21.07.19/17:21

Hizbulllah

Başlatan Narcotic, 15.08.04/20:52

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Narcotic

Hizbullah'ın kanlı yolculuğu
(Mehmet Faraç, Cumhuriyet, 19.01.2000)
Önsöz:
Hizbullah İran askeri istihbaratının desteğiyle 1982 yılında Lübnan'da Şii bir İslam devleti kurmak amacıyla faaliyete geçti.

Örgüt İran ile bağlarını, Şii dünyasının lideri olan bu ülkenin İsrail işgaline karşı yürüttüğü mücadelesine verdiği destekle açıklarken İran Devrim Muhafızları'ndan aldığı desteği de gizlemiyor. Hizbullah'ın siyasi doktrini de Humeyni söylemi üzerine kurulu: 'Büyük Şeytan' la savaş...

Günümüzde Rus yapımı Katyuşa roketleriyle Güney Lübnan'daki İsrail mevzilerine saldırılar düzenleyen Hizbullah'ın, 70 binin üzerinde sempatizan kitlesi olduğu sanılıyor. Hizbullah, Güney Lübnan'da 4 binin üzerinde silahlı milis gücü ve dünya çapında eylemler düzenleyen yüzlerce teröristiyle, Lübnan'daki en güçlü örgüt konumunda.

Hizbullah'ın örgütsel yapısı, katı bir hiyerarşik düzen göstermiyor. 17 kişiden kurulu yüksek şûra kolektif liderlik kadrosunu oluşturuyor. Örgütün idari merkezleri de Lübnan'da Bekaa vadisinde yer alan eğitim kampları, Güney Lübnan'daki bölgesel üsler, Beyrut'un güney mahallelerinde yer alan eylem planlama bürosu ve Tahran'daki komuta merkezi olarak gösteriliyor.

Hizbullah'ı yaratan İran'ın yanı sıra Suriye, Libya ve Sudan'ın da örgütle ilişkileri olduğu biliniyor. Hizbullah tedhiş eylemlerini Kanada'dan Fildişi Sahili'ne Afganistan'dan İngiltere'ye dek yaymış durumda. Örgütün yaygın olarak eylemler düzenlediği bir diğer ülke de Türkiye. Hizbullah'ın uluslararası eylemlerinde, İran elçilik yetkililerinden destek aldığı savunuluyor.Hizbullah'ın, Filistin'de Hamas, Cezayir'de İslami Selamet Cephesi gibi köktendinci örgütlerle de bağlantısı bulunuyor.

Bölüm 1

Milli Türk Talebe Birliği ve Akıncılar Derneği içinde faaliyet gösteren kimi köktendinci gruplar, 1980 yılı ortalarında Diyarbakır'da Vahdet Kitabevi'nde bir araya geldiler

Türkiye'nin terör olaylarından henüz kurtulduğu 1980'li yıllar... Sol örgütlerin büyük darbe yediği dönem. Derneklerin, partilerin kapatıldığı bu dönemin şaşkınlığını atan ve genellikle Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ve 600 kadar şubesi bulunan Akıncılar Derneği içinde faaliyet gösteren kimi köktendinci gruplar, 1980 yılı ortalarında Diyarbakır'da Vahdet Kitabevi'nde bir araya geldiler. ''Fikri toplantılar'' ın yapıldığı bu kitabevindeki tartışmalar, 12 Eylül darbesiyle önemli sarsıntılar geçiren sağcı-dinci grupların yeniden toparlanması için bir başlangıç oldu. Toplantıya Fidan Güngör, Hüseyin Velioğlu, Mansur Güzelsoy, Abdullah
Yiğit (Mehmet Ali Bilici), Ubeydullah Dalar katıldı. Toplantıya katılanlardan bazıları dikkat çekmektedir. Örneğin Fidan Güngör... İleriki tarihlerde Hizbullah ''Menzil'' grubunun siyasi lideri olarak ortaya çıkacak olan Güngör, Diyarbakır Hazro doğumlu. 1978'e kadar MTTB'de faaliyet gösterdi. 1974'te memur olarak çalıştığı TRT'den 12 Eylül darbesiyle birlikte ayrıldı. MTTB'den ayrılmasının ardından İslamcı mücadeleye ağırlık verdi.

Diğer kişi ise Mansur Güzelsoy... Daha sonraları Menzil'in dini lideri olarak ortaya çıkacaktır. İleriki yıllarda Hizbullah'ın vurucu gücü İlimciler'in lideri olan Hüseyin Velioğlu da MTTB kökenli.

İkinci toplantı 1981'de Batman'daki Cem Kitabevi'nde düzenlendi. Batmanlı Ekrem Baytap 'ın sahibi olduğu kitabevindeki toplantıyla aynı yıllarda üçüncü toplantı ise İstanbul Kasımpaşa'da gerçekleştirildi. Akıncılar Derneği'nden 8 kişilik bir grup ''kitap okumak ve fikir tartışması'' için bir araya geldiler. Batman, Diyarbakır, İstanbul hattı, örgütün bu etkinliğini sürdürdüğü rota açısından da ilginç ipuçları vermektedir.

