19.08.19/18:42

kader nedir?

Başlatan marcos, 13.08.04/16:13

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Sodhym

kader vb. dini/hayali önkabulleri yoksayarak konuşuyorum.

insan, doğduğundan itibaren, kendi belirleyemediği çeşitli toplumsal süreçlere katılmak zorunda kalır.

sadece doğduğun ailenin toplumdaki statüsü, geliri şusu busu açısından değil. sonuçta kendisinin belirlemediği ve bir birey olarak değiştiremeyeceği toplumsal bir hayat vardır, kendisi olsa da olmasa da işleyen. ve bunlara göre bir "birey" olark gelişir, veya gelişemez.

fakat toplumu biçimlendiremiyor olmamız, özgür irademizin olmadığı anlamına gelmez.

tersine, bu koşulları değiştirebilecek güçte olduğumuzu anlatır, yani özgür iradeye sahip olduğumuzu.

düşüncelerimizi paylaşıp, ortak noktalar bulduklarımızla birleşip, ilerde belkide büyük değişimlere sebep olabilecek olan temelleri atabiliriz, yaşam tarzımızı değiştirebiliriz.

verilenlerin basamaklarında yükselip birşeyleri değiştirmeye çalışabileceğimiz gibi, verileni reddedip sıfırdan yenisini kurabiliriz.

fakat önemli olan nokta bunların hepsinin değiştiremediğimiz süreçlerle olan ilişkisidir.

irademizi özgürce kullanabiliriz, bir anlamda bu kaderimiz, seçim yapmak, her an yaparız, fakat bu seçimlerimizi bu süreçler etkiler, etkilememesi imkansızdır.

yani aslında büyük ölçüde, bireysel iradeden çok, toplumsal irade vardır.

bu toplumu oluşturan bütün bireylerden bağımsızdır, bireylerden kimisinin olup olmaması onu bağlamaz.

bu bence dini bir konu değil bütünüyle fakat öyle ele alınmış sanıyorum.

iyi günler.

kursatotcu

*** Karşımızda iki tane su dolu bardak var. Aynı bardak ve aynı seviye su, yani birinin diğerine üstünlüğü yok. Şimdi seç birini? Mesela: "Soldakini tercih ettim" dedi. Derim ki: "Niçin soldakini tercih ettin?" Ekseriyetle der ki: "İçimden öyle geldi." Yahut önce der ki: "Öyle istedim." De ki: "Niye öyle istedin?" Der ki: "İçimden öyle geldi." De ki: "Niye içinden öyle geldi; niçin içinden öyle geldiğini biliyor musun, bilmiyor musun?" Der ki: "Bilmiyorum." De ki: "Görünüşte sen seçiyorsun ama, seninde söylediğin gibi niye seçtiğini bilmiyorsun ve içinden öyle geldiği için onu seçiyorsun. Peki içinden gelen tarafı sen mi iki saat düşünüp belirliyorsun, yoksa o tarafın diğer tarafa daha ağır bastığını içinde bir anda mı hissediyorsun?" Der ki: "Bir anda o tarafın diğer tarafa ağır bastığını içimde hissediyorum." De ki: "Gördüğün gibi seçtiğin şeyi, aslında sen tayin etmeden bir anda içinde hissettiğini anladın."
İşte o tercih ettirici Allah'tır. Yine fiillerimizi de; zira iki yol var birini tercih ediyorsun, oraya yürüyorsun. Bir anda içine gelen düşünceyi (tercihi) sen nasıl tayin etmiş, belirlemiş olabilirsin? İçinden gelen bu seçimin (ağır basmanın) neden olduğunu bilmiyorsan, onu nasıl tayin etmiş olabilirsin? Bilmeden tayin etmek, ayırmak olur mu? Bilmiyorsan neye göre ayıracaksın? Benim; içinden seçim (tık) diye bir anda olur deyişimle kasdettiğim, seçme anıdır. Şöyle bir soru sorulabilir: "Ben iki şeyden birini tercih edeceğim zaman, bir gün boyunca düşünebilirim; acaba onu mu, yoksa bunu mu seçsem diye. Sen daha nasıl bu seçim bir anda oluyor dersin?"
Cevap: Dediğim gibi bir gün hatta bir yılda düşünebilirsin ama, her düşünmek seçmek demek değildir. İçinden düşünürsün o mu, bu mu, bakın burada bir seçim yoktur. Seçim o süre sonunda verilen karar anıdır. İşte bu seçim, bu karar, bir tarafın diğer tarafa göre ağır basması ile olur ve bu bir anda olur. Ve bunun zamanını da sen ayarlayamazsın, içinde belirir. Sen ise "Hah şimdi şunu seçtim" dersin.
*** 1 ile 10 arasındaki sayılardan beş tanesini içinden seç. Dikkat et, sen seçiyorsun ama aklına bir anda (tık) diye geleni seçiyorsun ve aklına geleni sen belirlemiyorsun. Hisset...
örnek: 3 mü, 4 mü diye düşündüğünde bile (3 mü), (4 mü) ifadesinde, niye 3 ve niye 4 yani burada bile bir tercih var. Ve (3 mü), (4 mü) ifadeleri de dikkat edin, bir anda sizde oluştu. Yani ekseriyetle siz; ben tayin ediyorum diye düşünmek için duraksayıp; düşünüyor, kıyaslıyor olabilmek için yavaşladığınızda bile, düşündüğünüz, kıyasladığınız rakamlar, dikkat edin bir anda aklınıza geldi. Yani kıyaslamayı düşündüğünüz rakamları bile siz tayin etmiyorsunuz. O halde bunları tayin eden kim? Cevap: Allah.
Binaenaleyh üniversite sınavında beş şık var. Diyelim sınava giren, iki şık arasında tereddüt etti ve kafadan attı. İstediğini seçti ve bu husus on - onbeş defa oldu. Görüldüğü gibi bu kadar soruyla kazanacağı yer farklı olur. Ama seçtiğini onun değil, Allah'ın tayin ettiği ortadayken kazanacağı bölümü de Allah tayin etmiş demektir.
*** Radyo dinliyordum, iki kişi arasında şöyle bir konuşma geçti: Arayanın oğlu cezaevindeymiş. Konuşmanın sonunda sunucu diyor ki: "Allah bir daha böyle acılar yaşatmasın." Demek ki, bu acıları yaşatan kim? Arayan da diyor ki: "Allah onu bize kavuştursun inşaallah" bu laflar cebirdir, lakin insanların ekserisi bu ifadeleri garip karşılamazken yine insanların ekserisine cebr anlatılınca, sapıklık diyorlar. Yahut kötü bir şeyden bahsedildiğinde "Allah göstermesin" dendiği oluyor, demek ki, bunları gösteren kim? görüldüğü gibi cebr olur.
*** Müreccihsiz (Tercih ettirici sebep) Tercih Olmaz:
Yolda gidiyorsun, iki yol var; sağa ve sola. Birini tercih edeceksin. Bir an tereddüt ettiğin oluyor, bir - iki saniye diyelim. Tercih ettirici sebep olmazsa sen bu iki yoldan birini seçemezsin. İcabında on saat orada beklersin de, yine de birini seçemezsin. Zira seçimde birinde, diğerine üstün gelecek bir ağırlık olmalıdır. Bu üstün getirme (tercih ettirici sebep) senden olamaz. Çünkü eğer bu senden olsaydı, o takdirde senin böyle bir durum karşısında hiç tereddüt etmemen lazımdı. Zira nasılsa sen belirliyorsun, ne diye tereddüt edesin ki? Ancak bu (tercih ettirici sebep) senden değil. Çünkü iki şık arasında tereddüt ediyorsun ve zamanını bile sen ayarlayamıyorsun; birden bire (tık) diye, birini öbürüne üstün tutan bir duygu içinde beliriyor ve sen onu seçiyorsun. Sen aslında, senin içinde Allah'ın yarattığı doğrultudaki şeyi seçiyorsun. Bu zaman bir saniyede olabilir, onsaniye de olabilir. Değişkendir; bir anda içinde belirir. Sende "hah şimdi belirledim" dersin.
*** Limoncuyla konuştum, ona iki limon gösterdim. Dedim ki: "Birini seç." Soldakini seçti, dedim ki: "Senin soldakini seçmene Allah etki etti mi, etmedi mi? O kişi: "Etmedi" dedi. Bunun üzerine ben ona: "O halde Allah'ın etki etmediği ve dolayısıyla dilemediği bir şey mi oldu?" dedim.
*** Bu alem mümkün alemler içerisindekilerin en iyisi midir?
Cevap: Değildir. Zira dünyada birçok şer mevcuttur. Allah isteseydi bu kadar şer olmazdı. Dolayısıyla bu dünyanın mümkün dünyalar içinde en iyisi olmadığı sabit olur. O halde Allah daha iyi bir dünya hayatı yaratabileceği halde yaratmamış demektir. Sonuç olarak daha iyi bir dünya hayatı değilde, içinde yaşadığımız dünya hayatının mevcut olmasını irade eden Allahtır.
*** Soru: Allah neyi irade ettiğini bilir mi?
Bilir denirse; bilmesi, ilmi ezeli olunca o halde bildiği; irade etmesi de ezeli demektir. Mutezile Allah'ın iradesine hadis diyor.
*** Gözle Görmediğimizin Delili
Kişi uyur rüya görür. Halbuki rüya görürken gözü kapalıdır. Demek ki gözüyle görmüyor. Denilse ki: "ben daha evelden gördüğüm şeylerden dolayı öyle rüya görüyorum" derim ki: "Sen evvelden çileği gördün diyelim. Onu istediğin kadar düşün, çileği görüyor musun? Hayır görmüyorsun. Diyelim sen rüyadayken çilek görmeyi istedin; Allah o görüntüyü görmeni yaratmadıkça çileği göremezsin. Demek ki biz rüyada iken gözlerimiz ile görmüyoruz. Aslında günlük hayatımızda da gözlerimizle görmüyoruz. Sünnetullah (Allah'ın adeti) olarak, bir cisme baktığımızda Allah onun görüntüsünü görmemizi yaratıyor. Bakmadığımızda yaratmıyor. Olay budur.
*** Mekansız mahluk olmaz. Mekan da mahluktur. Her mahluğun kapladığı bir mekan, yer vardır. Ve her mahluk sınırlıdır. Dolayısıyla eni, boyu vardır. Allah her mekanı görür ve mekandakini de görür. Cisimler iki çeşittir. Birincisi bizim gördüklerimiz, ikincisi göremediklerimiz. Göremediklerimiz latif cisimlerdir. Mesela biz melekleri göremiyoruz; melekler latif cisimdir, mahluktur ve yer kaplar. Lakin Allah onları görmez mi? Görür. Binaenaleyh düşüncelerimiz de, ses de, iman da, küfür de mahluktur. O halde Allah bunları da görür. Lafın kısası Allah her yarattığını görür. Kim ki bu dediklerimizi reddeder ve "Öyle şey olur mu, elbette Allah'ın yarattıkları içinde görmedikleri de vardır" derse; o kişi Allah'ın ezeli bir sıfatı olan Basar sıfatında, görmesinde eksiklik kabul etmiş olacağından; yani "Allah'ın görmediği şeyler de var" diye inanmış olacağından bu inanç küfür olur. Şey ise mevcut demektir.
*** Deniyor ki: Böyle konuşma veya yapma dinden çıkarsın Allah muhafaza (korusun). Demek ki dinden çıkanları, dinden çıkmaktan korumuyor demektir. Yine kötü insanlardan bahsedilirken deniyor ki: "Allah ıslah etsin"; demek ki ıslah olmamış kimseleri Allah ıslah etmedi öyle mi?
*** Alem, uzay cisimdir. Her cisim sınırlıdır. Her sınırlı olan mahluktur. Dolayısıyla alem de, uzay da sınırlıdır. Bu düşünceyi inkar edeni tekfir ediyorum. Bu hususta akli delilim şudur:
_ Kitap: İslam Felsefesinde Allah'ın Varlığının Delilleri Yazar: Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu
sayfa 21: Kindi alemin hudusunu ispatlamak için riyazi sağlamlıkta bir takım önermelere dayanmıştır. Ayrıca alemin sonsuz olduğunu farzetmiştir. Daha doğrusu riyazi sağlamlıkta olan önermelere dayanarak alemin sonsuz olacağı faraziyesinin çürüklüğünü göstermiştir. Kindi'nin dayandığı bu önermeler şunlardır:
1- Aynı cinsten olan ve birbirinden büyük bulunmayan iki kemiyet eşittirler.
2- Bütün buutları ve cüzleri ile birbirinden farksız olan kemiyetler bilfiil ve bilkuvve yekdiğerine eşittirler.
3- Sonlu kemiyetler, sonsuz olamazlar.
4- Eşit şeylerden birine aynı cinsten diğer bir şey katılınca eşitlik bozulur. Kendisine katkı yapılan şey, eski halinden daha büyük olur.
5- Sonlu kemiyetlerin bir araya gelmesiyle vücut bulan şey, sonlu olur. Başka bir deyimle aynı cinsten sonlu kemiyetlerden bazısı sonlu olunca tamamı da sonlu olur.
6- Aynı cinsten sonsuz iki kemiyetin biri diğerinden daha az veya daha çok olamaz.
Kindi bu önermelere dayanarak alemin sonlu ve dolayısıyla hadis olduğunu ispatlamıştır. Alemi sonsuz farzederek girişilecek ispatın, böyle bir faraziyeyi muhalle sonuçlandıracağını göstermiştir:
Sonsuz bir cismin bilfiil varlığını farzedelim. Bundan belli ve sonlu bir parça koparıldığını düşünelim. Cismin geriye kalan kısmı ya sonlu olur veya sonsuz olur. Eğer cismin geriye kalan kısmı sonlu olursa, sözü geçen 5 nci madde gereğince cismin tamamı sonlu olmuş olur. O halde burada açık bir çelişki vardır. Çünkü bir cismin hem sonsuz, hem sonlu olduğu sonucuna varıldı.
Şimdi de diğer ihtimal üzerinde duralım: Cismin geriye kalan kısmının sonsuz olduğunu düşünelim. Buna cisimden ayrılan parçayı katınca hasıl olan miktar, bu katkı yapılmadan önceki miktardan ya büyük olur, yahut da ona eşit olur. Eğer büyük olursa, sonsuz olanın, sonsuz olandan daha çok olması gerekir ki bu da bizi sözü geçen 6 ncı madde gereğince muhale götürür. Çünkü sonsuz olan iki kemiyetten birinin diğerinden daha az veya çok olması düşünülemez.
Eğer parçayı katmakla hasıl olan miktar, kendisine katkı yapılan miktara eşit olursa, bir miktara diğer bir miktar katılınca eşitlik bozulmuyor demektir. Bu ise sözü geçen 4 ncü maddeye aykırıdır. Cüz, büyük miktara katılınca aynı büyüklüğün değişmemesi cüzle kül arasında farkın bulunmadığı sonucunu verir. Yahut parça ile bütünün aynı büyüklükte olduğu düşüncesini doğurur. Bu ise açık bir çelişkidir.
Bütün bu faraziyeler muhale ve çelişkiye götürdüğünden bir cismin bilfiil sonsuz olamayacağı sonucu çıkar. Başka bir deyimle, kemiyet sahibi şeyin, bilfiil sonsuz olamayacağı anlaşılır. Bu da alemin kadim olmadığını, sonlu olduğunu ve başlangıcı bulunduğunu gösterir. Bu demektir ki alem hadistir. Alem hadis olunca bir muhdise ihtiyaç gösterir. Bu muhdis de Yüce Allah'tır.
*** Mevcudatta Allah'ın yaratmadığı bir şey var mıdır?
Aynadaki görüntün, bıçak, gazete, araba, televizyon bunlar şey midir?
Peki bunları Allah mı yarattı?
Şey: mevcut olan
-- tesadüfe  cevap: "Allah kendinden bağımsız kendine bağlı bulunmayan birşeyi yaratmaya gücü yetmez mi?" diye sormuşsun
cevap: Allah mümkünata ( aklen kabul edilebilir olanlara)  kadirdir.  bu bahsettiğin şey  ise muhaldir (imkansızdır) . dolayısıyla Allahın kudreti ve iradesi bu bahsettiğin şeye taalluk etmez.

