19.08.19/18:38

Metafizik Yanılsamalar

Başlatan deniz, 18.06.04/22:13

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

deniz

Metafizik Yanılsamalar
Kenan Keskin

Birçok ülkede yapılan modern araştırmalar sonucunda elde edilen bilgilere göre, üzerinde en çok inceleme yapılan olaylardan biri Londra'nın kuzeyinde küçük bir evde yaşanmıştır ki, bu fenomen Ağustos 77'den Eylül 78'e kadar süren Enfield olayıdır.Bu evde, koltuklar,masalar,sandalyeler...vb eşyalar havada uçuşarak oraya buraya vurup duvarlara çarpmış, birçok tanığın önünde evin iki genç kızı havaya yükselmiş ve bazı küçük nesneler materyalize olarak kanıtları kaydetmek isteyen gazeteci ve araştırmacıların üzerine atılmıştır. Ayrıca, onlara musallat olan varlık, kızlardan birinin ses tellerini kullanarak kaba bir sesle o evde önceden yaşayıp ölmüş yaşlı bir adam olduğunu söylemiş ve bununla ilgili araştırmalar sonucunda, kızın beyni vasıtasıyla konuşan ve onları rahatsız eden bu ruhun gerçekte orada daha önce yaşadığı izlenimi edinilmiştir. Ancak,bu ve buna benzer olaylar, sanıldığı gibi, iki dünya arasında huzur bulamayan ruh veya ruhların eseri olmayıp sanki böyle bir şey mevcutmuş sanısını oluşturan Cinni etkileşimlerden başka bir şey değildir.

Bir başka olay da, Felsefe Doktoru ve bir Biyolog olan Lyall Watson' un 1974 yılının Haziran ayında,Endonezya'nın doğusundaki Timor Timur adındaki adaya yaptığı yolculukta birebir yaşadığı fenomendir. Watson, aslında bu adaya başka bir fenomeni incelemek için gelmiştir, ama bölgeye gelmeden önce yakın bir köyde bir poltergeist vakası yaşandığı söylenince bu yeri öncelikle ziyaret etmeye karar verir.Bu evde ise, karı-koca, iki çocuğu ve bir de adamın kız kardeşi yaşamaktadır. Akşam birlikte yemek yerlerken bir ara, aniden evin sekiz yaşındaki çocuğu bir çığlıkla elindeki fincanı masaya düşürür. Watson hemen çocuğun elini incelediğinde, elinin üstünün nedensiz bir biçimde kanayan ve çocuğun diş izinin çapından büyük bir diş izi olduğunu görür.Olay bu kadarıyla da kalmamıştır.Tam o sırada lambanın alevi maviye dönüşerek birden parlar.Bununla birlikte,materyalize olayları da oluşur ve tuz yağmaya başlar. Bu olaylara garip sesler de eşlik eder ve masa da, içinde yabani bir hayvan olan kutu kapağı gibi sallanmaya,sıçramaya başlayarak devrilir. Watson, olaylar bitince yaptığı titiz ve ayrıntılı araştırmalar sonucunda hiçbir hile bulamaz. (Zaten hile yapılacak karakterde bir fenomen olmadığı gibi, bulunulan yer de buna uygun değildir.)

Ayrıca,bazı poltergeist vakalarında yine materyalize ile cisimlerin hareket ettirilmesinin sınırlı birkaç gün boyunca sürmesi ve buna neden olan kişinin tespit edilmesiyle, kovma işlemi olmaksızın birden sona ermesinin sebebi,bulunulan ortamdaki enerjinin o insanların beyinleri üzerindeki tesirleri ve Astrolojik etkilerin kişilerin koruyucu melekelerini zayıflatmasıyla birlikte,etkileşimi altında kaldıkları cinlerin o beyinler üzerindeki tesirlerinin artıp azalmasıdır. Çünkü bu tür etkileşimler, tamamıyla beyinle ilgili olduğu için, bir önce anlattığımız olaylarda da görüldüğü üzere çok daha güçlü (şiddetli) ve uzun, hatta anlatılan nedenlerden dolayı ömür boyu sürerken, kimilerinde de belirli bir süre,kiminde de çok çok kısa sürede olmaktadır. Bu sebepledir ki,etkilerin tamamı göz önüne alınmadığı ve olaylara tek bir açıdan bakılarak değerlendirilmediği için etkileşimlerin türü farklı olsa da mekanizması hep aynıdır.

