19.08.19/18:39

kader nedir?

Başlatan marcos, 13.08.04/16:13

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

kursatotcu

" tıpkı bizim meyelanımız veya cüzi irademiz gibi varlığı vucudu itibari olarak Allah'ın ilminde ezeli mevcuttur. dışarda hakiki bir vucud sahibi değildir. dolayısıyla yaratılmış da değildir.
evet hala daha Eşariyeyi tekfir eden Maturudi' den delil getiremedin. bunun tersini de getiremezsin de.." bunları sen dedin kobra cüzi iradenin hakiki vücudu yoktur diyorsun mesela ben şimdi "masadan kalkmak istedim" işte cüzi iradeye bir örnek evet bu bahsettiğim "masadan kalkmak düşüncesi" düşündüğüm anda var mı yokmu? yoksa şunu mu dersin: hem var hem yok. seç birini eğer bu düşünceye düşündüğüm anda var dersen nasıl olupta bu var olduğunu söylediğin bu düşünceye itibari (varsayılan ) dersin çünkü varsayılan şey adı üstünde "yok" manasına gelir. zira o var sayılsaydı ona varsayılan denmezdi. ama sen bu düşünceye var demişsen bir de ona itibari(varsayılan) diyemezsin. bunlar ona mahluk dememek için uydurulmuş laf oyunlarıdır. sen var olan bir şeye yani düşüncelerimize mahluk değil diyorsun Kuran da "herşeyi yaratan Allahtır" şeklinde ayet vardır. bu ayetin ifade ettiği anlamı inkar ediyorsun ve ben düşüncelerimizde "şey" dir ( şey zaten varolan manasına gelir) dolayısıyla o da mahluktur dediğim için benimle alay ediyorsun. asıl sen nerede durduğuna bak...
tıpkı bizim meyelanımız veya cüzi irademiz gibi varlığı vucudu itibari olarak Allah'ın ilminde ezeli mevcuttur. dışarda hakiki bir vucud sahibi değildir. dolayısıyla yaratılmış da değildir. diyeceksin ki Allah'ın ilmi iradesinden farklı olabilir mi? aynısını da mutezili şöyle der Allah'ın iradesi ilminden farklı mı? birisi işi iradeye oturtur öbürü de ilime. İkisi de ezeli olduğuna göre demek ki hiç birisini öne çıkaramazsın. İşte Ehli sünnet ortadan bakıyor bu noktada. çünkü iki yön de yanlıştır. tek taraflı bakıştır. bu esasında Allah'ın durumunu insan aklıyla ölçmeye çalışmaktan geliyor. şöyle ki insanlar mesela ilmi içinden irade eder yani ilmi dolayısıyla bir şeyi önce bildiği için irade eder veya tersi olarak da bir şeyi irade eder ve o şekilde bilgi sahibi olur. görüldüğü gibi iki durumda da ya ilmi ya da iradeyi öne geçirmek gerekiyor. çünkü ezeliyet yok bizim durumumuzda. hasılı Allah'ın mahiyeti bilinemiyeceği gibi bir çok işindeki hikmet ve ezeliyet cereyan ediş bilinemez.

hatırlarsan sana sorduklarıma cevap veremiyorsun. oysa senin yazdılarına ben sayfalar dolusu izah veriyorum...acaba kim kimden bir şey öğrendi daha çok...