OKUMALI_

Şey şifreyi unuttuk o yüzden yeni kayıt oldum

artık I_M_A_N rumuzu ile değil OKUMAL_ rumuzu ile yazılar yazacağım



kursatotcu kardeşim

İman Mahluk mudur ?
Hayır
İman Allahu Tealanın Sıfatıdır
Allahu tealanın sıfatıda kadimdir
Allah Kuranı kerimde Mümin olduğunu Söylüyor
(Esselamül mümin)buyurulmuştur Haşr suresi 23
Yani İman Mahluk değildir



---------------------------
size bugün bulduğum bir soruyu sormak istiyorum: Allah "eğer biz dileseydik her nefse hidayetini verirdik fakat "cehennemi tamamen cinlerle ve insanlarla dolduracağım" diye benden söz hak olmuştur
---------------------

------------------
Allah "eğer biz dileseydik her nefse hidayetini verirdik
------------------------------
yani insanı diğer mahluk gibi yaratmadım cemad gibi kılmadım azıcık
mukayyed meşrut bir suretle hür ve mürid olarak halk ettim manası tahsil olunur

-------------------
benden şu söz hak olmuştur "cehennemi tamamen cinlerle ve insanlarla dolduracağım"
--------------------------
Bir kimse bir şahsa bir şeyi münasip görse
o şahısta onu murat edince Bu alış veriş Cebir olmaz

-------------
soru: Allah şerri irade eder mi?
-------------
Cenabı Hak Kitabında
her şeyi en güzel şekilde yarattım der
Demek ki hakikatte Şer yoktur

--------------
kendimden bir örnek vereyim ben bazen Allaha sövme düşüncesini içimde buluyorum oysa ben bu düşüncenin kabulunün ve tasdikinin küfür olduğunu biliyorum böyle bir şeyi düşündüğümde çok bunalıyorum
-----------------

bir El var  hasta ve titrek olduğundan titriyor
yine bir El var onu yerinden oynatıyorsun
şimdi (((her iki oynamayı ve titremeyi Allahın mahluku olduğunu bil)))

fakat bunun zaruri titremesiyle ihtiyari olan titremesine kıyas etmek mümkün değildir

ellerini isteyerek titrettin ise pişman olursun
Fakat eli zaruri olarak titreyen adam titremesinden dolayı  nadim ve pişman değildir

Dikkat !
İnsanlar hangi amelinden nadim ve pişman (((olurlarsa)))
O işte ihtiyarları mevcut olduğu malum olur

Sen işin kabuğunda dolaşıyorsun
Senin hayal ettiğin cebrilik Zulümdür
Allah zulümden münezzehtir Ve Allahsız hiçbir zerre yoktur






