20.07.19/11:20

Müzik Teorisi

Başlatan LegendofAnatolia, 05.04.08/23:00

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

LegendofAnatolia

Dream TV'de falan yeni bir grup çıktı. arada denk gelirken kafamda bir fikir oluştu.

Gotik alt kültürün merkezini tanımladığımı sanıyorum. Bu tarz müziklerin hepsi yani içinde karanlık ezoterizme göndermeler bulunduran böyle karanlık gizem kapılarını aralayan müzikler... Bu bu tarz grupların hepsinin kuzey yarım küreden çıkması ve çoğunun iskandinavyada olması tesadüf olamaz.

Bu tam anlamıyla post-modern dünyanın yabancılaşma sürecini anlaatan bir tarz. ailke ilişkisi, komşuluk ilişkisi vs'nin çökmesi. Özgürlük adı altından kişinin çevresiyle hatta kendisiyle olan bağlarının kopması. Yani 19yy resamlarının bazıları da "yabancılaşma" temasını ele almış. Burada sanki aynı temanın işlenmesi ve çığlığın sanki can çekişmeye, tamamen kaybolup nihilizm çukuruna düşmesi durumu, yokluğun karadeliğe dönüşmesi gibi bir şey var. ya da ben öyle var sayıyorum ve insanlara bu "tarz"'ın hitap edebilmesi de bence buna dayanıyor.

Rock'n'roll dönemin tutucu anlayışına başkaldırı olarak hareket ve çoşku dolu bir başkaldırış olarak nitelendirilir. Daha sonralardaki Punk akımı tüketim toplumuna siyasi bir baş kaldırış olarak biraz da önceki ekolü takip eden bir akım olarak önümüze gelir. Gotizm yine bu punk akımından evrinleşiyor. Ama burada ümit yitirilmiş. herşey karanlığa gömülmüş ve amcam kendini yok olmaya terk etmiş. ve ilk hareketin zıddı "olmama" konumunda bulmuş...

diye bir gözlem ya da varsayım ya da o tarz bende bu çağrışımı uyandırıyor.

Özet aşırı bireycilik ve yabancılaşma insanları hiçliğe yönlendiriyor.

gzgn

BUGÜNÜN İSKANDİNAV MÜZİĞİNE BAKIŞ


İskandinav müziği dendiğinde, bu tarz adına sözü geçen üç ülkeden; Norveç, İsveç ve Finlandiya’dan söz edebiliriz. Danimarka ve İzlanda, müzikal duruş ve biçimce bu denli “kuzeyli” değildir. Bu müzikleri derinlemesine incelediğimizde müziğe en büyük etkinin coğrafi yerleşimleri olduğunu, ancak yönetim ve yaşayış şekilleri dolayısıyla da oluşmuş olan genel bir kültürün müziklere olan ciddi etki ve katkılarından bahsedebiliriz.

Hemen hemen bu üç ülkenin de nüfusunun çoğunluğunu kadınların oluşturması ve üstü kapalı birer kadın egemen toplumda yaşamaları; buna ilave olarak ya çok yüksek ya da denize çok yakın yerlerde yaşam bölgeleri oluşturmuş olmaları sebebiyle doğayla olan iç içeliğin yanında çok fazla yağış ve soğuk olan bir iklimle birlikte uzun süren kışların (ve dolayısıyla kimi zaman günde sadece 2-3 saat görülen güneş ışığı) etkisiyle müziklerinde karanlık bir his sıkça deneyimlenebiliyor.

Tıpkı ada ülkelerinde olduğu gibi –çok benzemese de- bu ülkelerde birçok yerel vurmalı çalgıya rastlamak mümkün. Ancak;  bu ülkelerde yapılmış ve halen yapılmakta olan hemen her “yerden etkilenmiş” müzikte sıkça ‘çok sesliliğin’ kullanıldığını görmek mümkün. Bugün Avrupa’nın en büyük rock ve metal organizasyonlarının yapıldığı şehirlere sahip olan bu ülkelerde, bu müzikler de dahil olmak üzere hem enstrümanların hem de birden fazla vokalin kullanımıyla oluşan çok seslilik rahatça göze çarpmakta.

