16.07.19/10:11

türkiye kapitalist bir ülke mi?

Başlatan lila, 22.08.05/21:24

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

lila

kriterleri düşünecek olursak;

emeğin metalaştırılması
kitle üretimi ve tüketimi
artı değer

üretim araçlarının mülkiyeti konusunda zaten bir çelişki yok.
ama yukarıdaki kriterleri gözönünde bulundurursak türkiye kapitlist bir ülke mi?

örneğin devlet politikalrı her ne kadar kırsal alanda tarımsal faaliyetleri küçük aile işletmelerinden
kitle üretimine evriltmeye çalışsa da henüz bunun gerçekleştirildiği söylenemz. hatta doğu ve güneydğu anadolu kırsallarında
kapitalizmden çok feodal yapı izleri görüldüğü söylenebilir.

bu durmda şehir ve kır ayrımı yapmak gerekli midir?


ki bu da belki bizi
işçi ve köylü ayrımı yapmaya
hatta belki marx'a ve mao'ya götürür. mü?  :)

deniz

Alıntıtürkiye kapitalist bir ülke mi?


ne münasebet   ;D

ecstasy

o yolda ilerleyen bir ülke desek.

mens cogitans

cevap basit toprakta bi üretim faktörüdür ve bu üretim faktörlerinin üretim miktarı ile  elde edilen gelirin de dağıtımı devlet tarafından üstlenilmediğine göre bu konuda bi şüphe olamaz iktisadi anlamda kapitalist bi ülkedir...İktisadi üretim faktörü açısından toprakla işçinin bi farkı yoktur..Birinin geliri rant olurken diğerininki maaş olur......

ekip6

Alıntı yapılan: Khaos - 04.12.07/17:21

ice cream Ankaradan bildirdi. :D  Ne la bu haber sunar gibi kapitalizmin gidişatını sunmuşun havadan, sudan, elektrik, fatura şeklinde. Türkiye devlet değildir bence. Devlet dediğinin kuralı ve işleyişi olur. Kanunları piyasası insanları kanun ve yürütmeliklere mecbur bırakır. Ne bileyim yaya geçidindeki trafik lambası bozulmaz devlet dediğinin, ya da o devletin halkı yol boş diye üstgeçide yürümeyi saçma bulup çevre yolunda karşıdan karşıya geçerken ölmez veya yol boş nasolsa diye kırmızı da geçmez. Devlet değil türkiye dört duvar arasında çadır hayalleri kuran tuhaf zihniyetin global gidişata kendini uydurmuş biçimi.

Üretim biçimine ve üretim koşullarına burjuvanın karar verebildiğinden emin olamıyorum. Doğru dürüst üretim yok ki karar mercii olabilsin, çoğu şey ithal. Ne oluyor o zaman? Gizli sömürge olmuş oluyor. Hayır o değil, kurtuluş savaşında sömürgeci emperyalizmi toprak mülkiyeti ve yönetim erki açısından yendiğimizden de o yüzden eminim. Yoksa tam kapitalizm e geçilmiş olurdu. Neyse biraz daha ciddi bakalım. :)

Japonya ve Almanya üzerimize daha yıkıcı olan bir savaş daha geçirdi fakat ikisi de emperyalizm e entegre oldular ve el üstünde tutuluyorlar. Yani eksikleri yok. Neden? Bir defa ikisine de ordu kurmak yasaktı yakın zamana kadar. Bundan daha büyük iyilik mi olur bir devlete daha doğrusu o devletin sınırları içindeki halk'a? Polis var asker yok. Polis mi darbe yapacak? Savaş kurallarına göre zaten darbe de yasak borçlu çıkmışın, savaşın faturasını ödeyecen. Üret dur. İşgücü ara her yerde, işçilere hak tanı dış ülkelerden gelip işçi olsunlar, durmadan sanayi gelişsin,orduya kanalize ettiğin tüm ağır sanayi ihtiyaçlara yönelik üretim konularına kanalize olsun. Japonya elektronik de Almanya tıp teknolojisinde uzman konumuna yükselsin ve biri uzakdoğudaki diğeri avrupadaki yeniden yapılanmanın lokomotifi olsun.