kursatotcu

Maturidiler'in (Bildiği için yazdı) şeklindeki en çok kullandıkları ifadelerine değişik bir cevap: Diyelim birisi kafir; "Allah bildiği için o kişi levhi mahfuza o şekilde yazılmıştır, o bakımdan cebr yoktur" derler. Deki: Peki Allah bu bildiği şeyi (kafirlik) dilemiş midir? "Evet" derse; Allah'ın kafirin küfrünü dilediğini kabul etmiş olur; yani cebr. "Hayır" derse; Allah'ın bildiği bu şey (kafirlik) nasıl dilemesinin dışında olur? Bu kafirlik, meydanda olan bir şeydir. Onun için "Hem var, hem yok o bir haldir" diyemezler.
*** Dünyada şimdiye kadar insanlar arasında vuku bulan tüm savaşları düşünelim. Ölen milyonlarca kişi var. Savaş meydanlarında aldıkları darbe ile ölenler nasıl öldü? Ona mermi, bıçak, ok gibi şeyler isabet etti değil mi? Peki o ölenler eceli ile öldüğüne göre, o anda ölmesi lazım. Ecel ileri geri gitmez. O zaman soruyorum: Savaş meydanlarında bu şekilde ölen insanlara, o mermiyi, oku atan; bunlara atmasa o ölenler nasıl ölecek? Halbuki eceli gelmiş, ölmesi lazım. Demek ki o silahı çeken, oku atan da bu yaptığını o anda yapması lazım. Özgürlüğü yoktur. Halbuki size göre kişi yaptığı fiillerde özgürdü. Yine burada "Kalp krizi ile ölürlerdi" ifadesi işi yokuşa sürmektir. Milyonlarca insan tam öldüğü anda demek kalp krizi geçirecek öyle mi? Dünyada intihar eden bütün insanları düşünelim. Yüksekten atlayan, kendini asan gibi. Bunlar eceliyle mi öldü? Evet denir. Peki onlar intihar etmese o anda nasıl ölecek? Eceli gelmiş ölmesi lazım. Demek ki yüksekten kendini atan, atmak zorundaydı. Kendini asan asmak zorundaydı. Özgürlüğü yok. Yine burada "İntihar etmeseydi başka sebepten mesela, kalp krizi ile o anda ölürdü" denemez. Yani intihar eden binlerce insan var. Hepsi de öldüğü anda kalp krizi mi geçirecek? Her kalp krizi geçiren hemen o anda mı ölüyor? Birkaç dakika içinde mi ölüyor? Ecel konusunda eğer derlerse ki: "Allah kulunun ne yapacağını bildiği için eceli o şekilde takdir etti", o zaman şu örneği ver: Ağaca çıkan; istemeden, yönelmeden yere düştü, öldü diyelim; size göre de fiillerimizi Allah yaratıyor. Demek ki onların bu iddiaları da boşa çıkmış oluyor.
*** Duvarda sinek duruyordu, vurdum öldürdüm. Bu hayvan eceliyle mi öldü? Evet derse; soruyorum: Vurmasaydım nasıl ölecekti, o da mı kalp krizi geçirecekti? Demek ki, ben ona vurmak zorundaydım.
*** İnsanların eylemlerinde Allah'ın iradesi etkili mi değil mi? Allah'ın iradesi kulun cüz'i iradesini kapsıyor mu kapsamıyor mu? Cüz'i irade olarak, örnek: Ben kapıyı kapatmak istiyorum; bu düşünceyi Allah bende yarattığı ve dilediği için mi istiyorum, yoksa yaratmadığı ve dilemediği halde mi istiyorum?
*** Hiçbir şey kendi kendinin sebebi olamaz. Zira sebep sebepliden önce gelir. O halde ben çay içmek istedim. Bu düşünce sonradan oldu, peki bu düşünce nasıl oldu? Kendi kendini varedemez, o halde bunun sebebi kendisinden başka bir şeydir. Eğer dense ki onun sebebi çay içmeyi istemeyi istemekti. Bu defa şunu sorarım: O çay içmeyi istemeyi istemek nereden geldi? O da, çay içmeyi istemeyi istemeyi istemekten geldi derse, bu sefer o isteme nereden geldi, o da kendi kendine varolamaz, diyeceğim ve bu silsile sonsuza kadar gidemez, dolayısıyla bir sebepsiz sebebe varıp dayanması gerekir. Bu da Allah'tır. Durum böyle olunca cüz'i iradenin Allah tarafından yaratıldığı anlaşılmış oldu.
*** Resulullah "Hayrın ve şerrin Allah'tan" geldiği şeklinde kaderi bize anlattı. Soruyorum: Bu izah herkese değil mi? Yıllarca dini eğitim yapanda, eline hiç kitap almamış cahil insanlar da bu izahın muhattabı değil mi? Şimdi burada Maturidiler'in izahı gibi, Resululllah "Hayır ve şer Allah'tandır" demekle şunu mu kasdetti; "Tamam böyle ama, öyle zannedildiği gibi cebr değil. Sen şer fiilini istersen Allah da, sen istediğin için şer fiilini yaratır. Sen hayır fiilini istersen sen istediğin için hayır fiilini yaratır." Peki bu izahı, yani Maturidiyye inancı doğrultusunda kitap okumayan ya da kendisine bu şekilde anlatan bulunmayan kimse, sadece öğrenmiş olduğu Amentüyü okuduğunda ne düşünebilir? Ne anlayabilir? Elbette ki cebr anlayışı. Bir daha soruyorum: Eğer sizin dediğiniz gibi olsa, yani Maturidiler'in, hayrın ve şerrin Allah'tan gelmesini izahı gibi. Düşünelim: Resulullah'ın karışıklığa, yanlış anlamaya meydan vermemek için ve (haşa) yanlışlıkla insanların cebr itikadına girmesini engellemek için Maturidiler'in anlattığı gibi "Siz hayrı isterseniz Allah sizde hayır fiilini, siz şerri isterseniz Allah sizde şer fiilini yaratır" şeklinde bir açıklamada bulunması gerekmez miydi? Zira, "Hayır ve şer Allah'tandır" demek açıkça, Maturidiyye kitaplarını okumamış veya kendisine bu bilgiler anlatılmamış insanların cebre inanmalarını onlara düşündürmüş olduğu meydandadır. Esasen bu kitapları (Maturidilik) okusun okumasın Resulullah herkesin cebr inancına bağlanmasını emretmiştir. Dolayısıyla, Maturidiler'e göre cebr yanlış olduğuna göre Resulullahın bu kadar insanın (haşa) yanlış bir inanca bağlanmasına razı gelmiş olduğunu söylemek icap etmez mi? Ve Maturidiler'ce cebr inancı sapıklık olarak, din dışı olarak görüldüğüne göre bu da şu manayı akla getirmez
*** Silahtan çıkan kurşun adamın kafasına saplanıyor ve adam ölüyor diyelim, soruyorum: "Bu merminin yönünü Allah mı tayin ediyor?" Eğer "Hayır, mermi tesadüf olarak başına girdi" derlerse; derim ki: "Ama kafasına saplandı ve adam öldü, eceli geldi. Eğer kurşun tesadüfen kafasına saplandı derseniz, o halde yine tesadüf olarak kafasının on santim yanından geçebilirdi, demek durumunda kalırsınız. O zaman bu eceli gelen kişi nasıl ölecekti? Demek ki kurşunun yönünü de Allah tayin ediyor."
*** Rızık Allah'tan mıdır? "Evet" derse devam et. Bir adam arkadaşına uğradı, öyle ki o gittiği arkadaşı kendi kafasından uydurduğu bir yemek çeşidini gelene sundu, gelen de onu yedi. Demek ki o adamın yediği şey onun rızkıydı. Lakin o zaman şu sonuç çıkar. O adam arkadaşına uğramaya mecburdu. Zira oraya gitmese o değişik yemeği yiyemeyecekti. Halbuki o yemek onun rızkıydı, onu yemesi lazımdı. Kul Allah'ın takdir ettiği rızkı yemeye mecburdur. Peygamberimiz buyurdu ki: "Kimse kimsenin rızkını yiyemez, kimse rızkını yemeden ölmez." Demek ki o adam oraya gitmeye mecburdu. Hani özgürlük? (Şuara 79, Hud 6) Burada "Allah bildiği için" şeklindeki sözleri de onları kurtaramaz. Çünkü Allah Kur'an'da rızık verenin kendisi olduğunu ve istediğine az, istediğine çok verdiğini beyan ediyor. O bakımdan "Allah bildiği için" şeklinde konuşurlarsa ne oldu? Rızık hususunda bildiği, zaten kendi yapacak olduğu şey olduğundan; "Bilmesi tesir etmez, kul özgürdür" denemez.
*** Rızık Allah'tansa o halde; Hz. Adem'in yasak ağaçtan yediği de onun rızkı mıydı? Evet rızkıydı. Ve Allah'ın takdir ettiği rızkı, mahlukat yemek zorundadır. Aksi halde Allah'ın takdirinin bozulması ve bildiğinin tersi çıkmasıyla, ilminin cehle dönmesi lazım gelirdi ki bu muhaldir. Demek ki Hz. Adem yasak ağaçtan yemeye mecburdu. Allah ona zorla yedirdi.
Bu noktada bana şu soruluyor: "Ona şeytan vesvese vermedi mi?" Evet verdi ama, şeytana vesveseyi zoraki verdirten de Allah'tı; Hz. Adem'de o vesveseye kanma düşüncesini yaratan da Allah'tı. Dolayısıyla Hz. Adem'e, Allah zorla yasak ağaçtan yedirmiş oldu

OKUMALI_



kursatotcu kardeşim
Ben evvel ki yazılarda (İradei cüziye yoktur) demiştim
Ve  İnsan nasıl mesul tutulur diyorsanız buna İslam çok tatlı bir cevap vermişti demiştim
Cevabı yazmamıştım Bunu yine sonraya bırakıyorum

Şimdi sen ise (((kendi hayalindeki))) İradei cüzziyyeye yoktur deyip
Cebriliğe gidiyorsun
Bir kere bunun iddiası Hikmette cahillik şeriatta küfürdür
Daha buradan senin hayalindeki Cebriliğin batıl olduğu meydana çıkıyor

Yani Sen Allah zorla bu işi yaptırıyor diyorsun
Kime bana ?
E peki kursatotcu kardeşim sen Allahın varlığı var iken  kendine de bir varlık mı veriyorsun  da ondan sonra Allah benden her cihetle daha kavi olduğundan bana bunu zorla yapıtırıyor diyorsun
İşte buna gizli Şirk denir
Yani Allahın varlığına karşı bende varım diyenler kendilerine veya kendi ruh haline yahut kendi asıllarına Allahtan başka Allahlık atfetmiş olurlar ki
Allahtan başka İlah kabul etmiş olurlar
Sen kendini var görmen Allahın varlığına Onun vücuduma Onun mevcudiyetime bağlanmıştır
Yani nazarı Hakikatte sen yoksun O vardır
E böyle olunca yani Allahsız hiçbir zerre olmayınca
Bir tek zerre bile Allah gibi vacibül vücud olmayınca
Ve Allah da Zulümden münezzeh olunca
Senin hayalindeki cebrilik tam manası ile batıl oluyor

Çünkü  senin hayalindeki cebrilikte Kula bir işi zoraki zorla yaptırma var
(kul-Hakkı) bu zulüm olur  Allah zulümden münezzehtir
Ve Allahsız hiç bir zerre yoktur
sen daha buradan
yani İslamın Tevhid akidesinde -ki Bilimde bu Her şeyin bir asıldan neşrettiği sarsılmaz bir hakikat anlayışıdır- işte sen Bilimde cahil dinde küfür konumundasın

ama yinede  senin  yukarıdaki verdiğini misalleri konuşalım

sen diyorsun ki
----------------
soruyorum: Savaş meydanlarında bu şekilde ölen insanlara, o mermiyi, oku atan; bunlara atmasa o ölenler nasıl ölecek? Halbuki eceli gelmiş, ölmesi lazım.
------------------------

İyi ama mesela ben oku attım elimden gelen şeyi yaptım bombada attım
Yani ben adamın ölmesi için yapmam gerek her şeyi yaptım
Uzaktan kafasına da nişan aldım ateş ettim fakat adam kurtuldu ve ölmedi

halbuki senin söylediğine göre bu adama zorla ile bu işleri yaptırmışlar ki
düşmanının ölmesi için fakat düşman ölmemiş
Halbuki eceli gelmiş (nazarı ile bakıyordun) niye ölmedi ?

