16.07.19/22:22

kader nedir?

Başlatan marcos, 13.08.04/16:13

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

torq

Kader bizim yarattığımız bir kavram, çünkü insan zayıflığını kabul edemeyen bir yaratık. Kabul edemediği için dinleri ve tanrıları yaratmış.
Evrende ve doğada kendi bilinci dışında birtakım olayların nedenini açıklayamayınca, bunları yapan birileri olmalı diye düşünmüş ve böylece tanrının bir program çizdiğini düşünmeye başlamış.
Bunun güzel tarafı, insanın yaptığı yanlışları ortadan kaldırarak  kendisini rahatlatmasını sağlamasıdır. Örneğin 3 yaşında bir çocuk yetersiz beslenme ya da mikrop kaptığı için ölürse kaderi böyleymiş, allah onu çok sevdiği için yanına aldı   diyerek ölümünü kabullenmeye çalışırız.

Bir de şeytan kavramını kaderle birlikte değerlendirirsek zayıflığımızın derecesi ortaya çıkar. Adam birisini, parasını çalmak için öldürür ve yakalandığında şöyle der abi çok pişmanım şeytana uydum. Böylece sorun çözülmüş olur, adamın kaderinde birini öldürmek yazılmıştır, bunun da suçlusu şeytandır.

Başka bir örnek de trafik kazasıdır. Adam aracın bakımını yaptırmaz ve fren patlar. Kamyonuyla durakta bekleyenleri biçer 10 kişi ölür. Ölenlerin ailelerine şöyle denir ; yapacak bir şey yok vadesi dolmuş, mukadderat

Örnekleri çoğaltabiliriz. Ama sonuçta insan inanmayı seçmişse, gözü bir şey görmez. Bu söylediklerime de alllah insana akıl verdi gerekçesiyle kulp bulmaya çalışanlar oluyor ama aklı öne alırsan bu defa da başka şeyleri inkar etmen gerekiyor.  

humanist

Bana öyle geliyorki birileri bilinçaltında işlediği suçları kaderine bağlıyor ben yapmadım böyle yazılmış diyor.. işlediği fiilerden hoşlanmadığını iblisin vesvesiyle kaderine bağlıyor...
 
   Vesveseyi yersen böyle olur tabi..


   Aklını adam gibi kullanıp net ve adil bir şekilde araştırırsan Allah'ın varlığını kabul etmemen için hiç bir neden yok... kabullenmeyi kabullenmek bu kadar zor mu?


Hem düşünce ikliminde yaşadığını söyleyeceksin, felsefeyi okuyacaksın düşüneceksin... sonra sıra kabullenmeye gelince kafana göre sana ne doğruysa onu kabulleneceksin...
başını sokacaksın kuma... beni kimse görmüyor diyeceksin...

 Eğer iyi ve adil düşünmeyi becerebilirseniz mutlaka bir esneklik sahibi olacaksınız...
 
  Önemli olan düşünce akımlarını başlatan filozofları yüceltmek değil ( ki yüceltilecek bi tarafı da yok ). insanın kendisinin mutlu olması...

  Neden elin saçı başı karışık kir pas içinde, düzensiz bir hayatın sahibi olmuş acayip ölümler yaşamış bir kitabı diğeriyle örtüşmeyen, içkiden dolayı beyin hücrelerinin büyük bir kısmını kaybetmiş adamların öğrettiklerini öğreneyim ki

   Giderim Allahü Teala'ya onun söylediklerini dinlerim, O'nun okulunda okurum..

   Milletin entellektüel tatmininin de sebebi olmam... ( bakın ne kadar çok okuyanım  var )

  Hayatın, kaderin, aklın ne olduğunu anlamanız dileğiyle...

 


   

gatetodeath

kimse yaratıcıyı savunmasın ,ihtiyacı yok çünkü...savunmaya acizlerin ihtiyacı vardır ...eyvallah  

torq

Alıntı
    Aklını adam gibi kullanıp net ve adil bir şekilde araştırırsan Allah'ın varlığını kabul etmemen için hiç bir neden yok... kabullenmeyi kabullenmek bu kadar zor mu?