Türkiye de ne oldu? Hiç. Mevcut üretim kapasitesi düşük olduğundan bir iki sanayicinin kırmızı pasaportu oldu ve bunun dışında iç pazar üretimine yönelik temel ihtiyaçlar bu holdinglere dağıtıldı. Örneğin aralarında anlaşmadan önce siz hiç Sabancının otomotiv, ev makinaları ya da kimya sektörüne yöneldiğini, eczacıbaşı nın yine kimya dışında bunlara, Koç holding in gıda üretimine giriştiğine şahit oldunuz mu? Hayır. Diğer ana üretim yani patent üretimine de dayalı sanayi direkt dışardan satın alınıyor zaten ve hooop orduya hepsi. Düşman çok sorun çok, Sınırlarımızı ve iç güvenliğimizi ABD veya İngiltere yapmıyor ki bağımsızız işte Japonya ya da Almanya gibi yenilmiş değiliz.

İşte emperyalizm budur. Kendinden bağımsız olanı yok eder zayıf düşürür. Ambargolarla pahalı ithalat yapmaya zorunlu bırakarak borçlandırır. Onun işçisi değil isen daha kötü şartlarda özgürlüğünün tadını çıkar hadi bakalım. Türkiye bağımsız yendik ingilizleri, döktük yunanı denize. Neden yendiğimiz iyi durumda hep?

Yanlış anlaşılma olmasın ben demiyorum ki manda olsaydık,keşke yenilseydik. Bir durumu açıklığa kavuşturmaya çalışıyorum Türkiye nedir kapitalist midir diye sorulduğundan. :D Çünkü emperyalizm analiz edilirken bile halen yerel devletler bazında düşünülüyor her nedense. Üretim tüketim ilişkisi açısından yorum yok. Üretim araçları diyince hemen tepki "Marksist misin, bölücü müsün" 2000 sayfalık Das Capital'in Türkçe çevirisinde etnik kelimesini veya anlamdaşlarını aratırsanız tek kelime çıkmaz halbuki. (Denedim ve zaten alakasız) :D Nasıl bir beyin yıkama ise artık bu durum; hala herkes devletlerin haklılığı gibi kavramlarla yaşam biçimini sorguladığını zannediyor. Devlet legalize hırsızlık örgütüdür ve pek tabii ki belli bir toprak parçasındaki her türlü üretim biçimini ve insan gücünü emperyalist sermayenin arzuları dğrultusunda kanalize etmek zorundadır. Sosyalist denilen ülkeler bu antlaşmayı fesh etmiş olanlardır öcü gibi korkulan  sosyalizmin olayı parti nin uluslararası ticaret yasalarını ve mülkiyet in mutlak kişilere aitliğini tanımıyor oluşudur bunun dışında bir anlam ifade etmez aslında.
O yüzden de kendi kurallarını koyar ve emperyalist ambargo hatta savaş zorunluluğunun neticesinde tek başına kalmış bir sol devlet halkına karşı aynı baskıyı kurmaya mecbur kalır. Ta ki hareketini emperyalist yayılmacılıktan çok daha hızlı ve atak olarak tüm dünyaya yaymaya kalkışmadıkça. Dünyanın bir bölgesini ya da ulusunu bu sistemden muaf tutmak mümkün değildir. O yüzden sosyalist devletler, daha ilk kurulduklarında ambargoda ve taciz de emperyalizm in yumuşaması beklentisi içersinde emperyalizm ile anlaştığı anda bu savaş kaybedilmiştir o an. Tüm devrim çöpe atılmış, ölenler boşa ölmüştür.  Rusya da devrim olmaz, Amerikada da olmaz. Hiç bir yerel bölgede anti kapitalist devrim olamaz ve başarı kazanılamaz.

Bu bir savaştır ve emperyalizmin savaş ve sömürge sistemi olduğunu tüm halk lar farketmeden Dünyanın bir bölgesinde kurulacak herhangi alternatif üretim tüketim ilişkisi o bölge halkını kesinlikle sıkıntıya sokacak,kazanımlarını kaybetmek istemeyen sosyalist isimli devletler bundan korunmak için baskıcı polis devletlerine dönüşmek zorunda kalacaktır.