Şimdi belki demek istediğimi anlamadın
Ama önümüzdeki yazılarda anlayacaksın

şimdi diyorsun ki
--------------------
Savaş meydanlarında bu şekilde ölen insanlara, o mermiyi, oku atan; bunlara atmasa o ölenler nasıl ölecek? Halbuki eceli gelmiş, ölmesi lazım.
Demek ki o silahı çeken, oku atan da bu yaptığını o anda yapması lazım. Özgürlüğü yoktur..
-----------------------------
hayır ne alakası var
o silahı çeken yine çekti o oku atan yine attı hatta daha fazlasını yaptı fakat  adam ölmedi

yani ölmesi için yapması gerekleri yaptı
fakat birinde (senin dediğinde)  Öldü
diğerinde (bizim anlattığımızda) ölmedi

Demek ki Kainatın bütün zerreleri ittifak etse bir kimseye şer yapmak için
kazayı asumandan hükm çıkmadıkça olmuyor
Yine Kainatın bütün zerreleri ittifak etse bir kimseye hayır yapmak için yine kazayı asumandan hükm çıkmadıkça yapamıyor

Yani İnsan İradesi itibari ile yapmak istediği şeyleri (oku atmak tetiği basmak iyi nişan almak vs. gibi) şeyleri yapıyor (fakat düşmanın ölmesi veya kurtulabilmesi anlarında hiçbir etkeni olmuyor) fakat yaptığı şeylerden mesul oluyor çünkü ona kulun ölmesi veya ölmemesi için zorla yaptırılmış bir hareket bir iş yok  
Verdiğin intihar meselesi de bunu gibi

Ama onada bakalım
------------------
Yüksekten atlayan, kendini asan gibi. Bunlar eceliyle mi öldü? Evet denir. Peki onlar intihar etmese o anda nasıl ölecek? Eceli gelmiş ölmesi lazım. Demek ki yüksekten kendini atan, atmak zorundaydı. Kendini asan asmak zorundaydı. Özgürlüğü yok.
------------------


-Yüksekten atlayan, kendini asan gibi. Bunlar eceliyle mi öldü?
-Cevap: Evet
-Peki onlar intihar etmese o anda nasıl ölecek?
Hayır sen yanlış anlıyorsun
İntihara kalkışanın yapmış olduğu bir hareket var ve ona karşılıkta Bir karşılık var
Mesela
Bir adam var oda aynı yerden atladı ama ölmedi
Demek ki oda yapmış olduğu harekete niyete göre bir karşılık aldı ölmedi ders aldı
Diyeceksin ki şimdi sen kendi anlattığın için
''Ama onda ölmesi gerekiyor ve Ecel vakti ne ileriye uzatılır ne geriye alınır'
işte senin yanlış anladığın nokta bu

Ecel vakti demek
Ecelin geldiği vakit demektir
(yani hayattan toprak oldun arz oldun emri geldiği vakit işte o an
insanın yani beşerin onu ne bir an uzatamaya ne de bir an kısaltamaya kudreti yoktur) demektir anlatabildik mi
Yoksa Peygamber efendimiz: Sadaka Belayı def eder ömrü de ziyadeleştirir buyurmuşlardır


Demişsin ki
---------------------
Ağaca çıkan; istemeden, yönelmeden yere düştü, öldü diyelim; size göre de fiillerimizi Allah yaratıyor. Demek ki onların bu iddiaları da boşa çıkmış oluyor.
-------------

Bu da intihar bahsi ile aynı
Bir kere Ağca çıkan adam kendi iradesi itibari ile o ağca çıkmak istiyor öyle değil mi ? evet

Sonra istemeden yönelmeden yer düşüyor ve ölüyor diyorsun
Ama yine bir adam var oda aynı ağaça çıkıyor o da istemeden yönelmeden ayağı kayıyor düşüyor ve ÖLMÜYOR  
Şimdi senin söylediğin adam amellerinin neticesinde
belki daha fazla insanlara zulüm etmesin yahut daha fazla kendisine zulüm etmesin
Ahirete daha fazla utanılacak şeyler ile gelmesin diye
Yada Kudret onun vuslatını vermek istemiş ve onun ecelini taktir etmiştir Ve ölmesi bir sebebe bağlanacaktır Ve o Adam ağaca çıkmıştır ayağı kaymış düşmüş ve ölmüştür

Yine Bir adamda yapmış olduğu ameller ile çok kötü vasiyette
Kudret de Benim anlasın bilsin diye onun ecelini taktir etmiş  belki yine en sonra bir rücü eder  diye mühlet vermiş
Ve bu adamda çok daha yüksek bir ağaca çıkmış ayağı kaymış düşmüş
Ve Burnu bile kanamamış

Demek oluyor ki senin verdiğin ile bizim verdiğimiz her iki misalde de
İnsan İradesi itibari ile yapmak istediği şeyleri yapıyor ve Kudret ona bir karşılık veriyor
Cebrilikte ki gibi cebir yok anlatabildik mi

Birde kafasına kurşun sıkanların 100de 99u ölüyor dimi
Ama yine Kudret ders kaçırmış
Ölmeyenleri de oluyor
Sonra en mühim mesele intihar edip ölenleri Kudret kabul etmiyor bu da gine ayrı
Cenaze namazı kılmayın diyor
Ama Halbuki Allahın ona o işi zorla yaptırdığını kabul ediyordun öyle olduğunu iddia ediyordun
neden öyle ise Kudret onu kabul etmiyor cenaze namazını kılmayın diyor

-------------------
*** Duvarda sinek duruyordu, vurdum öldürdüm. Bu hayvan eceliyle mi öldü? Evet derse; soruyorum: Vurmasaydım nasıl ölecekti, o da mı kalp krizi geçirecekti? Demek ki, ben ona vurmak zorundaydım.
-----------------------------
bu da yukarıdaki misaller ile aynı
ama hadi bununla da konuşalım  

kursatotcu kardeşim sen sineği öldürmeye çalışıyorsun hamle yapıyorsun sinek senden evvel davranıyor uçuyor gidiyor
fakat sen gidiyorsun başka bir sineği öldürüyorsun ama o sineği öldüremedin
demek sen İraden itibari ile yapmak istediği şeyleri yaptın ama senin üstünde de bir el var
o sineği sana öldürtmedin
sineğin ölmesi veya ölmemesi için sana zorla yaptırılmış bir hareket bir iş yok  
zira sen her iki misalde de İraden itibari ile yapmak istediği şeyleri yaptın

------------------------
*** İnsanların eylemlerinde Allah'ın iradesi etkili mi değil mi? Allah'ın iradesi kulun cüz'i iradesini kapsıyor mu kapsamıyor mu? Cüz'i irade olarak, örnek: Ben kapıyı kapatmak istiyorum; bu düşünceyi Allah bende yarattığı ve dilediği için mi istiyorum, yoksa yaratmadığı ve dilemediği halde mi istiyorum?
------------------------------
Burası irade mezuu ile alakadardır
İrade mevzuunu da insanın nasıl mesul tutulacağı konusunu da
Bir başlık atıp yazacağız
O yüzden burada şimdilik konuşmak istemem
Ama bir iki bir şey diyelim
-----------------------------
Allah'ın iradesi kulun cüz'i iradesini kapsıyor mu kapsamıyor mu?
-------------------
kursatotcu kardeşim sana yazdığımız ilk yazıda  
Biliminde ispatıyla İradei cüziyeye yoktur dedik
Şimdi biraz bunu açalım
İnsan her şeyin  tesiri altındadır
Zamanın havasının suyunun mahallin itikadın tarihin hulasa sayıya girmeyecek
Kadar küçük ve büyük alemlerin tesiri altındadır
Ve bu tesirler Nokta nokta nokta
Buradan devam etmeye başlarsam İnsanın nasıl mesul tutulacağını da anlatmam gerek
Bunu ise sonraya bırakalım demiştik
O yüzden Buradan sonra da devem etmeyelim
zira Söyleyeceğin şeyde muhatabın şaşıracak olursa söyleme derler
--------------------------------
Resulullah "Hayır ve şer Allah'tandır buyurmuşlar
düşünelim: Resulullah'ın karışıklığa, yanlış anlamaya meydan vermemek için ve (haşa) yanlışlıkla insanların cebr itikadına girmesini engellemek için Maturidiler'in anlattığı gibi "Siz hayrı isterseniz Allah sizde hayır fiilini, siz şerri isterseniz Allah sizde şer fiilini yaratır" şeklinde bir açıklamada bulunması gerekmez miydi?
-------------------------------
olur mu ? canım senin söylediğin tanım cahilliktir
-------------------
"Siz hayrı isterseniz Allah sizde hayır fiilini, siz şerri isterseniz Allah sizde şer fiilini yaratır"
----------------
senin vermiş olduğun bu tanımdan Kul Fiilinin halıkıdır manası çıkar
halbuki İnsan her şeyin  tesiri altındadır
Zamanın havasının suyunun mahallin itikadın tarihin hulasa sayıya girmeyecek
Kadar küçük ve büyük alemlerin tesiri altındadır
Sonra hayır ve şer Allahtandır demek
her şeyin halıkı Allahu Teala hazretleridir bittabi Hayır ve Şerinde Halıkı yine
o Zat-ı Zülcelaldir
ve bir şeyin şer olması bizde nisbettendir
Onun için Şer haktır manası anlaşılmamalı Haktandır manası anlaşılmalıdır
Resulullah "Hayır ve şer Allah'tandır buyurmuşlar
Şerrin burada zikredilişi evvelce söylediğimiz gibi
Allahu telala her şeyin halıkı olması hasebiyledir
((((Yani bizi halk etti ya bizden sadır olması dolayısıyladır)))
sonra diyorsun ki
------------------
Zira, "Hayır ve şer Allah'tandır" demek açıkça, Maturidiyye kitaplarını okumamış veya kendisine bu bilgiler anlatılmamış insanların cebre inanmalarını onlara düşündürmüş olduğu meydandadır. Esasen bu kitapları (Maturidilik) okusun okumasın Resulullah herkesin cebr inancına bağlanmasını emretmiştir. Dolayısıyla, Maturidiler'e göre cebr yanlış olduğuna göre Resulullahın bu kadar insanın (haşa) yanlış bir inanca bağlanmasına razı gelmiş olduğunu söylemek icap etmez mi? Ve Maturidiler'ce cebr inancı sapıklık olarak, din dışı olarak görüldüğüne göre bu da şu manayı akla getirmez ....
--------------------
Ne alakası var kardeşim

Demişsin ki
------------
Resulullah herkesin cebr inancına bağlanmasını emretmiştir.
-----------------
Allah yanında Cahillik mazeret sayılmaz din ne diyor Müslümanlar ne anlıyor
Senin hayalindeki cebrilik daha ilk başta Tevhid akidesinin önünde tutunamıyor tuıtunamaz
İslam insanların idraklerinin tasavvur edebileceği hiçbir hakikati harice bırakmamıştır
Resülullah kimsenin senin hayalindeki cebr inancına bağlanmasını emretmemiştir
Zira öyle bir cebr yoktur zira Allahsız hiç bir zerre yoktur
---------------------------------
*** Rızık Allah'tan mıdır? "Evet" derse devam et. Bir adam arkadaşına uğradı, öyle ki o gittiği arkadaşı kendi kafasından uydurduğu bir yemek çeşidini gelene sundu, gelen de onu yedi. Demek ki o adamın yediği şey onun rızkıydı. Lakin o zaman şu sonuç çıkar. O adam arkadaşına uğramaya mecburdu. Zira oraya gitmese o değişik yemeği yiyemeyecekti. Halbuki o yemek onun rızkıydı, onu yemesi lazımdı. Kul Allah'ın takdir ettiği rızkı yemeye mecburdur. Peygamberimiz buyurdu ki: "Kimse kimsenin rızkını yiyemez, kimse rızkını yemeden ölmez." Demek ki o adam oraya gitmeye mecburdu. Hani özgürlük?
----------------------------------------
hayır canım ?
Cenabı Hak Ona bir şeyi münasip görüyor o şahısta onu murat edince Bu alış veriş Cebir olmaz ki
Yazmışsın ki
-------------------
Peygamberimiz buyurdu ki: "Kimse kimsenin rızkını yiyemez, kimse rızkını yemeden ölmez.
------------------
(kimse kimsenin rızkını yiyemez) yani Cenabı Hak bir kimseye bir şeyi münasip görmüşse o şeyi başkası alamaz
(kimse rızkını yemeden ölmez) yani talep edilen şey olan rızkı daha doğrusu
Cenabı hakkın ona verdiği şeyi almadan öbür aleme gitmez içi rahat olsun manası tahsil Olunur
Rızık diyince sadece yemek içmek demek değildir
İlimde bir rızıktır
Vasıtasız ilim almak
-----------------
Rızık Allah'tansa o halde; Hz. Adem'in yasak ağaçtan yediği de onun rızkı mıydı? Evet rızkıydı. Ve Allah'ın takdir ettiği rızkı, mahlukat yemek zorundadır. Aksi halde Allah'ın takdirinin bozulması ve bildiğinin tersi çıkmasıyla, ilminin cehle dönmesi lazım gelirdi ki bu muhaldir
--------------
hayır canım takvimde şu ay şu gün şu saatte  ay tutulacağı yazıyor
şimdi takvimde yazıyor diye mi ay tutuluyor?
Yoksa ay tutulacağı için mi takvimde yazıyor?