evet hala daha Eşariyeyi tekfir eden Maturudi' den delil getiremedin. bunun tersini de getiremezsin de.
*** Kitap: Islam Akaid Sisteminde Gelismeler Yazar: Yusuf Ziya Yörükan
--- Sayfa 170: Üç kardes
Es'ari gençliginden beri hocasi Cubbai ile tartisir ve onunla münazara ederdi. Son zamanlarda aralarinda söyle bir muhavere cereyan etmistir: Es'ari: "Üç kardes farzedelim ki, bunlarin birisi abid bir mümin, digeri fasik bir kafir, üçüncüsü ise çocuklugunda vefat etmis. Bunlar hakkinda ne dersin?" ... Mutezile'nin esaslarindan biri, "Kullari hakkinda hayirli ve maslahat olani yapmak Allah'a vacip" olan bir seydir. Bu sual dogrudan bu esasa teveccüh ediyordu. Fakat hakikatte efal-i ibad ve efal-i ilahiye, hayir ve ser ve mukadderat meselelerini kökünden hirpalayacak mahiyette bir sual idi. Bundan dolayi "üç kardes" meselesi namiyla bu vaka din tarihinde yer tutmustur. Cubbai su cevabi vermistir:
_ "Zahid cennetin derecelerinde, kafir cehennemin derekelerinde, çocuk selamettedir, ona sevap ve ikap yok."
_ "Peki amma diger çocuk, zahidin derecelerini isterse..."
_ "Allah ona cevap verir: "Kardesin oraya taati sebebiyle vasil oldu. Senin ise taatin yoktur."
_ "Ya çocuk: "Ya Rab kusur bende degildir. Eger beni yasatmis ve taata kudret vermis olsaydin, ben de taat islerdim."
_ "O zaman Allah der ki: "Ben senin ne olacagini bilirdim. Eger sen büyüyecek bir yasa gelmis olsaydin, asi olacak ve cehenneme gidecektin; sana aslah olan küçük iken ölmüs olmakligindir."
_ "Bu sefer asi olan, bulundugu derekelerden haykirarak: "Ya Rabbi onun halini bildigin ve onun maslahatina riayetle onu hifz ettigin gibi benim halimi de bilir, beni de siyanet edebilirdin" derse Allah ne der?"
_ "Vesveseye tutuldun."
_ "Asla, fakat üstadin esegi köprü üzerinde durdu."
--- Sayfa 257: Ebu Mansur Maturidi'nin Akaid Risalesi
Bu akaid risalesi, Peygamberin ve arkadaslarinin yolunu güdenlerin (Ehl-i Sünnet Ve'l Cemaatin) baskani, Islam dininin hükümlerini açiklayan, müslümanlarin ögütçüsü, bilgin önder, Seyh Ebu Mansur-i Maturidi'ye mensuptur. Allah onu rahmet deryasina daldirsin ve büyügümüz Muhammed hazretlerine, arkadaslarina ve ona uyan bütün müslümanlara esenlikler versin!
--- Yorum: Yazar Maturidi'yi övüyor. Kendisi de Maturidi'dir.
--- Sayfa 228-229: Allah'in yed'i, vech'i ve nefsi vardir. Nitekim Kur'an'da Cenab-i Allah böyle zikretmistir. Allah'in Kur'an'da zikrettigi vech, yed, nefs tabirlerinin her biri, Allah'in keyfiyetsiz sifatlaridir. Allah'in eli, Allahin kudreti veya nimeti manasinadir denilemez. Zira bu söz sifatlari iptal etmek olur. Bu ise Ehl-i Kader'in ve Itizalin sözüdür. (29)
--- (29): Kaderiyye mezhebi, kaderi kabul edenler demek degildir; bu kaderi kabul etmeyen ve insanin hürriyete sahip oldugunu kabul eden mezheptir. Bunlar Mutezile'den evvel meydana çikmislardir. Mutezile kamilen Kaderiyye'den oldugu gibi, Sia-i Imamiyye mezhebi de, hatta denebilir ki, Maturidiler de Kaderiyye'dendirler. Daha sonralari Kaderiyye ve Mutezile ayni manada kullanilmislardir.
--- Yorum: 228-229. sayfalardaki ifadeler Ebu Hanife'ye nispet olunan "Fikhi Ekber" adli kitaptir. (29) nolu dipnotta ise yazarin yorumlari vardir. Burada yazar açik açik Maturidiyye'nin Kaderiyye'den oldugunu itiraf ediyor.
"Allah'in eli, yüzü vardir" demek küfürdür. Zira bu Allah'a cisim demek olur. Bu ve benzeri ifadeleri uygun bir sekilde te'vil etmek gerekir. Allah'in nefsi ifadesi ise uygun olmayip, Allah'in iradesi lafzini kullanmak icap eder. Zira nefs ifadesi kapali kaliyor, yanlis yorumlara açik oluyor.
--- Sayfa 268: Insan gücü (güç yeterliligi) insanin is görme gücü (istitaasi) isten önce kendinde mevcut olmayip, yaptigi isin her cüzü meydana gelirken onunla birlikte vücuda gelir. Kaderciler: "Insanin gücü fiilden evvel vardir; kisi onu istedigi gibi kullanir" diyorlar. Biz ise bu: "Allah'tan müstagni olmak, Allah'a lüzum yok demektir ki, sonu küfre varir" deriz.
--- Yorum: Bu yazi Maturidi'nin Akaid Risalesi'dir. Görüldügü gibi Maturidi: "Insan gücü, fiil ile beraberdir" diyor. O zaman güç yokken kul mükellef tutulmus olmakla "Teklif-i mala yutak" (Takati üzerinde yük yüklemek) olmasi icap eder. Buradaki "kaderci" den kasit Kaderiyye mezhebidir.
Örnek: Namaz vakti girdiginde namazi kilmak farz olur. Lakin fiil yokken; namaz kilma hareketleri yokken, kulun gücü de yoktur. Yani kulun gücü yokken, teklif vardir. Ne var ki Maturidiler "Teklif-i mala yutak caiz degildir" derler.
burası çok önemli !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
sayfa 269: istitaanın şumulü
" eşarilere göre kötü iş işlemeye yeterli olan insan gücü iyi işleri işlemeye yeterli değildir. bu fikir açıkça cebirdir. zira eğer insan gücü iyilikleri işlemeye yetkili değil ve insanların yaptığı iyilikler Allahın eseri ise kişi fiilinde mecbur olmuş olur. eşariler kabul ettkleri bu fikirden hareket ederek gücümüz yetmeyen bir şeyin Allah tarafından bize teklif edilmesini caiz görmüşlerdir. biz onların bu sözünü de Kuran-ı Kerim'deki "Allah kişiye gücü yettiği kadar teklif eder " Bakara (286) ayetiyle reddederiz "
--- yorum: yine ebu mansur maturidinin akaid risalesidir. kendisi eşariliğin cebirci olduğunu söylemektedir.
--- Sayfa 285-286: Yaratilis (fitrat)
Insanlarla cinler, hepsi fitratlarina göre yaratilmislardir. Fitrat, Mutezile ve Es'ari'ye göre Islam demektir. Bundan ötürü "Kafir, kendi fiiliyle kafir olur" derler. Ehli Sünnet ise fitrat, hilkat demektir. Çünkü, Cenab-i Allah Ku'ran'i Kerim'de "Allah'in fitrati" (Rum 30) buyurmustur. Bu ise Allah'in hilkati demektir.
--- (33): Mesele sudur: Mutezile ve Es'arilige göre çocuk aklini kullanmasa da yaratilisinda müslümandir. Ehli Sünnet'e göre yaratilista her seye müsaittir. Tesir altinda kalmayip, aklini kullanacak olursa Allah'ini bulur ve müslüman olur. Dikkat edilmelidir ki, burada Ehli Sünnet, Es'ariler'e mukabil alinmistir. Bu karsilasma henüz Es'ari mezhebinin tebellür (billurlasma) etmedigi zamana aittir ki, bundan risalenin çok eski oldugunu anlayabiliriz.
--- Yorum: 285. sayfadaki yazi Maturidi'nin Akaid Risalesi'dir. (33) numaradaki dipnot ise yazara aittir. Görüldügü gibi Maturidi, Es'ari'yi Ehli Sünnet'ten saymiyor.
*** kitap hür irade ve kader yazar: W . montgomey watt
sayfa 192: insanın sorumluluğunun bu ispatı teorik olduğu kadar pratiktir de çünkü el- maturidi, el - eşarinin determinizminin hayat için istik bir tutum ve ahlak için bir lakaydilik tevlid etmedeki muhtemel tehlikesine kesinlikle muttalidir. O, insanın hakiki değilde mecazi olarak fiil işlediğini söyleyen mücbireye( cebirci) şöylece cevap verir.
"sizin itikadınız insanları ümit ve korkudan uzaklaşmaya sevkeder böyle olunca onlar ne fiillerindeki şerden dolayı korkacaklar ve ne de fiillerinde bulunan hayırdan dolayı ümitleneceklerdir. bu ise küfürdür. çünkü ümidin yitirilmesi yeistir. Allah buyurmuştur ki:" Allahın rahmetinden ümit kesmeyiniz" başka bir ayette ise "Allahın merhametinden kafir kavimden başkası ümit kesmez" buyurmuştur. aynı şekilde korkunun yitirilmesi de Allaha karşı olan ubudiyet ruhunun imhası ve O'nun yüceliğine ihtimam gösterilmesinin kaynağıdır (61)
el- maturidi az sonra fert için kaçınılmaz ve tayin edilmiş tarzda herhangi bir kaderin olmadığını teyid etmeye devam eder elimizde bulunan metinde olduğu gibi her nasılsa düşmüş olan bazı beyan ve rivayetin şerhinde el maturidi der ki: " levhi mahfuzda yazılmış olan şekavet saadet ehlinin amelleri sebebiyle ( muhtemelen salih amel işlemek suretiyle ) saadete döndürülür ve orada yazılmış bulunan saadet şekavet ehlinin amelleri sebebiyle şekavete döndürülür.(62)
---yorum: 61 ve 62 nolu yazılar ebu mansur maturidininn (ebu hanifeye nispet olunan "fıkhı ekber" adlı kitabına yazdığı şerh olan " şerhül- Fıkhi'l- Ekber" adlı kitaptan alınmadır . yani bu ifadeler çok açık bir önceki örnekteki 269 . sayfada eşarilerin cebirci olduğunu söylüyor maturidi burada ise bu cebir görüşünün küfür olduğunu söylüyor.
*** Ebu Davud et-Tayalisi, Abdülmü'min b. Abdullah'tan rivayet etmistir: Hasan'in yanindaydik. Ona Yezid b. Ebi Meryem es-Seluli de geldi, ve bastonuna dayanarak: Ey Eba Sa'id, bana "Ne yerde, ne de nefislerinizde bir musibet basa gelmez ki, biz onu yaratmazdan önce, bir kitapta yazilmis olmasin" ayetinden haber ver deyince; Hasan da: "Evet Vallahi Allah Teala mutlaka semada hükmeder. Sonra su günde, su saatte hususi ve umumi konularda da ayni sekilde olmak üzere vakit tayin eder. Hatta asasini alacak olan kisi bile onu ancak kaza ve kaderle alir." O zaman Ibn Ebi Meryem: Ya Eba Sa'id, vallahi su anda elimde olmadigi halde onu aldim; sonra da onu bir daha birakmiyorum, deyince; Hasan: "Ya da anlamiyorsun" dedi.
*** Abdullah b. Abbas'tan rivayet edilmistir:
Bir gün Resulullah'in arkasinda idim. Bana söyle dedi: "Ey ogulcagizim! Sana bazi kelimeler ögreteyim: Allah'i koru ki, seni korusun. Allah'i koru ki O'nu karsinda bulursun. Bir sey istedigin zaman Allah'tan iste, yardim istedigin zaman Allah'tan yardim iste. Bil ki sana yardim etmek için bütün ümmet bir araya toplansa, Allah sana o yardimi yazmamissa, sana yardim edemezler. Kalemler kaldirildi, sahifeler kurudu. (Tirmizi)
*** Ebu Hureyre'nin Resullullah'a söyle dedigi rivayet edilmistir: "Ya Resulullah, ben genç bir adamim, nefsimin zorlanmasindan korkuyorum. Evlenecek bir kadin da bulamiyorum" dedigimde, Resulullah bana cevap vermedi. Bir daha söyledim, yine cevap vermedi. Bir daha söyledim, yine cevap vermedi. Bir daha söyledim, o zaman: "Ya Eba Hureyre, karsilasacagin seyle ilgili kalem kurudu. Ona göre artik ister (erkeklik uzvunu) kir at; istersen birak" dedi." Bu hadisi Buhari Sahihinde rivayet etmistir. Ibn Vehb'in, Kitap el-Kader'de rivayet ettigine göre, Ebu Hureyre söyle dedi:
"Öyleyse bana kirip atmam (hadim olmam) için izin ver" dedigimde, Resulullah bana cevap vermedi. Ayni seyi üç sefer tekrar ettim. Sonunda: "Karsilasacagin seyle ilgili kalem kurudu" dedi."
*** Abdurrahman b. Katade'den; Resulullah buyurdu ki:"Süphesiz Cenab-i Allah; Adem'i yaratti, sonra onun sülbünden bütün insanlari yaratti. Ve dedi ki: "Sunlar kendi amellerine göre cennette, sunlar kendi amellerine göre cehennemdedir." Biri bu nasil oluyor dediginde; "Kadere uygun olarak" cevabini verdi. (Ahmed bin hanbel)
*** Ebu'd-Deylemi'nin söyle dedigi rivayet edilmektedir: "Ubey b. Ka'b'a geldim. Içimde kader hakkinda bir tereddüt var. Bana bir seyler söyle; belki Allah onu benden ve kalbimden giderir, dedim. O da bana: "Allah semalarda ve yeryüzünde bulunanlara azap etseydi, yine onlara zalim olarak azap etmis olmazdi. Sayet onlara merhamet etmis olsaydi, onun rahmeti kullarin fiillerinden dolayi, onlar için bir hayir olurdu. Sadaka olarak Uhud dagi kadar altin dagitsan, kadere iman etmedikten sonra Allah onu senden kabul etmez. Biliyorsun ki sana isabeti yazilmis olan kötülük senden sasmaz. Isabet etmemesi yazilmis olan da sana isabet etmez. Bunun disinda bir seye inanarak ölürsen, cehennemlik olursun." (Hakim)
*** Resulullah buyurdu ki: "Allah bir sanatkari ve onun sanatini yaratandir" (Buhari)
*** Kitap: Insan ve Kader Yazar: Mustafa Sabri
--- Yorum: Bu kitapta cebr görüsü savunuluyor ve Maturidi mezhebinin içyüzü ortaya seriliyor. Maturidiyye'nin kaderi inkar ettigi, delilleriyle gösteriliyor.
--- Sayfa 59: Kaldi ki okuyucu, Maturidiyye mezhebinin ifsat bakimindan Mutezile'den hiç de asagi kalmadigini anlayacaktir.
--- Sayfa 64: Bu kitabi okudugun zaman, en sihhatli kader inancinin Es'ariyye mezhebi içerisinde oldugunu anlayacaksin.
sp;--- Sayfa 98: Maturidiyye'nin sorumlulugu yükleyebilmek maksadiyla insana cüz'i iradesinde istiklal vermesi ve bununla beraber cüz'i iradeyi varligi olmayan, itibari (varsayilan) bir sey saymasi çok tuhaftir. Varligi olmayanin teklife mahal olmasi dogru mudur? Ve bu ayni zamanda sorumlulugun mahalli yoktur demek olmaz mi?