Bu üç toplantıda da fikri tartışmalardan çıkan sonuç şöyle özetlenmektedir:

''Laik cumhuriyetin yıkılması ve yerine İran'dakine benzer bir İslami devletin kurulması zorunluluğu...''

Hizbullah bu kitabevleri çevresinde, Özellikle Güneydoğu'daki imam-hatip liselerindeki potansiyelini de değerlendirerek bir yapılanma içerisine girdi. Giderek büyüyen grup, ileride kanlı örgüt Hizbullah'ın ana kadrosunu oluşturacaktır.

İlk eylemler...

Yıl 1983... Kasımpaşalı Hizbullahçıların da aralarında bulunduğu bir grup, İstanbul'da Tekel büfelerinin de aralarında olduğu küçük soygun olaylarıyla eylemlere başladı. Örgütün ilk büyük eylemi bir yıl sonra Mecidiyeköy'de bir kuyumcu soygunu... Bir Hizbullahçı olay sırasında polisin elinden kaçamadı. Sonraları ''İslami Hareket'' olarak lanse edilecek bu yapılanmanın içinde örgütün lideri İrfan Çağırıcı ile kardeşi Rıdvan Çağırıcı da bulunuyor. Çağırıcı bir cami avlusunda sakladıkları silahları da polise gösteren kişi. O dönemde güvenlik birimleri 01. 11.1984 tarihli basın açıklamalarında olayı şöyle duyurdular:

''İstanbul ilinde bir kuyumcu soygununa müdahale eden güvenlik kuvvetleri ile sanıklar arasında çıkan çatışma neticesi, faillerinden biri olay yerinde yakalanmıştır. Şahsın yapılan sorgusunda, illegal Hizbullah örgütü mensubu olduğu, kuyumcuyu örgüt adına arkadaşlarıyla birlikte soymaya teşebbüs ettiği öğrenilmiştir. Genişletilen tahkikat sonucunda örgüt mensubu olduğu anlaşılan 13 kişi, 1 adet Sten makineli tabanca, 4 adet çeşitli çapta tabanca, bu tabancalara ait şarjörler, bine yakın mermi ve bol miktarda örgütsel dokümanlarla birlikta yakalanmışlardır. Sanıkların yapılan sorgusu ve ele geçen dokümanların değerlendirilmesiyle, 'mevcut anayasal düzenimizi yıkarak, yerine dini esasları temel alan bir şeriat devleti kurmayı amaç edindikleri, amaçlarını gerçekleştirmek için silahlı mücadeleyi örgütledikleri, 1983 yılında kurdukları Hizbullah Örgütü adına
çeşitli eylemlere karıştıkları' tespit edilmiştir. Soruşturma sonucunda, 1983-84 tarihleri arasında İstanbul'da bakkal, market ve oto gasplarından oluşan toplam 19 faili meçhul olayın, bu örgüt mensuplarınca gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Dar-ül Harp (Harp Hali) şartlarının Türkiye'de var olduğuna inanan örgüt mensupları, bu eylemlerini, Hz. Peygamberimizin döneminde Mekke'de müşriklere yönelik yapılan kervan gasplarını örnek alarak gerçekleştirdiklerini beyan etmişlerdir.''

Örgütün Teşkilat Genel Emiri'nin İrfan Çağırıcı , Askeri Kol Başkanı'nın Selim Gülcan , İçtimai Kol Başkanı'nın Nejat Atiker , İstihbarat Kol Başkanı'nın Mehmet Balmaz , Tebliğ Kol Başkanı'nın da Metin Torun olduğu belirlendi. Haklarında İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı 27 Aralık 1984 tarih ve 1984/732 esas, 1984/732 kayıtla dava açılan ve 1984/479 karar sayılı iddianamede adları geçen diğer militanlar da şöyle:

Rıdvan Çağırıcı, Ramazan Koyuncu, Selim Ayhan, Erdoğan Torun, Adil Ateş, Metin Sarıkaya, Ramazan Karakaya, Abdullah Bilen, Halit Tekin, Mehmet Kahveci, Mustafa Gülcan, Lütfü Esen.

Sanıkların bir bölümü gazeteci Çetin Emeç cinayetine de karıştıkları gerekçesiyle halen Bandırma Cezaevi'nde. Örgüt o dönemde büyük darbe yedi.

Bir başka gerekçe...

PKK'nin etkin olduğu yıllar... Köylerin basıldığı, kadın çocuk demeden yüzlerce insanın katledildiği dönem... Özellikle siyasilerin ''Bir avuç eşkıya'' diye yorumladığı PKK'lilerle güvenlik güçleri arasında amansız bir mücadelenin yaşandığı 1987 yılı...