Buna destek veren örneklerin biri de,poltergeist vakalarına katlanamayan ve bunalan insanların,rahatsızlık veren bu varlıklara kendilerini rahat bırakmaları için güçlü bir biçimde bağırmalarıyla olayların sona ermesidir ki,bunun oluşum şekli de,içten gelen bir biçimde yani şiddetli bir konsantrasyonla,beyindeki ilgili hücreleri, dolayısıyla koruma melekelerini harekete geçirmek suretiyle bu tür varlıklara blokaj oluşturmasıdır. Ya da olaya neden olan kişilerin o ortamlardan uzaklaştırılmalarıyla vakalar sona ermekte, ancak o kişi üzerindeki etkiler ( de bazılarında kalkmış gibi görünse de)aynı veya biçim değiştirmiş şeklinde devam etmekte ve ışınsal varlık(lar) kendini o kişiye mutlaka hissettirmektedir.

Bununla ilgili bir örnek de ünlü Amerikan kanalı Reality TV'de yayımlanmıştı. Programda, bir aile, benzer türden saldırıya uğrar ve belli bir süre sonra bu duruma dayanamayarak ev değiştirmeye karar verir. Ama nafile, olaylar sona ermez.Yine evde bıçaklar, kesici aletler havada uçuşmakta,bazen bulduğu yumuşak yerlere saplanmakta bazen de ev halkı merdivenlerden, yüksek yerlerden görünmeyen bir güç tarafından itilmekte, evdeki giyim eşyaları ve kumaşlar hiçbir neden yokken kesilmekte ya da kesilmiş bulunmaktadır. Eve bu konuyla ilgili din adamları çağrılır ancak, güçleri yeterli olamadığından başarılı olamazlar. Aile yine çareyi ev değiştirmekte bulur ve bu yer değiştirme on bir kez tekrarlanır. En sonunda kendileri özel bir ev yapmaya karar verirler ve tekrar Eyalet Üniversitesinden konuyla ilgili bir bilim adamı çağrılır.Bilim adamı ise birtakım enerji ölçer aletlerle evi inceler ve sonucunda evde ani enerji(ısı)sapmaları,değişimlerini saptar. İpuçlarını da dikkâtlice inceleyerek daha önceki diğer araştırmacıların da belirttiği gibi, bu insanların halüsinasyon türünden şeyler yaşayan insanlar olmadıklarını ortaya koyar.

Ayrı bir somut örnek de,1967 yılında Almanya'nın yukarı Bavyera'da bulunan Rosenheim'daki bir avukatlık bürosunda geçmiştir.Hiçbir sebep olmaksızın sigortalar yerlerinden fırlamış, elektrik ampulleri patlamış, neon tüpleri yerlerinden oynamıştır.Büroda çalışanların gözü önünde olan bu olaylarda konuşma kaydedicisi, bürodan söz konusu zamanda hiç kimse telefon etmediği halde hep konuşma yazmış.Bununla birlikte; kırk kişinin çalıştığı bu büroda, resimlerin ters çevrildiği,çekmecelerin masadaki yerlerinden fırladığı,lambaların sallandığı ,175 kg.' lık dosya dolabının, dayandığı duvardan kendiliğinden otuz cm. ayrılmasına tanıklık etmişlerdir.Posta idarecisi ile suç masası polislerinin çaresiz kalmaları üzerine, Freiburg' daki Psikoloji sınır bilimleri ve psikoloji sağlık Enstütüsünün Müdürü Hans Bender çağrılır. Bender, önce sahtekârlıktan şüphelendiği için bu olayları gerçekleştirebilecek araç gereçleri, gizli elektrik devrelerini ve ip uçlarını araştırmaya başlar. Bununla da yetinmeyerek iki fizikçi yardımıyla, ölçü aletleri,kameralar ve de ses alıcıları yerleştirip çalışmalarını sürdürür. Ancak dikkâtini bir şey çekmiştir, o da bu tür olayların hep 19 yaşındaki büro yardımcısı Anne Marie Schaberl ile bağlantılı olduğunun anlaşılmasıdır. Bu olayla ilgili ip uçları ve deliller o kadar incelikli ayrıntılıdır ki,hiçbir gözlemci ve bilim adamı bunun hayali şeyler olduğunu iddia edememiştir.(Bkz.Tubitak Bilim ve Teknik/Mayıs 87)