Bu baskıcılık kısmı da görecelidir ayrıca. Örneğin Küba da ne tür bir baskı vardır? İran dan daha mı fazladır Küba daki baskı? İran emperyalizmin bir üyesi olduğundan öyledir.(şeriat)  Küba ise kendisine uygulanan taciz ve ambargo nedeniyle. Bu devletlere hem zorunlu ambargo uygulanıp hem de demirperde denilir halbuki demirden perde emperyalizm e aittir. (Yine de 11 eylül sonrasında resmi olarak birleşik devletlere ilk yardım önerisi yapan ülkedir Küba, halbuki ABD hikayeden şüphelenince elinde kanıt olmadan gidip Havana yı bombalayabilir. Libyayı da bombalar, gerekçesiz kıllandım Kaddafi den tuhaf konuşuyor, ağzında sol söylemler geveliyor bu bir uyarıdır diye. Vietnam a bodoslama dalar solcuları iktidar yaptılar demek ki baskı geldi diye ona ne ise. Irak a İran a girmek için ise uyduruk bir gerekçe lazımdır çünkü onlar kapitalisttir; yani emperyalist örgütün anlaşmalı üye devletleridir kapitalist devletler. ) İşte bu emperyalist yayılmacı politikanın legalliği karşısında alternatiflerinin terör olarak değerlendirilmesi yine emperyalist sömürgeci devletlerin aldığı kararların toplamıdır.

Bu noktada Türkiyeden istenenler bellidir. Mevcut hükümetler aslolan görevleri olarak bunu benimsemeden hiç bir antlaşmada taraf olamazlar. Ne sanayiciler, ne tüccarlar, ne turizm sektörü ne de diğer ekonomik ilişkilerde. Hali hazırda varolan borçlar ve dışa bağıımlı üretim-tüketim dengesi az gelişmiş Türkiye gibi orta derecede iş ve nüfus gücüne sahip devletleri içinden çıkamayacağı bir kapana kıstırır. Zaten 1933 den sonra Almanyada aşırı yükselen faşizmin ortaya çıkışı da tam bu noktada işleve sahiptir. Ekonomisi 1. Dünya da kaybetmiş olduğu kayıplar ve 1929 ekonomik bunalımından sonra tamamen iflas etmiş bir Almanya nın tek çıkışı; tüm borçlu olduğu global emperyalizme topyekün savaş ilanıdır. Tabi bunu sosyalist olarak yapamaz, çünkü sefaletten yaşama olasılığı tehdit altına girmiş halk ı buna ikna etmek için umut değil düşman bulması lazımdır. Aynı dönemde Nazilerden kaçabilen, (kaçırılan) tüm silah sektörü Amerikaya göçüp orada örgütlenmiştir yeniden. Batının tüm üretim tekniği ve teknolojisi yeni kıtaya kaçmıştır. Böylece olması gereken son hamle ile sonuçlandırılmış, kuklanın (Adolf Hitler) ipi kesilerek aniden iki kutuplu süper devletler, sözde dengesi dönemi başlamıştır.

Bunlar nasıl süper devlet oluverdi birden? Hadi Amerika belli bir şey, emperyalizmin sığınağı oldu. Hitler in en acımasız kurbanı olan Rusya ne alaka, ki 2.Dünya savaşında en büyük insan kaybı orada yaşanmıştır. (21 milyondan fazla ölüm. Almanya da dahil  tüm avrupadaki kayıbın toplamı kadar. Bunun suçlusu Stalin değil,emperyalizmdir. Oyda her nedense Stalin in devrim karşıtı diğer büyük hataları yüzünden bu da üzerine atılmaya çalışılır hazır kurbanlar bulunmuşken.)

Ayrıca Danzig anlaşmazlığına dek Avrupa Hitler le Çekoslovakyadaki alman nüfüs bölgesini Çekoslovaklara sormadan Almanyaya teslim dahil sürekli anlaşmalar imzalamıştır. (Tamamen tezgah) Savaş biter Almanyanın 1. dünya savaşından sonra elinden alınmış uzak doğudaki eski sömürgelerinin bekçisi japonya da taraf değiştirip almanya ile ortaklığında yenilir, (japonya ya Atom silahı darbesi göz dağının bu teknolojiyi 3 yıl sonra geliştirebilen Sosyalist Rusya ya olan gözdağı dışındaki diğer nedeni de muhtemelen bu taraf değiştirmedir.  Sömürgelerle gelişmiş japon sanayisi anlaşmayı bozmuştur. Almanya yenilgiyi kabul ettiğinde Japonya da hemen teslim olmuştu. Fakat resmi olarak bu arzu reddedildi. Resmi Amerika ve batı tarihi sanki bu dehşet katliamı savaşı sonlandırmak için yapmış gibi yutturmaya çalışır. ) Almanya yenilir Rusya da süper devlet olur hem de sosyalist rejim altında ambargoya rağmen. Nasıl?