Marksist örgüt PKK'nin bu eylemleri bölgedeki bazı kitabevlerinde İran modelinden etkilenerek fikir düzeyinde çalışmalar yapan bazı İslamcı grupların fitilini ateşlemeye yetti. Hareket, ''dinsiz kâfir'' olarak adlandırılan PKK'lilerin kadın çocuk demeden yaptığı katliamlara bir tepki olarak büyüdü, bu fikir hareketi ileriki yıllarda tarihin en kanlı örgütlerinden birinin de oluşmasına yol açtı:

Hizbullah...

''Allah'ın Partisi-Allah'ın Askerleri'' anlamına gelen Hizbullahi yapılanmalara ilk kez Hüseyin Velioğlu'nun Diyarbakır'dan ayrılarak Batman'a gittiği 1987 yılında rastlanmaktadır. Velioğlu, Hizbullah'ın birlikte ilk tohumlarını attığı arkadaşı Fidan Güngör ve Mansur Güzelsoy'dan ''Silahlı mücadeleye karşı çıktıkları'' gerekçesiyle ayrıldı. Silahlı mücadeleye karşı çıkan Güngör, bunun gerekçelerini şöyle açıklamıştır:

''İslami hareketin ilk merhalesi az sayıda Müslümanın özel bir gayret sonucu eğitilmeleridir. Bunlar ileri dönemlerde öncü görevi üstlenecek kadrolardır. Hareketin daha ilk günlerinde işe okuyarak başlanmasını istiyor rabbimiz... Bu şu anlama gelir: Çalışmalar, bilgilenmeyi, kültür edinmeyi ve buna dayalı olarak düşüncenin gelişmesini sağlamayı amaçlamaktadır...''

Velioğlu, Batman'da İlim Kitabevi'ni kurdu. İlimciler olarak adlandırılan Hizbullah'ın tehlikeli kanadının yapılanması burada sürdü.

1988'de taban kazanma faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Özellikle PKK ile mücadelenin sürdüğü bu dönemde Velioğlu ve grubu, dini düşünceleriyle ön plana çıkan kişileri çevresine aldı, lise öğrencileri ve gençliğin diğer kesimlerine el attı.

Akrabalık ve aşiret bağları örgütlenmeyi güçlendirdi. PKK terörü tırmanırken Hizbullah yapılanması önce Batman, ardından da Diyarbakır ve ilçelerinde hızlandı. ''Etki-tepki'' diye tanımlanan bu süreçte kendilerine bu adı vermeseler de Hizbullahçılar, PKK sempatizanlarıyla küçük sürtüşmelere girmekten kaçınmadı.

Güneydoğu'da 1991'den itibaren faili meçhul cinayetlere rastlanmaya başlandı. Diyarbakır'da, Mardin'de, Silvan'da, Gercüş'te, Nusaybin'de birileri günün herhangi bir saatinde sürekli tetiğe bastı.. Enselerinden Takarov marka tabancalarla kurşunlananlar da bölgelerinde solcu, yurtsever, Kürt aydını ya da laik kişilerdi.

PKK'nin yarattığı korku ve gerginlik faili meçhul cinayetlerin yarattığı kaosa terk etti yerini. PKK'li gruplar ve sempatizanları, yandaşlarını hedef alan bu saldırılarda hep aynı adresi gösterdi: Hizbulkontra...

Batman ve Diyarbakır'daki İslamcı gruplar Hizbulkontra suçlamasına tepki gösterdi. Hizbullah deyimine ise tepki vermediler.

Ancak Hizbullah, PKK'ye karşı bir güç olarak örgütlenmede zaman kaybetmedi. Temelleri 1980'li yıllarda atılan yapılanma kısa sürede bir örgütlenmeye dönüştü. Camiler örgütün toplantı alanları olarak kullanıldı. PKK ile mücadele içinde olan güvenlik güçleri ise uzun süre bu yapılanmayı bir tehlike olarak görmedi.

Örgütlenme

Resmi kaynaklara yansıyan bilgilere göre İlimciler ve Menzilciler olarak adlandırılan Hizbullah, ''Ulema'' (din adamları) önderliğinde örgütlendi. İki örgütün de birer ''genel emiri'' oldu. Örgütler siyasi ve dini ağırlık olmak üzere ikiye ayrıldı. Bu yapı
Menzilciler'de daha belirginleşti. Menzilciler'de Fidan Güngör ''siyasi'' , Molla Mansur Güzelsoy da ''dini'' lider olarak adlandırıldı. Örgüt yapısı da şöyle oluştu:

Şûra: Klasik partilerdeki merkez komite işlevini görür. Karar ve yürütme kurulunu denetler. Örgütün siyasi, askeri ve lojistik, basın yayın ve halkla ilişkiler gibi kol sorumluları şûra içindedir.

Şûra'nın görevleri: Eylem kararı almak. Hayata geçirilmesi yolunda fetva vermek. Yeni katılımların çalışma alanlarını belirlemek. Örgütlenme ve yapılanmayı gerçekleştirip örgüte yön vermek. Örgütü yönetmek ve denetlemek.