Poltergeis vakalarını incelediğimizde, iki önemli nokta görünmektedir.Bunlardan ilki, Akaşa'lar başlıklı yazımızda değindiğimiz hayalet olaylarının geçmişte yaşanmış bir sahnenin ;bir video kasetinin tekrar tekrar ortaya çıkan holografik üç boyutlu görüntü ve sesin izlenmesi,duyulması hissedilmesi veya yaşanması şeklinde olmasına, kişi ve kişilere hiçbir zarar vermemesine karşın , poltergeist vakalarında maddeye direkt etki ederek fiziksel ve ruhsal zararların verilmesidir.

İkinci nokta ise,bu fenomenlerin orada bulunanların fizyolojik ve psikolojik durumları ile ilişkisinin açığa çıkmasıdır. Yani, bu kişilerin sahip oldukları duygusal,gergin,sinirsel halleri ve hormonal değişimlerinin bulunduğu zamanlarda baskı altında kalan enerjilerinin psikokinetik etki olarak açığa çıkması ile beyinlerinin sağ yarım kürelerini kullanan görsel yaratıcılığa sahip insanların bu vakalara daha çok yatkın olmaları ve geçmişlerinde ani hormonal ve elektriksel değişimlerine dayanan migren ve geçici felç gibi hastalıklara rastlanması bu fenomenle direkt bağlantılı olduğunun ortaya çıkmasıdır ki, bu da,cinni etkileşmelerin mevcudiyetini ortadan kaldırmaz. Çünkü daha önceki yazılarımızda da,sistemini açıklayarak değindiğimiz bu durum ve hallerin bir kısmının cinni etkileşmelerin çıkışına izin verdikleri gibi, diğer bir kısmı da bu etkileşimlerin yol açtığı etkilerin sonucu olarak meydana gelmektedir.Zaten bu olayların çoğunda kişilerin hep bir ruhsal bir varlıktan söz etmeleri bunun kanıtı olduğu gibi, nadiren de olsa bu varlıkların belirgin olarak olaylarda görünmemesi,cinlerin kendilerini belli etmeksizin etkilerde bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Görünür boyuttaki birimsel düzenimizi var gösteren örtük düzenimizdeki realitenin yeniden düzenlenerek tekrar boyutumuzda belirişi,hem bireysel bedenimiz hem de ayrı olarak gördüğümüz birimsel bedenler üzerinde de psikokinetik etkinin çeşitli türevleri biçiminde kendini göstermektedir ki bu da,materyalizasyonun mucize olarak vasıflandırdığımız türündeki olayların vücudumuzda (bedenimizde)meydana getirdiği etkilerine açıklık getirmektedir.

Bu programlama olayını anlamak için yine hipnoz araştırmalarına bir göz atmamız gerekmektedir. Mesela; derin hipnoz durumundaki kişilerin,alerjik reaksiyonlarının, kandaki akışı ile kalbin atış hızının, görme ve duyma bozukluklarının geçtiği, acılarını, beden ısılarını istedikleri zaman kontrol altında tutabilecekleri,değiştirebilecekleri gibi,bedenlerine bir kesici alet yani,bıçak,kılıç,büyük çengel ve iğneler batırıldığında hiçbir acı duymadıkları ve yaralanma belirtisi dahi göstermedikleri ve hatta 1951 yılına kadar tedavisi bulunmayan kalıtsal bir hastalık olan Brocq hastalığının dahi iyileştirildiği,yok edildiği de görülmüştür.