Cenabı Hakkın bilmesi mahlukun yemek zorunda olması anlamına gelmiyor
Bana şu şekilde münacatta bulunacak ben biliyorum bende ona şu şekilde karşıklık vereceğim
O bilmiyor O bilsin diye Sahne  açılıyor
Hazret Ademin yasak ağca yaklaşmasının sebebi Cenabı Hakkın ona Şu ağaca yaklaşma hitabı olmuştur
---------------
şeytana vesveseyi zoraki verdirten de Allah'tı; Hz. Adem'de o vesveseye kanma düşüncesini yaratan da Allah'tı. Dolayısıyla Hz. Adem'e, Allah zorla yasak ağaçtan yedirmiş oldu
--------------------
Ne kadar yanlış
Sen şunun farkında değilsin
Allah gibi Bir Öğretmen Adem Gibi bir öğrenen Cenabı Hak Bütün Esma-i İlahiyi Ademe talim etsin sonra Şeytan onun ayağını kaydırsın
Ne kadar acaip..
farkında mısın
Bütün Esma-i İlahiyi demek her şeyi hakikatini bilmek demektir
Şeytanında hakikatini bilmek demektir
Şeytan Allahın Mudil isminin mazhardır
Hakikatte Hazreti Adem şeytanın ayağın kaydırmıştır
Hazreti Adem şeytan ile Allah yaklaşmıştır
Bunlar zevke taalluk eden hususlardır
İşin dışanda kalanlar anlayamazlar
O yüzden burada ki araştırman hakikatle hiçbir ilgisi yok
Neyse bir şeyler anladık zannerdesem

Çakýl Taþý

Ne öyle, ne şöyle: böyle;


"Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım kimin üzerine inerse o muhakkak helak olur" (Taha-81)


Vesselam;

Kula belâ gelmez hak yazmayınca,
Hak belâ yazmaz kul azmayınca...

Tabi bu ayette zikredilen rızık ne? temiz olanlar ne? aşırılık ne? İnen gazap ne?

Bunları anlar ve bu şekilde de olaya bakar isek belki bir açılım yakalayabiliriz.

Tabii ki kaynak aynı kaynak olacak...