Şuranın altında siyasi ve askeri kanatlar yer alır:

Siyasi kanat: Ulema, Hizbullah ve İslam davasının propagandasını yapan elemanlardan oluşur. Bunlara tebliğci ya da davetçi denir. Siyasi kanadı birim mensuplarına genelde tebliğci, cami gruplarına ''seyda'' ve grup sorumlularına ''mele'' (molla) denir.

Siyasi kanat, belirlenen amaçlar doğrultusunda din temasını işler, dindar ve muhafazakâr kesimin şeriat özlemini körükler, dinsel adetler ile yerel gelenek ve göreneklere sahip çıkar.

Kuran kursları, dini nikâh, taziye, mevlüt gibi münasebetler, Hizbullah lehine başarıyla kullanılır. Cami ve mescitlerdeki kadrolu imamlara ek olarak medrese çıkışlı mollalar ile siyasi kanat elemanları işbirliği halinde çalışır.

Köylerde, ibadethanelerde, cemiyet ve cemaat toplantılarının yapıldığı mekânlarda hızlı bir yapılanma ve kadrolaşmaya gidilir.

Siyasi kanat her biri üç ile beş kişiyi kapsayan üç alt birimden oluşur:

Halk birimi: Cami, mescit, Kuran kursu, kahvehaneler, halkın toplandığı yerlerde veya özel münasebetlerin yapıldığı mekânlarda çalışır.

Ortaöğretim birimi: Ortaokul ve liselerde, yurtlar öğrenci evlerinde faaliyet gösterir, öğrenci sorunlarıyla ilgilenme, sınavlarda yardımcı olma, harçlık sağlama vaatleriyle öğrencilerle ilişkiye geçilir. Dinsel sohbet ve ibadet gibi yollarla eğitim verilir. Bu arada siyasi militanlarca da propaganda yapılır.

Yükseköğretim birimi: Üniversite ve yüksekokullardaki öğrenciler arasında çalışır. Bu iş için kampuslar, kantinler, kütüphaneler, öğrenci yurt ve evleri ve mescitler kullanılır.

İçtimai ve istihbarat kolu: Fiilen siyasi kanat çatısı altında çalışır. Görev alanları çok geçişli olmakla birlikte içtimai kol, örgütün cemiyet, cemaat, tarikat, özetle halkla ilişkiler birimi gibi çalışır. Daha ziyade örgüte mali destek sağlar.

Askeri kanat: Bu kanada ''cihat grubu'' da denilmektedir. Çünkü nihai amacı mevcut düzeni yıkmak için İslamda kutsal savaş anlamına gelen cihat ilan etmek, yani şiddet yoluyla iktidarı devirip yerine şeriat esasına dayalı bir İslam devleti kurmaktır. Bu amaçla elemanları askeri eğitimden geçirip vurucu timler oluşturup halkı düzene karşı ayaklandırır.

Hizbullah'ın askeri kanadına bağlı olarak faaliyet gösteren ''icra birimi'' kanlı olaylara imza atan grubu kapsamaktadır. Diğer bir adı ''eylem grubu'' olan bu yapılanma kendi arasında ''satırcılar'' , ''tetikçiler'' olarak iki alt kümeye ayrılır. Eylem kümesi şöyle oluşur:

Tetikçi: Bizzat eylemi yapar.

Yakın koruma: Eyleme fiilen karışmayıp, tetikçiye müdahale olması halinde duruma el koyarak onu yakından koruyup kollar.

Emniyet nöbetçisi: Eylem yerinden belli bir uzaklıkta bekleyip çevreyi gözetleyen tetikçiyle yakın korumayı kollar.

Hedef gösteren: Vurulması gereken hedefi gösteren, kılavuzluk eden kişi.

Örgütün icra birimi sorumlusu şûra tarafından alınan eylem kararını alt birimdeki hücrelerden birine aktarır. Eylemi yapacak hücrede en az iki kişi olması gerekmektedir.

İcra biriminin bir başka kolu olan sorgu ve infaz birimi ise örgüt aleyhinde faaliyette bulundukları saptanan kişileri sorgulanmak üzere kaçırıp bir yere götürme görevini üstlenir. Sorgu, bu birim üyeleriyle kaçırılan kişi hakkında istihbarat çalışması yapan siyasi kanat mensubu bir üyenin de katıldığı üç kişilik bir tim tarafından yapılır.

Sorgulanan kişi tövbe ederse serbest bırakılır. Tövbe etmediği takdirde kurtulma şansı çok azdır. Tövbe etsin ya da etmesin sorgulanan kişinin sesi banda kaydedilip bir üst birime aktarılır.

Şûranın alacağı karara uygun olarak sorgusu yapılana çeşitli cezalar verilir. Bu cezalar, para, evini yakma ve öldürme olabilir. Uygulamayı yine bu birim yapar.

Hizbullah örgütü bu yapı içinde kısa sürede başta Batman ve Diyarbakır olmak üzere Mardin, Bingöl, Siirt, Şanlıurfa ile ilçelerinin büyük bölümünde örgütlendi.

Örgütlenmeyi Menzilciler de İlimciler de aynı hızla sürdürdü. Bu süreçten sonra bu kentlerde iki gruba bağlı olarak yüzlerce tim oluştu. Gruplar daha sonra batıya kaydı.