--- Sayfa 193: Kulun fiillerinde hür oldugunu savunmakla meshur olan Mutezile bile, kullarin muvaccih diye isimlendirdigimiz sebebe muhtaç olduklarini kabul etmektedir. Onlarin mezheplerinde de hürriyetin yeri yoktur. Maturidiyye mezhebi ise, cüz'i iradeyi varlikla yokluk arasinda bir yere indirerek onun mahluk olmadigini iddia etmekte; sonra da bu iradenin sebebe ihtiyaci olmadigini söylemektedir. Bu bakimdan Maturidiyye'nin cebre muhalefette, kullarin fiillerinde hüküm sahibi olduklarini ve diledikleri gibi hareket ettiklerini kabul etmekte Mutezile'den daha siddetli ve daha uzak bir çizgide oldugunu söylerken mübalaga etmiyoruz. Çünkü Mutezile'ye göre insan, fiillerinin ve iradesinin mucidi olsa bile, fiilleri iradesine, iradesi de insan tarafindan degil, Allah tarafindan yaratilan sebebe tabi oldugu için bu mezhebe isin basinda cebr girer de Maturidiyye'ye girmez. Çünkü onlar insanin cüz'i iradeye sahip oldugunu, mevcut olmadigi için onun mahluk olmadigini söylüyorlar.
--- Sayfa 196: Bir baska yerde (Artik dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin), (Içinizden ileri gitmek ve geri kalmak isteyen kimseleri ...), (Dileyen ondan ögüt alir), (Artik dileyen Rabbina bir yol tutar) seklindeki kulun fiilinin, mesiesine (dilemesine) bagli olduguna delalet eden bes ayetin, Mutezile'nin dediklerinden oldugunu söyleyen Taftazani'ye söyle cevap veririz: Kulun fiilinin mesiesine bagli oldugunu biz de kabul ediyoruz; ancak kulun mesiesi de, Allah'in mesiesine baglidir. Zira "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" buyurulmaktadir.
--- Sayfa 200: Onun için Allah'in diledigi her fiil meydana gelmesi muhtemel olmayacak sekilde kesinlikle vaki olur. Allah'in dilemedigi fiil de meydana gelmesine hiçbir ihtimal olmayacak bir sekilde kesin olarak vaki olmaz. Maturidiyye mezhebine göre Allah'in kullarin fiillerini yaratmasi ve yaratmasi manasinda onlari dilemesi, bu esasin korunmasina kafi degildir. Çünkü Allah'in yaratmasi, onlarin cüz'i iradelerine tabidir. Allah'in yaratma manasindaki iradesi de, ayni sekildedir. Daha dogru bir ifadeyle onlara göre; kullarin ihtiyari fiillerinden dilemis olduklari her sey kesinlikle meydana gelir, dilemedikleri de meydana gelmez.
--- Sayfa 218: Maturidiyye mezhebinde, Mutezile mezhebinin, Maturidiyyeden daha ehven olmasini gerektiren bir baska mahzur daha vardir. O da, bu mezhep sahiplerinin cüz'i iradenin insana ait fiilen dis dünyada gerçeklesen ve hadis olan tek irade olmakla birlikte, onun yaraticinin yaratmasina ihtiyaç duymaksizin, insandan sudur ettigini kabul etmeleridir. Daha önce de vurguladigimiz gibi o, kul fiilini Allah tarafindan yaratilmis olan kudret ve iradesiyle yaratir diyen Mutezile'den daha siddetli bir mezheptir. Zira Mutezile fiilin icadini insana nispet etse de, insanda bulunan ve fiilin meydana geldigi kudret ve iradenin icadini Allah'a isnat etmislerdir. Fiilin bu sekilde icadi, fiilin icad edilmesinde özne durumunda iki kuvvetten sadece birinin yani iradenin icad etmesinden daha ehvendir. Evet, Maturidiyye mezhebi hidayet ve dalaletin Allah'tan oldugunu kabul etmesi bakimindan Mutezile mezhebine tercih ediliyor. Fakat yukarida açikladigimiz görüslerindeki mahzurlarla bagdasmadigi için bunu itiraf etmelerinin hiçbir manasi kalmiyor.
--- Sayfa 241: Maturidiyye'nin dedigi gibi kullarin ihtiyari fiillerinde onlarin cüz'i iradesinin tabi olunan, ilahi iradenin de o cüz'i iradeye tabi oldugu düsünülseydi, o fiillerde "Insanin diledigi oldu, dilemedigi olmadi" ifadesini düstur olarak kabul etmek gerekirdi. Dolayisiyla Peygamberin "Allah'in diledigi oldu, dilemedigi olmadi" seklindeki umumi düsturu bozulurdu.
--- Sayfa 342: Irade ve ihtiyarin tabiatinda hürriyetin varligini kabul edenlerden Mutezile bu irade ve ihtiyari; Maturidiyye de irade ve ihtiyardaki tasarrufu Allah'in umumi hakimiyetinin disina çikarmaya çalismislardir. Tevhid nizamini Allah'in izniyle bozma manasinda olmasina ragmen ve "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" ayetinin tamamen muhalif olmasina ragmen, her iki grup taraftarlari da bu hurucu Allah'in iznine dayandirarak teselli bulsalar bile, tevhid nizamini bozma açisindan o iki sik arasinda hiçbir fark yoktur.
*** Kitap: Akaid-Kelam Tarihi, Taftazani ve "Serhu'l-Akaid" Yazar: Süleyman Uludag
--- Sayfa 19: Üzerinde ehemmiyetle durulmasi gereken konulardan biri de kelamin kurulusu, gelismesi ve geçirdigi devreler anlatilirken kat'iyen Maturidiler'den bahsedilmemesi, daima Es'arilik ve Es'ari kelamcilari üzerinde durulmus olmasidir. Bunun manasi sudur: Hiçbir Maturidi kelamcisi, kelamin kurulusunda, gelismesinde ve bir dönemden diger bir döneme geçisinde kayda deger bir hizmet görmemis, kelamin dogusuna, gelismesine ve çesitli merhalelerden geçmesine tesirli olabilecek bir katkida bulunmamistir. Bu gibi sebeplerden dolayi Doguda, Batida ve Avrupa'da Sünni kelami denince daima ve sadece Es'arilik akla gelir ve Es'ari'ye "Imamu ehli's-sünneh" (Ehl-i Sünnetin kelam imami) adi verilir. Bu durum da fazla yanlis sayilmaz.
--- Sayfa 26: Basta Maturidi olmak üzere Ebu Muin, Sabuni ve Beyazi, Ebu Hanife'nin fikirlerini kelamci bir anlayisla serh ve tefsir etmislerdir. Bu alimler prensip itibariyle ve umumiyetle kelama karsi müsbet bir tavir takinmislar, Ebu Hanife ve onun düsüncelerini akli, nazari ve kelami bir istikamette gelistirmislerdir. Fakat bahis konusu isimler katiyen Bakillani, Cuveyni, Gazali, Razi, Amidi...vs. ölçüsünde büyük kelam alimleri degillerdir. Onun için çok güçlü olan Es'ari kelami karsisinda Maturidilige kelam denilir mi, denilmez mi konusu sürekli olarak tartisilmistir. Es'ari kelam sisteminin fasilasiz olarak Hanefi muhitini baski ve tesir altinda bulundurmasinin bir sebebi de Maturidiligin nazari yönden gelismemis ve zayif kalmis olmasidir.
--- Sayfa 36: Mezhepler tarihine dair eser yazan Sehristani, el-Milel ve'n-nihal'de, Abdulkahir Bagdadi el-Fark beyne'l-firak ve Usulu'd-din'de, Ibn Hazm el-Fisal'da, Ebu Muzaffer Isferaini (öl. 471/1078) et-Tabsire'de, Ibn Nedim (öl. 379/987) el-Fihrist'de Maturidi'ye temas etmemisler, onun mezhebini anlatmaya lüzum görmemislerdir. Mezheplere ve mezhepler tarihine dair eser yazan müelliflerin Maturidi'den ve Maturidilik'ten bahsetmemis olmasi, umumiyetle Maturidiligin Hanefilik'ten farkli görülmemis olmasindandir. Ibn Hallikan, Ibn Imad, Safedi ve Ibn Sakir gibi, ulemanin biyografilerini yazan meshur müellifler bile Maturidi'den bahsetmemislerdir. Hatta Ibn Haldun, Mukaddime'de kelamin tarihini yazarken Maturidi ismini aklindan dahi geçirmemistir. Ebu Muin Nesefi, Tabsiratu'l-edille'de, "Maturidi ismi sonradan çikma, bid'at bir isimdir" diye iddiada bulunanlara karsi savunma yapmak ihtyacini duymustur. Tabakatu'l-Müfessirin isimli eserin müellifi olan Suyuti'nin bu eserde Maturidi'den bahsetmemesi de ilgi çekicidir. Zira Maturidi'nin et-Tevilat'i tefsire dairdir.
--- Sayfa 38: Gazali, el-iktisad fi'l-itikad isimli eserinde hüsün-kubuh (iyi-kötü,güzel-çirkin), teklif-i mala yutak (güç yetirilemeyecek seyleri teklif), ta'zib-i muti (itaatkar mümine azab etme), Allah'in fiillerinin hikmetle muallel olmasi, tekvin sifati, seriat gelmeden evvel Allah'in varliginin aklen bilinmesinin vacib olmasi... gibi konulari anlatirken Maturidiler'in ve Hanefiler'in görüsüne temas etme ihtiyacini duymaz. Bu gibi konularda münakasalarin ve mücadelelerin sadece Es'ariler'le, Mutezile arasinda geçmis gibi bir tavir takinir. Eserinin hiçbir yerinde hatta imanin artma ve eksilme kabul edip etmedigini anlatirken dahi, Hanefi veya Maturidi sözünü kullanmaz. Diger eserlerinde de bu tutumunu devam ettirir. Es'ariler'i tek basina Ehl-i Sünnet'in temsilcisi olarak gösterir.
--- Sayfa 53: Mustafa Sabri diyor ki: "Maturidiler insan fiili irade-i cüz'iye ile müstakillen meydana gelir. Irade-i cüz'iye Allah tarafindan yaratilmamistir. Zira mevcut degildir, derler. Simdi bakiniz, insanin fiiline yönelik iradesi, fiildeki istiklali artmasin diye nasil küçültülmekte... irade-i cüz'iye (küçücük irade, ufacik irade) denilmek suretiyle dogru olmayan bir biçimde küçük görülmekte, sonra da, düzenli bir sekilde Allah'in halk etme fiilini celb etme gibi en büyük tesir bu iradeye isnad edilmektedir. Adeta irade-i cüz'iye fiillerin haliki seklinde ortaya çikmaktadir. Hatta Mutezile, daiye denilen ve Allah tarafindan yaratilan bir arzu ve istekle, insan iradesinin her zaman diledigini yapamayacagini söylemek suretiyle kulun iradesine Maturidiler kadar istiklal ve serbesti vermemektedir. Onun için Tahte sultani'l-kader isimli eserimde söyledim, simdi de söylüyorum: Maturidi mezhebinde insan iradesine, Mutezile mezhebinden daha fazla hürriyet verilmektedir."
Mustafa Sabri eskiden Maturidi iken mezhep degistirmis ve Es'ari olmustur. Türkiye'den ayrildiktan sonra Arapça olarak yazdigi Tahte sultani'l-kader ve Mevkifu'l-akl isimli eserleri nesredilmistir. Kendisini kelam sahasinda yetkili ve hatta müctehid olarak gören bu zatin fikirlerinde dogruluk payi vardir. "Mutezile mezhebi, Maturidilik ismi altinda sürekli olarak yasamistir" diye bir not koymasi oldukça dikkat çekicidir.
--- Sayfa 230: Ikinci olarak bizde irade de vardir. Külli irade yani mümkün olan tüm fiil veya terkten, yapilan veya yapilmayan islerden birini tercih etmek özelligine sahip bulunan irade Allah tarafindan ihsan edilmistir. Cüz'i irade yani külli iradenin özel ve belli tarafindan, fiile yöneltilmesinden ve sarfedilereibaret olan irade bizdendir. Bu irade bir emri itibari (itibari bir sey) dir. Ilahi irade, insanin cüz'i iradesine tabidir. Baska bir deyisle insanin iradesi Hakk'in iradesine (Allah'in mesiyetinin ortaya çikarak bir seyi yaratmasina) vesile ve sebeptir.
--- Yorum: 230. sayfadaki yazilar Ismail Hakki Izmirli'nin, Yeni ilm-i Kelam kitabindan alintidir.
--- Sayfa 244: Mutezile ve Maturidiler'e göre Allah'in yarattigi ve emrettigi her seyde bir hikmet, maslahat, menfaat, sebep ve illet vardir ve insan akli tarafindan anlasilabilir ve kavranabilir. Cebriyye ve Es'ariler bu nevi bir hikmeti ve illeti reddeder ve kabul etmezler.
Es'ariler'in Görüsü
Allah'in fiillerinin bir takim garaz, maksat ve illetlerle muallel olmasi O'nun sanina aykiridir. Çünkü bu bir eksikliktir. Zira bir isi bir maksada ve hikmete göre yapmak demek, o maksad ve hikmetle eksigi tamamlamak demek olur. Bu takdirde, fail o maksad ve hikmetle mükemmellesiyor, maksad ve hikmet de onu ikmal ediyor, tamamliyor, demek olur. Allah böyle olmaktan mukaddes ve münezzehtir. Alemde varliginda hiçbir fayda bulunmayan bulasici hastaliklarin ve zararli yaratiklarin mevcut oldugunu görüyoruz. Eger Allah'in fiillerinin hikmet ve maslahat ihtiva etmesi lazim gelse, bu gibi seylerin var olmamasi gerekirdi. Allah her seyi bir illete ve hikmete göre yapar demek, O'nun yüce ve mutlak iradesini hikmet ve illet adi verilen bazi seylere tabi kilmak, hikmet ve illeti de ilahi iradenin metbuu haline getirmek olur. Bu duruma göre bir isi yapan gerçi Allah oluyor ama Allah'a da o isi yaptiran hikmet ve illet adi verilen seyler oluyor. Allah faildir ama O'nun üzerinde de hikmet ve illetler tesirli oluyor. Böylece Allah'in tamamen hür, serbest ve muhtar olan iradesi hikmet ve illet denilen seylerle kayd altina aliniyor, kisitlaniyor, sinirlaniyor. Bu ise "fail-i muhtar" fikrine uymuyor. Allah'i "mucibun bizzat" hale getiriyor.
*** Kitap: Ebu Hanife Yazar: Muhammed Ebu Zehra
--- Sayfa 172: Bagdat tarihinde Ebu Yusuf'tan naklonuluyor:
Ebu Hanife'yi söyle derken isittim: Bir kaderci ile konustunmu, sana söyleyecegi iki seydir: Ya küfür etmek, ya sükut etmek. Ona bu seylerin böyle olacagini Allah eskiden biliyor muydu? diye sorulsa: Buna karsi hayir derse kafir olur. Evet derse ona sorulur: Bildigi gibi olmasini mi diledi, yoksa bildiginin hilafina olmasini mi diledi? Cevabinda: Bildigi gibi olmasini diledi derse müminden imani, kafirden küfrü diledigini ikrar etmis olup, yok ilminin hilafina olmasini diledi derse; Allah hem diliyor, hem de meramina nail olamiyor demek. (Olacagini) bildiginin aksine dileyen ve (olacak olan) bildigi olmayan bir Tanri tanimak ise küfürdür.

