve omega arasında biz varız, yani cüz'i irade.

kursatotcu

"Allah insanın irade ettiğini halk ediyor desem...Kaderin de Allah'ın ezeli ilmiyle olacak her işi bilmesi demek olduğunu söylesem...Bu iddialarınız geçersiz hale gelir mi?" bunlar senin ifadelerin cevap: birinci cevabına karşı cevap: siz beni anlamaya çalışın bu gibi iddiaların binlercesini gördüm benim cüzi irade ile kasdettiğim sizin bir fiili işlemezden evvel onu yapmayı istemenizdir. mesela oturuyorsun diyelim kalkmak istedin işte cüz i irade budur fakat burada incelik şudur bu ayağa kalkmak düşüncesini sizde Allah yaratırsa siz bu anda yani bu düşüncenin sizde yaratıldığı aynı anda yere yatma düşüncesini düşünebilir misiniz?  hayır.  siz bunu düşünemezsiniz  yani siz şunu diyorsunuz kişi hür iradesiyle bir düşünceyi düşünmek ister Allahta o düşünceyi yaratır diyorsunuz Allah sizde düşünceyi yaratmadan önce siz nasıl düşüneceksiniz?   ikincisi şu ki: siz düşündüğünüzü varsaydığınızda   sizdeki düşünceler peşi peşine sizde yaratılır Allah tarafından. sizde dersiniz ki şunu mu seçsem yoksa şunumu seçsem mesela iki yol var önünde, sağ ve sol sen düşünüyorsun. iki tarafıda aynı anda düşünümezsin önce birini sonra diğerini düşünürsün. hangisini seçsem dersin. esasında bütün bu kelimeleri düşünceleri Allah peşipeşine yaratır. sende düşündüm seçtim dersin.
ikinci cevabına karşı cevap:   mesela benim şu anda sana cevap yazma fiilini ele alalım  Allah bu fiili olmadan öncede ezeli ilmiyle benim burada yazı yazacağımı biliyordu bu tamam mı. şimdi dikkat et :  iki  cevap vereceğim ; birincisi:  peki Allah bu fiil için konuşuyorum bildiği gibi olmasını mı diledi yoksa bildiğinin hilafına olmasını mı diledi?  bildiği gibi olmasını diledi dersen ne oldu : şu oldu ki zaten Allah benim burada yazmamı dilemiş olduğunu kabul ettin demektir . ben de Allahın irade ettiği fiilin meydana gelmesini engelleyemem. benim özgürlüğüm nerede kalır?   ikinci cevabı vereceğim bu cevabı bulmam 6 senemi aldı:  Allahın ezeli ilmiyle bildiğini kabul ettiğin benim burada sana cevap verme fiilini ele alalım dikkat et:  peki benim bu yazma fiilimi ve  yazma düşüncemi Allah yaratmıyor mu?   evet Allah yaratıyor dersen ne oldu şu oldu ki Allahın bildiği bu fiil zaten kendi yaratacak olduğu fiildir.  dolayısıyla "ilim maluma tabidir" deyip cebr itikadından kurtulmaya çalışmak bir aldanıştır kandırmacadır ve bu kandırmaca yüzyıllardır devam etmektedir. piyadasadaki kader ile ilgili hemen hemen bütün kitaplar da bu örneği kullanırlar.  sana özel bir soru sormak istiyorum : samimiyetime inanıyor musun?

Çakýl Taþý

31.01.05/22:05 #126 Son düzenlenme: 01.02.05/09:09 Çakýl Taþý
Alıntısana özel bir soru sormak istiyorum : samimiyetime inanıyor musun?

de ki inanıyorum bu senin açından neyi değiştirir ki,.?

bir düzen kurulmuş, bizlerde bu düzen içerisinde istediğimiz gibi dolaşıyoruz, iradeyi istek olarak alırsak, ne istediğimizi bilerekmi dolaşıyoruz yoksa bilmeyerekte dolaşabiliyormuyuz, orası su götürür...

olmak ya da olmamak işte bütün mesele.