Oluşumlarına ''Menzil cemaati'', ''Fecir cemaati'' ve ''Tevhidci grup'' adını veren Menzilciler, 1993 yılında Diyarbakır kent merkezinde yayımladıkları bir bildiride ''İslami Halk Hareketi'' adını kullandı.

Menzilciler Batman'da ''Fecir Grubu'' adı altında örgütlendi. Polis, örgütün dini liderini İhsan Yeşilırmak , siyasi liderini ise Giyasettun Uğur olarak belirledi. Bu iki kişi de daha sonra İlimciler tarafından öldürüldü. Hizbullah'ın en yoğun örgütlenmesi Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde gerçekleştirildi. Silvan, örgütün saldırıları nedeniyle korku kenti oldu.

Örgüt ilçe merkezi ile Yolaç Köyü'nü uzun süre karargâh olarak kullandı. Kuruluşunda iki kanattan militanların da bulunduğu Silvan Hizbullahı 1992'de İlimciler'in denetimine girdi. ''Mele Mehmet'' adlı bir kişinin önderliğinde yayıldı.

torq

Hizbullah'ın sorgu ve infaz yöntemleri

Yurt Haberleri Servisi - İstanbul'da Hizbullah'ın hücre evlerinde 9 cesedin bulunması, örgütün eylem yöntemlerini yeniden gündeme getirdi. Hizbullah eylemlerini nasıl yapıyor, insanları nasıl kaçırıyor, nasıl sorguluyor ve nasıl infaz ediyor. Örgütün kendi kaynaklarından elde edilen bilgilere göre şeriatçı örgütün yapılanması ve bu yapılanma içindeki eylem stratejisi şöyle gelişiyor:

Model: Çoğunlukla il ve ilçelerde bir sorumlu başkanlığında hücre örgütlenmesi söz konusudur. Sorumlu kişi, alt, üst ve yatay ilişkilerinin çok geniş olduğu çevredeki il ve ilçelerdeki örgüt mensuplarıyla eşgüdümlü hareket etmektedir. Odak durumundaki bu sorumlular, örgütsel istihbarat, eğitim ve eylem gibi faaliyetleri birlikte yürütebilmekte, hatta doğrudan doğruya silahlı eylem koyabilmekteler.

Örgüt evi: Eylem planlama ve örgüt üyelerini barındırma amacıyla kiralanır. Sempatizanlar, gerçek kimlikleriyle kendi adlarına kiraldıkları bu evleri, örgüt elemanlarına teslim ederler. Kirayı örgüt öder. Değişik yerleşim yerlerinden gelen sempatizan veya militanlar da bu evlerde kalabilmektedir. Komşuları rahatsız etmemek ve dikkati çekmemek için bağnaz dini bir yaşantı sürdürülmez.

Sığınak: Örgüt elemanları veya aleyhteki insanların kaçırılarak saklandığı son derece gizli mekânlar. Genelde hücre evleri veya cami zeminindeki toprak kazılarak yapılan bu sığınaklarda, kaçırılan kişiler uzun müddet zincirlere vurularak saklanır, gerekli sorgulama yapılır. Sığınaklar, ilk kez Diyarbakır'ın Silvan ilçesine bağlı Hizbullah üssü sayılan Yolaç Köyü'ndeki bir caminin altında bulunarak kamuoyuna yansıdı.

Jandarma Genel Komutanlığı tarafından yayımlanan Haziran 1997 tarihli bir raporda sığınaklara ilişkin şu bilgiler yer alıyor: ''Örgütün silah, sığınak ve dokümanlarının yerlerini, güvenlik güçlerince deşifre olmamış örgüt mensupları bilebilmektedir. Örneğin sığınaklar, başka ilden getirilen ve bölgeyi hiç tanımayan birkaç militana hazırlatılmaktadır... Deşifre olan sığınaklar hemen terk edilmektedir...''

İstihbarat: İzlenen veya hedef haline getirilen şahıs hakkında bilgi toplamanın kolaylığı, bölgenin feodal yapısı ile yerleşim birimlerinin küçük oluşundan kaynaklanmaktadır. Hizbullah, istihbarat faaliyetlerinde özellikle küçük çocukları kullanıyor.

Sorgu: Cemaat aleyhinde faaliyette bulundukları tespit edilen birtakım kişilerin sorgulanmak üzere kaçırılıp başka bir yere götürülmesi görevini ''sorgu ve infaz birimi'' yerine getiriyor. Kişi hakkında istihbarat çalışması yapmak buna dahildir. Bilgi toplayan siyasi kanat mensubu bir kişinin de içinde bulunduğu 3 kişiden oluşur bu birim. Buna ''Tövbe fiillerini icra etmek'' denilir. Kaçırılan kişi sorgulanıp kendisinden tövbe etmesi ve bildiklerini anlatması istenir. Ses bantları bir üst birime gönderilir. Üst kademenin emir ve talimatına uygun oyarak kaçırılan kişiye ceza verilir. Kaçırılan kişiler ''diyet'' adı altında cezalandırılır. Diyetin bedeli para cezasıdır. Örgüte karşı eylemlerde bulunanlar da diyetin dışında tutup infaz edilir.