kursatotcu


*** Kitap: Maturidi ve Nesefi'ye Göre Insan Hürriyeti Kavrami Yazar: Prof. Dr. M. Said Yazicioglu (Ebu'l - Mu'in Nesefi (Ö. 1115) ileri gelen Maturidi kelamcilarindandir.)
--- Sayfa 22: Nesefi'nin Es'ari'ye karsi takindigi tavir hayli ilgi çekicidir. Tabsire'nin (Yazdigi kitap) fiil bahsinde bir konudan bahsederken kullandigi "bu; Ehli Sünnet mezhebidir. Es'ari'ye gelince..." ifadesinden Esari'yi, Ehli Sünnet disinda gördügü anlasilmaktadir.
--- Sayfa 50: Memluk devri Maturidi kelamcilarinin en mühim simalarindan biri olan Ubeydullah bin Mes'ud Sadrü's-Seria el-Mahbubi (Ö. 1346) fiilin Allah tarafindan yaratildigini, fakat fiili begenip ona yönelecek olan irademizin yaratilmamis oldugunu söyleyerek insanin fiilindeki hürlügü konusunda belki de bu en ileri adimi atan kelamcidir. Netice olarak diyebiliriz ki Ibn Humam'a (Ö. 1457) göre radikal bir determinizmden sakinmak için Kur'an'i formüle bir özellik, baska bir deyisle insan fiilinde istisnaya gitmek gerekmektedir. Bu neticeye ulasmak için de istisnayi insan fiilinin bütünlügüne yaymak ihtiyaci yoktur. Sadece bu fiili idare edip yönlendiren "azm"e tatbik etmek yeterlidir. Insan kendi iradesini kendisi var eder. Ibn Humam bunun disinda her seyin Allah tarafindan yaratildigi görüsündedir. Ibn Humam'in Maturidi ve Nesefi düsüncesinden ayri ve orjinal diyebilecegimiz fikri, insan iradesinin yaratilmamis oldugunu kabul etmis olmasidir. Insan fiile iliskin iradesini kendisi meydana getiriyorsa, Allah'in yarattigi çesitli fiillerden seçip begendigini hiçbir etki ve baski altinda kalmadan hür bir sekilde seçebiliyor demektir. Iradenin yaratilmis veya yaratilmamis oldugu meselesi Maturidi ve Nesefi de açikça üzerinde durulan bir konu degildir. Fakat onlarin izah tarzlarindan Ibn Humam'in görüsleri dogrultusunda düsünmüs olduklari anlasilmaktadir. Yani Maturidi ve Nesefi, seçimi yapacak olan insan iradesinin yaratilip yaratilmadigi konusu üzerinde açikca durmamislar fakat iradenin bagimsiz oldugunu hissettiren açiklamalarda bulunm...uslardir. Ibn Humam'in onlarin bu düsüncelerini daha somut bir sekilde ifade etmis oldugunu söyleyebiliriz.
--- Sayfa 63: Yaratma - Kesb önceligi
Acaba kesb, yaratmadan önce olabilir mi? Kesbin yaratmadan önce olmasi demek, kesb varken yaratmanin mevcut olmamasi demektir. Fakat yaratma, yani yaratilan bir sey yoksa insan neyi kesbedecektir? Yok'un kesbi sözkonusu olamaz. Yok'un kesbedilebilecegi kabul edilecek olursa, bu yaratma demek olacaktir. Yani insan bir seyi yapabilme hürriyeti disinda onu yoktan varetme kudretine de sahip oluyor demektir. Kesbin önceliginin kabul edilmesi durumunda, Allah'in yaratmasini izah etmek güç, hatta imkansiz olacaktir. Aslinda kesbin önceligini kabul etmek Mutezile görüse uygun düsen bir anlayis olur. Ehli Sünnet'in anlayisi ise bunun aksinedir. Ehli Sünnet'in anlayisina göre kesb ve yaratmayi bir anda düsünmek gerekmektedir. Böylece her iki failin, bir fiile degisik açilardan etkisi gerçeklesmis olacaktir. Ehli Sünnet kelamcilari bir fiile iki failin etki edebilecegini kabul etmislerdir. (Yorum: Es'arilik'te kesb anlayisi: Kulun kudretinin tesirsiz olarak fiille beraber bulunmasidir) Burada iki isten birinin önceligi degil, beraberlikleri söz konusudur. Insanin bir seyi kuvvetli bir arzu ve istekle istemesi sonucu Allah onu yaratir ve insan da ayni anda kesbeder.(Yorum: Dikkat edilirse bir beraberlikten bahsediyor. Pesine insanin cüz'i iradesini kullanmasi sonucunda Allah'in fiili yaratmasini ve ayni anda kesb olayini zikrediyor. Lakin cüz'i irade yönelimini basa koyuyor. Bu yönelme (cüz'i irade) isini süratle geçiyor. Zira esas mesele orada. Çünkü cüz'i irade mahluk mu, degil mi? genellikle kitaplarda bu nokta geçistirilir, üzerinde pek durulmaz. Zaten çogu Maturidi yazar da cüz'i iradenin mahluk olup olmamasi meselesini bilmez.) Böylece isin yaratma yönü Allah'a kesb yönü ise insana ait olmus olur. Bu durumda önce yaratma sonra kesb söz konusu degildir. Insan iradesi fiilin baslangiç noktasidir. Fiilin yaratilip yaratilmamasi insan iradesine bagli bir husus olmaktadir. Ancak yaratma yönü Allah'a, kesb yönü ise insana aittir. Ehli Sünnet'in iki kadirin bir makdura (güç yetirilen sey) taalluku bu bakis açisindan kaynaklanmaktadir. Fiilin meydana gelmesi olayinda yaratma ve kesb de öncelik degil, beraberlik söz konusu edildiginde, isin olusumuna etki eden seyin ne oldugunu tesbit etmek gerekmektedir. Bir sebep olmali ki iki fail harekete geçsin. Buradaki sebep insan iradesinin harekete geçmesi olmalidir. Bu durumda insanin fiilinde hürlügü ve dolayisiyla netice de sorumlu olmasi daha kolay anlasilacaktir. Maturidi kelam bilgini Ibn Humam da bu görüse paralel bir anlayisa sahiptir. Ona göre insan bir seyi kuvvetli bir iradeyle istedigi veya arzuladigi zaman, Allah onun için, o fiili yaratir. Bu görüse göre insan; kesbetmeden önce, Allah'in yaratmasini niyeti ve kuvvetli arzusu ile tayin ediyor gibidir. Allah bu kuvvetli istek dogrultusunda insanin fiilini yaratiyor; insan da bu fiili tam anlamiyla benimsiyor. Böylece fiildeki baslangiç ve fiil neticesinde meydana gelen sonuç, insanin bizzat kendisine ait olmus oluyor. Netice olarak kesbe öncelik vermenin, yaratma ilkesine aykiri düsecegini söyleyebiliriz. Çünkü yaratma yoktan varetme olduguna göre, burada bir siçrama söz konusudur. Kesb yaratmadan önce olacak olsa, yok olan bir seye sahip olma durumu söz konusu olur ki bunun imkansizligi ortadadir. Yaratmaya öncelik verilmesi durumunda ise insanin yaratilmis bir seyi kesbe mecbur olabilecegi noktasindan hareketle, fiilde bir zorunluluk sözkonusu olabilecektir. Ehli Sünnet'in yaptigi gibi, yaratma ve kesbte öncelik degil beraberlik kabul etmek en uygun izah tarzi olmaktadir. Zira bu durumda Allah'in yaratma kudretine bir zarar gelmedigi gibi, insan için de herhangi bir zorunluluk ve hürriyetini kisitlayici bir durum sözkonusu olmamaktadir. Yaratmanin kesbten önce oldugu kabul edilecek olursa Allah'in degisik karakterde seyler yarattigini insanin da bunlardan diledigini seçebilecegini kabul etmek gerekmektedir. Allah tek bir sey yaratmis olsa insanin seçim hürriyeti sözkonusu edilemeyecektir. Degisik alternatifli seyler yaratilmis olmali ki, insan diledigini seçip benimsesin ve dolayisiyla hürriyeti sözkonusu olabilsin. Iste insanin bu degisik seylerde diledigini seçmesi de kesb olmaktadir.
--- Sayfa 112: Nesefi Temhid'de (Yazdigi kitap) buna benzer ifadeler kullanmaktadir: "Biz mutlak olarak Allah küfrü yaratti demiyoruz. Allah küfrü çirkin, batil ve fasit oldugu halde yaratti diyoruz. Bunlarin yaratilmasinda hikmet vardir. Aklin yanilmasi, küfrü güzel ve dogru olarak benimseyip yapmaktir."
--- Yorum: Halbuki biz Maturidi kitaplarinda imanin ve küfrün mahluk olmadigini okuyoruz. Zira bunlar mahluk olsa direk cebr olur. Çünkü Allah'in yarattigi seyin tahakkuk (meydana gelme) etmesine engel olunamaz. Birisinde küfrü yaratsa o kisi zoraki kafir olur. Tersi olarak birisinde imani yaratsa, o kisi zoraki mümin olur. Çok defa söyle ifadeler duyuyorum: "Her sey de hayir vardir. Allah sende kötü bir sey yaratsa, mutlaka bir hayir vardir, bir hikmet vardir" Bir kere sunu bilelim ki; Mutezile mezhebinde aslah prensibi vardir. Yani "Kulda iyi olani yaratmasi Allah'a vaciptir", derler. Es'ariler diyor ki: Allah'a hiçbir sey vacip degildir. Zira vacip olma; geregi yapilmadigi takdirde kinanmayi gerektirir. Allah kul için hep iyiyi yaratacak diye bir sey yok. Simdi diyelim bir kulda küfrü yaratti, Kur'an'i, peygamberini inkar ettirdi. Bu düsünceleri kulda yaratti, simdi bu isin neresi kul için hayirlidir? Bu küfür sebebiyle, bu sekilde ölürse ebedi cehenneme gidecek. Daha bu isler kul için hayirlidir denir mi? Her iste bir hikmet aranir mi? Zaten Es'ariye göre Allah'in fiilleri için bir sebep aranmaz ve bir hikmete baglanamaz. Çünkü Allah yaptiklarindan sorumlu degildir. Maturidi'ye göre ise Allah'in fiilleri bir hikmete baglidir ve bir sebebe baglanmaktadir. Çünkü Allah abesten münezzehtir.
*** Kitap: Saadet Anahtari Yazar: Muhammed Ihsan Oguz
--- sayfa 318: Hatirlatma: Sebepler eksiksiz yerine getirildikten sonra bu sebeplerin sonuçlarini yaratmak veya yaratmamak Allah Teala'nin irade ve dilemesine baglidir. Dilerse yaratir, dilerse yaratmaz. Bu husus; irade ve dileme sifatinin Bagimsiz Ilahlik ve Rabliginin geregidir. Aksi takdirde "Mucibun bizzat" olmasi gerekir. Yani sebepler eksiksiz olarak tamamlaninca o sebeplerin sonucunu yaratmak zorunlu ve mecburi olur. Böyle bir hal ve durum Allah Teala hakkinda imkansizdir. Çünkü Allah Teala'ya zorunluluk yoktur.
--- Yorum: Ifade incelendiginde sonuç yine cebr olur. Zira siz ne kadar yönelseniz de isin sonu yine Allah'in dilemesine kaliyor. O halde diyelim biri zina etmek istiyor. Demek ki Allah bu kiside zina fiilini yaratmayabilir. Ama icabinda baskasi da zina etmek istiyor. Lakin diyelim Allah onda bu..
zina fiilini yaratti. O kul demis olsa ki: "Ya Rabbi o da yöneldi, ben de yöneldim. Zina yapmayi ikimiz de istedik. Onun için bu fiili yaratmadin da, neden benim için yarattin, fark neydi?" ne cevap vereceksiniz bu duruma? Görüldügü gibi yukaridaki ifadeler isiginda yine cebr düsüncesi ortaya çikar.
--- Sayfa 323: Allah Teala bir canli için ne miktar rizik takdir buyurmus ise, ancak onu alir; baskasi ona karisamaz. Diger bir deyimle rizik artip eksilmez ve bir kimse diger bir kimsenin (Takdir edilmis olan) rizkini yiyemez. Aksi halde Allah'in ilminin, ezeli taksim ve takdirinin degisiklige ugramasi gerekir ki böyle bir hal mümkün degildir.
--- Sayfa 325: .... Es'ariler pek açik olan bu gerçege karsi çikarak; cüz'i ve gerçek kudretin fiilin her iki yönüne ayni derecede yeterliligini kabul etmemisler ve onun için cebr saibesinden kurtulamamislardir. Dogru olan Ebu Hanife'nin görüsüdür.
*** Kitap: Sorular ve Cevaplar Yazar: Muhammed Ihsan Oguz
--- sayfa 127: Ilksöz: Bu kitap taninmis alimlerden Ibn-i Teymiyye ve ögrencisi Ibnü'l Kayyim el - Cevziyye'nin Ehli Sünnet'in büyük imamlarindan Imam Ebu'l Hasan el Es'ari ve Imam Ebu Mansur Maturidi Hazretlerinin "Kaza - Kader ve insandaki cüz'i irade" meselelerine ilskin ilmi görüs ve düsünceleri aleyhindeki agir ve siddetli saldiri, itham ve iftiralarina karsi yazilmis, akli ve nakli delillere dayali bir eserdir.
--- Yorum: Görüldügü gibi Es'ari'yi Ehli Sünnet'in büyük imamlarindan olarak kabul ettigini beyan ediyor.
--- Sayfa 135: Ibn Teymiyye ile ibn-i Kayyim'in Es'ariler ve Maturidiler aleyhinde söyledikleri sözlerin aynen nakli: Bunlar diyorlar ki: "Es'ariler cebre meyilli olan kimselerdir. Kazanip edinme ile yaratmanin ayri ayri seyler oldugu inancindadirlar. Mutezile mezhebi, Es'ariyye'den daha dogru ve daha iyidir. Es'ariler'in "Yaratma Allah'tan, kazanip edinme insandan" demeleri ve "Insan kazanan, Allah yaratandir" seklindeki görüs ve düsünceleri hiç dogru degidir. Bu gibi görüsler insani mecbur olma düsüncesinden kurtaramaz. Es'ariler'in görüsleri anlasilmaz birer bilmecedir. Ibn-i Teymiyye ve Ibn-i Kayyim; Maturidiler aleyhinde de su sözleri söylemislerdir: Maturidiler'in "Cüz'i irade yaratilmis degildir" ve "Insanin kazanip edinmesi, Allah'in yaratmasindan öncedir" demeleri çok yanlistir. Insani sorumlu kilan, çok önemli isler gören cüz'i irade nasil olur da Allah'in yarattigi olmaz? Cüz'i irade Allah'in yarattigi olmaz da, insanin yarattigi mi olur? Cüz'i irade Allah tarafindan yaratilmazsa, insan kendi iradesi vasitasiyla fiillerinin yaratani olmaz mi? Cüz'i irade hiçbir sekilde yaratilmis degilse, ezeli olmasi gerekmez mi? Insanin kendisi sonradan meydana gelmis ve yaratilmis olunca; nasil olur da cüz'i iradesi yaratilmis olmaz? Cüz'i ( parça) olan bir sey, küllinin ( bütünün) sahip oldugu her nitelik ve özellige sahip bulunacagina ve insanin külli (bütün ve potansiyel) iradesi yaratilmis olduguna göre, külli iradenin bir parçasi olan ve onun kullanilmasi anlamina gelen cüz'i iradenin de külli irade gibi yaratilmis olmasi gerekmez mi? Eger "Cüz'i irade gerçek bir varlik degildir, itibari (varsayilan) bir seydir" denirse; bir sey ya vardir, ya yoktur. Varlik ile yokluk arasinda üçüncü bir durum olmaz. Cüz'i iradenin varligi bulunmuyorsa yok demektir. Yokluk sebep olmaya ve sebeplilige elverisli degildir. Yokluk, bir seyin meydana gelmesinin sebep ve etkeni olamaz. Görülüyor ki Maturidiler'in cüz'i irade adini verdikleri "Itibari irade" görüsü de ne oldugu bilinmeyen bir düsüncedir. Bu irade anlayisi kesinlikle açik ve anlasilir degildir. Üzeri belirsizliklerle kaplidir. Insan ise açik ve anlasilir bir sekilde bilmedigi ve anlamadigi düsünceye inanmak ve onun dogrulugunu kabul etmek istemez. Bu gibi düsüncelerin dogrulugunu kusku ile karsilar. Kazanip edinmenin, yani itibari iradenin, yaratmadan önce veya sonra olmasi gibi meseleler kisir döngüden baska bir sey degildir. Es'ari ve Maturidi kelamcilari Allah ve insan iradelerini çok yanlis anlamislar, aradaki bag ve ilgiyi çözmek için çok yanlis kiyaslamalar, akil yürütmeler yapmislardir. Onu, insan ile Allah iradesi arasindaki maddi ve cismani kavramlarin dar sinirlari içinde incelemisler; içinden çikilmaz ve ne oldugu anlasilmaz bir yerde saplanip kalmislardir. Bu çikmaz yoldan dönüp, ayet ve hadislerin manalarini anlayamamislar, insan hayatini bütün açikligi ve genisligi ile görememislerdir. Es'ari ve Maturidiler'in irade konusuna iliskin görüsleri üzerinde durmak, bunlari arastirip incelemek insani hiçbir olumlu sonuca ulastirmaz. Tam tersine; insanin zihnini karistirir yeni yeni süphe ve tereddütlerin uyanmasina sebep our. Onun için; "Irade, kaza, kader" konularini ayet ve hadislerin genel hükümlerinden ve açik manalarindan, Peygamber aleyhisselam'in bu meseleleri anlama ve uygulama tarzindan ögrenmeye çalismalidir."
--- Sayfa 157: Azm-i musammem (Kararli niyet): "Irade, seçme, kasd, niyet, güç, kazanim" demektir. Bunlar birbirlerinin destekleyicisidir. Kelimelerin esas olarak manasi ileri - geri birbirinin aynidir. Iste; kuldaki bu kadar nitelik ve özellikler (Yani; irade, seçme, kasd, niyet, kudret, güç yetirme, azim, karar, kazanip edinme), fiilin kula ait olmasi ve kulun Allah Teala tarafindan emir ve yasaklar, bunlara iliskin mükafat ve cezalarla muhatab; yükümlü ve sorumlu tutmasi için yeterlidir. Eger yukarida sözü edilen insani nitelik ve özellikleri de, Es'ariler gibi: "Baslangiçta ve aslinda Allah Teala yaratir" denirse; kullarin hiçbir sekilde iradeye, seçmeye, kudrete, güç yetirmeye, kasda, azme, kazanip edinmeye sahip olmamalari; her islerinde mecbur ve zorunlu bulunmalari gerekir. Yukarida da geçtigi üzere, bu en yanlis ve asilsiz bir seydir. Mutlak adalet sahibi olan Sani Yüce Allah; eli ayagi bagli, herhangi bir sekilde hareket edip etmemekten yoksun, aciz ve çaresiz bir kisiye, hiçbir sey yapamayacagini bile bile "Söyle yap, böyle yapma" diye emretmekten, onu yükümlü ve sorumlu kilmaktan, kinamaktan uzak ve yücedir.
--- Yorum: Bakin, Es'ariler'in irade, niyet daha dogrusu cüz'i iradenin baslangiçta ve aslinda Alah tarafindan yaratilmis oldugunu, söylediklerini ifade ediyor. Pesine bunun yanlis ve asilsiz oldugunu ekliyor.
--- Sayfa 151: Eger Allah Teala insandaki cüz'i iradeyi de yaratsa idi, kul yaptigi islerde hareket ve davranislarinda zorunlu olur, sorumlu tutulacak ve kinanacak bir durumu bulunmaz idi. Buna karsi "O durumda kul islediginin yaratani olur" diye bir itiraz ileri sürülemez. Çünkü Allah Teala (Hikmeti geregince) cüz'i iradeyi yaratmaz. Fakat kulun cüz'i iradesiyle kazanip edindigi isleri (sözü edildigi üzere) yaratir. Bu sebeple kazanma kula, kazanilan fiilin yaratilmasi Allah Teala'ya ait olur. Eger cüz'i iradenin yaratilmadigi ve insanin eseri oldugu kabul edilmezse, fiili...n sorumlusu, kazanip edinen ve isleyeni açik ve belirli olmaz. Isi Hak Teala'ya yüklemek, kulun islediginde zorunlu oldugu düsüncesine kapilmak tehlikesi ve sapikligi bas gösterir. Zira fiilin kazanim yoluyla isleyeni "Kendine ait cüz'i iradesiyle, seçimiyle, kasdiyla, kararli niyetiyle" kuldur. Yaratani ise Sani Yüce Allah'tir. Kul fiilinin yaratani olamaz. Allah'tan baska yaratici yoktur.
--- Yorum: Burada cüz'i iradenin yaratilmadigi görüsü kabul edilmezse, isin tehlikeli olup, bunun da sapiklik oldugunu ifade ediyor. Sayfa 157'de ise Es'ariler'in "Cüz'i iradenin yaratildigi" görüsünü savunduklarini bildirmisti. Simdi mantiken baktigimizda yazarin, Es'ariler'in, sapiklik düsüncesini savunduklarini belirtmesi gerekiyorken, Sayfa 127'de Es'ari'yi Ehli Sünnet'in büyük imamlarindan saydigini bildiriyor. Iste gördügünüz gibi Maturidi yazarlari böyle tenakuz ve çikmazlar içinde yasiyorlar ve isin tuhaf yani, onlar bu çeliskilere öylesine alisiktirlar ki, bu tezatlari, zitliklari, olmamis, yokmus gibi görmek onlar için zor degildir.
*** Ebu Zer'den
"O söyle derdi: "Kim sabahleyin: Allah'im yaptigim herhangi bir yemin veya yaptigim herhangi bir adagim ya da söyledigim herhangi bir söz senin dilegine baglidir. Senin dilegin bunlarin hepsinin önündedir. Diledigin olur, dilemedigin olmaz. Allah'im günahimi bagisla, benim için ondan vazgeçiver! Allah'im sen kimi affetmissen duam onadir. Kime lanet etmissen lanetim onadir." derse o gün istisna edilenler arasinda olur." (Ebu Davud)
*** Ümmü Seleme'den
"Yanimda oldugu zaman Peygamberin en çok yaptigi dua su olurdu: "Ey kalpleri evirip çeviren! Kalbimi dinin üzerinde sabit kil!" Dedim ki : "Ey Allah'in Resulü! Neden hep bu duayi yapiyorsun?" Cevap verdi: "Ey Ümmü Seleme! Kalbi Allah'in parmaklarindan iki parmak arasinda olmayan hiç kimse yoktur. Isterse durdurup sabit kilar, isterse yerinden kaydirir." (Tirmizi)
*** Ümmü Habibe'den
"Allah Resulu beni söyle derken duydu: "Allah'im beni kocam Allah Resulü, babam Ebu Süfyan ve kardesim Muaviye ile faydalandir! Söyle buyurdu: "Sen Allah'tan belirlenmis süreleri, sayilmis günleri ve bölüstürülmüs olan riziklari istedin. Biliyorsun ki bunlar zamanindan ne önce gelir ve ne de gecikir. Eger sen Allah'tan seni kabir azabindan ve cehennem atesinden kurtarmasini isteseydin senin için daha iyi ve faziletli olurdu." (Müslim)
*** Muaz'dan
"Ardinizda fitneler olacaktir. O zaman mal çogalacak, Kur'an açilacak, mümin, münafik, erkek, kadin, köle, hür, küçük, büyük herkesin elinde Kur'an olacak. Içlerinden biri söyle diyecek: "Neden bana onlar tabi olmuyorlar? Ben Kur'an'i okuyorum, yine de kimse bana uymadi. Ben onlara Kur'an'dan baska bir sey uydurmadikça bana uymayacaklar." Böyle bir kisinin uydurduklarina tabi olmaktan sakinin! Zira onun ortaya attiklari dalalet ve sapikliktir. Ben sizi bilgili kimselerin ayaklarinin sürçmesine karsi uyariyorum. Çünkü seytan ilim sahiplerinin dili ile dalalet ve sapikliga davet edecektir. Münafik da bazen dogru söz söyleyebilecektir." Yine dedi ki: "Sen bilgili kisinin o söhret kazanmis sözlerinden kaçin ki, o sözler seni kaydirip yaniltmasin. Kim bilir belki o bilgili kisi bu sözlerinden döner. Sen hak ne ise onu kabul et, onun üzerinde ol, çünkü hakkin üzerinde nur vardir" (Ebu Davud)
--- Yorum: Bu hadisi niçin zikrettigim esasen açiktir. Yani cebr inancini reddeden kisilerin isimleri, lakaplari, söhretleri sizi aldatmasin. Onlara tabi olmakla düseceginiz o yanlistan dolayi, onlarin söhreti sizi kurtaracak degildir.

