17.07.19/06:32

Popülizm ve siyaset

Başlatan deniz, 29.09.05/22:14

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

deniz

Popülizm ve siyaset



Popülizm, Batı dillerinde halk anlamına gelen peuple ve -cılık ile karşılanabilen -izm kelime ve eklerinin birleştirilmesiyle türetilmiş bir kavramdır ve sözlük anlamı itibarıyla Türkçeye "halkçılık" olarak çevrilebilir. Ancak popülizm naiv biçimiyle halkçılık (veya halktan yana olmak) anlamına gelmemekte, halk üzerinden iş yürütmeyi ifade etmektedir. Bir başka deyişle manipülatif bir hareketle halkı bir düşünceye veya eyleme basamak yapmaktır.

Günümüzde peuple kelimesiyle türetilmiş pek çok kavram kullanılmaktadır. Bu kavramların çoğu, başına halkça veya halka ait anlamlarına gelen "popüler" kelimesinin getirilmesiyle elde edilmektedir. Popüler kültür, popüler sanat, popüler medya örneklerinde olduğu gibi. Ne var ki buradaki popülerlik halka ait anlamına gelse ve mesela popüler kültür, ilk bakışta üstteki resmi/entelektüel kültüre karşılık alt katların kültürü anlamını taşıyor gözükse de, popülerlikle nitelenenlerin hiçbirisi halkı öncelememekte; bir şeylerin halka empozesini meşrulaştırmaya, özellikle de kapitalist eksenli tüketim kültürünü yaygınlaştırmaya yaramaktadır. Onun içindir ki bu konudaki araştırmacıların ortak kanaati popüler kültürün bir kapitalist üretim olduğu, öncelediği şeyin de insan kesitleri değil, ekonomik dönüşüm olduğudur. Kısacası popüler olan pek çok şeyin halkla ilişkisi, onun sırtını sıvazlamaktan öte bir anlam ifade etmemektedir. Esasen daha önce bir aydınlanma ürünü olarak kullanılan "halkçılık" da halk adına yapılan bir seçkincilikten ibaretti.

İşte adresi halk, ama temsilcisi seçkinler olan popülerlik tam anlamını bir meslek ekiyle de pekiştirilmiş şekliyle popülizmde bulmaktadır. Buna göre popülizm, halka şirin görünerek (sakala göre tarak vererek) işi götürmek demektir. Burada önemli olan rasyonel bir işlem olarak verim veya etiksel olarak hakkaniyet değildir, genel geçer bir şey yapar gözükmek ve takdir almaktır.

Popülizm, ekonomik, dini, siyasal, hemen hemen toplumsal hayatın bütün alanlarında kendini gösterir. Meselâ halka veya gözüne kestirdiği çevrelere şirin gözükmek amacıyla kameranın önünde ve arkasındaki konuşmaları farklı olan bir din bilgininin tutumu, söylediği şeylerin doğruluk düzeyi ne olursa olsun bu bir popülist din anlayışıdır. Yine meselâ toplumun asgari dini ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda hiçbir düşüncesi ve projesi olmayan ve hatta böyle bir ihtiyaca inanmayan bir siyasal partinin, seçim kampanyasına ülkedeki meşhur yatırlardan birisinin mezarı başında düzenlenen bir dini törenle başlaması, törenin içeriği, din ya da siyasete uygunluğu ne olursa olsun, popülist bir siyaset örneğidir.

Belirtildiği üzere her alanda geçerli olmakla birlikte popülizmin en etkin olduğu alan şüphesiz siyasettir. Çünkü nüfuz kurmaya yönelik her türlü eylemin bir siyasal içeriği vardır. Çoğu kere de bu popülist siyasal tavır kendini duruma göre konuşma ve eylem belirlemede gösterir. Bunun tipik örneğini S. Demirel'in başörtüsü ile ilgili son bir konuşmasında görmekteyiz. Kendisini ziyaret eden bir grup demokrat kadınlar grubuna "başörtüsü yasağının pek mantıksız olduğunu, başı açık kapalı kadınların bir sorununun bulunmadığını ve böyle bir uygulama ile mücadele edilmesi gerektiğini!" söylemiş. İşte popülizm hem en aktif haliyle başörtüsüne karşı olmak, hem de demokrat görünebilmek için bu sözleri söyletebilmektir.

Buraya kadar yapılan genel değerlendirmeler açısından baktığımızda Türkiye'de başta siyaset alanı olmak üzere bir popülizmin yaşadığını söyleyebiliriz. Ne var ki pek çok konuda olduğu gibi Türkiye'de popülizm de kendine özgülüklerde yeniden üretilmiştir. "Türk usulü" diyebileceğimiz bu popülizmin en temel esprisi de halk üzerinden hareket etse bile bir devletçilik niteliği taşımasıdır. Daha sade bir anlatımla burada sırf seçkinler halka şirin görünmek için uğraşmıyor, değişik kesimler merkeze uygun hareket ettiğini göstermeye çalışıyor.

Bu popülist devletçi siyasete göre her şey devlet içindir. Bu çerçevede sadece toplum dışılığı değil, yanlışlığı bile açık olan nice icraat ve karar devlet adına meşrulaştırılmakta ve vatandaşa milliliğin ve vatanseverliğin ölçüsünün buna verilebilecek destekte olduğu söylenmektedir. Zamanla da bu empozeler, yegane doğrularmış gibi gözükmekte, sağlıklı bir kamuoyu oluşum ortamı kaybolmaktadır. Esasen buradaki devletten yanalık vergi vermek, askerlik yapmak gibi somut görevlerden daha farklıca bir şeydir ve çoğu kere durumdan vazife çıkarmayı gerektirmektedir. Popülist mantık her şeye hakimdir: Yasamanın yasası, yürütmenin kararı, yargının hükmü bu popülist mantığa uymak durumundadır. Üstelik oluşturulan söylem irdelenemez.

Tabii burada anlatılmak istenen, devlet ve kurumları adına ortaya konan her türlü içselleştirme değildir, bunun popülist çerçevede yapılış biçimidir.

Ülkemizde her kesim bir biçimde popülist siyasetin bir parçasıdır. Milliyetçilik gibi bazı kesimler bunu bilerek yapmakta ve böylece kendini daha iyi konumlandırabileceğini düşünmektedir. Bazı kesimler farkında olmadan kendini bu popülist tutumun içinde bulmaktadır. Bazıları ise ilkece popülizme katılmak istemese bile hissettiği gizli bir baskı ile kendini bu mekanizmanın dışına çıkaramamaktadır. Çünkü popülizm çoğu kere bir hegemoni ile beraber yürümektedir.

Velhasıl popülizm bir toplumun siyasal hayatının önemli sorunlarından birisidir ve Türkiye bu oluşumun tipik örneklerinden birisini yaşamaktadır.

Doç. Dr., SÜ öğretim üyesi, sosyolog maydin@hay.net.tr

09.05.2002

ekip6

Alıntı yapılan: asya - 02.01.08/13:05

Bu yazıyı okuduğumda ya da popülizmden söz edildiği herhangi bir anda ilk aklıma gelen Demirel ve CHP'li Sarıgül geliyor. Sarıgül'ün seçim dönemlerinde Cuma namazlarını kaçırmadığını, Alevilerle de çok yakın ilişkilerde olduğunu hatırlıyorum her defasında.

Ama biliyorum ki, siyasetçilerimizin hemen hemen hepsinde bu şirin görünme çabası, ikiyüzlülük var. Seçim döneminde halkın içinde, bittiğinde ise onlardan kopuk, koltuklarını ve malvarlıkların sağlamlaştırma peşindeler.