Ayrıca hipnoz olayının en ilginç yanlarından biri de,algı durumlarının değişimi sırasındaki gibi,normalin ötesinde EEG dalgasının oluşturulmamış olmasıdır. Yani,hipnoz durumunun, normal uyanık zihin durumuyla aynı özelliklere sahip olduğu, dolayısıyla bunun, gerçek olarak algıladığımız maddesel boyutumuzun da bir hipnoz durumu olduğunun işaretlerini göstermektedir.

Buna ilk vereceğimiz örnek;Ruhun İsa (a.s) ile yakınlığını gösteren işaretleri taşıyan Stigmatacılardan biri olan Threse Neumann' ın ölene kadar hiçbir şey yiyip içmeksizin otuz beş yıl boyunca yaşamasıdır. Bu durum, genç bir rahibin geçirdiği bir tür boğaz hastalığını kendi üzerine alarak beş yıl boyunca sadece su ile beslendikten sonra 1927 yılından itibaren bu beslenmeyi de sona erdirmesiyle ortaya çıkmıştır.

Bu olayı öğrenen,Regensburg'da bulunan yerel psikopos, fenomeni incelemek üzere bir komisyon kurmuş ve 14-29 Temmuz 1927 tarihinde bir tıp doktoru danışmanlığında dört tane Franciskan hemşiresini göndererek,onun yapmış olduğu tüm hareketleri gece gündüz izletip rapor almalarını sağlamıştır. Bu araştırmacılar ilk olarak da, Neumann'ın ağzını yıkayıp çalkalamak için kullandığı suyu dikkatlice ölçüp tartmışlar ve araştırma sonuna kadar bu suda eksilme olmadığını görmüşlerdir. Bununla birlikte Neumann hiçbir şey yiyip içmediği gibi tuvalete de çıkmamıştır. Hatta bir seferinde altı haftalık bir süreçte sadece bir defa bağırsaklarında hareketlilik olmuş ve dışkısı Dr. Reismanns tarafından incelenerek az miktarda burun, göz ve ağız gibi havayla temas eden boşlukların iç yüzünü örten zarın koruyucu tabakası olan mucus ve safra bulmuş buna karşın tek bir yiyecek izi görememiştir.Ayrıca bir stigmatist haftada yaklaşık dört kilo kan kaybetmesine rağmen, bu nedenle kaybettiği kiloları iki gün içinde tekrar almakta ve yine yapılan incelemelere göre normal şartlarda bir insanın nefes alıp vermesi ve derisinden dışarı yaklaşık bir kg.'a yakın su kaybetmesine ve bir insanın en fazla buna iki hafta dayanabilmesine karşın,Neumann' da hiçbir anormal durum söz konusu olmadığı gibi,hayatının gereksinimi olan diğer hayati maddeleri de su ve kanla birlikte materyalize edebilmekte, yani düzenli biçimde üretebilmekteydi.

İngiliz rahibi Herbert Thurston da buna benzer bir çok stigmatacıların olduğunu The Physical Phenomena of Mysticism isimli kitabında belirtmiştir.

Bunun dışında kayıtlara geçmiş (liste uzun olduğu için isimlerini yazmıyorum) birçok doktor raporunda kaza ve doğum sırasında kan kaybından yüzde yüz ölümle sonuçlanacak çok sayıdaki vakada yapılan dualarla kanın tekrar mucizevi bir biçimde materyalize olduğu gibi,diğer bazı hastalıklarda da yeniden hüre yapılanması,oluşturulması sonucu iyileşmelerin olduğu görülmüştür (ve halen de görülmektedir).