overdose

risale-i nur okuyun sorunun cevabını bulacaksınız  

Çakýl Taþý

Alıntırisale-i nur okuyun sorunun cevabını bulacaksınız

Soruyu soran kursatotçu olduğuna göre onu muhatap alan bir tavsiye olsa gerek overdosenin tavsiyesi, ben bir soru sormadığıma göre bu tavsiyeyi üzerime almamalıyım sanırım.   :evet:

kursatotcu

A" gene tercihte kaldım gitsemmi kalsammı?! ben kalmayı tercih ettim ve ALLAH cc benim kalmam neticesinde irade ettiği şeyi yaptım ve yazdım!. ama tüm bu tercihler arasından yazmamayı ve işimi tercih etse idim ALLAH cc işim ile alakalı irade ettiği işi yapacak ve ALLAH cc benim için o sahneleri yaratacak idi.[/quote" demişsin muadil.
Fakat birşeyi gözardı etmişsin irade ettikten sonra Allah yaratıyor diyorsun da irade etme durumunu ve iradeni Allah yaratmıyor mu ?Sen istiyorsun Allah fiili yaratır diyorsun da  "istememi  "  Allah yaratıyor demiyorsun  bunu görmek istemiyorsun insanların çoğu da böyle...  Bu bahsettiğin iraden yine Allahın ezeli iradesiyle vücut bulmuyormu ? milyonlarca düşünceden birini sen seçtiğini ifade ediyorsun  bak şimdi: milyonlarca düşünce bir insan için aynı anda mevcut olamaz hatta iki düşünce bile aynı kişi için aynı anda vicut bulamaz dolayısıyla sen önce bir düşünce sonra diğer düşünceyi düşünürsün  mesela sen hem sağa gitmek düşüncesini hem de sola gitmek düşüncesini aynı anda düşünebilirmisin? hayır düşünemezsin. dolayısıyla senin aklına gelen tüm fikirler Allahın yaratmasıyle meydana gelir.  
İnsanlar dua ederken ne diyor? "Allah'ım bizi kötü yola düşürme, yanlışa düşürme, Allah kimseye muhtaç etmesin" demek ki kötü yola, yanlışa düşüren kim? Bu laflara göre Allah insanları kötü yola düşürebilir ve de başkalarına muhtaç edebilir öyle mi? Cebr olur.
   Onlara soruyorum. Bana içerisinde imanın ve küfrün (sapıklığın ve hidayetin) mahluk olduğu, Allah'tan geldiği ve yine kişinin fiillerinin mahluk olduğu, Allah'ın dilemesiyle olduğu ifadeleri, düşünceleri içermeyen üç dakikalık dua edebilir misiniz? Onlar bunu yapamazlar. Zira dua ifadelerinin % 90'ı cebr sözleridir. Bu sabit olunca tekrar soruyorum, peki Peygamberimiz dua edermiydi? "Elbette dua ederdi" diyecekler. Hal böyle olunca siz kafirlik, sapıklık olarak kabul ettiğiniz cebr sözlerinin ve düşüncelerinin Peygamberimiz tarafından söylendiği gerçeğini nasıl uzlaştıracaksınız, değerlendireceksiniz? Siz Peygamberimizin yaptığı bir şeyi yapmaktan çekinecek, gocunacak mısınız? Dahası Allah Kur'an'da dua etmeyi teşvik ediyor. Şimdi Allah bunu yapmakla; sapıklık ve kafirlik olarak vasıfladığınız cebr sözlerini ve düşüncelerini bizlere yapmamız için teşvik mi etmiş oluyor?
"Rabbinize yalvara yalvara gizlice dua edin" (Araf 55); "Rabbiniz şöyle buyurdu: "Bana dua edin ki size karşılık vereyim" (Mümin 60)
   Bana bazen şöyle sorular soruluyor: "Allah kaldıramayacağı kayayı yaratabilir mi? ya da bükemeyeceği demiri yaratabilir mi?"
Cevap: Yaratamaz. Burada ilk bakışta yaratamaz ifadesi, Allah için acizlik manasını akla getirebilir. Lakin burada yaratma bir şarta bağlı; şart ise kaldıramama ve bükememe. Bunlar ise kesin olarak acizliktir. Ve Allah için acizlik muhaldir (imkansız). Muhale bağlı olan, gerektiren şey de muhaldir. Dolayısıyla Allah sonu acizliğe varacak olan şey, velev ki yaratma olacak olsa da, o halde böyle bir şeyi yaratamaz. Burada esasen bizim yaratamaz ifadesini kullanmamızllah'ı övmek ve onu noksan sıfatlardan tenzih etmektir.