kursatotcu

*** Kitap: İslam ansiklopedisi 7. cilt
--- Sayfa 406: Maturidi ve Eş'ari mezheplerinden bahsediyor ve diyor ki: "Bu ayrılıkların ehemmiyetsiz olduğu sık sık söylenir ise de , hiç de öyle değildir. Eşari Allah iradesini mutlak olarak muhafaza etmek istiyordu. Ne olursa olsun yapabilirdi ve bir şey Allah istediği için "iyi" idi. Maturidi ve taraftarları insanın mükafatlandırıldığı ve cezalandırıldığı amellerine mütaallik bir cüz'i irade (ihtiyari) olduğunu kabul eder. Mukadderat ile cüz'i irade arasında bu esaslı mübayeneti izah için bir teşebbüs yapılamaz; bunlar tamamiyle mutezad oldukları halde, müsavi vakalar imiş gibi yan yana beyan edilmektedir. Bir Maturidi'nin "Muhakkak (Hakkan) müminim" demesi mümkündür, fakat bir Eş'ari ancak "Allah isterse müminim" diyebilir. (müteallik: bağlı, ilgili; mukadderat: alın yazısı; mübayenet: ayrılık, zıddıyet; müsavi: eşit, denk)
--- Yorum: Görüldüğü gibi bir ansiklopedi de bile bu konunun içyüzü dile getiriliyor. Ve Maturidiler'le, Eş'ariler'in arasındaki farkın hiç de öyle söylendiği gibi ehemmiyetsiz bir ayrılık olmayıp, birleşmeleri imkansız görüşlere sahip oldukları açıkça beyan ediliyor.
Soru: Allah da, sizinle ilgili olarak; sizin dilediğiniz şeyin, tersinin olmasını dileme özgürlüğü var mıdır?
*** Aşağıdaki cümleleri tasdik ediyor musunuz?
"Allah'ın dilediği olur, dilemediği olmaz",
"Allah'ın dilemesinin dışında hiçbir şey olmaz"
Soruyorum: "Allah kullarının hepsinin iman etmesini istiyor mu?", "Evet" derse, de ki: "Peki ama dünyada iman etmeyenler de var; o halde Allah istediğini yapamadı mı, elde edemedi mi, aciz mi?" Eğer "Hepsinin iman etmesini istemiyor" derse, o zaman de ki: "Peki bu iman etmesini istemediklerine de iman etmeyi teklif ediyor mu?" Tabii ki teklif ediyor, lakin bu kişiler iman edemez, iman edemeyecekleri halde onlara iman etmeyi teklif etmek "Teklif-i mala yutak" olur.
Cevap: Aslında Allah kullarının hepsinin iman etmesini istemiyor. Esasen şu gerçek ortadadır ki: Allah kullarının çoğunluğunun kötü olmasını istemiştir. Kullarının çoğunluğunun kötülüğünü ister.
*** Kadere inanmak imanın şartlarındandır. Size göre kadere inanan kişi, içki içmek ya da içmemek hususunda hürdür, özgürdür. Lakin kadere inanmadığını söyleyen bir çok insan var ve onlar diyor ki: "Biz özgürüz. Allah kullarına zorla günah işletmez." Madem size göre, kadere inanan da özgürlüğü savunuyor, inanmayan da özgürlüğü savunuyor; o halde kadere iman etmek şart olduğuna göre kadere inanmak, inanmayan insanlardan farklı olmayı gerektirmez mi? Kadere iman, iman esasıysa demek ki inanmamak, inanmaktan farklı durumlar doğuruyor. Binaenaleyh, iman edenle, etmeyen arasında bir fark olmalıdır. Ne var ki cebr inancını savunmayan kişilerle; açıktan açığa, Allah'a inandığını söyleyip de, kadere inanmadığını ifade edenler arasında kaderi inkar hususunda fark yoktur.
*** Resullullah bize kader konusunda bir tek şekilde inanmamızı emretti. Siz hem Eş'ariyye hem Maturidiyye kader hususunda haklı derseniz; bilindiği gibi Eş'arilik cebri savunurken, Maturidilik özgürlüğü savunur. Burada inanmak lazım gelen bir kader inancı ve önümüzde birbirinin zıttı görüşlere mensup iki mezhep vardır. iki zıt görüşün ikisine de doğru denemez. O halde bunların biri doğru, diğeri yanlıştır. Bu çok açık olduğu halde kitapların çoğunluğu bu iki mezhebi çok az ayrılıkları var, diye anlatmaktadır.
Soru: Allah'ın iradesi, rızası olmadığı şeylere de şamil midir? (Kapsar mı?)
Muharref (Bozulmuş), (Tevrat, İncil, Zebur)'dan kaderle alakalı örnekler:
Romalılara Mektup 9 (10 ve 25 arası)
....Hepsi bu kadar değil! Rebeka'nın iki oğlu da aynı babadan, atamız İshak'tandı. Çocuklar daha doğmamış, iyi-kötü bir iş yapmamışlardı. Öyle ki seçimde Tanrı ereğinin kalıcı olduğu kanıtlanacaktı. Bunun başarılan işler uyarınca değil, Tanrı'sal çağrı uyarınca saptandığı görülsün diye, Tanrı Rebeka'ya "Büyüğü küçüğüne uşaklık edecek" dedi. Kitapta yazılmış olduğu gibi: "Ben Yakup'u sevdim, Esav'dan ise tiksinti duydum." Öyleyse ne diyelim? Tanrı adaletsizlik mi ediyor? Hiçbir zaman! Çünkü Musa'ya şöyle demişti: "Ben dilediğime acıyacağım, dilediğime de sevecenlik göstereceğim." Demek oluyor ki insanın kendi isteğine ya da çabasına değil, Tanrı'nın acımasına bağlıdır bu. Kutsal Yazı'da Firavun'a şu söz bildiriliyor: "Seni bu amaçla yükselttim; senin üzerinde kendi gücümü göstereyim, böylelikle adım tüm yeryüzünde yayılsın diye." Demek oluyor ki, O dilediğine acır, dilediğinin de yüreğini katılaştırır. Şimdi bana "Şu ana dek Tanrı neden insana kusur buluyor? Tanrı istemine kim karşı koyabilir ki?" diyeceksin. Ey ademoğlu! Sen kim oluyorsun da Tanrı'yı sorguya çekiyorsun? Kendisine biçim verilen, biçim verene, "Beni neden böyle yaptın? diyebilir mi? Öte yanı çömlekçinin kili dilediği gibi kullanmaya hakkı yok mu? Aynı topraktan biri özel kullanış, biri sıradan kullanış için iki çömlek yapamaz mı? Tanrı öfkesini göstermek, gücünü belirtmek isteyince, kendilerine öfke yaraşanlara-mahva hazırlananlara-karşı aşırı sabır göstermez mi? Acıma gösterdiklerine ise, onları önceden yüceliğe hazırlayarak, yüceliğinin zenginliğini açıklayamaz mı? Yalnız Yahudi'ler arasından değil, uluslar arasından da çağırdığı bizler değil miyiz?...
Yakup'un Mektubu (13-17)
Gelin, şimdi bol keseden konuşanlar: "Bugün ya da yarın şu kente gideceğiz, orada bir yıl geçireceğiz, alışverişle uğraşacağız, para kazanacağız" diyenler! Oysa yarına ilişkin bilginiz yok. Yaşamınız nedir ki? Çünkü bir süre görünen, az sonra görünmez olan buharsınız. Bu durumda şöyle konuşmanız gerekmez mi? "Rab isterse yaşayacağız; şu işi, bu işi yapacağız." Ama siz şimdiki durumunuzla, gösterişinizle övünüyorsunuz. Bu tür övüncün tümü kötüdür. Bu nedenle iyi olanı bilip de yapmamak günahtır.
"Anne karnında sana şekil vermeden önce seni kutsal kıldım" (Yeremya 1:5)
"Beni annemin rahminden ayıran ve inayetiyle çağıran Allah...(Galatyalılar 1:15)
"Gizli yerde yaratıldığım zaman... Bedenim sana gizli değildi. Gözlerin beni cenin iken gördü... Benim için atanan günlerin hepsi senin kitabında yazılmıştır" (Mezmur 139:15,16)
"Allah, büyük oğlunu yani Esav'ı küçük oğula yani Yakup'a uşaklık edeceğini anneleri Rebeka'ya daha çocuklar doğmadan önce bildirdi: "Senin rahminde iki ulus var ve senin karnından iki kavm ayrılacak; bir kavm öbür kavmden güçlü olacak ve büyüğü küçüğüne uşaklık edecektir" (Tekvin 25:23)
Firavun Musa'ya şöyle dedi: "Rab kimdir ki, İsrail'i salıvermek için O'nun sözümü dinleyeyim? Rabbi tanımam ve israil'i de salıvermem" (Çıkış 5:2)
"Ben onun yüreğini sertleştireceğim ve kavmı koyvermeyecek" (Çıkış 4:21)
"Ben firavunun yüreğini katılaştıracağım... sizi dinlemeyecek ve elimi Mısır'ın üzerine koyacağım ve ordularımı, kavmım İsrailloğullarını Mısır diyarından büyük hükümlerle çıkaracağım" (Çıkış 7:3,4)
"Rabbin söylediği gibi Firavun'un yüreği katılaştı ve onları dinlemedi. Rab Musa'ya: "Firavun'un yüreği inatçıdır, kavmı salıvermek istemiyor, dedi." (Çıkış 7:13,14)
"Rab her şeyi gayesi için yarattı, kötü adamı da fenalık günleri için..."(Meseller 16:4)
*** Esasında benim temel amaçlarımdan birisi de şimdi okuyacak olduğunuzdur. Gerçi buraya kadar anlatılanlardan anlaşılır ise de, yine de açık yazalım ki tereddüde mahal kalmasın. Kitap başından beri Maturidi mezhebinin her ne kadar bin yıldır hak mezhep şeklinde anlatılıyorsa da aslında batıl olup, kaderi inkar ettiğini anlatmaya çalıştık. Ama burada bir adım ileri gidip şunu açıklayacağız: Nasıl ki Mutezile mezhebinin tekfiri (kafir sayılması) vaciptir (gereklidir). Yani Mutezile'yi tekfir etmeyen kafir olur. Neden? Çünkü onlar iman esaslarından kadere inanmayı inkar ediyor. Dolayısıyla ayetleri inkar ediyor. Ayetleri inkar edenin kafir olduğunu Allah, Kur'an'da defalarca bildiriyor. Şimdi biz Mutezile'yi tekfir etmezsek ne olur? Şu olur: Allah'ın Kur'an'da bildirdiklerine inanmamış oluruz ya da şüphe etmiş oluruz ki bunlar küfürdür (kafirliktir). Dolayısıyla Mutezile mezhebini tekfir etmeyen ya da tekfir etmekte tereddüt eden kafirdir. Gelelim esas konuya; ne dedik, Mutezile mezhebi açıktan açığa kaderi inkar ediyordu. Lakin kitap boyunca vurguladık ki Maturidi mezhebi de dolaylı olarak kaderi inkar ediyor. Demek ki bizim biraz önce Mutezile için anlattıklarımız Maturidi mezhebi için de geçerli olmuş oluyor. Yani Maturidi mezhebini de tekfir etmeyen ya da tekfir etmekte tereddüt eden ve duraksayanlar da, otomatik olarak, ayetleri inkar edenleri tekfir etmemekle, onları müslüman saymış ve Allah'ı yalanlamış olurlar. Zira Allah ayetlerini yalanlayanları kafir olarak vasıflıyor. Allah'ı verdiği haberde yalanlamak ise küfürdür. Daha açıkcası Maturidi mezhebini tekfir etmeyenler dinden çıkarlar.
*** Tebbet suresinde Ebu Leheb'in ateşe yaslanacağı vardır. Ve Hadid 22 'de "Yeryüzünde ve nefsinizde başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan evvel bir kitapta olmasın" deniyor. Demek ki Ebu Leheb yaratılmadan önce cehenneme gireceği levhi mahfuzdadır. Daha özgürlük nerede kaldı? Yaratılmadan hakkında hüküm verilmiş!
(Vakıa 77): " Muhakkak o elbette çok şerefli bir Kur'an'dır."
(Vakıa 78): "Korunmuş bir kitapta yazılıdır."
Kur'an'ın mahluk olmaması yönüyle yapılan istidlal: Kelamullah olması yönüyle kadimdir, ezelidir. Biz Müddesir suresinde, Velid bin Mugire için inen ayetler de onun cehenneme atılacağını buluyoruz. Bu adam mahluk olmakla sonradan olmadır, ancak hakkındaki hüküm ise ezelidir; şimdi bu adam nasıl imanlı ölecek? Zira siz Maturidiler de Kur'an'a mahluk değil diyorsunuz.
Soru: Kadere hayrın (iyilik) ve şerrin (kötülük) Allah'tan geldiğine inanıyor musunuz? Evet derler.
Peki zina yapmak şer midir? Evet derler.
Peki zina yapmak Allah'tan mıdır? Genelde hayır derler.
Hani hayır ve şer Allah'tandı ya...
Dolmuşlarda bazen şu yazıyı görüyoruz: "Allah korusun" peki kazalar oluyor; ölenler, sakat kalanlar oluyor. Allah onları korumuyor mu? Allah ayırım mı yapıyor?
*** Ben yanımda biri olduğu halde Maturidi görüşünü savunan biriyle tartıştım. En son ayrılırken yanımdaki ona şunu sordu: "Allah dilemeseydi sen burada olabilecek miydin?"
Sabahtı, 7:00 gibi, adam hiçbir şey diyemedi.
Allah küfrü takdir etmiş ve sonradan vukubulması için hükmetmiş midir?
*** Eş'ari ve Maturidi Mezheplerinin Farkları
--- Cüz'i irade: Eş'ariyye'ye göre Allah yaratmıştır. Maturidiyye'ye göre Allah yaratmamıştır.
--- Husun ve kubuh (Bir şeyin iyi ve kötü oluşu): Eş'ariyye'ye göre akıl ile bilinemez, Allah'ın emir ve yasakları ile bilinebilir. Maturidiyye'ye göre ise akıl ile bilebiliriz.
--- Kesb: Eş'ariyye'ye göre yaratan Allah'tır. Maturidiyye'ye göre kulun kudreti ve tesiriyledir.
--- Ma'rifet (Allah'ı bilmek): Eş'ariyye'ye göre şer'an vaciptir. Maturidiyye'ye göre ise aklen vaciptir.
--- Nübüvvet: Eş'ariyye'ye göre peygamber olmak için erkek olmak şart değildir. Maturidiyye'ye göre ise erkek olmak şarttır.
--- Kula gücü yetmeyeceği şeyleri teklif etmek Eş'ariyye'ye göre caizdir. Maturidiyye'ye göre caiz değildir.
--- Sebep ve hikmet: Eş'ariyye'ye göre Allah'ın fiilleri için bir sebep aranmaz ve bir hikmete bağlanamaz. Çünkü Allah yaptıklarından sorumlu değildir. Maturidiyye'ye göre ise Allah'ın fiilleri bir hikmete bağlıdır ve bir sebebe bağlanmaktadır. Çünkü Allah abesten münezzehtir.
--- Kur'an: Eş'ariyye'ye göre Kur'an'ın bazı sureleri bazılarından daha faziletlidir. Maturidiyye'ye göre Kur'an'ın bütün sureleri fazilet bakımından birbirine eşittir.
--- İbadetler: Eş'ariyye'ye göre müslüman olmayanlar da ibadet etmekle yükümlüdürler, etmeyenler ceza göreceklerdir. Maturidiyye'ye göre ise yükümlü değildirler ve etmedikleri için de ayrıca ceza görmeyeceklerdir.
--- Dinden dönme: Eş'ariyye'ye göre müslüman iken din değiştiren (dinden çıkan) kimse yeniden iman edip müslüman olursa, eski iyilik ve kötülükleri de geri dönmüş olur. Maturidiyye'ye göre ise geri dönmez.
--- İmanın artıp artmaması: Eş'ariyye'ye göre müminin imanı artar-eksilir. Maturidiyye'ye göre ise müminin imanı ne artar ne eksilir.
--- Eş'ariyye'ye göre iman mahluktur. Maturidiyye'ye göre ise mahluk değildir.
--- Eş'ariyye'de Tekvin (Varetme, yaratma) itibari bir sıfattır. Ezeli olan kudret sıfatının hadis olan ikinci taallukudur. Maturidiyye'ye göre Tekvin, irade gibi hakiki bir sıfattır ve ezelidir.
--- Eş'ariyye'de maduma (mevcut olmayan) ezelde ilahi hitap taalluk eder. Maturidiyye de etmez.
--- Eş'ariyye'de iman ile İslam ayrı ayrı şeylerdir. Maturidiyye de aynı şeylerdir.
--- Eş'ariyye'de said şaki, şaki de said olamaz. Maturidiyye de olabilir.
--- Eş'ariyye'de Allah'ın vaidinden (tehdit) dönmesi caizdir. Maturidiyye de caiz değildir.
--- Maturidiyye'de şirk içinde ölen birini Allah'ın affetmesi caiz değilken, Eş'ariyye de caizdir.
--- Maturidiyye'de kafirin cennete girmesi ve müslümanın ebediyen cehennemde kalması caiz değilken, Eş'ariyye de caizdir.
*** Leukippos demiş ki: "Hiçbir şey hiçten çıkmaz. Her şey bir nedenden ve bir zorunluktan doğar"
*** Kitap: Batı Felsefesi Tarihi Yazar: Bertrand Russell
--- Sayfa 241: Empeirikos demiş ki: "Tanrı'nın varlığını kesinlikle ileri sürenler, dine saygısızlık etmekten kendilerini alamazlar. Çünkü eğer Tanrı'nın her şeyi denetlediğini söylerlerse, Tanrı'yı kötü işlerin yaratıcısı durumuna getirirler. Öbür yandan eğer Tanrı'nın yalnızca bazı işleri denetlediğini ya da hiçbir işi denetlemediğini ileri sürerlerse, Tanrı'yı savsaklayıcı ya da yeteneksiz yapmaya zorlanırlar. Bunun da küfür olduğu açıktır."
--- Sayfa 250: Tanrılara gelince, Epikuros onların varlığına sıkı sıkıya inanır. Çünkü Tanrılar düşün'ünün yaygın varlığını başka türlü anlatamaz. Fakat Tanrıların, kendilerini insan dünyasının işleriyle sıkıntıya sokmadıkları kanısındadır. Onlar, Epikuros'un ilkelerini izleyen ve kamu yaşantısından kaçınan akılcı zevkçilerdir. Yönetim işleri, eksiksiz mutluluk ve huzurla dolu yaşantılarında hiçbir çekicilik duymadıkları gereksiz bir zahmettir, onlar için.
*** "Müzeyne veya Cüheyne kabilesinden bir adam sordu: "Ey Allah'ın Resulü, hangi işi yapıyoruz, olup bitmiş (levh-i mahfuza kaydı geçmiş) bir işi mi yoksa (henüz levh-i mahfuza geçmemiş) şu anda yeni başlanacak olan bir işi mi? Resulullah: "Olup biten işi" dedi. Adam - veya cemaatten biri - yine sordu: "Öyleyse niye çalışılsın ki?" Hz. Peygamber şu açıklamada bulundu: "Cennet ehli olanlara cennetliklerin ameli müyesser (kolaylaştırmak) kılınır, ateş ehli olanlara da cehennemliklerin ameli müyesser kılınır" (Ebu Davud)
görüldüğü gibi eşari ve maturidi mezheblerinin farkları böyledir biri cebri savunur diğeri cebr yanlıştır der bununla beraber piyasadaki kitapların tamamına yakını bu iki mezhebi çok az farkları vardır diye anlatıyorlar. bu görüldüğü gibi yalandır . eşari mezhebini çoğu kişi övüyor lakin onların savundukları gibi bende cebri savunduğum için bana hakaret ediyorlar. gazaliden ise daha evvel ihya adlı kitabından örnek vermiştim. onunda cebri savunduğunu göstermiştim.......