sana bir söz kobra: bunlar benim araştırdıklarım elimden şimdilik bu kadar geldi eğer dersen ki: bu verilen kaynakların güvenilirliğine ben inanmam bana tam gerçek maturidinin yazdığı kitaptan örnek getir dersen şunu diyorum evvelden de söylediğim gibi ben arapça bilmiyorum yani o eserlerin orjinalini bulsam bile anlayamam ben böyle tercüme eserler türkçe kitaplardan anladıklarımı yazdım eğer sen çok istiyorsan bu verdiğim kaynakları araştır icabında orjinal eserleri bulabilirsen bul arapça biliyorsan sen oku biliyorsan bilen birine okut. yani elimden bu kadarı geldi mustafa sabrinin kitabını iyi inceledin mi? bir soru : sence mustafa sabri maturidi mezhebinden niçin eşari mezhebine geçti? bunu kendine bir sor .. yine ben cevaplayayım: çünkü o maturidi mezhebinin kaderi inkar ettiğini anlamıştı bu yüzden mezhebini değiştirdi.....  


*** Muhammed Ihsan Oguz'un, (Kaza Kader) adli kitabindan birkaç örnek verecegim. Kendisi Maturidi görüsünde olup, Es'ari mezhebini yerden yere vurarak zalimlik seklinde vasifliyor. Ben burada, kendisi Maturidi oldugu halde bu görüsün esasen Mutezile ile beraber oldugunu itiraf eden yazari gösterecegim.
--- Sayfa 114: Hukuk ve sorumluluk açisindan bakildiginda bir hukukçu için ya bu Maturidiyye fikrini yahut Mutezile fikrini kabulden baska çare yoktur. Zaten Maturidilerle, Mutezile arasindaki fark, o kadar büyük bir fark degildir. Çünkü Mutezililer "Kaderin hem insanin kasd ve seçimi üzerinde, hem de istemeye bagli fiiller üzerinde etkisi yoktur." derler. Maturidiler ise "Yalniz insanin kasd ve seçimi üzerinde etkisi yoktur fakat fiiller üzerinde etkisi vardir. Yani insan kendi fiilini kasdeder ve kazanir, Cenab-i Hak yaratir..." derler. Bu iki fikrin bir sonuca varacagi bellidir. Aradaki anlasmazlik sözde bir çekismeden ibarettir.
--- Sayfa 66: Maturidiler gerçi Mutezileye pek yaklasmislar ve aradaki farkin sekilde ve sözde oldugu görünümünü vermisler ise de isin gerçegi böyle degildir. Çok açik ve ciddi ayriliklar vardir. Onun için Cebriyye ile Mutezile arasinda asil orta yolu izleyen, Maturidiler olmustur.
--- Yorum: Dikkat edilirse cebr ile kaderi inkar (serbestlik) arasinda orta yolu izlediklerini iddia ediyor. Halbuki böyle sey olamaz. "Ben hem özgürüm istedigimi yaparim, hem de mecburum" bu ifade iki ziddi birlestirmek olur ki batildir. Fakat bunlar israrla kitaplarda bunu tekrarlarlar, biz orta yoluz diye; bakin yazar ne diyor, neyin itirafini yapiyor.
--- Sayfa 74: Maturidiler de, irade konusunda geçtigi üzere görünürde orta bir yol izliyorlar ise de, sonuç olarak (ve fakat sözü edilen kayit ve sartlarla) Mutezile ile birliktedirler. Çünkü Hak'tan sapanlarda da bazi isabetli görüsler bulunur. Onu kabul etmekte dini bir sakinca yoktur.
--- Yorum: Yazar burada Mutezile'nin Hak'tan saptigini ancak görüslerinin bazisinin isabetli olabilecegini ifade ediyor. Tamam Allahin görülmesini reddetmeleri, bununla birlikte cisim ve mekanli olmaktan tenzih etmeleri isabetli görüsleridir. Mutezile'nin sapik görüsleri var: Büyük günah isleyen eger tevbe etmeden ölürse; "el menzile beynelmenzileteyn" görüsü vardir ki bu kisi ne kafir ne de mümindir, ama cehennemde sonsuz kalir; bununla beraber azabi kafirlerden hafif olacaktir. Kur'an' a mahluk derler, Allah'in iradesi hadis ( sonradan olan) derler. Ancak onlarin en fazla üzerinde durduklari ve kendilerinin bu kadar taninmasina sebep olan görüsleri kaderi inkar etmeleri ve "Kullar fiillerinde özgürdürler" demeleridir. Bu gizlenemez, hal böyleyken yazar, "Onlarin görüslerini almakta sakinca yoktur" diyor. Siz çevrenizdeki kisilere Mutezile denince ne anladiklarini sorunca size evvela "Kaderi inkar edenlerdir" seklinde yanit verirler.
--- Sayfa 102: Bir hadisten bahsolunuyor, aslinda hadis cebr anlayisini anlatiyor. Diyor ki: Iste Hz. Ömer kaderi böyle anliyor. Yapilan açiklamalardan anlasilmis olacagi üzere Maturidiler de böyle anlamislardir. Hatta, Mutezile'nin anladigi da baska bir anlayis degildir.
--- sayfa 113: Maturidiyye Fikirlerinin Önemli ve Özlü Bir Ifadesi Yukarida irade konusunda geçtigi üzere Cenab-i Hakk'in esyayi diledigi zamanda yaratmasi, ezeldeki takdirine, takdiri iradesine, iradesi ezeli ilmine, ezeli ilmi bilinen seye baglidir. Bilinen sey ise, bizim kendi irade ve seçimimizle meydana gelecek fiillerimizdir.
--- Sayfa 112: Kaderi ikiye ayiriyor:
1.Kisim: Bahsettigimiz irade kismi yani, seçtigimiz; oturup kalkmak, gülmek, yemek yemek gibi yapabiliriz de yapmayabiliriz de seklinde vasifladigi bölüm.
2.Kisim: Kisinin elinde olmayan güzellik, çirkinlik, boyun uzun kisa olusu, dogal afetler gibi elde olmayan kisimlar diyor ve ekliyor: "Bu iki tür kaderden birincisinde insan kendi kaderini kendi belirler, tayin eder. Ezeli takdir böyle kararlasmistir. Istemeye bagli olan fiillerin hemen hepsi bu türdendir. Söz konusu ettigimiz kaderden asil maksatta bu birinci tür kaderdir.
--- Sayfa 64: Soru, itiraz; Es'ariyye'den, Maturidiyye'ye itiraz: Cüz'i iradeyi Cenab-i Hakk'in yaratmasindan ayirarak "Basta ve dogrudan dogruya Allah tarafindan yaratilmis degildir, insanin kendi yapmasi eseridir" demekle zorunluluktan kurtulunmaz. Çünkü siz de kabul ediyorsunuz ki Hak Teala'nin ilim ve iradesi, ezeli takdiri, her seyi hatta istemeye bagli fiilleri kapsamaktadir. Böyle olunca; insanlarin istemeye bagli fiilleri de Cenab-i Hakk'in ilim ve iradesi, ezeli takdiri ile meydana gelir. Su halde; bunun sonucu olarak, insan bütün fiillerinde, her hareket ve davranisinda mecbur ve zorunlu demektir. Aksi halde; ezeli takdirin bozulmasi, Allah'in iradesinin acizlige, ilminin de bilgisizlige dönmesi gerekir.
--- Cevap: Biz de kesin olarak inaniriz ki her sey gibi insanlarin bütün fiil ve hareketleri, hatta cüz'i iradesi de Cenab-i Hakk'in ilim ve iradesi, ezeli takdiri ile meydana gelmektedir. Fakat bundan dolayi, öyle zannedildigi gibi istemeye bagli fiillerde mecbur ve zorunlu olma gerekmez. Insanlar hareket ve davranislarinda mecbur ve zorunlu olmaz. Çünkü takdir, iradeye; irade, bilmeye; bilme, bilinene baglidir. Yani bilme, bilinenin bütün sartlari ve nitelikleri ile oldugu gibi kesfedilmesidir. Diger bir deyimle; bilgi, bilinene uygun olan kesiftir. Bu hususta uygunluk bilmede aranir. Bilinene uygun olursa bilgi denir. Uygun olmazsa bilgisizlik denir. Bunun içindir ki; bilgi, bilinenin niteligini degistirmez; tam tersine ona bagli ve uygun olur. Bilmenin, bilinen de hiçbir etkisi yoktur. Böyle olunca Cenab-i Hak insanlari irade ve kudret sifatlari ile bir fiili isleyip islememekten birini tercih edip seçecek güçte kilmis, onlarin ileride ne gibi fiiller isleyeceklerini ezelde kesfederek bilmis, kesfedip bildigi gibi onlarin kendi fiil ve hareketlerinin yine kendi seçimleriyle meydana gelmesini irade ve takdir buyurmustur. Bu ise; hiçbir bakimdan insanin istemeye bagli fiillerinin zorunlu olmasini gerektirmez.
--- Yorum: Buradaki bilmeden kasit Allah'in bilmesi; bilinenden kasit ise kisinin cüz'i iradesi sonucu ortaya çikan ve çikacak olan eylemlerdir, amellerdir.
*** Mutezile mezhebinin ileri gelenlerinden Ebu Ali el Cübbai' nin söyle dedigi rivayet edilmis: "Cebriyye'ye mensup kisi kafirdir. Cebriyye'ye mensup kisinin kafir oldugunda süphe eden de kafirdir. Süphe edenin küfründe süphe eden de kafirdir."
--- Yorum: Cübbai'nin burada kastettigi; her ne kadar metinde Cebriyye diyorsa da, esasen cebr (zorlama) itikadinda olan herkese samildir. Izah ettigimiz gibi Es'arilik'te cebr görüsündedir ve Esariyye'de Cebriyye'dendir. Cebriyye mezhebi denildiginde genelde kastedilen Cehmiyyedir. Cehm bin Saffan'in kurdugu. Lakin Cehmiyye der ki: Kulun iradesi ve kudreti yoktur. Bazi fiillerin insana izafe edilmesi mecazdir. Gerçekte ise Allah'tan baska fail yoktur. Fakat bunlar da Kur'an'a mahluk diyor. Cennet ve cehennemin fani olduguna ve ebedi olmadigina ve Allah'in ilminin de hadis (sonradan olma) olduguna inaniyorlar.
Ehli Sünnet Cebriyyesi (Eş'ari)
Es'ariyye mezhebinin Cebriyye'den oldugu kelamda genel bir kanaat halindedir. Fakat Es'ariligin cebr telakkisi mutavassit ve mutedil bir cebr anlayisidir. Müfrit ve asiri Cebriyyecilik Es'arilik'te yoktur. Es'ariler'e Cebriyye denilmesine sebep: "Kulun kudreti vardir; fakat bu kuvvetin tesiri yoktur. Kul diler, irade eder, fakat kulun dileme ve irade etmesini, Allah'in irade etmesi sarttir. Allah dilemedikçe kul dileyemez" demeleridir. Kesp: Kazanma demek olup Es'ariler'e göre tanimi sudur: "Kesp, kulun kudretinin, etkisiz olarak fiille birlikte bulunmasidir." Maturidiligin kesp anlayisi bundan farklidir. Çünkü onlara göre kesp - cüz'i iade - fiille tesir eder.