Bir diğer örnek de;Sicilya'nın dağ kasabasında yaşayan Delizia Cirolli'nin 1976 yılında çektiği ağrılar üzerine hastaneye başvurmasıyla başlar.Ancak hastanın durumu çok ciddidir. Çünkü,Prof.Quantino Mollica tarafından yapılan incelemede bacağında tümör(kanser) olduğu teşhisi açığa çıkar ve en fazla üç ay gibi ömrü kaldığı söylenir. Cirolli, bu durum karşısında hiçbir tedaviyi kabul etmez ve daha sonra bir tavsiye üzerine Loured kilisesindeki şifalı suya gitmeye karar verir. Loured suyunda yıkanan Cirolli, birkaç gün buna devam eder ve evine döner.Evinde kaldığı müddetçe de ayağı Loured'dan getirilen suyla yıkanmaya devam eder.Kefeni bile hazırlanan 19 yaşındaki Cirolli şaşılacak bir şekilde iyileşme belirtileri gösterir.İlk rontgen filmi ve raporlarla birlikte son filmleri de inceleyen Dr.Teodor Mangiapen, kemiğin kalsiyum üretmeye başladığını, tümörün de tamamen yok olduğunu görür.Bu iki filmin ve raporların ,Cirolli'nin tedavi görmemesi durumunda bu çok kötü tümör yüzünden öleceğinin ispatlanması,işi uluslararası tıp otoritelerinin toplantısına taşır. Fakat, beş yıl boyunca yine detaylı yapılan araştırmalar 1982 yılında "olağanüstü iyileşme"kararı verilmesiyle sonuçlanır.

Burada ilginç bir nokta da;doktor ve aynı zamanda İngiltere katolik kilisesi üyesi ve din adamı olan Dr. Peter May,Cirolli' nin iyileşme mucizesini tamamen kabul etmekle beraber,Tanrının harikulade bir biçimde Cirolli' nin iyileşmesine izin vermesine karşın, neden kemikte deforme izi bırakarak bu duruma gölge düşürdüğüne bir türlü anlam veremez.Oysa ister din adamı olunsun isterse de bilim adamı (ki hepsi için geçerli değil) fark etmez, bir türlü anlaşılmayan nokta, bu tür fenomenler, hiçbir zaman var olmayan bir Tanrının ötelerden bir müdahalesiyle gerçekleşmeyip her sistemin özünde tüm özellikleriyle ve kendinden ayrı bir yapı olmaksızın sistemin kendisiyle birlikte, fakat onunla da kayıtlanmayan Mutlak Bilincin birim adı altında terkipsel olarak belirdiğinde boyutsal sınırlılığı içerisinde yine şuursal özellikleriyle açığa çıkmakta oluşudur.Çünkü madde dediğimiz şey, şuurun bir görünümünden başka bir şey olmamasına karşın,bizler bir madde bir de bu maddeden kaynaklanan bir bilincin var olduğunu veya tam tersi olarak, nereden geldiği bilinemeyen ötelerdeki bir şuurun maddeyi etkilediği ve bu şekilde onda var olan bir özellik olarak mevcut olduğunu düşünmekteyiz.*

Burada bir diğer önemli husus da,Kilisenin bu tür mucizeleri hemen kabul etmemesidir.Çünkü kilisenin mucize polisini geçmek hiç de kolay değil.Kilise bu tür olayları araştırmak için dünyanın kendi alanlarında uzman her türlü bilim adamlarını görevlendirmekte ve bu incelemelerde yaklaşık altmış kişilik uluslar arası çoğu profesörlerden kurulu Tıbbi üyeler (diğer fenomenler içinse ayrı bilim dallarından oluşan kurullar) tarafından da onaylanmak zorundadır.Bu kadar ince elenip sık dokunan bir kuruldan geçmek için öne sürülen birçok vaka daha öncelikli olarak kilise bünyesinde kurulan jüri tarafından belli kriterlere uymadığı için %90' ına yakını daha işin başında reddedilmektedir. Ayrıca Vatikan bunlarla ilgili her olayı dışarı yansıtmadığını,(çok gerekli olmadıkça basına bilgi vermediğini) kendi içerisinde kapalı kapılar ardında,arşivlerinde sakladığını da belirtmek de fayda var.(Bkz Discovery Channel-Mucizeler)