kursatotcu

size öyle bir soru soracağımki ebussuud bu soru karşısında kafayı yemiştir. 1000 yıllık sorudur soru: Tebbet suresinde "seyasla naran zate lehep" , "lehebi ateşe yaslayacağız" deniyor. Kuranın tamamına inanmak farzdır bu ayet mekkidir yani 114 sure içinde iniş sırası olarak 4. sırada veya o sıralarda inmiş bir suredir ve bu sure indiğinde ebu lehep hayattaydı ve 7-8 yıl daha yaşamış olduğunu kitaplardan öğrendim. bu hususta ittifak vardır. soruyorum: ebu lehep kendi ile ilgili bu ayet geldiğinde ve geldikten sonra da Kurana iman etmekle mükellef miydi? ( Araf 158-Bakara 21) evet mükellefti derseniz yine soruyorum: peki ama Tebbet sureside Kurandan bir suredir dolayısyla ebu lehep kendisinin ateşe atılacağı ile ilgili bu ayete de inanmak ile mükellefti öyle mi değil mi? evet öyle. şimdi bakalım bu adam zaten inanmadan öldü ancak düşünelim bu adama hakkında ayet indi ve Kuran yalana dönemez dolaysıyla bu adam Kurana inanmakla mükellef olduğundan kendisi cehenneme gideceğine inanmakla mükellef olmuş olmuyor mu? evet oluyor. şimdi bu adam için düşünelim Kuranı inkar etse ( zaten etti) kafir olmak var fakat Kurana inansa bu sefer cehenneme gideceğine inanma durumunda kalacak şimdi bu adamın kurtulma durumu var mı? yani insanın özgür iradesi var diyenler bu soruya ne diyecekler. hatırladığım kadarıyla bazı gruplar bu sureyi bu husustan dolayı inkar etmişlerdi.insanın özgür iradesini savundukları için. şimdi onlar başlarlar "bildiği için " bunu tahmin ediyorum. fakat onların bu cevaplarına da hazırlıklıyım ve onların bildiği için şeklindeki sözlerine bir karşı cevap sitede vardır  sitede var ama ben sitede aralştırdım ve o delilide buldumişte aşağıda:
*** Ebu Leheb'le alakalı soruyu sorduğumda, yani o hayatta iken cehenneme gideceği ayeti indi. Ve o bu ayete inanmakla mükellef tutuldu. Cehenneme gideceğine mi inanmakla mükellef tutuldu? dediğimde, diyorlar ki: Allah onun öyle yapacağını veya iman etmeyeceğini bildiği için öyle yaptı. Bunlara değişik bir cevap: Sizin bu sözünüzdeki "İlerde öyle yapacağını bildiği için" ifadesi bir yaşam süresidir. Yani diyorsunuz ki, Ebu Leheb'in bir yaşam süresi oldu. Bu süre içinde kendisi için, cehenneme gideceği ayeti de geldi. Fakat Allah onun iman etmeyeceğini önceden bildiği için bu ayeti indirdi."
Peki soruyorum; sizin o "Allah onun iman etmeyeceğini önceden biliyordu ya da onu yaratmadan biliyordu" ifadenizde ikinci bir yaşam süresi olsun, öyle kabul edelim. Şimdi dikkat edin, sizin kasdettiğiniz ikinci yaşam süresinde Ebu Leheb iman etmekle mükellef tutulmuş muydu? Evet denir. Ve yine onun inanması için kitap indirilmiş miydi? Evet denir. Bu kitap Kur'an idi. Lakin yine başa dönüyoruz. Zira Leheb suresi de Kur'an'ın bir suresidir. Dikkat edin bu söylediğiniz, sorunun cevabı değildir. Zira Allah'ın ilminde değişiklik olmaz. İlmi cehle dönüşmez. Olan Ebu Leheb'in hayatta iken cehenneme gideceği ayetinin inmesi hadisesiydi. Demek ki bu olay vuku bulmadan evvel Allah bunu biliyordu. Zaten Allah'ın bildiği şey gerçekleşti. Yani Allah'ın olacağını bildiği şey, bildiği şekilde gerçekleşir. Aksi muhaldir.
*** Şimdi sizlere bir zamanlar müftülük yapmış olan, sonra ateist olan Turan Dursun'dan örnek vereceğim. Bunu yapmamın amacı Allah'ı inkar eden bir kişinin görüşleri olması ve düşündüğünü çekinmeden söylemesidir.
Kitap: Din Bu 3 (148-149-150. sayfalar)
"Kısacası "irade" karşıya çıkan seçeneklerden birini seçmedir ya da seçebilme gücüdür. İradesi olan bir seçim yapar. Onu ya da bunu, şu yönü ya da bu yönü, şu biçimde ya da bu biçimde, olumlu ya da olumsuz doğrultuda seçer. Ne var ki Kur'an ayetlerinin hiçbir yoruma yer kalmayacak biçimdeki açık anlatımlarına göre insanın böyle bir seçim yapabilmesi "Tanrı iradesine", "Tanrı'nın dilemesine" bağlıdır. Şimdi buna ilişkin ayetlerden hiç değilse bir kesimine göz atalım "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" (İnsan 30)
--- Yorum: (Burada birkaç cebr ayeti vardı)
Bu ayetlerin açıklamasıyla, insanın bir şey yapma ya da yapmama özgürlüğü şöyle dursun; bir şeye yönelme, bir şeyi dileme, isteme özgürlüğünün bile verilmediği son derece net biçimde anlatılıyor. Çünkü bu ayetlere göre herhangi bir konuda "Tanrı dilemeli" ki insan da dileyebilsin. İnsanın dilemesini, istemesini Tanrı dilemiyor, istemiyorsa insan dileyemez, isteyemez. İnsan iradesine özgürlük tanımayan bu ayetleri yorumlamada nasıl zorluk çekildiğini ve bu zorlamalı yorumların nasıl bir komedi durumu aldığını görmek için Akaid (Kelam) kitaplarına şöyle bir göz atmak yeter. (Örneğin bkz. Ebu Mansur-il Maturidi, Kitabu't-Tevhid Arapça İstanbul 1979) Bu doğrultuda Kur'an'da pek çok ayet var. İslam kelamcısı "Tanrı dilediğini yapar" (Hud 107) ilkesini benimsemiştir. Tanrı dilerse insan iradesini iyiye, dilerse kötüye yöneltir. Anlatılan bu. Bu benimsenince de "insan iradesi" havada kalır. Cebriyye mezhebi ayet ve hadisleri göz önünde tutarak insanin iradesizliğini kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu mezhebe göre insan cansız varlıklar gibidir. Kesmeye yarayan bir bıçağın, yelden sallanan bir ağacın ya da savrulan bir nesnenin, açılıp kapanan bir kapının nasıl özgürlüğü yoksa insanın da bir şey yapma ya da yapmama özgürlüğü yoktur. Ne yapıyor ya da yapmıyorsa zorunlu olarak yapıyor ya da yapmıyor. Eş'ari mezhebinin görüşü de buna yakın olduğu için orta dereceli bir zorunluluk (el Cebru'l-mutavassat) görüşü savundukları kabul edilir. Maturidi mezhebi zorlamalı yorumlarla insan iradesini biraz kurtarma çabasını gösterir. Mutezile mezhebi biraz daha çok gösterir bu çabayı. Ne var ki Kur'an'ın "Tanrı" sının ayetlerdeki açıklamaları karşısında "insan iradesini" kurtarmaya yönelik hiçbir çaba bir şeye yaramaz.
*** Kur'an'ı anlamasınlar diye kalplerine örtü, kulaklarına ağırlık konduğu bildirilen ayetler var (İsra 46) bu ayetler için diyorlar ki: "O kafirler içindir, direttiler direttiler sonunda işte böyle mühürlendiler" Bu itiraza şöyle cevap veriyorum: Bu kişiler mühürlenme anında da iman etmekle mükellef değil miydiler? Evet mükelleftiler (Araf 158) hem mühürleniyorlar, hem de iman etmekle mükellef tutuluyorlar, iki zıt birleşmez.
*** Kitap:Fetavayi Hindiyye 15.cilt 495.sayfada Eş'arilik-Maturidilik ile ilgili şu bilgiler vardır: "Eş'arilik'le, Maturidilik arasındaki hilaf pek cüz-i dir. Maturidi ve Eş'ari hazretlerinin kitapları derinlemesine incelenirse aralarındaki görüş ayrılığının nihayet onüç meseleye inhisar ettiği görülür. Bu ihtilafların altısı manevi, yedisi ise lafzidir. Manevi olan altı hilafın hiçbiri iki tarafın birbirine muhalefetinin diğer tarafı tekfir ve bid'ate nispet etmesini iktiza edecek şeyler değildir."
--- Yorum: Halbuki aynı kitabın dördüncü cildinde küfür sözleri bahsinde "iman yaratılmış diyen kafirdir" fetvası yer alır ki Eş'ariler imanın yaratılmış olduğunu söylerler.
*** Hz. Ali'nin şöyle dediği rivayet ediliyor: "Sakın hakkı adama bağlı olarak tanıma. Tersine önce hakkı tanı, sonra dolayısıyla hakka bağlı olanı tanırsın."
--- Yorum: Yani demeye getiriyorum ki, insanlar bana bakıyor; tanınmamışım, din eğitimi veren okullarda okumamışım, arapça bilmiyorum, prof. gibi ünvanlarım yok ya...
Bir taraftan bakıyorlar ki Said Nursi, Elmalılı Hamdi Yazır, Konyalı Mehmed Vehbi (Bu örnek verdiğim kişiler Maturidi'dir) durum böyle olunca ekseriyetle beni dinlemeye bile tenezzül etmiyorlar.
*** Kitap: Evrim Aldatmacası Yazar: Harun Yahya
--- Sayfa 160: "Bal arıları ve mimari harikası petekler bölümün de deniyor ki: "Peteğin inşasında kullanılan yöntem ise çok şaşırtıcıdır: Arılar petek inşaatına iki-üç ayrı yerden başlarlar ve aynı anda iki-üç dizi şeklinde peteği örerler. Yani çok sayıda arı, değişik yerlerden başlayarak aynı ölçülerde altıgenler yapıp, bunları birbirine ekleyerek peteği örer ve en sonunda ortada buluşurlar. Altıgenlerin birleşme yerleri o kadar ustaca yapılmıştır ki, görünürde sonradan eklendiklerine dair hiçbir iz yoktur. Elbette arıların yaptıkları bu olağanüstü iş karşısında bu canlıları yönlendiren üstün bir iradenin varlığını kabul etmemiz gerekir. Evrimciler bunu "iç güdü" kavramıyla geçiştirmeye ve arının kendisine ait bir özellik gibi göstermeye çalışırlar. Oysa eğer bir "güdü " varsa, bu tüm arılara hakimse ve birbirinden habersiz arıların uyum içinde çalışmalarını sağlıyorsa bu durumda tüm bu küçük canlılara hakim olan üstün bir güç var demektir."
--- Yorum: Arı balın peteğini altıgen yapıyor. Aynı boyda yapıyor. Ancak peteği yapmaya başlarken ayrı ayrı noktalardan bir sürü arı başlıyor. Sonra bu petekler birleşiyor ve bir uyum içinde; bu işi insanlar bu akıllarıyla yapamazlar. Bu bir düzen, nizam ve geçmişten bu güne arılar bunu böyle bir düzen içinde yapıyor. Buna tesadüf denemeyeceğine göre bu nizamlı işi yapan, yaratanın Allah olduğunu anlarız. Petek yapmayı ve bu düzende yapımı yaratan Allah olunca arıların hareketlerini de Allah yaratmış demektir. Arı hayvan olunca anladık ki, bütün hayvanların hareketlerini de Allah yaratmış oldu. Şimdi biri kalkıp "Tamam, hayvanların hareketlerini Allah yarattı ama cüz'i iradelerini kullandıklarında; bu iradelerini nereye kullanırlarsa, Allah da bununla alakalı hareketlerini, onların istedikleri gibi yaratır" derse, cevaben deriz ki: Bu petek yapma işi insan aklıyla bile önceden planlanamayacak kadar hassasken, arı bu işi nasıl anlayıpta karar alacakta, yönelecek. Arı bu işin (petek yapmada nizam, ölçü) nasıl olupta ölçüsünü almadan yapmaya başlıyor? Ölçü alınmadan neyin kararını verecekte, nereye, ne kadar yöneleceğini tespit edecekte, bir de bunları Allah'ın karışmadığı hür iradesi ile yapacak? Daha ölçüsü alınmadan, bir şey için "Bir santim ileri, iki santim geriye doğru bu işi ayarlayayım" diye mi düşünecek? Daha ölçü yok ortada. Ama biz bu yapılanlarda hep bir plan program ve nizam görüyorsak, anlarız ki arı bu işi yaparken özgür değil. Zira özgür olsa, o zaman bir arı grubu bir santim yukarı, diğeri iki santim aşağı yapmak ister; sizin demenize göre de Allah onların özgür seçimleri sonucu onların hareketlerini yaratınca ne oldu? Balın peteği birleşmedi, düzensiz oldu. Halbuki böyle şey olmadığını biz görünce anladık ki: Arılar hareketlerinde, yaptıklarında, seçimlerinde özgür değildirler. Seçmeleri, düşünmeleri de Allah'ın yaratması, fiilleri de Allah'ın yaratması iledir. Bu hayvanların fiillerini Allah yaratınca insanların fiillerini de Allah yaratır. Misal köpeğe gel diyorsun geliyor, otur de oturuyor, kalk de kalkıyor. Burada dikkat edilirse köpeğe otur diyor ve el ile işaret ediyoruz, yani zahiren oturması bizim söylememize ve işaretimize tabi gibi. Böylece insanın söz ve hareketlerini de Allah'ın yarattığı sabit olur. Yani köpeğin hareketleri cebr ile olunca, onunla ahenkle devam eden insan fiilleri de dolayısıyla cebr ile olmuş olur. Zira köpek ayakta iken bu köpeğe otur dediğinizi farz edelim; ve el işareti yapmış olalım. Şimdi bu köpek oturdu, bu köpeğin oturması Allah'ın yarattığı bir fiil olup, cebr ile olunca zahiren bakıldığında köpeğin oturmasını emretmemiz ve el hareketleri yapmamız, bu işin sebebi gibi oldu. Köpeğin oturması cebr ile olunca (Allah'ın zorlaması) bizim ona otur dememiz ve el işareti yapmamız da cebr olmuş oldu. Yani zorunlu oldu. Çünkü, zorunlu olarak olması lazım gelen bir şeyin sebebi olan şey de, zorunlu olarak meydana gelmek mecburiyetindedir.
--- Yorum: Daha genişçe "Kader Gerçeği" kitabında cebr görüşü savunulur.
--- Sayfa 192: Öte yandan, bir gölge varlıktan başka bir şey olmayan insanın, Allah'tan bağımsız bir güç ve iradeye de sahip olması da mümkün değildir. "Sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır" ayeti yaşadığımız tüm olayların Allah'ın kontrolü altında gerçekleştiğini gösterir. (Saffat 96) Kur'an'da bu gerçek bildirilmekte ve "...attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı..." ayetiyle, hiçbir fiilin Allah'tan bağımsız olmadığı vurgulanmaktadır. (Enfal 17) İnsan gölge varlık olduğu için atma eylemini yapan kendisi olamaz. Ancak Allah bu gölge varlığa kendisinin attığı hissini vermektedir. Gerçekte ise tüm fiilleri gerçekleştiren Allah'tır. Bu durumda kişinin yaptığı işleri kendisine ait fiiller olarak kabul etmesi, açıkca kendisini aldatmasıdır. Gerçek budur. Bir insan bunu kabullenmek istemeyebilir, kendisini Allah'tan bağımsız bir varlık sanmaya devam edebilir, ama bu hiçbir şeyi değiştirmez.
*** Soru: Allah da, sizinle ilgili olarak; sizin dilediğiniz şeyin, tersinin olmasını dileme özgürlüğü var mıdır?
*** Kitap: İslam Nasıl Yozlaştırıldı Yazar: Yaşar Nuri Öztürk
--- Sayfa 331: Bid'atler ve Hurafeler
_ Kaderin insanın fiillerini önceden belirleyen bir sistem olduğunu söylemek.
_ İnsanın alnında, geleceğini belirleyen bir yazının bulunduğunu söylemek.
_ Hayrın Allah'tan geldiği gibi, şerrin de Allah'tan geldiğini söylemek.
Şer Allah'a izafe edilemez. Şerri de elbette ki her şeyin yaratıcısı Allah yaratır ama öncelikle ve ilke olarak yaratmaz; insanın istek ve iktisabı (kazanması) üzerine yaratır. Yaratır ki insanı sorumlu tutsun. Allah öncelikle ve ilke olarak sadece hayrı ve güzeli yaratır. "O odur ki, yarattığı her şeyi güzel yarattı ve insanın yaratılışına çamurdan başladı" (secde 7)
--- Yorum: Bu yazarı örnek vermekteki amacım kendisinin düşüncelerini fazlaca gizleme gereği duymamasındandır. Görüldüğü üzere "Hayrın ve şerrin Allah'tan" olduğuna inanışın cebr sonucuna vardığını yazar gizlemiyor ve bu inanışın açıkça hurafe olduğunu söylüyor.