kursatotcu

sizlere Razi'nin tefsiri kebir diye meşhur olan tefsirinden örnekler getireceğim bana güvenmiyorsunuz
*** Razi: "De ki her sey Allah'tandir. Sana gelen her iyilik Allah'tandir. Sana gelen her kötülük ise nefsindendir." (Nisa 78-79) Bu ayet imanin Allah'in yaratmasi ile meydana geldigine delalet etmektedir. Biz bu ayetin buna delalet ettigini söyledik. Çünkü imanda bir hasenedir.Ve bütün haseneler Allah'tandir. Biz imaninda bir hasene oldugunu söyledik. Çünkü hasene bütün kabihliklerden (kötülük) uzak bir iyi hal demektir. Hiç süphesiz ki iman böyledir. Binaenaleyh imaninda hasene sayilmasi gerekir. Çünkü alimler "Allah'a davet edenden daha güzel sözlü kimdir" ayetindeki davetten muradin kelime-i sehadet oldugu hususunda ittifak etmislerdir. Böylece imanin bir hasene oldugu sabit olur. Biz bütün hasenelerin Allah'tan oldugunu söyledik. Çünkü Cenab-i Hak "Sana isabet eden her iyilik Allah'tandir" buyurmustur. "Sana isabet eden her hasene" sözü bütün haseneleri içine alan umumi bir ifadedir. Sonra Allahu Teala bunlarin her birinin Allah'tan oldugu hükmünü vermistir. Bu iki mukaddime yani "imanda bir hasenedir" ve "bütün haseneler Allah'tandir" mukaddimeleri kat'i olarak imanin Allah'tan oldugunu gösterir. Sonra biz küfründe Allah'tan oldugunu açiklamak istedigimizde deriz ki: "Iman Allah'tandir" diyen herkes "küfür Allah'tandir" der. Binaenaleyh digerinin degilde sadece birinin Allah'tan oldugunu söylemek ümmetin icmaina (sözbirligi) terstir.
   *** Razi: Binaenaleyh mümkünattan olan her seyin mutlaka Vacibu'l Vücud olan zata varip dayandigi hususunda zikretmis oldugumuz o kesin akli delili iyice düsünür sonra kendi kendine zikretmis oldugumuz bu "istikra" (etraflica inceleme) metodunu nazari dikkate alir da daha sonra da her seyin Allah'in kaza ve kaderiyle olduguna kat'i olarak hükmedemezse, iste bu kendi durumunu hidayetin ancak Allah'in yaratmasi ile meydana geldigine delalet eden en kuvvetli bir delil kabul etsin. Zira bu delili bilmesine ragmen böyle bir etrafli arastirma yapmasina ragmen kalbinde böyle bir itikad hasil olmuyorsa anlar ki, kendisini bu isten alikoyan sadece Allah'tir
*** Razi: "Andolsun ki sizden evvelki nesilleri peygamberleri kendilerine apaçik deliller getirdikleri halde zulmettikleri, imana gelmedikleri için helak ettik. Iste günahkarlar güruhunu biz böyle cezalandiririz. (Onlardan) sonra, arkalarindan sizi yeryüzünde halifeler yaptik, bakalim nasil hareket edeceksiniz diye." (Yunus 13-14)
   Imtihan Isinin Allah'a Isnadi?
   Soru: "(Onlardan) sonra arkalarindan sizi yeryüzünde halifeler yaptik, bakalim nasil hareket edeceksiniz diye" buyrugu Allah Teala'nin onlar var olmadan önce onlarin hallerini ve durumlarini bilmedigini ihsas ettirmektedir.
   Cevap: Bundan murad Allah Teala'nin tipki onlari, onlardan sadir olana göre cezalandirmasi için onlarin ne yapacagini bilmek isteyen kimsenin muamelesi gibi muamele etmesidir. Bu Cenab-i Hakk'in tipki "Hanginizin daha güzel amel edecegini imtihan etmek için ölümü ve hayati yaratmistir..." (Mülk 2) ayeti gibidir. Hz. Peygamber de "Dünya yesil (güzel) ve tatlidir. Ve süphesiz Allah da sizin ne yaptiginizi görsün diye sizi o dünyaya halifeler yapmistir" buyurmustur. (Tirmizi, Ibn Mace)
*** Razi: "Allah selam evine çagirir ve O, kimi dilerse onu dogru yola hidayet eder" (Yunus 25)
   Alimlerimiz küfür ve imanin, Allah'in kaza ve kaderi ile olduguna bu ayetle istidlal ederek söyle demislerdir: "Allah Teala bu ayette bütün mahlukatini selam yurduna (esenlik yurduna) davet ettigini, daha sonra da O'nun mahlukatindan bazisini buna hidayet edip ilettigini beyan buyurmustur. Binaenaleyh bu hususi hidayetin, o umumi davetten baska olmasi gerekir. Güç, kudret, yapabilme imkani verme, peygamber gönderme ve kitaplar indirme gibi seylerin umumi (genel) seyler oldugu hususunda süphe yoktur. Binaenaleyh bu hususi hidayetin bütün bu umumi seylerden baska olmasi gerekir. Bu da bizim, "Allah Teala ilim ve marifetullahi baskasina degil de, o sahsa tahsis etmistir" seklindeki sözümüzden baska bir sey degildir. Bil ki, bu ayet Mutezile'ye güç gelen müskil bir ayettir. Onlar (bu hususta) fazla soru sormaya kadir olamamisladir. Kadi'nin ileri sürdügü seylerin özeti su iki seydir:
   "A- Bundan maksat "Duaya icabet edip, itaat eden muttaki olan kimseleri hiç süphesiz ki Allah o davete, çagriya hidayet eder, ulastirir" manasinda olmak üzere " Allah diledigi kimseleri, o daveti kabut etmeye iletir" seklindedir.
    B- Bu ayetle ilahi lütuflar kasdedilmistir."
    Alimlerimiz bu iki izaha tek bir sekilde cevap vererek söyle demislerdir. Mutezile'ye göre bu hidayeti ifa etmek Allaha vaciptir. Vacip olan seyse dilemeye taalluk etmez. Halbuki buradaki ifade ilahi dilemeye baglanmistir. Binaenaleyh bu ayeti onlarin ileri sürdügü manaya hamletmek imkansizdir.
   *** Razi "Nuh'a su hakikat vahyolundu: "Kavminden gerçek iman etmis olanlardan baskasi asla iman etmeyecekler. O halde isleyegeldikleri seyden tasalanma." (Hud 36)
   Allah Teala Hz. Nuh'un kavminin artik bundan sonra iman etmeyecegini haber vermistir. Binaenaleyh sayet onlardan iman tahakkuk etmis olsaydi o zaman bu iman, ya hem bu haber ve bu bilgi dogru bir haber ve bilgi olarak kalmasi yahut bu haberin yalana, bu ilmin de cehle dönüsmesi tarzinda tahakkuk etmis olurdu. Birincisinin batil oldugu açiktir. Zira imanin varligi halinde, imanin yokluguna dair haberin dogru olmasi; iman mevcut iken imanin yokluguna dair bilginin hasil olmasi, iki ziddin ayni anda bir arada bulunmasi demek olur. Ikincisi de batildir. Zira Allah'in haberinin yalana, ilminin de cehle dönüsmesi imkansizdir. Onlardan imanin sadir olmasinin, mutlaka bu iki kisim üzere olmasinin gerektigi ve bunlardan herbirinin de imkansiz oldugu sabit olunca, onlar iman etmekle emredilmis olduklari halde, onlardan imanin sadir olmasi imkansiz olur. Hem kafirler iman etmekle emrolunmuslardir. Allah'i verdigi her haber hususunda tasdik etmek de imandandir. Cenab-i Hakk'in, "Kavminden gerçek iman etmis olanlardan baskasi asla iman etmeyecektir" beyani da bu manadadir. Sunu kabul etmemiz gerekir: Onlar, kendilerinin iman etmeyeceklerine dair habere de iman etmekle görevli idiler ki bu, iki ziddi bir arada bulundurmayi teklif etmektir.
*** Razi: Fiillerin Mahluklara Isnad Edilmesi (Tevbe 104. ayetteki açiklama)
   ... Allah'in can alma isini "Geceleyin sizi öldüren ...O dur" (Enam 69) ayetinde kendi zatina; "De ki: Size müvekkel olan ölüm melegi caninizi alacak" (secde 11) ayetinde ölüm melegi (Azrail'e) ve "Herhangi birinize ölüm geldi mi, elçilerimiz onun ruhunu alir" (Enam 61) ayetinde de ölüm meleginin yardimcisi olan meleklere izafe etmesi gibidir. Binaenaleyh can alma isi, yaratma bakimindan Allah'a; (Bu isi yapanlarin) reisi olmasi bakimindan Azrail'e ve Allah ölümü yarattigi anda bu isi bilfiil yapan ölüm meleginin yardimcisi olan meleklere nispet edilmistir.
   *** Razi "Haklarinda hükmü ertelenen üç kisinin tevbelerini de Allah kabul etti. Çünkü yeryüzü bunca genisligine ragmen onlara dar gelmis vicdanlari kendilerini siktikça sikmisti. Allah'tan kurtulusun ancak Alah'a siginmakta oldugunu anlamislardi. Sonra Allah onlari da eski hallerine dönsünler diye tevbeye muvaffak buyurdu. Süphesiz ki Allah (ancak) O, tevbeyi en çok kabul eden hakkiyla merhamet edendir." (Tevbe 118)
   Buna göre eger; ayetteki "Tevbe etmeleri için Allah onlari tevbeye muvaffak kildi" tabirinin manasi nedir? Denilirse, biz deriz ki "Bu hususta su izahlar yapilmistir."
   1) Alimlerimiz bundan maksadin kulun fiilini Allah'in yarattigini beyan etmek oldugunu söylemislerdir. Binaenaleyh ayetteki "Sonra Allah onlari tevbeye muvaffak kildi" ifadesi, tevbenin Allah'in fiili (yaratmasi) olduguna, "tevbe etmeleri için" ifadesi ise tevbenin kulun fiili (kesbi) olduguna delalet etmektedir ki bizim görüsümüz de budur. Bunun bir benzeri de, Cenab-i Hakk'in "Hakikat su ki; güldüren de, aglatan da Allah'tir." (Necm 43) ayetinin yani sira "Onlar az gülsünler, çok aglasinlar" (Tevbe 82) ayetinin; "Kafirler o (Muhammed'i Mekke den) çikardiklari zaman" (Tevbe 40) ayetinin yani sira "Rabbin seni evinden harbe çikardigi zaman ..." (Enfal 5) ayetinin ve "De ki: "Yerde gezin dolasin..." (Neml 69) ayetinin yani sira "O (Allah) sizi karada ve denizde gezdirendir..." (Yunus 22) ayetinin bulunusudur.
*** Razi: "Biz yeryüzünde olan seylere oraya mahsus birer zinet verdik ki (insanlarin) hangisinin daha güzel amel isleyeceklerini ortaya koymak üzere imtihan edelim" (Kehf 7)
   Hisam b. Hakem, (Hadiseler ancak varolduktan sonra, Allah'in onlari bildigini, bundan ötürü Allah'in deneme ve imtihan yapmasinin caiz oldugunu söyleyerek bu hususta söyle istidlal etmis: "Eger Allahu Teala cüziyyat (hadisat) meydana gelmezden önce onlari biliyor olsaydi, meydana gelecegini bildigi her seyin mutlaka meydana gelmesi, olmayacagini bildigi seyin de kesinlikle meydana gelmemesi gerekirdi. Aksi halde Allah'in ilmi cehalete dönüsmüs olur ki bu imkansizdir. Imkansiza götüren her sey de imkansizdir. Eger bu gerekli olsaydi Allah'in olacagini bildigi seyi O'nun mutlaka yapmasi gerekir ve yapmamasi imkansiz olurdu. Yine meydana gelmeyecegini bildigi sey de kesinlikle meydana gelmezdi ve Allah onu asla varedemezdi. Bu durumda Allah'in asla hiçbir seye kadir olmamasi aksine mucib-i bizzat (zati geregi mucip, yani iradesiz) olmasi gerekirdi. Binaenaleyh o zaman da kulun bir seyi yapip yapmama kudreti söz konusu olamazdi. Çünkü Allah'in meydana gelmeyecegini bildigi seyleri de kulun yapmasi imkansiz olurdu. Dolayisiyla Allah'in hadiseleri onlar meydana gelmezden önce bildigini söylemek, Allah'in rububiyyetini, kulun ubudiyyetini zedeler. Bu ise batildir. Böylece Hak Teala'nin her seyi ancak meydana geldikleri zaman bildigi sabit olur. Ancak böyle olmasi halinde Allah'in denemesi, imtihan etmesi söz konusu olabilir ve iste bu durumda Hak Teala'nin "Onlari imtihan etmek için" ifadesini zahiri manasina göre aliriz.)
   Fakat Islam alimleri bu görüsü imkansiz kabul ederek söyle demislerdir: Allah ezelden ebede kadar olacak bütün cüziyyati (her seyi) bilir. Binaenaleyh imtihan ve deneme Allah hakkinda imkansizdir. Bu kelimeler, ancak su manada olmak üzere ayette yer almistir. "Allah Teala, insanlara ayni muamele baskasi tarafindan yapildiginda "imtihan" veya "deneme" denilecek bir muamelede bulunmustur."
*** Razi: "Süphesiz ki Allah insanlara asla zulmetmez. Fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler" (Yunus 44)
   Mutezile dedi ki: "Bu Allah Teala'nin hiç kimseyi kötülükleri ve gayri mesru seyleri yapmaya mecbur etmedigine, fakat insanlarin kendi irade ve istekleriyle bunlara yönelip yaptiklarina delalet eder." Vahidi buna su sekilde cevap verir: "Allah Teala zulmü kendisinden, mülkünde tasarruf sahibi oldugu için nefyetmistir. Böyle (kendi mülkünde tasarruf eden) zalim olmaz. Insanlarin fiilleri onlarin kesbleri sebebi ile kullara izafe edildigi için, Allah " Fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler" buyurmustur.
   ---Yorum: Zulmü kendisinden nefy etmesi mahlukat O'nun mülkü olmasindandir ve istedigini yapmaya hak sahibidir. Yoksa bunu isteyebilirdi de istemedi anlaminda degil. Dolayisiyla Allah'in zulmetmesi imkansizdir.
*** Razi: "Müsrikler dediler ki: "Eger Allah dileseydi, ne biz, ne de atalarimiz O'ndan baska hiçbir seye tapmaz, O'nun hükmü olmaksizin hiçbir seyi haram kilmazdik." Onlardan evvelkiler de böyle yaptilar. Peygamberlerin üzerinde açik bir tebligden baska bir vazife var midir? Andolsun ki biz her ümmete "Allah'a kulluk edin, putlardan kaçinin" diye tebligde bulunmasi için bir peygamber gönderdik. Sonra Allah, içlerinden kimini hidayete erdirmis, kiminin üzerine de dalalet hak olmustur. Simdi yeryüzünde gezinin de, yalanlayanlarin akibetinin nice oldugunu görün. (Habibim) sen onlarin hidayet bulmalarina çok ihtiras göstersen bile Allah dalalette birakacagi kimselere hidayeti nasip etmez. Onlarin bir yardimcilari da olmaz." (Nahl 35-37)
   Kader Inancini Istismarlari
   Bil ki bu, nübüvveti inkar edenlerin ileri sürdügü üçüncü süphedir. Bunu söyle izah ederiz: Kafirler peygamberligi tenkit etmek için "Cebr" (özgürlügün olmamasi) görüsüne tutunarak söyle demislerdir: "Allah Teala eger iman etmemizi dileseydi, ey Muhammed, sen gelsen de gelmesende, biz iman ederdik. Ama eger Allah kafir olmamizi murad etmis ise, sen (peygamber olarak) gelsen de gelmesen de küfrümüz yine olacakti. Durum böyle olunca her sey Allah'tandir. O halde senin peygamber olarak gönderilmende bir fayda ve hikmet yoktur. Dolayisiyla nübüvvet (peygamberlik) müessesesinin batil (asilsiz) oldugunu söylemek gerekir."