Yönetim biçimi olarak sosyalizmin hüküm sürdüğü bu “nordic” ülkelerin, daha çok refah devleti olarak tanımlanmasının sebebi de sosyalizm ve kapitalizmin oldukça düzenli bir şekilde füzyonlanmış ve uygulanabilir olmasıdır. Bu sebeple bu ülkelerin müzisyenlerine müzik yapmak için sosyal müzik alanı haline getirilmiş birçok olanağa rastlamak mümkündür. Bu denli rahat yaşanan bir ülkenin bu yaşayışla, köklerine bağlı kalarak “kendi müziğini” yapabilir olması da çok normalleştirilmiş oluyor.

Bunca rahatlığın içinde de başkaldırının, hoşnutsuzluğun ya da tepkinin yer aldığı müziklere rastlamak oldukça güç. Daha popülist bakışlarla yapılan müzikler daha sık bulunuyor. Tarihsel süreçte klasik müzikte sıkça adı geçen bu ülkelerin zamanla bu müzikten kopması ve bugüne gelindiğinde çok farklı bir yerde olması, krallık rejiminden bugünkü rejme geçiş de göz önüne alınırsa çok daha anlaşılır oluyor.

Ayrıca bu İskandinav kültürlerinin özellikle kaybetmiş oldukları bir anlayışları da folk dansçıları. 50 sene öncesine kadar pek çok folk dansçısı yetiştiren ve yerel dansla müziği bir arada koruyan bu kültürlerde artık bunun izlerine rastlamak pek mümkün değil. Eğitim ve öğretim anlayışları diğer komşularına benzese de, bir takım hatırı sayılır farklılıklar göstermektedirler ve bu farklılıklar kültürle birlikte birbirleriyle reprodüksiyon içindedirler. Bu da dolayısıyla ülkenin müziğe bakışı ve müzik anlayışında da kendini göstermektedir.

Medya araçlarının bu kadar yaygın olmadığı zamanlarda, Avrupa’da ülkelerin popüler müzik konusunda kendilerini geniş bir arenada gösterebildikleri bir numaralı organizasyon olarak gösterilen Eurovision Müzik Yarışması’na bir çok defa katılan bu ülkelerin bu yarışmada oldukça ciddi bir başarıları da bu “kültür yenilenmesi” ve adaptasyondan geçiyor. Finlandiya’nın ise bir çok konuda diğerlerinden geri kalmasını (bence oldukça göreceli bir başarısızlıktan söz ediliyor) ise İskandinav müzikologlar;  Norveç ve İsveç’teki eğitimin “daha da batılı” olmasına bağlarlarken, Finlandiya’daki sosyalleş(eme)me probleminin eğitim anlayışıyla birleşmesinin müzikteki yansıması olarak açıklıyorlar.

Artık bugüne geldiğimizde diğer Avrupa ülkeleri için, Rock ve türevi müziklerin farklı bir biçimde yorumlanıp sunulduğu ülkeler görünümünde olan bu ülkeler, özellikle yönetimin (biraz da zorunda kılan) rejimiyle çok daha popüler tür ve tarzlara yönelmiş; coğrafi koşulların psikolojik sonuçları sebebiyle de daha “karanlık” ve “soğuk” sound’larla dinleyici bulur hale gelmişlerdir.

santralmuzik.com
yukaridaki sebepler disinda iskandinav ulkelerinde yuzolcumu ve nufus yogunlugu oraninin birhayli dusuk (bunalimlara neden olabiliyor, komsuluk pek yok) ve ekonomik durumlarinin oldukca iyi olmasindan dolayi yasanan doymusluk hissine istinaden karanlik soundlara yoneldiklerini dusunuyorum.