Çok basit. Amerika teknolojik kökü kendisinde toplarken Rusya da yeraltı kaynaklarını işgücü ile harekete geçirdi. Rusya yı savaşa kadar ve savaş sonrasında yükselişe çıkaran tamamıyla işgücüdür. Yoksa ne ekim devrimi devam edebilir, ne de tek devlet olarak varlığını 75 yıl daha sürdürebilirdi. Bu ise 3. Dünya savaşıdır ve resmi savaş ilanları olmadan sürmüştür. Ancak sonuç olarak olması gereken yine olmuş ve Sosyalist rejim, Emperyalizm gibi zorunlu bağ kuramadığından dağılmıştır. Hem kendi arasında hem de kendi içinde, çünkü bu bağı zorladığı oranda katı rejim e yani içe kapalı tekil devlet kapitalizmine dönüşmekten kendini alıkoyamaz. Küçük bir kışkırtma etnik başkaldırılara neden olacaktır ihtiyaçlar karşılanamıyorsa. Üretim araçlarının bu noktada burjuvanın yerine geçmiş parti bürokratlarının denetiminde olması işe yaramaz tersine durumu daha da ağır ve karmaşık,bürokratik bir hale sokar.

Kısacası politik arenada, Marksizmin ve sonrasındaki Lenin in savaşımının, uluslararası devrimci örgütlerin, Marks ın çıkarımları ile de doğrudan ilişkisi mevcut değildir. Çünkü tüm bu olaylar emperyalizmin yeni pazar ve cepheler oluşturmakta zaten ihtiyaç duyduğu stratejilere yeni olanaklar tanımıştır. Devletlerin ömrünü uzatmıştır.

Türkiye ise bunun dışında tutulamaz. Dahası Rusya da her zaman kapitalist di. Para nın ve artı değer in üretim ve dolaşımı kapital den para dan hareketle kapitalizm olarak adlandırılır. Dolayısıyla sosyalist devletler de Marks ın kapitalizm tanımına ki hala sol u da sağ ı da bu tanımda anlaşmış durumdadır, kapitalist dir. Kapitalist üretim-tüketim ilişkisinin olmaması için artı değer dolaşımı ve paranın olmaması gerekir. Bu noktada sosyalist ideolojik anlayışın umudunu doğal komünizmin geri getirilmesine bağlayıp, kendi siyasal varlığını ara aşama olarak görmesi de hiç bir şey değiştirmez. Devlet her şekli ile devlet dir. Ve yapısı gereği kontrolü elinde tutması ve olacakları planlama noktasında salt kendi otoritesini koyacağından, Fransız devriminden 200 yıl  öncesinde devlet feodal midir diye sormak ne kadar saçma ise, Hiç bir artı değer dolaşımının yok edilemediği günümüzde herhangi bir devlete kapitalist midir diye sormak da o derece saçmadır. Sadece aşamaları farklıdır. Küba kendi kendine kapitalisttir, ABD en büyük sermayenin sözcüsü ve uygulayıcısıdır. Diğerleri de bu pazarda yer arayan diğer kapitalist devletlerdir. Sosyalizm bir umut olarak burjuvayı reddetse de bu mantık dışıdır. Yönetimi reddemeyeceği için kapitalist olmaktan da kurtulamamıştır,kurtulamaz.

Biri Türkiye kapitalist midir diye mi sordu ben mi yanlış gördüm? :D

Khaos

ekip6

Alıntı yapılan: tanya - 04.12.07/17:46

KAPİTALİST DEVLET
En özet ifadesiyle, kapitalist devlet, kapitalist üretim ilişkilerini korumak ve yeniden üretimini gerçekleştirmek için, burjuvazinin işçi sınıfı ve diğer ara sınıflar üzerindeki baskı aracıdır.