Hem düşünce ikliminde yaşadığını söyleyeceksin, felsefeyi okuyacaksın düşüneceksin... sonra sıra kabullenmeye gelince kafana göre sana ne doğruysa onu kabulleneceksin...
başını sokacaksın kuma... beni kimse görmüyor diyeceksin...

  Eğer iyi ve adil düşünmeyi becerebilirseniz mutlaka bir esneklik sahibi olacaksınız...
 
      Giderim Allahü Teala'ya onun söylediklerini dinlerim, O'nun okulunda okurum..

    Milletin entellektüel tatmininin de sebebi olmam... ( bakın ne kadar çok okuyanım  var )

   Hayatın, kaderin, aklın ne olduğunu anlamanız dileğiyle...

Aslında sorunun özüne doğru gitmişsin ama bir türlü kavramları net olarak ortaya koyamamışsın.
1) Sorunun en önemli kısmı kabullenme. Bu konuda sana katılıyorum. Ben aklımı adam gibi kullanıp net ve adil bir biçimde araştırdım tanırının olmadığını kabullenmek zorunda kaldım, sorun senin bunu kabullenmek için hiç bir çaba göstermemende. Bu söylediklerin yapsan zaten bir yaratıcıya inanmak gereksinimin ortadan kalkacak.
2) Herkesin başını kuma gömdüğü konusunda da sana katılıyorum. Kimse gerçeği aramak zahmetine katlanmadığı için, sağda solda duyduğu hurafeleri din sanıyor ve inandığını düşünüyor. Ancak tüm din kitaplarını okuyunca gerçeğin anlatıldığı gibi olmadığı ortaya çıkıyor. Bir de tabi senin de belirttiğin felsefe kitaplarından da yararlanmak gerek
3) Keşke senin dediğin gibi bir okul olsa da gidip eğitim görsek.Tanrı insanları sevmiyor bence, eğer sevseydi, insanların doğuştan beyinlerine bir chip'le inancı yerleştirir, doğru yolu buldururdu. Böylece okula da gitmeye gerek olmazdı, tebliğ zorunluluğu da ortadan kalkardı.

deniz

3. bunun zaten var olabilceğini düşünüyorum. :)

humanist

Ararsan Allah'ı, bulursun okulu..    

   Şu anda Allahü Teala'nın sana bir insanı atadığını görevinin sen olduğunu biliyorduydun.. Şu anda o öğretmenin listesinde senin adın var.. Her ne kadar sen bilmesende gittiğin mekanda seni adınla bile karşılayanlar olabilir..  istersen Allahü Teala'ya sor ( Hacet Namazı ). Eğer Allah'a ulaşmayı dilemiş biriysen, ya Allahü Teala seni O insanla tanıştıracak yada O insan birden senin karşına çıkan. "Ben senin irşad öğretmeninim " diye...

16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
(Ey Resûl'üm! Orada olsaydın) görürdün ki; güneş doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına ulaşır. Battığı zaman ise onları sol taraftan terkederdi. Onlar mağaranın geniş bir yerindeydiler. Bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kimi Kendine ulaştırırsa o hidayete erer. Ve kim dalâlette ise onun için velî mürşid bulunmaz.

   Hiç yaşamadığınız bilmediğiniz manevi alemdeki bir okul tüm ekibiyle beraber dünyada insanları Allah'a çağırıyor.... Ne yani Allah'ın böyle bir sistemin lazım olduğunu bilmediğini mi düşündün.. Neden Peygamberler (Proflar) dünyaya geliyor...

   Sen Allah'a ulaşmayı dile... Keşke olsaydı dediğin okulun kapısına seni Allahü Teala nasıl getiriyor gör..
 
    İstersen sana göndereyim Hacet Namazı'nı kıl ve sor Allahü Teala'ya ( sana bana bi başkasına değil direkt olarak O'na sor ) O'na güven...
   
    Adaletli düşünmekten neyi anladığını anlamadım. Bir yazarın fikrinin sana uyup uymadığını tartıyo olman mı adalet, yoksa bir yazarı başka bir yazarla tartıyor olman mı adalet.  
   
    Tanrının olmadığını Kabullenmek zorunda kalmak da ne demek.. eğer zorunda isen kim seni zorluyor. Kafanı kuma soktun güneş kayboldu öylemi..