Sorgulama yöntemleri: Hizbullah'a yönelik operasyonlar sırasında ele geçen ve Diyarbakır 2 No'lu DGM tarafından görülen ''İlimciler Diyarbakır Grubu'' dava dosyasında ''Hizbullah'ın Sorgulama Yöntemleri'' adlı bir broşür bulunuyor. Broşürde konu şöyle irdeleniyor:

Sorgu, ''Hizbulşeytan'' veya ''kâfir, düşman, münafık'' diye nitelenen kişilerin, örgütün askeri kanadına bağlı ''sorgu ve infaz birimi'' tarafından kaçırılması ve gizli mekânlarda konuşturulması olayıdır.
http://www.islamiyetgercekleri.org/cumhuriyeth.html

kopil118

benim ilk bildiğim hizbullah türkiye de ki faili meçhul cinayetlere girişen, doğu ve güneydoğu anadolu da büyük yıkımlara sebep olan, insanları, aydınları dinsiz diye öldüren ve kimilerini diri diri toprağa gömen bir örgüttür. Ama lübnanda ki hizbullahı israile karşı verdii mücadelesinde sonuna kadar destekliyorum.

gobilibozo

Lübnan hizbullahı çok şanlı bir mücadele veriyor ve gerçekler, yanlız bahsi geçen gurubun islamı bir terör dini olarak(malum bir amaç uğruna) lanse etmeye çalışan emperyalizmin kugusu olan bir örgüt olduğunu düşünüyorum,İslamın olduğu yerde terör terörün olduğu yerde İslam barınmaz.
Biz bu örgüte hizbuemperyalizm desek daha doğru olur...

nzn

11.02.08/19:55 #4 Son düzenlenme: 13.04.08/23:07 asya
hizbullah 80lerde sol örgütleer karşı devlet destekli kuruldu!malum o zamanın öcüsü soldu!sovyetler yıkılınca öcümüz değişti!hizbullaha ihtiyaç kalmadı!gel zaman git zaman refah partisi normal şartlar altında üredi!hizbullah başka bir maskeyle çıktı karşımıza!ÖLÜM EVLERİ!ki o dönem amaçlardan biri de nurcularla-tarikatçıları çatıştırmaktı!(hani din devleti kuracaklar ya)kio dönem domuz bağı ile nurcuların ileri gelenleri de öldürüldü!
şimdi bu yazılarda islam vs kelimelerin yerine ateist,solcu,misyoner vs kelimelerini yazalım!değişen ne?
hizbullahın ininden çıktığı sıralar ali kalkancı.fadimecikler de türedi!!!bir kaç sonra ali kalkancıyı ameriken filmlerinden fırlamış gibi bulduk!bizim sakallı hoca zamana uyup metroseksüel olmuş!!!aynı dönem aczimendiler de vardı!şimdi nerdeler!(merak etmeyin bir kaç güne çıkarlar inlerinden...başörtü yasağı kaldırıldı ya!)sonra aczimendiler bizi jitem tutmuştu dedi!!!!
jitem de ne!!!!


   Hani JİTEM yoktu?      MEHMET ALTAN      
                
   Geçen hafta, ‘Hesaplaşma’ adı altında kapsamlı ve kalıcı bir referans kitabı yayınlayan Neşe Düzel’e Murat Belge ne diyor? ‘Bugün artık derin devlet MİT değil. Bugünün derin devleti Jandarma İstihbarat Teşkilatı JİTEM.


Bu teşkilatı kurduğunu söyleyen o emekli general on yıl sonra tutuklandı. On yıl içinde kaç cesetten sonra acaba bu oldu? O cesetleri de saymak gerek.’ Veli Küçük’ün ‘JİTEM’i ben kurdum’ demesine rağmen geçmişte askeri yetkililer JİTEM’in varlığını sürekli inkar etti.

***

JİTEM, ilk kez Kasım 1993’de Cem Ersever ve iki yardımcısının garip bir şekilde öldürülmelerinden sonra gündeme geldi...

O güne kadar sadece Güneydoğu’dakilerin duyduğu bir gizli teşkilattan bahsedilmeye başlandı:

Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele, yani JİTEM.

Sonraki beş yıl boyunca Türkiye, failleri saptanamayan, yakalanamayan bu esrarengiz cinayetleri konuştu.

Her gün yeni bir fail çıktı.

Ortaya JİTEM’le, Ersever’le, itirafçıların cinayetiyle ilgili ürpertici belgeler, bilgiler, tanıklıklar döküldü.

Yasalar, nizamnameler üstü bir resmi kuruluşun varlığından söz ediliyordu...

***

Oysa dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’e göre JİTEM bir hayal ürünüydü.

1995 yılında, Yalova’da Doğan’a ‘JİTEM’i siz mi kurdunuz’ diye sorulduğunda:

‘Ya sabır’ der gibi ellerini iki yana açan Doğan şunları söylemişti: ‘JİTEM diye bir örgüt yok. Jandarmanın istihbarat birimi var. Veli Küçük komutanımla bu birime yeni bir düzen verdik, etkin çalışmasını sağladık. Hepsi bu...’

Sadece o mu?

1988-1992 yılları arasında MİT Müsteşarlığı, ardından da Jandarma Genel Komutanlığı yapan 28 Şubat Paşası ve ardından da Cavit Çağlar’ın bankacısı Teoman Koman kendisine JİTEM’i soran TBMM Susurluk Komisyonu’na ne diyordu?

Türkiye’de halk iradesi geçerli olmadığı için komisyonun davetine gitmiyor, lütfedip mektup yolluyordu:

‘Jandarma teşkilatı içinde JİTEM adında legal ya da illegal bir örgüt kurulmamıştır, yoktur. Ama jandarma dışında bu ismi kullanıp kanunsuz işler yapan bir grup vardır.’

Yaşlı başlı kocaman adamların, işgal ettikleri makamlara bakmadan, pişkin bir soğukkanlılıkla, yalan söylediği ve devlete güveni sıfırladıkları bir ülkeyiz...

Çat, pat her konuya ait açıklama yapan kurumların söyledikleri de bu nedenlerle halk indinde genellikle hiç de inandırıcı bulunmuyor.

***

Doğan Güreş’in ardından gelen Org. Hakkı Karadayı döneminde JİTEM’in lağvedildiği söylendi.

Söylendi ama...

Pek inandırıcı olamadı... Öyle ki, en son 9 Kasım’da Şemdinli’deki Umut Kitabevi’nde patlayan bombanın ardından TBMM Başkanı Bülent Arınç hükümete çağrıda bulundu:

‘JİTEM var mıdır, nasıl çalışmaktadır, nasıl bir görev yüklenmiştir? Net bir açıklama yapılmalı.’

İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış’ı konuyu araştırmakla görevlendirdi. Ama zaten Susurluk Komisyonu Başkanı Elkatmış, bu konuyu daha önceden de araştırmış ve konuya derinliğine vakıf olmuştu...

Gene TBMM’nin ‘Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu’ da bu soruya cevaplar vermişti...

1995 yılındaki bu cevap şöyleydi:

‘JİTEM’in faaliyetlerinin ne olduğu anlaşılamamıştır. (...) Devlet organlarının kanunlarla sınırlı görev ve yetkileri aşılıp, yasal boşluklardan yararlanıp yeni kurumlaşmalara gidildiği görülmüştür. (...) JİTEM yetkisiz, görevsiz olduğu polis mıntıkasında polisten habersiz operasyon yapmaktadır. Yasal dayanağı olmayan ve buna rağmen kuruluş amacından saparak bazı yasadışı olaylarla birlikte anılan kuruluşun faaliyetlerine son verilmesi hukukun üstünlüğüne inanan devletimiz lehine olumlu bir davranıştır.’

Ne var ki bu raporlar hiç bir zaman TBMM Genel Kurulu’na inmemişti...

***

Jandarma İstihbarat Teşkilatı’nın resmen kurulmasını öngören yasa tasarısı TBMM gündemine geldiğinde tarihler 1999’u gösteriyordu...

Jandarmaya dinleme, teknik izleme, kamu kuruluşlarından belge isteme yetkisi beş yıl sonra, 5397 sayılı yasayla verildi.

Halbuki...

Bu gelişmeler yaşanırken, basında yeni haberler çıkıyordu: 1994’te, ODTÜ’de öğrencilerin yakaladığı, sivil bir astsubayın üstünden JİTEM kimliği çıktı. Olayı ODTÜ Rektörü Sevük, doğruladı. 1999’da Ankara DGM’de yargılanan üç DHKP-C üyesi, ‘İrfan Başbuğ Caddesi’ndeki JİTEM birimine’ saldırıya hazırlıkla suçlandı.

Ersever’in itirafçı ekibinden Adil Timurtaş, İstanbul’da JİTEM kimliğiyle haraç isterken yakalandı. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce cinayet ve çete kurmak suçundan tutuklama kararı bulunmasına karşın, ifadesi alınıp serbest bırakıldı.

Eski itirafçılardan Abdülkadir Aygan, Avrupa’ya kaçıp, tanık olduğu olayları anlattı. Onun açıklamalarından yola çıkarak 12 yıl önce gözaltında kaybolan Murat Aslan’ın kemikleri dağda bulundu. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, JİTEM üyesi oldukları, 1992-94 arasında sekiz cinayete katıldıkları iddia edilen beş itirafçı, bir emekli subay ve bir muvazzaf astsubay hakkında dava açtı.

***

Bunları yazmak...

Belgeleri sıralamak...

Pişkince yalan söyleyenleri ifşa etmek...

Bir işe yarar mı?

Peşinen söyleyeyim, hukukun ve utanmanın olmadığı bir yerde pek bir işe yaramaz...

Şayet bir gün utanma ve hukuk buralara gelir de, birileri geriye dönük ‘utanmazlıklar tarihi’ yazmaya kalkar ise, onlara malzeme olur...


29.01.2008     MEHMET ALTAN/STAR      
   
ve bugün jitemin kurucusu çete kurmaktan yargılanıyor!!!!
sorun bu örgütlenmelerin siyasi görüşlerinden çok mali kaynaklarını irdelemekle çözülür!!!siyasi görüşler değişir ama eylemler aynı!

dünyada mafyaların çetelerin geliri 1trilyon dolar!!!!!!!27 milyar dolar türkiyede!!!
cumhuriyetten alınan bu yazı eski biraz!!!yakın zamanda yazılmış olsaydı''tehlikenin farkında mısınız ?''derlerdi sonunda!!
(ki ergenekon hakkında sivri yazı yazan kimse yok)
onlar unutmuş ben yazayım''tehlikenin farkında mısınız?'', :)
birileri bizi uyutuyor sanki!!!!!!!

gobilibozo

Aktarım güzeldi :ph34r:

nzn

bu ülkede derin devlete haykırmak gerek!!!
''lütfen kurtarmayın bizi''
derin devlet melek halkalarını kaybetmiş!!! kaybetmeselerdi kurtaracaklardı bizi kesin!!!!!!!! :angel:

RDX

Alıntı yapılan: nzn - 11.02.08/21:59
bu ülkede derin devlete haykırmak gerek!!!
''lütfen kurtarmayın bizi''
derin devlet melek halkalarını kaybetmiş!!! kaybetmeselerdi kurtaracaklardı bizi kesin!!!!!!!! :angel:



bence tanımlamayı doğru yapmamız gerekiyor. derin devlet yanlış ifade. aynı zamanda halk ile devlet arasına uçurum koyuyor direkt olarak. üç beş tane piç, şahsi çıkarlarını ülkenin düşmanlarına- sermayeye uşaklık etmekle birleştirmiş, develet içerisinde makam ve mevki sahibide diyelim. şimdi derin devlet demek doğrumu?

RDX

üç beş kelle var, ben onları istiyorum. onların uşakları elbette sayıca fazla. çünki baş olmadan gövde hiç bir işi beceremez.   ;)

nzn

iyi de bunlar devlet bölünmez bütünlüğü deyip bu işleri yapıyorlar!!!
kendilerini devlet otoritesinin üstünde görüyorlar!!!
veli küçük çatlının cenazesini isteyen kişi!!!tutuklanmadan önce sözü geçenleri arıyor!!!bir çok faili meçhulda adı var!!!
ve bunları pervasızca yapıyor!!!sence sermaye uşağı denip geçiştirilecek kadar basit mi bu iş!!!
ergenekon susurluğa ,susurluk 80lere ,ki bu ülkede her darbe diğerini doğurdu!!!iş ittihat terakkiye ulaşıyor!!!
basit mi bu sence!!!!

nzn

'üç beş kelle var.....'''diyorsun da!!!bu ülkede kelle avcılığı yapmakla kaybetmedik mi biz???
kelle avcılığı için yola çıkanlar bataklıktaki sinekleri avladı hep!!!sonra onlarda bataklıkta bi sinek oldular!!!bataklığı kurutmak gerek!!!
nereden geliyor bu bataklığın suyu(27milyar dolar)

nzn

'hangi sistemde olursak olalım temel alacağımız en büyük şey güçtür' demişsin kuzeys...!!
feodal yapı çökeli çok oldu!!şimdi onların yerini bi kaç faşist ülke aldı!!
temeli hukuk olan sistemler gelişebilir ancak!!!
güç sarhoşları yalnızca kan sundu insanlığa,altın bir kupada!!!

RDX

nzn
demek ki kişinin söylemlerine değil, yaptığı işin sonuçlarının ne olduğuna, görünen yani göstermeye çalıştığı amacına değil, hareketinin neyi amaçladığını doğru teşhis etmemiz gerekiyor. kişinin aynası işidir, söyleminde ben ataütrkçüyüm, devleyçiyim demesi boş. karşısında çocuk yok kimsenin dimi :)

kuzeys
"insan güç ve iktidar peşinde koşar" da diyebiliriz aslında, insanın temel bir gerçeği. abd vatandaşlarında ulus bilinci var. abd de herkes işini iyi yapıyor. sistem gerekliliklerden yeni birimler oluşturmuş. bizde ise taklit olduğundan birimler, hizmet yerine sorun oluşturmuşlar hep.
baksana forumda dahi çatışmaya çoğ kez giriyoruz, karşımızdakini hazmedemeyecek kadar ilkel bir kültüre sahibiz ne yazık ki. düşüncelerimiz kimliğimiz oluyor, namusumuz oluyor. oysa sadece hayatta ki renkler olarak algılayabilsek sadece.

nzn
o yüzden kılımı dahi kıpırdatmadan oturuyorum ya. daha ne yapmamam gerek söylermisin. :)