   Bil ki bu süphe, Allah Teala'nin En'am suresinde "Müsrikler diyecekler ki: "Eger Allah dileseydi, ne biz, ne atalarimiz müsrik olmazdi. (Kendi kendimize) hiçbir seyi haram da kilmazdik." Onlardan evvelkiler de iste böyle tekzip ettiler." (En'am 148) ayetinde naklettigi seyin aynisidir. Mutezile'nin bu ayetle yaptigi istidlal, tipki o ayetle yaptigi istidlal gibidir. O halde bu husustaki istidlal ve karsi istidlal bakimindan söylenecek söz, o ayetin tefsirinde söylenmis olanlarin aynisidir. Bununla beraber bir nebze bahsetmemizde de bir sakinca yok. Diyoruz ki: Bu süpheye karsi verilecek cevap söyledir: O kafirler "Her sey Allah'tan olduguna göre, peygamber göndermek abes olur" seklinde bir fikir ileri sürmüslerdir. Buna karsi diyoruz ki: Bu söz Allah'a karsi bir itirazdir. Çünkü kafirler "Peygamber göndermede, imanin gerçeklesmesi ve küfrün ortadan kaldirilmasi konusunda fazla bir tesiri olmayinca, Allah'in peygamber göndermesi uygun degildir" demislerdir. Dolayisiyla bu söz Allah'in hüküm ve fiillerini mutlaka bir sebebe baglama manasina gelir ki bu yanlistir. Aksine Allah'in kendi mülk ve melekutunda istedigi hükmü verebilmesi ve istedigini yapabilmesi gerekir. Bundan dolayi, Allah'a karsi, "Bunu niçin yaptin veya sunu niçin yapmadin?" denilemez. Bunun bir inkar oldugunun delili sudur: Allah Teala bu ayetin sonunda bu hususu açikça belirterek "Andosun ki, biz her ümmete "Allah'a kulluk edin, putlardan kaçinin" diye tebligde bulunmasi için bir peygamber gönderdik." buyurmus ve böylece kullari hakkindaki sünnetinin (adetinin), onlara peygamber göndermek, Allah'a ibadet etmelerini emretmek ve taguta ibadetten nehyetmek seklinde oldugunu beyan buyurmustur. Daha sonra Cenab-i Hak "Sonra Allah içlerinden kimini hidayete erdirmis, kiminin üzerine de dalalet hak olmustur" buyurmustur. Bu "Allah Teala, her ne kadar herkese imani emretmis ve herkesi küfürden nehyetmis ise de, bir kisim insanlari hidayete erdirmis, bir kismini da saptirmistir. Binaenaleyh bu, Allah'in kullari ile ilgili ezeli bir kanunudur" demektir. Bu da Allah'in herkese imani emredip, küfrü nehyetmesi, sonra da bazilarinda imani, bazilarinda küfrü yaratmasidir. Allah'in sünneti bu manada bütün peygamberler, ümmetler v...e milletler hakkinda kadim olup, Allah Teala'nin da kendisinin itiraz edenlerin itirazindan, ihtilaf edenlerin isteklerinden uzak ve beri bir ilah olmasina hükmetmesi güzel ve yerinde olunca, o kafirlerin böylesi bir soruyu ileri sürmeleri cehaletlerini, sapikliklarini ve Allah'tan uzaklasmalarini gerektirmis olur. Böylece Allah Teala'nin onlarin rezillik ve lanete müstehak olmalarina hükmetmesinin; onlarin "Eger Allah dileseydi, ne biz, ne atalarimiz O'ndan baska hiçbir seye tapmazdik" seklindeki sözlerinde yalanci olduklarindan degil, aksine onlarin durumunun böyle olmasinin, peygamberler gönderilmesine mani olacagina inanmalarindan ötürü oldugu, bu inancin ise yanlis oldugu, iste bundan dolayi onlarin alabildigine zemme ve lanete müstehak olduklari sabit olmus oldu. Bu konuda güvenilecek dogru cevap budur. Ama bizden önceki kelamci ve müfessirler bu hususta baska bir izah yaparak söyle demislerdir: "Müsrikler bu sözü istihza (alay) için söylemislerdir. Bu tipki Hz. Suayb'a kavminin "Çünkü sen, yumusak huylu, akli basinda bir adamsin" (Hud 87) demeleri gibidir. Eger onlar bu sözü inanarak söylemis olsalardi, mümin olurlardi. Allah en iyi bilendir. Bil ki Allah Teala bu süpheyi nakledince "Onlardan evvelkiler de böyle yaptilar" buyurmustur ki bu, "O kafirler hep bu süpheye tutunmuslardir", demektir. Hak Teala daha sonra "Peygamberlerin üzerinde açik bir tebligden baska bir vazife var midir?" buyurmustur. Mutezile "Bu, Allah Teala hiç kimseyi imandan alikoymaz ve hiç kimseyi küfre düsürmez. Peygamberlerin görevi ise sadece teblig etmektir. Binaenaleyh onlar mükellefiyetleri teblig edip, Allah Teala'nin da hiç kimseyi haktan men etmedigi sabit olunca, bu süphe düser, demektir" demislerdir. (Ehli Sünnet) alimlerimiz de bunun manasinin söyle oldugunu söylemistir: "Allah Teala peygamberlerine tebligi emretmistir. Teblig etme isi onlara farzdir. Ama imanin gerçeklesip, gerçeklesmemesi isinin peygamberle bir ilgisi yoktur. Fakat Allahu Teala ihsani ve lütfu ile hidayete erdirir, dilediklerini de hizlani ile (ilahi yardimi keserek) dalalete düsürür. Alimlerimiz hidayet ve dalaletin Allah'tan oldugunu anlatmak için Hak Teala'nin "Andolsun ki, biz her ümmete "Allah'a kulluk edin, putlardan (taguttan) kaçinin diye tebligde bulunmasi için bir peygamber gönderdik" buyruguna tutunarak söyle demislerdir: "Bu Allah Teala'nin her millet ve ümmet içinde imani emreden ve küfürden nehyeden kimselerin olduguna delalet eder." Cenab-i Hak daha sonra "Sonra Allah içlerinden kimini hidayete erdirmis, kiminin üzerine de dalalet hak olmustur" buyurur. Bu "Onlarin içinden Allah'in imana, sidka ve hakka ilettigi kimseler oldugu gibi, haktan saptirip dogruyu görme hususunda kör kiligi, küfür ve dalalete düsürdügü kimseler de var" demektir ki bu, Allah Teala'nin emrinin, her zaman iradesine muvafik olmadigina, bazen bir seyi emrettigi halde o seyi irade etmedigine; yine bir seyi nehyettigi halde o seyi irade ettigine delalet eder ki bizim mezhebimiz de (görüsümüz) böyledir. Netice olarak diyebiliriz ki: Mutezile söyle der: "Cenab-i Hakk'in emri ve iradesi devamli birbirine uygun ve mutabiktir, ama O'nun ilmi ve iradesi bazen birbirine mutabik olmayabilir." Halbuki bu ayetin lafzi açikça bizim görüsümüze delalet etmektedir. Bu görüs sudur: Iman emri herkese samil, umumi bir ifadedir. Ama Allah'in insanlarin iman etmesini irade etmesi, insanlardan ancak bazilarina tahsis edilmis (nasip edilmis)'tir. Ayetteki "Kiminin üzerine de dalalet hak olmustur" ifadesi biz Ehli Sünnet'in görüsünün dogruluguna delalet eder. Çünkü Allah Teala onlardan bazilarinin üzerine dalaletin hak oldugunu haber verince, bu kimselerden dalaletin sadir olmamasi imkansizdir. Aksi halde Allah Teala'nin dogru olan haberi, yalana dönüsmüs olur ki bu imkansizdir. Imkansizi gerektiren sey de imkansizdir. Binaenaleyh bu kimselerin dalalete düsmemeleri imkansizdir ve onlardan dalaletin sadir olmasi aklen vacip olmus olur. Dolayisi ile bu, pek çok bakimdan biz (Ehli Sünnet'in) görüsünün dogruluguna delalet eden bir ayettir. Allah en iyi bilendir. Bu ayetin benzeri olanlar Kur'an'da pek çoktur. Mesela "(Allah) bir kismina hidayet verdi, bir kismina da dalalet hak oldu" (Araf 30); "Üzerlerine Rabbinin kelimesi (hükmü) hak olmus olanlar... iman etmezler" (Yunus 96) ve "Andolsun ki bunlarin çogunun üzerine o söz hak olmustur. Artik bunlar iman etmezler" (Yasin 7) ayetleri gibi.
   *** Razi: Isra 106: "Biz onu Kur'an olarak insanlara dura dura okuyasin diye ayet ayet, sure sure ayirdik ve onu perdeypey indirdik."
   Isra 107-108: "De ki: "Siz ona ister inanin, ister inanmayin. Su bir gerçek ki bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o Kur'an okununca, derhal yüzüstü secdeye kapanirlar ve derlerdi ki: "Rabbimizi tesbih ederiz. Rabbimizin vaadi mutlaka yerine getirilir."
    "Ona ister inanin, ister inanmayin"
   Allah mucizeler isteyen o kimselere tehdidvari olarak ve yaptiklarini begenmeyerek söyle demistir: "Ben beyyine ve delillerimi apaçik ortaya koydum ve her türlü mazeret kapisini kapattim. Binaenaleyh artik istediginizi seçin!"
   *** Razi: Kehf 28: "Sabah aksam Rablerine O'nun cemalini dileyerek dua edenlerle beraber candan sabr-u sebat et. Dünya hayatinin zinetini arzu ederek gözlerini onlardan ayirma. Kalbine bizi anmaktan gaflet verdigimiz, heva-ü hevesine uyan ve isinde haddi asmis kimselere boyun egme."
   Kehf 29: "De ki: O, Rabbinizden bir haktir. Artik dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Gerçekten biz zalimlere öyle bir ates hazirladik ki duvari çepeçevre kendilerini kusatmistir. Eger onlar feryat eder, imdat dilerlerse kalin bir siviya benzeyen, yüzleri kavuran bir su ile imdat olunacaklardir. O, ne fena içecektir, (o ates) ne kötü bir dayanaktir."
   Ayetin daha önceki kisimla münasebeti hususunda su izahlar yapilmistir.
   1- Allah Teala peygamberine, "Fakirleri kovarsan seni tasdik ederiz" diyen o zenginlere iltifat etmemesini emredince bundan sonra "De ki: O, Rabbinizden bir haktir" buyurmustur ki, yani "o kimselere" Hak din Allah tarafindan gelen dindir. Binaenaleyh onu kabul ederseniz, bunun faydasi sizedir. Eger bunu kabul etmezseniz, zarari da sizedir. Bunun fakirlik, zenginlik, güzellik, çirkinlik ,söhret ya da taninmama ile bir ilgisi yoktur de" demektir.
   2- "Hak, Allah katindan gelendir. O'nun katindan bana gelen hak, kendimi o fakirlerle beraber tutmam, onlarla oturup kalkmam ve onlari kovmamam; o reislere ve dünya ehline ise iltifat etmememdir."
   3- "Allah katindan gelen Hak sudur: Isteyen iman etsin, isteyen de kafir olsun. Allah bana bir grup kafirin imana girmesi için, iman edip salih amel isleyen kimseleri kovma hususunda müsaade etmemistir.
   Mutezile söyle der: "Allah Teala'nin, "Artik dileyen iman etsin,...dileyen inkar etsin" ifadesi iman, küfür, itaat-masiyet vb. seylerdeki isin kula ve onun iradesine birakildigina dair sarih bir ifadedir. Binaenaleyh kim bunu kabul etmezse, Kur'an'in açik nassina muhalefet etmis olur." Andolsun ki bazi kimseler bana bu ayeti sordular da ben de, bu ayetin bizim görüsümüzün dogruluguna delalet eden delillerin en güçlüsü oldugunu söyledim. Bu böyledir, zira bu ayet iman ve küfrün tahakkuk etmesinin, imani ve küfrü dilemenin tahakkuk etmesine bagli oldugu hususunda sarih bir ifadedir. Akil da açikça bunu gösterir. Çünkü seçim yapabilen aklin, o seye yönelmeksizin ve onu tercih etmeksizin tahakkuk etmesi imkansizdir. Bunu iyice kavradiginda simdi biz diyoruz ki: O kasit ve ihtiyarin (seçmenin) gerçeklesmesi, eger kendisinden önce bulunan bir kasit ve ihtiyar ile olmussa, o zaman sonsuza kadar her kasit ve ihtiyardan önce bir kasit ve ihtiyarin bulunmasi gerekir. Halbuki, bu imkansizdir. Binaenaleyh, o kasit ve tercihlerin, o zorunlu kasit bulundugu zaman, Cenab-i Hakk'in kulda zaruri olarak yarattigi kasit ve tercihe varip dayanmasi gerekir. Zaruri olan tercih ise, fiili gerektirir. O halde insan ister dilesin, isterse dilemesin eger onun kalbinde, muarizi (karsi gelen) bulunmayan o kafi (yeter, yetecek) irade bulunmazsa, fiil meydana gelmez. Ama o kesin irade bulunursa kul ister dilesin, isterse dilemesin, fiil o iradeye varip dayanir. Mesietin (dileme) bulunmasi, fiilin bulunmasina; fiilin bulunmasi da, mesietin bulunmasina dayanmaz. Binaenaleyh insan görünüste muhtar ama aslinda muzdar ve mecbur olan bir varliktir.
   Ebu Hamid el-Gazali bu hususu Ihyau Ulumi'd-din adli eserinin "Tevekkül" bölümünde ele alarak söyle der: "Eger sen "Ben kendimde bir seyi yapmak istedigimde onu yapabilme; yapmamak istedigimde de onu yapmamaya dair zaruri bir sey buluyorum. Binaenaleyh yapip yapmamak baskasinda degil, benim elimdedir" dersen; ben buna söyle cevap verebilirim: Farzedelim ki sen kendinde böyle bir sey hissediyorsun. Ama sen kendinde, bir fiili dilediginde, o mesietin oldugunu; dilemediginde de onun meydana gelmedigini hissedebiliyor musun? Tam aksine akil, o kimse fiili istediginde, o istekten önce bulunan bir mesiete göre bunu istedigine sehadet eder. O fiili istediginde, o fiil, bu noktada hemencecik ve bir seçme olmaksizin meydana gelir. Binaenaleyh, kalpte istemenin bulunmasi, zorunlu bir seydir. Fiilin o mesiete (istemeye) dayanmasi da zorunlu bir seydir. Binaenaleyh bu her seyin Allah'tan olduguna delalet eder."
   Cenab-i Hakk'in "Artik dileyen iman etsin, dileyen kafir olsun" ifadesinde önemli birkaç fayda bulunmaktadir.
   Birinci fayda: Ayet kasit (irade) ve sebep (dai) olmaksizin herhangi bir failden, herhangi bir fiilin sadir olmasinin imkansiz olduguna delalet eder.
   Ikinci fayda: Emir sigasi kendisiyle istek ve talep manasi kasdedilmeksizin Allah'in kitabinda çokça kullanilmistir. Hem sonra Ali ibn Talib de, bu ayetteki bu siganin bir tehdit ve bir vaid ifade ettigini, muhayyerlik ifade etmedigini söylemistir.
    Üçüncü fayda: Ayet Allah Teala'nin müminlerin imanindan yararlanmadigina; kafirlerin küfründen de zarar görmedigine, tam aksine imanin faydasinin, küfrün de zararinin insanlara raci olduguna delalet eder. Nitekim Cenab-i Hak "Eger iyilik etmis olursaniz, kendinize iyilik etmis olursunuz. Eger kötülük ederseniz, (yine) kendinize kötülük etmis olursunuz." (Isra 7) buyurmustur.