   Allahü Teala'nın seni yarattığı bu söylediklerine ne kadar kesinlik kazanıyor. seni ne kadar iyi tanıyor ve taleplerini ne kadar iyi biliyor... O'na hayran olmamak elde değil... Demek Allahü Teala insanların kafasına çip yerleştirseydi... Yapmadığını nerden biliyorsun bir değil hatta iki cip birden yerleştirmiş.. biri bozulursa diğeri direk devreye girsin diye..  Vicdan azabı neden duyuluyor sanıyorsun...  neyse Konuşuyorsak Bunu Kuran'ı Kerim'le ispat etmemiz lazım..  
bu çiplerden birincisi Hanif Fıtratı :

30/RUM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya'lemûn(ya'lemûne).
Hanif olarak kendini dîn için ikame et, Allah'ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları hanif fıtratıyla yaratmıştır. Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyim olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.

İkincisi insana Allah'ı emrini nasihat eden, vicdan azabı müessesini çalıştıran Ruh.

32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem'a vel ebsâre vel ef'ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun nefsinin kalbine) sem'î (kalbin işitme hassası), basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası) hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Bu arada basar hassası ( insanın uzuvları var, hassaları var) Allah'ın zatını görebilecek bir hassadır.. Eğer Allahü Teala size sırların en büyüğü olan Zatını gösterecek ise bu hassa ile görebilirsiniz... Kalp Gözü diye bilinen hassa.

Allahü Teala'ya sonsuz hamd eder şükr ederiz...
 

torq

Aslında şunu da düşünebiliriz, tanrı tümü insanlara chip yerleştirmişse  benim gibi insanlara imalat hatası  demek doğru olmaz mı?

Beni hidayete erdirmesi için çok yalvardım ama duyan olmadı. Aslına bakarsan kendimi inandırmaya da çalıştım ama gerçeği arayan insanların inanma gibi bir lüksü olamıyor. Buradaki bazı insanların da aynı durumda olduğunu düşünüyorum.

Yalnız sizin gibi olanları da kıskanmamak elde değil! Ne yaparsan yap kaderin bir oyunu bu, hiç bir şey için üzülmeye gerek yok çünkü tanrı isteseydi öyle olmazdı. Mutlu olmak da hiç zor değil, din kitaplarında yazılı olanları yap cennet garanti, eğer kötü bir adamsan son ana kadar devam et, bir ara pişman olduğunu söyle, kadir gecesi sabaha kadar namaz kıl, cennet gene garanti. Üstelik cennette huriler ve gılmanlar (oğlanlar) biz  erkeklere hizmet için bekliyor. ( kadınlar için üzgünüm)
Kısacası mutlu ölecek olanlar sizlersiniz, bizim gibilere ölünceye kadar huzur yok!  

humanist

Cennet cennet dedikleri,
  Ücbeş köşk üçbeş huri,
  Dileyene ver sen onu,
  Bana seni gerek seni..
          Yunus Emre

   Ben cennet için hiçbişey yapmam umrumda da değil...
 
   Rabia Sultan'ın dediği gibi elimdeki meşaleyle cenneti yakacağım bu kova suyla cehennemi söndüreceğim ki herkes Rabbini dilesin...

   İstiyorsan sen git cennete ben Rabbimi istiyorum..

   Çırağan otelinin müdürüyle çırağan otelinin karizması için, arada gidip ucuza kalmak için yapılan arkadaşlık kadar adice bir ilişki...  Bu sevgi değil...
 
      Allahü Teala'yı sevmeyi bir deneyin...    


      İmalat hatasını bizim gibi insanlar yapar...  eğer kusurlu isen gel düzeltelim kusurunu yok değil isen haydi Allah'a ulaşmayı dile....



   

I_M_A_N

AlıntıÖrneğin 3 yaşında bir çocuk yetersiz beslenme ya da mikrop kaptığı için ölürse kaderi böyleymiş, allah onu çok sevdiği için yanına aldı   diyerek ölümünü kabullenmeye çalışırız.

Başka bir örnek de trafik kazasıdır. Adam aracın bakımını yaptırmaz ve fren patlar. Kamyonuyla durakta bekleyenleri biçer 10 kişi ölür. Ölenlerin ailelerine şöyle denir ; yapacak bir şey yok vadesi dolmuş, mukadderat


Kaderi yanlış anlamışsın
 
sana kaderin olduğunu hem ispat edelim hem biraz anlatalım

Arkadaş
Biz kaderin sırlarında ağah değiliz ve agah olmakla da mükellef değiliz
Allahu Tealanın en büyük Lutfuda onu Bize gizlemesidir

Mesela senin Kudrete karşı bir isyanın yüzünden sana azab çocuğuna mükafat olsun diye
ve bir çok birikim nedeniyle 25 yaşındaki çocuğunun ölse
Sende Etrafa saldıracağına zarar vereceğine Kadere razı olsan
yani Bu Musibet ya benim Maşukum derecemi yükseltmek yahut benim büyük bir sucuma kefaret olsun diyerek bu acıyı verdi bu acı gayet iyice düşünülürse zamanla kapanır
Ahirette ise bunun kefareti  o ayrılık O hicran ateşi bitmek bilmez

Evet o Büyük Şucum Benimle Allah arasında kalmamışta yani  kabahat olmamışta
o günahımı başkaları da Görmüş  rezalet olmuş    

Cenabı hakta
Senin Günahını Bir ben biliyordum bir de sen fakat sen başka kimselere de söyledin onlarda agah oldular Bundan Dolayı Kitabullahtaki ahkam tatbik edilecektir buyurmuş
bende Kazaya Razı olduğumu göstermem gerekir diyerek Kadere razı olsan
İnsanlara saldırmasan başkalarını suç atmasan onlara hakaret nazarı bakmasan fenamı olur
Çünkü bu dünyada tesir devamsızdır
Öbür dünyada Hicran ateşi vardır Maşukun sana pek aşırı nazlanması vardır
Hakkın azabıdır

evet günahının cümlelerini değil başkasına söylemek huşu ve hudu ile  boynunu bükerek
Yarın Allahın Huzurunda yalvarırken Günahının cümlelerini dudaklarına getirme kalbinle niyaz et
O cümleler feza çıkmasın her şeyin sırlarını içyüzlerini kalbinin en derinliklerine muttalidir
Kitabullahtaki o ahkam tatbik edilmesin

Bizler Kaderin sırlarında agah olmadığımızdan dolayı hayata zarar verici şeylerden kaçınmak ile mükellefiz
Bundan Dolayı kendi hayatına ve Başkasının hayatına suikast eden mesuldür

Kadere inanmıyor musun ? sen

Hiç kimse kudretinin haricine çıkamaz
Misal hayvanlarda daha açık gözükür
Balıklar havada uçamaz
Kuşlar denizin dibinde yaşayamaz
Hiç kimseden de kudretinin haricinde iş beklenmez
İnsan daima yaptığı işin neticesini bekler
Bu netice adalet iledir
insan Dünya da beklediği bir mükafatı bulamazsa Ahirette Allahın adaleti ile elde eder
İşte bu kader değil de ya nedir ilahi alınyazısı değil de ya nedir ?



Torq Demişsin ki
-------------------------------
Bir de şeytan kavramını kaderle birlikte değerlendirirsek zayıflığımızın derecesi ortaya çıkar. Adam birisini, parasını çalmak için öldürür ve yakalandığında şöyle der abi çok pişmanım şeytana uydum. Böylece sorun çözülmüş olur, adamın kaderinde birini öldürmek yazılmıştır, bunun da suçlusu şeytandır.
-------------------------------

Burada yanlış bir şeyler var
Aşağıdaki yazılanlarla karşılaştır o yanlışları sen gör hallet



İslamda Beraatı zimmet asıldır
Yani suçsuz olduğu anlaşılarak temize çıkmak

Evet zira Şeriata Muhalif olan şeyler tab'a huya uygun olduğundan
şeriata muhalif olan şeyleri nefsin çal-ması onu kolay kolay irtikap ettirmesi gayet kolaydır
o suçu işlettirir
en mühim nokta :
pek kolay irtikap edilen kötülük veya fenalıktan sonra o kötülük ve fenalık
Ne kabul edilir ne de itiraf edilir daima hem red hem İnkara kaçılır

Mesela anlatmak için Orospuya demiyelim de Hırsız diyelim
Mesela Hırsıza ''Sen  Hırsızsın'' dendiği vakit  Kızar red ve inkara kaçar
KUDRET ne büyük dersler kaçırmıştır
Bu hal Beşerin tab'ında ulüvvi yükseklik yücelik
şeref ve onurdan rekz edilmiş kurulmuş olduğuna apaçık bir delildir
kusursuz sağlam doğru Asli Fıtratının temiz nezih bir nur olduğunu beyandır
Bundan Dolayı İyilik ASILdır kötülük Arizidir tesadüfi vakadır gelip geçiçidir

Evet İman asıldır Küfür Arizidir
İşte İslamda beraatı Zimmet asıldır Sözü buradan çıkmıştır

O yüzden Ahlakın Tezhibi yani temizlenmesi ve düzeltilmesi çok uygun ve biçilmiş kaftan
Binaenaleyh Zararın Neresinden dönülürse Kar Orasındadır

Sıcak bir İhlas ile Ahlak Tezhip edilir edilmez İnsan Allah partisine girer bu partiye girdikten sonra ne sarsıntı olur... ne yıkım olur... ne huzursuzluk olur... ne üzüntü olur..  


İslam İnsanı kurtarmak ister Suçu Şeytana atar
İdruulhudu bişşübühat..emri vardır
Vaki olan suçları bile bahanelerle kaldırmaya çalışın diye emri verilmiştir
Zira Bu din öyle bir din ki cemiyet içersinde hiçbir kimsenin yüzünün kızardığını istemez
Bazı cezaları O kimse bunu yapmamıştır bunlar insana yakışmayan hallerdir diyerek gidermeye çalışın der

Bazı insanlara bu gibi sözler en ağır ceza yerine geçer yaradılışı icabı irtikap ettiği kötülükten olası ihtimal dahilinde beklenir ki pişmanlık duyar vicdanının ağır recmi  altında kendisinin gizli olarak affolunmasını dilenir
Bu emriler böyle yaratılışlılar içindir






kursatotcu

yaptığı bütün bu izahlar, bu ayeti zahiri manasına hamletmek aklen mümkün olmasaydı güzel ve yerinde olurdu. Fakat kesin akli delil ile bu sözün ancak zahiri manasına hamledilebileceği sabit olursa böyle zorlanarak elde edilen izahlara başvurmak cidden uzak bir iş olur.

--- Yorum: Ben de derim ki amellerin, hareketlerin mahluk olduğu kabul edildiğinde zaten Mutezile'nin bu izahı düşer. Çünkü "Allah zalimleri saptırır" (İbrahim 27) ayetindeki zalimlik, meydana gelen hareketler sonucu olacağından hareketleri de Allah yaratınca yine cebr olur.

*** Niçin cebirden başka yol olamayacağının akli delil ile isbatı: İnsanlar düşünüyor; her şeyi Allah bize zorla yaptırıyorsa bu işin, mükafat ve cezanın ne manası var? Bunu akıl kabul edemez, onun için başka bir şey olmalı deyip, kafasını o yönde zorluyor. Halbuki dikkat edildiğinde görülecek ki biz insanlar, amellerimiz, yer, gök yani kadim (ezeli) olmayan, sonradan meydana gelen her şey mahluktur. Çünkü sonradan meydana gelen her şey başka bir şeye muhtaçtır. Aksi halde yaratıcı olmadan meydana gelmesi lazım olur ki akıl bunu kabul edemez. Bu sabit olunca diyelim oturduğumuz yerden kalktık, bu harekettir ve hadistir. Bin yıl evvel böyle bir şey yoktu, demek bunu bir var eden olmalıdır, çünkü sonradan olan şeylerde, sebepsiz netice olmuyor. Siz düğmeye basmadan ışık yanıyor mu? İlla basmanız lazım, o zaman yanar. ışığın yanması sonradan meydana gelip yanması için sizin düğmeye basmanıza muhtaç olunca, sizin hareketiniz de sonradan meydana geldiğinden sizin yaratıldığınız gibi amellerinizin de yaratılması lazım gelir. Çünkü yoktan varetmek ilahlık olduğu gibi hareketi yaratmakta (meydana getirmek de) ilahlıktır. Çünkü olan bir şeye etki etmek ve onun şeklini, durumunu değiştirmek vardır. Değişebilen, bozulabilen her şey hadistir. İlah hakkında böyle değişme, vasfını değiştirme olmaz. Çünkü ilahlık kadim olmayı gerektirir. Zira kadim olmazsa o halde onu da etkileyecek, meydana getirecek yeni şey lazım. Bu teselsül (zincirleme) olup batıl olur, kabul edilemez. Bir şeye etki etmek etki edilende yaratılmayı gerektirir. Cama yumruk atarsan, kırılır. Bakın camın yapısı değişti. Artık kırık cam denir oldu; bu ise evvelden olmayan bir şeydi, yaratılması lazım. Aynı şekilde sizin o yumruk atma işleminiz de bir dakika önce yoktu, o da sonradan meydana geldi. O halde düşünelim; Allah yeri göğü, her şeyi yaratınca bunların varolmaları Allah'ın yaratmasına bağlı oldu, peki Allah insanları ve cinleri mükellef tuttu, halbuki gördük ki onların varolması ve sonradan yapacakları her şey Allah'ın yaratmasına muhtaç olunca misal, namaz kılın diye emir veriyor ve kılan için mükafat, kılmayan için ceza olduğunu beyan ediyor. Halbuki namaz bir ibadet olup hareketlerden oluşur ve hareket sonradan olup kendi kendine meydana gelemez, bir etki yapana, onu varedene muhtaçtır. Varetme ise uluhiyettir, ilahlıktır. Şimdi burada geriye şu kaldı; bu hareketi ya insan kendi yaratacak bu ise ilah olma demektir. Allah'a yaratma işinde ortak olma demektir, ya da Allah yaratacak. Yaratma ancak Allah'a mahsus olduğundan O'nun yaratması lazım. Demek ki Allah bize namaz kıl şeklinde emir veriyor; kılmazsak tehdit ediyor, halbuki bu ameli O yaratacak başka yol yok, var diyen yaratma hususunda Allah'a ortak koşmuştur, kafir olmuştur. Bütün bunlar sabit olunca insanın "eğer biz yaratıldıysak mükafat ve ceza varsa özgürlük lazım, aksi halde bu zalimlik olur" deyip cebrden başka yol aramaları yanlış oluyor. Çünkü bu dediklerinin olması için

1- Kişinin kendi yaptıklarının, kendi tarafından yaratılması ve meydana getirilmesi gerekir ve Allah'ın bu konuda hiç karışmaması lazım.

2- Allah'ın geleceği bilememesi lazım. Çünkü Allah o kişinin yapacaklarını, o kişi yaptıklarını yaratmadan (meydana getirmeden) önce bilirse, o doğmadan onun kafir veya mümin öleceğini biliyor olması gerekir. Ve işin sonu, bu yaşatmanın sonu, başlamadan bütün tafsilatıyla biliniyorsa o halde buna deneme, sınama denemez. Çünkü deneme bir sonucu ortaya çıkarmak için yapılır, dolayısıyla bu dünya deneme, imtihan dünyası değildir. Eğer sonuç baştan biliniyorsa buna deneme denmez. "O amel bakımından hanginizin daha iyi olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı" (Mülk 2), (Bu ve benzeri ayetler ile ilgili izahlar ilerde gelecek.)

Not: Bu ikinci açıklama hakkında onların ne dediğini biliyorum. Onların dedikleri şudur: "Allah'ın ilerde ne olacağını bilmesi deneme yapmasına aykırı değil, çünkü ilim maluma (bilinen) tabidir. Yani Allah'ın ilmi, sonradan meydana gelecek olan bilinen şeye tabidir ve ona tesir etmez. Bu surette de cebr olmaz. Allah onların ilerde ne yapacağını bildiği için Levhi Mahfuza onların yapacakları şeyleri; ta ki cennetlik ve cehennemlik olduklarına kadar yazmıştır. İşte bu yönüyle Allah'ın bunu bilmesi olacak şeylere tesir etmez, dolayısıyla cebr yoktur" derler. Şimdi onların bu iddialarına cevap veriyorum: Bu cevabı bulmam altı sene sürdü...

Halbuki onlarda kabul eder ki fiillerimizi, amellerimizi yaratan Allah'tır. Onların "Allah o kişinin ilerde ne yapacağını biliyordu" ifadesi aslında şu manaya gelir. Yani (Allah ilerde kişide hangi amellerini yapmasını (yaratacağını) bilir) demek olur ki onların demek istediklerini çürütür. Çünkü kişinin ilerde ne yapacağını, yani onda hangi amelleri yaratacağını (yaratmadan evvel) bilir demektir ki, Maturidiler'in ısrarla vurguladıkları "ilim maluma tabidir" lafıyla kasdettiklerini havada bırakır. Nedeni onlar bu lafla şunu kastederler: İlim, yani Allah'ın ilmi, maluma yani bilinene tabidir. Bu bilinen ise onlara göre kişinin cüz'i iradesi sonucu meydana gelecek olan hareket ve oluşlardır. Bu görüşe göre Allah'ın ilmi, yani ilerde ne olacağını bilmesi, bu bahsettiğimiz cüz'i irade sonucu oluşan eyleme hiçbir tesir yapmayıp onu keşfeder, algılar manasındadır. Halbuki işaret ettiğimiz bu görüşe göre (Yani Allah'ın kişi de hangi amelleri, hareketleri yaratacağını (yaratmadan evvel) bilir demek) "ilim maluma tabidir" lafıyla kastedilenin aldatma olduğunu gösterir. Çünkü onlar bu lafın arkasına sığınıp cebr düşüncesini düşürmeye çalışıyor, kafaları karıştırıyorlar. İşaret edilen görüşe göre Allah zaten kişiler de yaratacağı fiilleri biliyor olur. Ve Allah'ın varedeceği şeyi bilmesi, daha nasıl bunların bahsettiği manada olup; maluma Allah tesir etmez denir. O meydana gelecek olan malumu da zaten yoktan varedecek olan Allah'tır. Allah'ın yaratacağı şeyi bilmesi zaten mutlak güç, kudret ve dilemenin ona ait olduğunu gösterir. Daha hala, kulun fiili sanki Allah'ın yaratmasından ayrıymış gibi "ilim maluma tabidir" deyip, sanki Allah hiç karışmıyor da, kendi kendine meydana geliyor, Allah da onu ilerde olacağından keşfediyor manasını kastediyorlar.

Bu son konunun bir özeti: Bunlar diyor ya; "İlim maluma tabidir", sanki olacak olan malum Allah'ın yaratmasından ayrı ve bağımsızmış gibi bir hava verip, "Allah onları biliyor, keşfediyor ve Allah'ın bilmesi, maluma tesir etmez" diyorlar. Halbuki malum olarak kastettikleri şey hadistir, sonradan olacaktır ve her sonradan olacak şey bir yaratıcıya muhtaçtır, yani mahluktur. O halde bu bahsedilen olacak olan malumu kim yarattı? Allah mı yoksa kişiler mi? Yaratmak ancak Allah'a mahsus olduğundan o malumun da Allah tarafından yaratılacak olması lazım gelir. Böyleyken, Allah yoktan varederek istediği şekli, vasfı vererek yaratacağı şeylere, nasıl tesir etmez denir? "Allah dilediğini yaratır, seçer. Onların seçim hakkı yoktur." (Kasas 68) Bu öyle bir üç kağıttır ki, niceleri bunu yutmuş ve yutmaktadır. Onlar ise bu lafla sanki; kasdedilen malum kendi kendine meydana geliyormuş ya da gelecekmiş gibi, Allah ile bütün bağı bu noktada kesiyorlar ve olmuş bitmiş bir olayın (ya da olacak bitecek bir olayın) Allah tarafından hiçbir etki olmaksızın algılanıp, farkına varılarak Levhi Mahfuza yazılmasından ibarettir diyorlar. Böylece kendilerince; hem imanın şartı olan kadere inanıp, hem de cebr inancını inkar edici bir görüşü benimsiyorlar. Kendilerini kandırıyorlar!

*** Kur'an'da biz hem cebr ayetlerini hem de özgürlüğün olduğunu akla getiren ayetleri görüyoruz. Önümüzde üç seçenek var; ya bu ayetleri hiç te'vil etmeden direk alıp o şekil bir kader anlayışı oluşturacağız, bu batıldır. Çünkü kişi aynı anda hem bir şey yapmaya mecbur olup, hem de özgür olamaz. Geriye kalan iki seçenekten birincisinde ihtiyar ayetlerinin zahirini (görünüşte) alıp cebr ayetlerini te'vil edeceğiz. İkincisinde ise cebr ayetlerinin zahirini alıp özgürlüğün olduğunu akla getiren ayetleri te'vil edeceğiz. Biz (Bakara 286.) ayetteki "Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazla yük yüklemez" ifadesinin mutlaka te'vil edilmesi gerektiğini söyledik. Çünkü güç üstünde yük yüklemenin (teklif-i mala yutak) caiz olduğunu akli ve nakli delillerle ispatladık. Hep tekrar ettik; Ebu Leheb'in cehenneme atılacağı Tebbet suresinde vardı ve Ebu Leheb kafir öldü. Kur'an'ın Levhi Mahfuzda olduğunu ayetlerden öğrendik, o halde Levhi Mahfuz da Ebu Leheb'in kafir ölüp cehenneme atılacağı vardır. Halbuki levhi mahfuz "Yeryüzünde ve nefsinizde başınıza gelen hiç bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta olmasın" (Hadid 22) buyurularak açıklandığına göre musibetler yaratılmadan evvel levhi mahfuza yazılmıştı. Demek ki Ebu Leheb yaratılmadan, Kur'an Hz. Peygambere nazil olmadan önce, cehenneme gideceği hükmü yazılmıştı. Halbuki Ebu Leheb'e iman etmesi emredilmişti. O nasıl imanlı ölecek? Ve iman edemeyeceğini bile bile Ebu Leheb'i iman etmekle sorumlu tutmak teklif-i mala yutak olur. Binaenaleyh "Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazla yük yüklemez" ayetinin te'vil edileceğini anlamış olduk ve teklif-i mala yutak caiz olunca zaten sonuç olarak cebr düşüncesi kabul edilmek durumunda kalınır. Çünkü Maturidiler ve Mutezililer "teklif-i mala yutak caiz değildir" demişlerdir. Biz bu ayeti te'vil etmek durumunda kalıyorsak, anlarız ki bütün özgürlüğü çağrıştıran ayetleri te'vil etmek zorundayız. Dolayısıyla bizim için, cebr ayetlerinin zahirini alıp, özgürlüğü çağrıştıran ayetleri te'vil etmekten başka yol kalmıyor.

*** İnsanların bazısı Amentüyü söylerken, "Bilkaderi Hayrihi Ve Şerrihi Minallahu Teala" diyor. Hayrın ve şerrin Allah'tan geldiğini ifade ediyor. Peşine bunlara dense ki: "İçki içmekte haram olup, şerdir. Peki o zaman o da mı Allah'tan, yani içkiyi zorla Allah mı içiriyor?" Bu sefer ekseri insanlar lafı değiştiriyorlar "Hayır" diyorlar.

*** Şeytanın da esasen kendi yaptıklarında özgürlüğü yoktur. Çünkü o cindir ve amelini yaratamaz. Allah meleklere ve cinden olan İblis'e, Adem'e secde etmelerini emretti. Ve İblis'in secde etmesini dilemedi, onda isyanı yarattı; bu sefer iblis mecburen secde edemedi. Bunun üzerine Allah onu azarladı ve onu cennetten kovdu. Sonra Allah Adem ve Havva'ya cennetteki belirlenmiş ağaçtan yemelerini yasakladı, eğer yerlerse zalim olacakları şeklinde tehdit etti. Fakat onların yemelerini irade etti ve onlara zoraki yasaklanmış ağaçtan yedirtti. Onlar da mecburen yediler. Bu sefer onları, yedikleri için cennetten çıkarttı. Sonuç olarak Allah'ın, şeytan'a, Hz. Adem'e secde etmesini emretmesi de teklif-i mala yutaktır. Çünkü o Allah'tan bağımsız amel etmeye muktedir değildi. İşte cebr düşüncesinin varıp dayanacağı hususlardan bir örnek. İşte bundan dolayı kişiler çoğunlukla cebr anlayışını kabul etmiyorlar veya etmemek için her çareye başvuruyorlar  kitabın tamamı şu sitededir:  (islamdakader.cjb.net  )