Kapitalist toplum sınıflardan oluştuğu ve sınıf mücadelesi sürekli varolduğu için, üretim araçlarının sahibi egemen sınıf olarak burjuvazi, kendi varlık koşulu olarak kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerini korumak ve sürdürmek zorundadır. Bunu, toplumsal ideolojik ve siyasal egemenliği ile sürdürür. Sistemin bütün dokularına işlemiş kurumları ve gelenekleri ile ideolojik olarak sömürüyü gizleyerek varolan mülkiyet ilişkilerinin herkesin yararına olduğunu sunar ve ‘rıza’yı sağlarken, esas olarak zoru içeren siyasal iktidarı devlet ile egemenlik sisteminin işleyişini sağlar ve cisme kavuşturur. Burada ideoloji aynı zamanda devletin zorunu ve sınıf yapısını gizleyen bir işlev de görür.

Bunun için asıl olarak burjuva iktidarının cisme büründüğü devlete karşı yürütülen siyasal mücadeleden, ideolojik mücadele de ayrılmaz ve önemli bir yan olarak yürütülmelidir. Bu yazı itibariyle sadece devlete ilişkin değinmelerle sınırlı olacağımızdan bu yana değinmeyeceğiz.

Kapitalist devletin, burjuvazinin siyasal egemenlik aracı olmasının ötesinde değinilmesi gereken yanı, kapitalizmin kendi yapısından kaynaklanan karmaşıklığıdır.

Kapitalizmde burjuvazi siyasal iktidarını ulusal devlette gerçekleştirir. Feodalizme karşı mücadelesinde dağınık haldeki kırsal nüfusu kentlerde toplamış, üretim araçlarını merkezileştirmiş ve mülkiyeti birkaç elde yoğunlaştırmıştır. Bu da doğal olarak politik merkezileşmeyi sağlamıştır. Bu politik merkezileşme, eşitlik ve özgürlük şiarı altında burjuvazinin çıkarlarının ulusal çıkar olarak genelleştirilmesiyle, ulus ve ulus devlette sağlanır.

Bundan sonra, kapitalist devlet kapitalizmi korumak için işçi sınıfı üzerinde bir baskı aracı olmasının yanı sıra, yukarda değindiğimiz gibi kapitalizmin bekası için kapitalist üretim ilişkilerinin yeniden üretiminin gerçekleşmesini de sağlamak zorundadır.

Bilindiği gibi, kapitalizmin doğası gereği, artıkdeğerin değerlenmesi başka yerde üretilen artıkdeğerin varlığını gerekli kılar, bu da esas olarak kapitalizmin, tek bir sermaye olarak değil, birbirleriyle ilişki ve çelişki halindeki birden fazla sermaye biçiminde varolmasını gerektirir.

Burjuvazi arasındaki rekabet ve ‘savaşım’ ile sermaye birikiminin sürdürülmesi arasındaki çelişkiyi çözmek de kapitalist devlete düşer. Burada, kapitalizmin genel çıkarı, devlet açısından her şeyin üstünde gelir ve genel çıkar burjuvazinin tek tek özel çıkarları tarafından tehdit edildiğinde, bunları engellemekle de yükümlüdür. Bu açıdan devlet aynı zamanda burjuvazinin değişik kesimleri arasında doğrudan bir mücadele alanıdır.

Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’da söyledikleri gibi kapitalizmde, “modern devletin yürütmesi bütün burjuvazinin genel işlerini yöneten bir komiteden başka bir şey değildir.” Anlaşılacağı gibi, buradaki tanımda genel işler kavramı özel işleri, bütün burjuvazi kavramı da tek tek burjuvaları varsayar. Buradan da kapitalist devlet için yeni bir kavram ortaya çıkar ‘özerklik’. Çünkü devlet belli bir özerkliğe sahip olmadan bu işlevini yerine getiremez. Burada burjuvazi içindeki mücadelede burjuvazinin değişik kesimleri devlet içindeki egemenliklerini geliştirirler.

Devletin özerkliğinin ve burjuvazinin iç mücadelesinin sınırları ise kapitalizmin ekonomik temeli ile sınırlanmıştır. Bu anlamıyla da bir zorunluluk olan özerklik kapitalizmin sınırları içerisinde kalan görece bir özerkliktir.