Buna benzer bir olay da;1962 yılında İtalya 'daki Verona askeri hastanesine,sol kalçasında büyük bir kanserli tümör için yatırılan, ancak sahip olduğu korkunç tümör yüzünden yapılacak bir şey olmadığı için evine gönderilen Vittorio Michelli adındaki adamın başından geçenlerdir.Öyle ki, adamın on ay içinde tümör nedeniyle kalçası tamamıyla bacağından ayrılmış,uyluk kemiği de yumuşak doku içinde hareket etmektedir. Tamamıyla umut kesilen ve de plastik bir korse içerisinde sınırlı bir harekete sahip olan Michelli,son bir deneme olarak Lourdes' deki kutsal suda yıkanmaya karar verir. Michelli bu suya girer girmez vücudunda bir ısının giderek arttığını ve bu banyo seansından sonra hem iştahı hem de zindeliğinin arttığını hisseder ve birkaç gün art arda denemeden sonra evine geri döner.Bunu takip eden bir ay boyunca kendini gittikçe daha iyi hisseder ve doktorların ısrarı üzerine rontgen çektirir. Sonuç şaşırtıcı bir biçimde olumludur. Yani, tümör küçülmeye başlamıştır. İşin iyi tarafı ,olayın her safhası doktorlar tarafından kaydedildiği için, sıra dışı yani bilimsel olarak imkânsız şekilde nitelendirilen bu durumun,belgelenmiş olmasıdır.

Her ne kadar tıp bu olaya imkansız gözle baksa da Micelli, birkaç yıl içerisinde tümörden tamamıyla kurtulduğu gibi,kemiğinin de yeniden oluştuğu ispatlanmıştır.
Daha sonra Michelli' nin dosyası Vatikan tıp komisyonuna gönderilir ve uluslararası doktorların da katıldığı bir komisyonda incelenerek,Michelli'nin mucizevi bir şekilde iyileştiğine dair Rapor verilerek olay kapanır.Rapora ise şöyle yazılır "kalça kemiği ve çukuru şaşılacak bir biçimde yeniden yapılanmıştır. 1964,1965,1968 ve 1969' da çekilen rontgenler,kemiğin,tıp dünyası kayıtlarında hiç geçmeyen,öngörülmemiş ve çok şaşırtıcı bir biçimde yeniden yapılanmış olduğunu kategorik olarak ve kuşku uyandırmayacak tarzda kabul edilmiştir."(Bkz.Michael Talbot-Holografik Evren)

Şifa sırasında,vücutta hissedilen aşırı ısı,enerji birçok vakada kendini göstermektedir.Bu tür fenomeni yaşayan kişilerden biri de Lübnanlı Andrea adındaki bir gençtir. Bu genç kemik iliği yetersizliğinden ölümü beklerken,tavsiye üzerine Aziz Al Hardini'nin mezarı karşısında dua etmeye başlayınca bu ısı (enerji)ile birlikte tanımlayamadığı, güçlü bir güven, huzur ve mutluluğu duyumsayarak kendinde ani değişikliklerin meydana geldiğini hisseder. Ancak, Andrea,bunun anlatılacak değil, yaşanılarak anlaşılabilir bir his olduğunu söyler.Yapılan dualardan belli bir süre sonra, hastalığından eser kalmaz. Onu inceleyen Fransız doktor bile şok geçirir ve olaya açıklık getiremez. Bu da diğer benzerleri gibi ispatlanarak normal ötesi bir durum arz ettiği ortaya çıkar.(Bkz:Discovery Channel-Mucizeler)  

ZeRDuShT

abi insanlar böyle işte,
olmayan bir şeylerin bile,
olduğunu kabul edip, üzerine felsefe oluşturabiliyorlar..