*** "Hayır ve şer Allah'tan mıdır?" der ki: "Evet". "Namaz kılmak hayır mıdır?" der ki: "Evet". Şunu sor: "Yani bu namaz kılan kişinin namaz kılmasını Allah mı istiyor diyorsun?" "Evet" derse de ki: "Ama bir çok insan namaz kılmıyor, acaba Allah onların namaz kılmalarını istemedi mi?"
*** Hayır ve şer Allah'tan mıdır? Evet diyorlar. İman etmek hayır mıdır? Çoğunlukla evet diyorlar. De ki: O zaman kafirliğin de Allah'tan olması lazım değil mi?
gördüğünüz gibi harun yahyanın kitabında da cebr anlatılıyor niye ona birşey demiyorsunuz bana yükleniyorsunuz?

deniz

sevgili kürşat,

çok değerli bilgileri forumumuza taşıyorsun. bunun için teşekkür ederim.

yalnız bunlar bir mesaj içinde onlarca konu barındırdığı için anlamak, cevap vermek ve konuyu geliştirmek mümkün olmuyor.

mesela ebu lehebin durumu ile başlayalım ve sıra ile konular geliştikçe diğer görüşlerini bize ilet.

...

ebu lehebin durumu bir hüküm cümlesidir. o iradesini kullanmış ve müslümanların karşısında mevziini almıştır. yani gelecekten değil geçmiş ve şu ana dair bir duruma yönelik hüküm içerir.
ayrıca bu ayet indiğinde öyle gelecekle ilgili bir haber olmuş olsa bu şaşırtıcı bir durum olurdu ve bi ton hadi türerdi bu olay üzerine.

bu şuna benzer:

ben birine kızsam ve desem ki, senin suratını öyle bir dağılacak ki sen bile aynada kendini tanıyamacaksın.

yada;

şahin arka oto ile saatte 90 km ile duvara çarparsan ölürsün.
volvo ile çarparsan burnun bile kanamaz.

bu benzetmeler bir durum karşısında sonuçların ne olacağını gösterir.
sanırım ayette benzer çağrışımlarla yer edinmiş kendine.



Çakýl Taþý


Resimdekileke,

bu benzetmeler bir durum karşısında sonuçların ne olacağını gösterir.


"attan düşen ölmemişte, eşekten düşen ölmüş"

Bu benzetmelerde bir durum karşısında sonuçların ne olacağını gösterebilir.


:blush: