18.07.19/06:46

İslam'da Zekat

Başlatan RenaultFerrari, 06.08.05/15:56

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

RenaultFerrari


Hilafet meselesi halledildikten sonra
bu esnada bir kanaati vicdani değil de bir görenek şeklinde
Müslüman olan Urbanın islamiyetten çıktığı ve her yerde yalancı peygamberlerin peyda olduğu haberleri Medine’ye geldi

Bunun üzerine Hazreti Ebubekir İmamı Ali den istimdat etti hazreti Ali de derhal matem hanesini terk ederek islamiyetten çıkma selini durdurmak üzere hazreti Ebubekir ile çalışmaya başladı
Dikkat olunacak Nokta Urban 3-5 milyon Müslimler ise nihayet Yüzbin kişiden ibaretti

Eshabın ileri gelen kısmı Üsame ordusu ile Şam sınırına gitmiş olduğundan Medine tenhalaşmıştı

Urbanın bir kısmı doğrudan doğruya islamiyetten çıkmamıştı Namaz kılıyorlar
Oruç tutuyorlar Tabii Vahdaniyeti İlahiyeye hazreti Muhammedin nübüvvetini tasdik ediyorlar. Yalnız ‘‘Zekat vermiyeceğiz’’ diyorlardı

Hazreti Ebubekir ‘’Resulüllah Zekat vermeyeni islamiyetten çıkmış saymışlardır
Ben Fahri Alemin amelinden başka bir şey tanımam Zekatın bir parasından vazgeçilmeyecek bütün İslam dininden dönenlerle harb olunacak’’ diyordu

Ne kuvvetli görüş!!!

Hazreti Ömer ‘‘La İlahe illallah Muhammeden Resülullah diyenlere nasıl kılıc çekebiliriz’’
Diye halifenin reyini tenkit etti
Hazreti Ömerin bu reyi Eshaba doğru gibi geldi Onlarda çekindikleri halde
Hazreti Ebubekir reyinde ısrar etti
Üsamenin muzaffer ordusu gelir gelmez
iki İslam dinin dönen fırkanın üzerine gönderildi ve perişan etti

Evet Hazreti Ebubekir Mali ibadetti bedeni ibadetten üstün tutmuştur
Zekat vermeyenler islamiyetten çıkmıştır’’ diye ictihat etmişlerdir
Zira Zekat vermek istemeyenler Medine’ye salahiyetli birini göndererek 
Namazlarını terk etmeyeceklerini itikatlarından hiçbir şeyi feda etmeyeceklerini
Fakat zekat vermek istemediklerini bildirmişlerse de Hazreti Ebubekir
‘‘- Hayır Zekat vermeyen İslamiyetten çıkmış demektir’’ diye kati cevap vermişlerdir
Ne kuvvetli görüş!!

Evet Bu gün İnsanlığı felakete sürükleyen Kudretle Harp derecesine meydana gelen görüşler nazariyeler
İnsan Hakları ayak altına almalar
canavarları utandıracak kadar Dünya sahnesinde zuhura gelen ihtilaller isyanlar
hep bu müesseseye layıkıyla riayet edilmediğinden iler gelmiştir
Zira İnsanlığın dengesi havas ile avamın anlaşmasına sarışmasına
yani zengin tabaka ile fakir tabakanın birbirine dost olarak yaşamasına bağlıdır

Zengin tabakada Merhamet şefkat olmadıkça
Fakir tabaka merhamet şefkati görmeyince Zengin tabakaya Hürmeti olmadıkça
Bütün dünya iktisatcıları en yüksek diplomatları en mükellef terbiyecileri dehşetli inzibat kuvvetleri bütün hayır müesseseleri olanca kuvvetleri ile çalışsalar da İnsanlığa huzur veremezler

Zekat: Fakiri zengine kardeş yapar
Avamı ihtilale sevk etmekten alı koyar
Zira bir çeşit fakiri zenginle hissedar yapmıştır
Zenginin malının 40 ta biri fakirindir
Hem de minnetsiz minnet altında bırakmadan külfetsiz onundur
Bu bir Allahın hissesidir diye tarif edilmiştir

Asrı saadette toplanan Zekat ile fakirler yoksullar borçlular sevindirildikten sonra
Köleler azat edilirdi
Haaa ‘‘Bu gün Kölelik yoktur’’ deme
Dünya denilen bu fesat eleminde başlangıçtan nihayete kadar
Hayır, şer, saadet, sefalet devam eder
Yalnız bunların isimleri değişir
Mesela Hak ve Hakikatten uzak
insanlığın insana bir emanet olduğun kabul etmekten yüz çevirmiş
red etmiş bazısı çekimser kalmış
Merhameti Şefkati sinir zafiyeti hastalıktır diye tarif eden
Aman dan anlamayan
bir zalimin yanında zaruret dolayısıyla çalışan
Dolayısıyla Ruhunun istikalinden mahrum kalan
ve onun ağır muameleleri ile her gün Gönlü parça parça ettiren kimse Köle değil de nedir ?

İşte zekat müessesi işlediği vakit bu insanlar kurtarılır
İnsani karakterlerini ayak altına salmazlar salınmaz
Aciz kula tapılmaz Neticelerde Muhammedilerde düşmüş kalmaz

Bunun için Hazreti Ebubekir Bunları çok iyi görmüş Zekat vermeyenler islamiyetten çıkmış nazarı ile bakmış bu fenalıkları bastırmak üzere on bin kuvvet hazırlamış bunlarla cihat ederek İslam birliğini temin etmişdir
Mesela Talha bin Huveylid namındaki yalancı peygambere karşı Halit İbni Velidi koymuş cezası verilmiştir

Müseyleme namındaki yalancı peygambere karsı Ebucehilin oğlu İrkeme çıkarılmıştır
Bu orduda bulunan Hazreti Hamzanın katili Vahşi Müseylemenin cezasını verdikten sonra
Cahiliyet zamanında yapmış olduğum çirkinlikleri bu hizmetim ödeyecektir
Diye kendi kendini teselli edermiş

Şam’a Halid ibni Sad
Hudaa da Amr İbni As gönderilmiştir Fakat bu zavallı sonunu getirmemiştir
Arapların Dört cin fikirli adamından biri diye tanıdıkları Amr ibni As gösteriş ün masa budalası olmuş Muaviye ye akıl hocalığı yapmıştır ‘‘Mısır valisi olacağım’’ diye ahireti dünyaya değişmiş hatta hazreti Ebubekirin oğlunun cesedini bir hayvan derisine sokarak yaktırmıştır

Hazreti Ebubekir
zamanında türeyen İslamiyetten dönenleri
sahte peygamberleri
İslamın en büyük rüknü esasını yıkmak isteyenleri tepeledi
Müslümanlığı bütün satvetiyle ve olduğu gibi muhafazaya muvaffak olduğu gibi
O devrin en büyük milletleri arasında da İslam dinin neşrine de muvaffak oldu.






anka

Zekât, İslam'ın en büyük beş emrinden biridir.
Kelime olarak; temizlik, artmak, bereketli olmak, iyi ve düzgün olmak anlamına gelir.
Dini anlamıyla ise; nisap miktarı zenginliğe sahip olan Müslümanın Allah'ın hakkı olanlara verilmesini emrettiği
belli miktarda malı vermesidir. Veren kimseyi cimrilikten, kirlerinden ve günahlardan temizlediği ve
malında berekete vesile olduğuna inanıldığı için, kelime manası ile dini manası arasında bir bağ vardır.

Örfte, mecburi olmayan küçük bağışlar için kullanılan sadaka kelimesi de,
Kuran'da ve hadiste zekat manasında kullanılmıştır.


Zekatın hükmü

Zekat, hicretin ikinci yılında, Ramazan orucundan sonra farz kılındı,
İslam'ın beş şartından birisidir. Kuran-ı Kerim'de zekatı emreden pek çok ayet vardır.
Bunlardan birisi:

"İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler varya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler." mealindeki Bakara Suresi, 277. ayetidir.
Bu ayette beraber zikredilen namaz ve zekat kelimeleri Kur'an-i Kerim'de aynı ifade ile birçok yerde daha tekrarlanmıştir. Bu ayetlerden bir kısmı sırasıyla:
Bakara Suresi 177. ve 271., En'am Suresi 141.,
Tevbe Suresi 11. ve 60., Enbiya Suresi 73.,
Nur 37., Beyyine Suresi 5. ayetleridir.

Hz Muhammed'in de bu konudaki hadislerinden birkaç örnek:

"İslam, beş esas üzerine kurulmustur: Allah'dan baska ilah olmadığına ve Muhammed 'in Allah'ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmektir." (Tirmizi İman-3; Buhari İman-1;Müslim İman-21)

"Mallarınızı zekat ile koruyunuz. Hastalıklarınızı sadaka ile iyileştiriniz, bela dalgalarını dua ve niyaz ile karşılayınız." (Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen, Bilmen Yay.,Sy.435)


Zekatın İslam dinindeki yeri

Zekat, dinin direği olan namaz ibadetinden hemen sonra gelmekte ve birlikte zikredilmektedir. İkisinin birbirine bağlanmasının en mühim hikmeti, namazın dinin direği, zekatın ise İslam'ın köprüsü olmasidir. Namaz, dini koruyan, zekat asayişi temin eden ilahi iki esastır.

İslam'a göre ebedi saadetin başta gelen şartlarından biri olan zekat, öylesine kuvvetli bir iman azametidir ki; müminlerle kanlı çarpışmalara giren müşriklerin tevbe edip namaz kılmaları ve zekat vermeleri halinde, savaş halinin kalkacağı ve eski müşriklerin bu alametlerle birlikte müminlerin din kardeşi vasfını kazanacakları bildirilmiştir.
(Tevbe Suresi 5.Ayet; "Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah yargılayan, esirgeyendir." )

Zekatın dindeki ehemmiyeti içindir ki; Hz.Muhammed'in vefatından sonra halife seçilen Hz. Ebubekir,
zekat vermeyenlerle savaşmış ve bununla ilgili olarak şöyle söylemiştir:

"Allah'a yemin ederim ki, namazla zekatın arasını ayıranlarla mutlaka savaşacağım. Çünkü zekat malı bir haktır. Allah'a yemin ederim ki; Resulullah 'a vermiş oldukları bir deve yularını dahi bana vermezlerse, bu sebeble onlarla mutlaka savaşırım." (Ebu Davud; Zekat:1)


Zekat kime verilir

Zekat babaya, anneye, eşe, çocuğa, torunlara, babaanneye, dedeye verilmez. Amca, hala, dayı, teyze gibi akrabalara verilir. Zekat fakir ve miskinlere verilir. Fakir, nisap miktarı mala sahip olmayan kişilere denir. Miskin' hiçbir şeyi olmayan kişilere denir. Buna göre miskinler, fakirlerden daha muhtaçtır.

Zekat vermenin bir şartıda borçlu olmamaktır; borçluysan elimdeki parayla önce borcunu ödemelisin. Borçlu olana zekat farz değildir. Bir şartta zekat vereceğin mal senin olmalıdır.

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Zek%C3%A2t"'dan alındı

SWORDFÝSH

HAKK’TAN ALDIKLARINDAN NEYİ VERİRSEN,

ALLAH’IN KURMUŞ OLDUĞU SİSTEM GEREĞİ,

O GELİR SANA MİSLİ MİSLİ!

RenaultFerrari

İslam dini
en alçak herif en adi herif malının 40'ta birini bir fakire verecektir.. diyor
böyle derse ne diyebilirsin... 
bu dinin bile bile aleyhinde olan kişi kendisini dinin bahsettiği en alçak en adi heriften daha alçak daha adi olduğunu beyan ediyor demektir.. öyle değil mi.. mazeret yok zekatı duymayan yok çünkü
islamı araştırmış emirlerini incelemiş Avrapalı batılı bir Aydın şöyle demiş
ah şu müslümanlar güzelim DİNLERİNİN sadece şu emrine yerine getirselerdi..
ülkelerinde fakir kalmayacak fakir bulmak için başka ülkelerde fakir arayacaklardı...
..
İslam dininde namazı kılarız oruçu tutarız yalnız zekat vermeyiz diyenleri dinden çıkmış saymış Fahri alem
..
ne büyük din
zekat emriyle zengini fakire kardeş yapıyor
filan adam ferrari almış
ne güzel bir tane daha alsın dahada alsın nasıl olsa en aşağı 40'ta birine bana verecek
geçen sene şu kadar vermişti bu sene daha fazla alacam...

bedeni ibadetten ziyade sadece şu mali  ibadeti zekat emrini yerine getirseydi müslümanlar
ülkemizde dünyada fakiri zengine düşman yapan çirkin görüşler çıkarmıydı..

Amerikada eskiden hala öyle mi bilmem vergi %2.5tur 40'ta 1 yani...

korhankoral.com

korhan koral'dan:

Örneğin Kur’an herşeyi içten ve dıştan kuşatan bir yaratıcı güçten bahsettiği halde neden sürekli ilah kavramını kullanır? Zira ilah, anlatmaya çalıştığımız Tümel tekliği değil, tanrı kavramını sembolize eder. Ancak dikkatli bir analizle, İlah kavramının, Kuran’ın özü itibariyle, insanı bilinçlendirmek gayesiyle kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim,Kuran’da, Allah’ı tanımlamada kullanılan “Rabbu külli şey”, “Rabbul alemiyn”, “Rabbül’ meşarik’i velmağrib’i”, gibi ibarelerle anlatılan örnekler vardır ama, “İlahel’alemiyn”, “İlahe külli şey”, “İlahüssemavati vel’arz” gibi tanımlamalar  yoktur.6 Bunun anlamı Allah’ın şeyin terbiye edicisi, yönlendiricisi olduğu ancak şeye dışardan yaptırımlarda bulunan bir ilah olmadığıdır. Allah şeyi şeyin özünden ihata ettiğine göre terbiye edişi yani yine Kur’an’i bir ifadeyle halden hale sokuşu,(“Ki,siz elbette halden hale geçeceksiniz.” 84/19) yani Rab’lığı da şeyin özündendir (Rab, Allah’ın kulu yada genel anlamıyla varlıkları, alemleri terbiye edişi, halden hale sokuşu yönüne dikkat çeken ismidir.). Dikkât edilirse, Kur’an’da bir çok yerde geçen, bu tür kavramların başlarında ilah sözcüğü değil, Rab sözcüğü bulunur. Çeşitli yerlerde geçen İlâhımız, İlâhınız gibi ifadelerden sonra ise, ilahın Allah olduğu vurgulanmaktadır. Öyleyse bu gibi tanımlamalar, ilâha yani tanrıya tapanlara yapılan açıklamalardır. Onlara denmektedir ki sizin ilah bildiğiniz şey, Allah’tır. 4-5-6   Püf noktası şudur: Kur’an çeşitli anlayış düzeylerine, o anlayışların sahiplerinin diliyle hitap eder. Kur’an da bu tür insanın bakış açısına ve özellikle Kur’an’ın indiği toplumun değer yargılarına göre açıklama yapan bir çok ayet vardır ve Kur’ana yönelik şüphelerde bu ayetlerin yeterince anlaşılamamasından kaynaklanır. Çünkü Kur’an zaten tamamiyle çeşitli idrak düzeylerine hitap eden bir kitaptır. İslamiyetin tasavvufi yorumu da bunu esas alır. Kur’an’da örneğin   “Hidayetiniz kadar O’nu zikrediniz..” (2 /198) ayetiyle bu idrakin doğurduğu hidayete göre anılan Allah mefhumundan bahsedilir. Dinin idrake göre şekillenişi, Mevlana’nın şu satırlarına da yansımıştır: “Şeriat dirilerle zenginler içindir. Mezarda ölülere şeriat hükümleri tatbik edilir mi? Benlikten geçmiş, yoklukta başlarını vermiş kişilere gelince, onlar, mezarlıktaki ölülerden yüz kat daha ölüdürler.”
www.korhankoral.com
Bir başka örnek olarak şunu verebiliriz: İslamiyete göre Allah, zahir, batın gibi kavramlardan münezzehtir. Ancak ayette “Hu ve'l evvelü vel âhiru ve zâhiru vel bâtın” (57/3) “O, evvel, âhır, zâhir, bâtın'dır.” denilir. Bu, yine, mutlak gerçek olarak değil, bizim idrakimize göre Allah’ı açıklama yöntemidir. Zira her bakışta hem zahir ve hem batın olan şey, bakışın dayandığı idrak ne kadar gelişirse gelişsin, sadece o idrak için zahir ve batın sınırları değişeceğinden ve dolayısıyla zahirlik ve batınlık yok olmayacağından, olan herşey demektir. Hem zahir hem batın olmanın, varlığı hem içten hem dıştan kuşatmış olmakla ilgisi vardır. Bir keside göre, içte olan batın, dışta olan zahirdir (Örneğin zahiri maddi alem olarak alırsak, maddi alemin özü batındır. En basitinden, önceden biliyor olmasak, atomlar bile bizim için batındır. Daha önemlisi, tüm alemleri içten kuşatmış olan Allah’ın Zatı, bu kuşatmayı mekansal olarak düşünmemeye çalışalım, bizim için batındır.). Başka bir düşünce yolunda, sözkonusu kesitte bile, dışta olan batındır (Örneğin algıladığımız evrende bile, dışta, yani algılanabilir maddi alemde olmalarına rağmen, gözle görülemeyecek kadar uzak yıldızlar, bizim için batındır. Daha da önemlisi, tüm alemleri dıştan da kuşatmış olan Allah’ın zatı, bu kuşatmayı da mekansal olarak düşünmemeye çalışalım, bizim için batındır.). Ve Allah, bizzat Kur’an’ın tanımına göre, ne zahir ne batındır, o tek var olandır. Ne evvel ne ahirdir, o her an varolmuş olandır. Yani, Zâhir, Bâtın, Evvel ve Âhir diye bildiğimiz şeyler hep O’dur. Bunlar, gerçekte,  tek ve aynı şeydir. Zâhir ve bâtın diye iki ayrı şey yoktur; bu ayrılığı insan kurgular. Zirâ, zâhir- bâtın ayırımı insanın beş duyundan kaynaklanmaktadır. İnsan beş duyu ile algılayabildiğine zâhir, algılayamadığına bâtın der. Oysa daha fazla duyu sahibi olsak yada sahip olduğumuz duyuların sınırları genişlese, bizim için zahirler de batınlar da değişecekti. Allah ise, Sınırsız Sonsuz Tek olmasından dolayı zahir ve batın olmaktan beridir.4 Kunevi(18) bu konuda şunları söyler: “Hak, kulun suretinin ve dış yüzünün manasıdır. Kul ise, Hakkın manasına ve Batıni cephesine bir surettir. Ehadiyet cihetine bakınca, zahir, batının aynıdır. Batın da zahirin aynıdır. Zahir ve batın, Hakk’ın zatına ve şanına nisbetle bir suret gibidir. Tıpkı yarımın, üçte birin, dörtte birin, beşte birin, bir sayısına bağlanışı gibi.”
www.korhankoral.com

Julius Caesar

Cahiliye döneminde zekat ve sadaka bilinen kavramlardı. (Soysaldı, 1997: 138)

Cahiliye siirlerinde islenen iki önemli temadan biri cömertlik, diğeri de cesaretti.
Bunlardan ilki, cömert davranma, gerektiğinde malını sarf etme; ikincisi de
kahramanlıkta bulunma, yerinde hayatını dahi istihkar etme manalarına gelir. Bu iki
önemli dinamik, daha sonra Müslümanlık tarafından da kullanılmıs; bunlardan biri,
münfikîn=infak edenler -ki, Kur’an daha ikinci surede, "Kendilerine ihsan ettiğimiz
nimetlerden infak ederler" (Bakara, 2/3) buyurur- cemaatinin olusmasına; diğeri de
mücahidîn=dinin i'lası için canını ortaya koyanlar sınıfının meydana gelmesine
dönüsmüstür.

Yine o dönemde siirlerde salih amel fikrine atıfta bulunan pek çok sair vardır.
Bunlardan biride imru’l-Kays’dır.
“Her sey zeval bulur, fakat rabbi ve Salih ameller hariç” (Serhu Divani imru’l-
Kays, s. 259)

“Sayet mahlukat ölürse bil ki Allah ve Salih ameller baki kalır” (Serhu Divani
imru’l-Kays, s. 416) “ Azığa ihtiyacın olduğunda, Salih amel gibisini bulamazsın” (ibn
Mukbil, 1967: 150)

Görüldüğü gibi, cahiliye döneminde Salih amel fikri bulunmaktadır. Bu ameller
içinde gusül, Cuma günü yapılan haftalık ibadet, yıllık yapılan ibadet, hac, kurban,
adak, oruç v.b. ibadetler görülmekte olup, bunlar Salih ameller olarak kabul
edilmekteydi. (Dumlu, 1997: 26) Sayılan bu salih amelleri Kur’an’da da bulmamız
mümkündür.

Efendimiz (sav), cahiliye’de verilen sadakaların, yapılan iyiliklerin sevabının olup
olmadığını soran bir sahabeye, "Sen ne ile Müslüman olduğunu zannediyorsun?"
buyururlar.
iste bu çerçeve içinde, eğer cahiliye döneminde her seyi kurutan Allah bilmezlik
düsüncesi içinde icra edilen hayırlar bile bu kadar velûd ve Efendimizin (sav) ifadesiyle
kisinin islam'a girmesine vesile oluyorsa, bu anlatılanlardan iyilik, sadaka, zekat gibi
unsurların cahiliye döneminin de adetleri olduğu sonucu çıkıyor.