Çakýl Taþý

21.02.05/18:36 #163 Son düzenlenme: 21.02.05/19:00 Çakýl Taþý
Kursatotcu, insan iradesini taştan taşa vurdun eline sağlık, fakat yazında diyorsun ki;

...ben cüzi irade yoktur demedim şunu diyorum cüzi irade vardır lakin etkisi yoktur...


peki bu etkisi olmayan cüz'i iradenin işi ne, yani ne yapar, ne eder, niçin var....

teşekkürler...

kursatotcu

Kursatotcu, insan iradesini taştan taşa vurdun eline sağlık, fakat yazında diyorsun ki;


CODE  
...ben cüzi irade yoktur demedim şunu diyorum cüzi irade vardır lakin etkisi yoktur...  



peki bu etkisi olmayan cüz'i iradenin işi ne, yani ne yapar, ne eder, niçin var....

teşekkürler...                                                                                                                bak çakılltaşı bu soruyu bana başka formlarda da sordular  bu ifade esasen eşari mezhebinin görüşüdür  bundan kasıt şudur. yani insanın iradesi vardır irade demekle kasdettiğim ise şudur. mesela bilgisayarı açmak istedim işte bu iradedir diğer deyimle buna cüzi irade denir biz bu iradeyi inkar etmiyoruz lakin benim dediğim "irade vardır lakin etkisi yoktur" şu demektir. benim irade ettiklerimi de yani Allah yaratır sonuç itibariyle Allah bende hangi düşünceyi yaratırsa ben ancak onu düşünebilirim manasında olmak üzere kullanılan ve insanın özgür iradesinin olmadığını ifade eden temsili bir söyleyiştir.  yani irademiz vardır ama özgür irademiz yoktur Allah benim neyi düşünmemi irade etmişse ben ancak onu irade edebilirim manasında kullanılan bir ifadedir . zaten eşari mezhebinde kesb: kazanmak demek olup bu mezhepte tanımı aynen şudur:  insan gücünün fiille beraber etkisiz olarak bulunmasıdır.( bu mezhepte insan fiilleri, hareketleri Allah tarafından yaratıldığı kabul edilir)  zaten defalarca zikrettiğim üzere kader hususunda benim dediklerimin tamamına yakınını ben eşari mezhebinin dediklerini size anlattım ki bu mezhep piyasadaki kitapların tamamı tarafından ehli sünnet olarak kabul edilen ve hak mezhep diye ifade edilen mezhebin görüşleridir . ben bunları biliyorum ve insanların çoğu bu gerçeklerden habersiz diye ben mi suçlu oluyorum yani...
soru: cüzi iradeyi insan mı yaratır, Allah mı yaratır yoksa kendi kendine mi meydana gelir?  

Çakýl Taþý

22.02.05/12:10 #165 Son düzenlenme: 02.03.05/09:09 Çakýl Taþý
Alıntıbak çakılltaşı bu soruyu bana başka formlarda da sordular  bu ifade esasen eşari mezhebinin görüşüdür  bundan kasıt şudur. yani insanın iradesi vardır irade demekle kasdettiğim ise şudur. mesela bilgisayarı açmak istedim işte bu iradedir diğer deyimle buna cüzi irade denir biz bu iradeyi inkar etmiyoruz lakin benim dediğim "irade vardır lakin etkisi yoktur" şu demektir. benim irade ettiklerimi de yani Allah yaratır sonuç itibariyle Allah bende hangi düşünceyi yaratırsa ben ancak onu düşünebilirim manasında olmak üzere kullanılan ve insanın özgür iradesinin olmadığını ifade eden temsili bir söyleyiştir.  yani irademiz vardır ama özgür irademiz yoktur Allah benim neyi düşünmemi irade etmişse ben ancak onu irade edebilirim manasında kullanılan bir ifadedir . zaten eşari mezhebinde kesb: kazanmak demek olup bu mezhepte tanımı aynen şudur:  insan gücünün fiille beraber etkisiz olarak bulunmasıdır.( bu mezhepte insan fiilleri, hareketleri Allah tarafından yaratıldığı kabul edilir)  zaten defalarca zikrettiğim üzere kader hususunda benim dediklerimin tamamına yakınını ben eşari mezhebinin dediklerini size anlattım ki bu mezhep piyasadaki kitapların tamamı tarafından ehli sünnet olarak kabul edilen ve hak mezhep diye ifade edilen mezhebin görüşleridir . ben bunları biliyorum ve insanların çoğu bu gerçeklerden habersiz diye ben mi suçlu oluyorum yani...


Yani "İnsanda irade vardır ama bu varolan irade özgür diyebileceğimiz ve üzerinde sorumluluk veya seçebilme hakkı olan bir irade değil" diyorsun...

Dolayısıyla sorumluluğu olmayan bir iradenin yükümlülüğü de yoktur sonucunu çıkarıyor ve; iş baştan olup bitmiş, kader dediğimiz alın yazısıda yazılmış, bizlerinde bu yazılanların dışına çıkmamızın imkansız olduğunu savunuyorsun...

Kur'an da Yakup ve Yusuf'un kıssası anlatılırken;

Ve dedi ki: "Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah'tan hiçbir şeyi sağlayamam. Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler." (Yusuf Suresi, 67)

Babalarının kendilerine emrettiği yerden girdiklerinde, -Yakub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan gelecek olan hiçbir şeyi sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Yusuf Suresi, 68)

Yukarıya alıntıladığım ayette kırmızıyla işaretlediğim yer bu senin cüz'i irade savınla örtüşüyor sanırım.

Ne diyelim!

De ki : "Hepimiz beklemekteyiz, siz de bekleyin bakalım; çünkü yakında, doğru yol sahiplerinin ve doğru gidenlerin kimler olduğunu bileceksiniz!(Taha Suresi 135. Ayet)  

Bekleyip göreceğiz...

kursatotcu

bak çakıltaşı en çok korktuğum hususlardan biri de bu konuda yanlış anlaşılmaktır ben her ne kadar özgür irademiz yoktur diyorsam da asla sorumluluğumuzu inkar etmiyorum yani Allah bizlere zorla günah ve sevap işletir zorla kafir yapar ama sorumlu Allah değildir. sorumlu cin ve  insanlardır bu hususta kesin delil enbiya 23. ayettedir:  "O yaptıklarından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır."

Çakýl Taþý

25.02.05/10:11 #167 Son düzenlenme: 11.03.05/11:22 Çakýl Taþý
anlıyorum...

Allah onlarla alay ediyor ve onları, kendi azgınlıkları içinde bocalar bir halde bırakıyor. (Bakara-15)

Göklerde oturan gülüyor, Rab onlarla eğleniyor." (Zebur-2)

İşte öyle bir şey!

psi_misst

kader  sensin...  sen  hayatın  bir  parcasısın  kader  yazılmaz  mal  gibi  ALINIR

kursatotcu

ne oldu sesiniz çıkmıyor araştırdınızda eşariliğin cebir ci oilduğunu gördünkobra işin özü şu ki: eşari mezhebinin yüzyıllardır bir adı var insanlar içinde ehli sünnet diye anılagelen bir ekoldür bu yüzyıllardan beri süre gelen ekole direkt olarak saldıramıyorlar cebr düşüncesine karşı çıkanlar dikkat edersen cebriyye adı altında hertürlü hakareti yapıyorlar dalga geçiyorlar fakat iş eşari mezhebinin kader konusunda bilgi vermeye geldiğinde bu konuyu kısa kesip aslında cebriyye bir kayış var bu görüşte diyorlar ama bak cebriyyeye yaptıkları aşağılamaları ona hemen hemen hiç yapmıyorlar bu nokta önemli sonra darbı mesel adı altında bir ifade uydurup "eşarinin kesp anlatımı gibi" diyorlar böylece okuyucuların aklına gelen eşarilikte yoksa cebirci mi anlayışını sindiriyorlar ve yüzyıllardır gelen iki hak mezhep anlayışını yani eşarilik ve maturidilik korumaya çalışıyorlar dersen ki bunu niçin böyle yapıyorlar: önceklikle taklitçilik ve sonra bu husus aklına geldiğinde bu kadar alim bu işi anlayamadıda ben mi anlayacağım bu işleri. bu kadar zamanın alimleri geldi geçti onlar bu iki mezhebi övdüler demek ki benim anlamadığım bir nokta var o bakımdan ben bu düşüncelere dalıyorum hiç said nursinin, elmalılı hamdi yazırın anlayamadığı bir şeyi ben anlayabilirmiyim? aman sakın bunu hiç kimseye söylemeyeyide bana gülmesinler. zira bu düşünceye ben bile inanamıyorum( yani eşarinin cebirci olup maturidi mezhebinin tersi düşünceyi savunması hususu) ve gülecek gibi oluyorum. ah ah eskilere tabi olmak lazım terbiyeli olmak lazım haddini bilmek lazım..